Kendi halinde bir deneme
yahu şimdi bunu eklerken bile ellerim titriyor ilk defa yazdığım bir öyküyü böyle paylaşıyorum...Okuyun işte:
OTOBÜS
Bardaktan boşanırcasına yağmur yağıyordu.Adam,kafasını otobüs gişesinin camına dayamış öylece yağmuru seyrediyordu.Verdiği her nefesle görüntü biraz daha buhulanıyor bulutların şekli değişiyordu yüzünde ilk kez lunaparka giden bir çocuğun ifadesi vardı.Kolay mıydı?İstanbula gidiyordu,koca bir şehire ismini hep duyduğu ama kendisini pek bilmediği bir şehire gerçekten de isminden başka pek birşey bilmezdi şehirdi işte onun için önemli olan çalışmak para kazanmakatı.Para kazanmalıydı onun eline bakan bir aile bırakıyordu geride babası öldüğünden beri tüm yük onun omzuna binmişti annesi iki kız kardeşi sürekli sefalet içindeydiler ailevi bir gelenek gibiydi bu babası da çok sefalet çekmişti onun babasıda hiç birzaman toprakları olmamamıştı hep başkaları için çalışmak onların ağız kokularını çekmek zorunda kalmışlardı babasını birkez olsun temiz görmemişti hep terliydi hep pis kokardı nasırlı elleri bir taş kadar sertti ancak yine de saçlarını okşadığında değişik hissederdi kendini,bu koca pis adamın içinde sevginin barındığını anlardı.İşte tam bunun ayrımına vardığı zamanlarda o da başlamıştı çalışmaya başlarda babasının yanında tarlalara gidip gelmeye başladı babası çok yere giderdi bazen tarlalarda bazen koca şehirlerde inşaatlarda bazen hiç iş bulamaz işportacılık yapar,bulaşıkçılık yapardı işte tüm bunları yaparken yanında oğlunu da götürüyordu amacı ona baba mesleğini öğretmekti.Aslında buna tam bir meslek denemezdi amaç herhangi bir meslek grubuna girmek değil para kazanabilmekti aslında(tıpkı babası gibi) hiçbir işi hakkıyla yapamazdı ancak hepsinden anlar,nasıl yapılacağını bilirdi işte babasıyla gezdiği şehirlerde öğrendiği buydu...
Düşünceler aklında oynaşırlarken boğazındaki acı tadı hissetti,acıkmıştı...Midesi gurulduyor,elleri uyuşuyordu insanın aç olduğunu farkedince daha da acıkması ne garip şeydi.Dışarıda yağan yağmura aldırmadan gişeden çıktı ve karşıdaki büfeye doğru koştu büfenin camında:
TOST:1 LİRA
EKMEK ARASI DÖNER:2.5 LİRA
KOKOREÇ:2 LİRA
KÖFTE:2 LİRA
ÇAY:0,5 LİRA
Şeklinde upuzun bir liste sıralanıyordu onu ilgilendirim kısım yemeklerin olduğu kısım dı.Dikkatle inceledikten sonra büfeciye dönüp:
-Abi bana ekmek arası köfte yapsana
-Tabii
-Acısı bol olsun ha! Diye uyardı sonra adamı
Koca bir parça aldı ekmeğinden iştahla çiğniyordu şimdi ağızındaki bu koca ekmek parçasını üzerine tüm kuvvetiyle yağan yağmur pek de umurunda değildi artık ailesini veya ölü babasını da düşünmüyordu elindeki ekmeği bitirene kadar büfenin kenarında öylece durarak yemeğini yedi bittiğinden büyük bir iştahla ağzını şapırdattı sonra elindeki kese kağıdıyla ağzını sildi,hala diliyle dişlerine sıkışmış köfte parçalarını temizliyordu dişler önemliydi güzel gözükmeliydiler.
Saat gece onbir olmuştu bir saat sonra otobüsü kalkacaktı yavaş yavaş otogara doğru yürümeye başladı aklında çok birşey yoktu yürüyordu işte insan sürekli düşünemezdi düşünmemek ona daha saf olma imkanını verirdi bir süre gözlerini kapayıp durmalıydı,insan,o zaman bambaşka birşey hissederdi yüreğinde onu kendisinden alan birşey,elinizle dokunamayacağınız,tertemiz,yalın bir duyguydu bu...-ismi konulamazdı buna-İşte o da bunu yapıyordu ve o da ismini koyamıyordu bu duygunun ama çok güzel bir histi ruhunu kaplayan,sessizce ilerliyordu içinde kendisini bir gül bahçesinde düşündü alabildiğine uzanıyordu kocaman ayçiçekleri sarmıştı her tarafı derin bir nefes aldı çiçeklerin tüm kokularını içine çekmişti sanki içinde coşan bir tutku vardı.Gökyüzünü o hoş yavruazı renginden yakalayıp çekmek,öpmek istiyordu kendisini toprağın üzerine bırakmak,şarkı söylemek istiyordu tüm dünyanın yükü kalkmıştı sanki üstünden şimdiye kadar hiç görmemişti böyle bir güzellik çırılçıplaktı sanki kimse yargılamıyordu onu,geride onu bekleyen,bakması gereken bir ailesi yoktu,bir tanrı yoktu,uyulması gereken kurallar...Sadece bedeni vardı orada bu koca çiçekler arasında çırılçıplak uzanan...Ve dünya renkliydi hertarafta başka bir renk vardı kuşların ötüşleri maviydi mesela,çiçekler sarı sarı kokuyordu,rüzgar bembeyaz esiyordu bedeni artık özgürdü artık,aklı,yağan yağmur tüm fakirliğini,tüm tecrübesizliğini alıp götürmüştü işte buydu hissettiği işte düşünmediği birkaç saniyede dünya bu kadar cürretkardı işte bunun ismni asla koyamazdı...
Ama herkes gibi eninde sonunda gözlerini açmalıydı bunun tersini şimdiye kadar hiç denememişti yine denemedi ve açtı gözlerini ve kendisini otogarın içinde buldu sigara kokuları ismini koyamadığı pekçok kokuyla karışıp içeri sinmiş,tüm binadaki puslu ve karanlıkhavayı iyice çekilmez hale getirmişti içerisi ağzına kadar doluydu insanlar yağmurdan kaçarak buraya sığınmışlardı heryerden başka bir ses geliyordu,çocuk ağlamaları,gülüşmeler,yönünü bile anlayamadığı fısıldaşmalar,hüzünlü ayrılık konuşmaları hepsini yarım yamalak da olsa duyabiliyordu ama genelde insanlar yorgun,bitkin,sessiz görünüyorlardı birkaç dakikadır kapının önünde durup bu manzarayı incelediğinden arkadan gelen insanların geçmesine engel olduğunun farkında değildi bunu yanına gelen görevli aynen bu şekilde kendisine iletmişti -çok kibardı sevmişti adamı- yapacak başka birşey yoktu oturacak bir yer aradı ancak bırakın oturmayı ayakta duracak yer yoktu.Bir süre bekledikten sonra hemen karşısındaki bank boşaldı hemen oraya oturdu karşısnda da onun yaşlarında iki kişi oturuyordu bir süre öyle önüne bakarak bekledi fakat sessizlik dayanılamayacak kadar sinir bozucuydu ortaya bir laf atmak istedi ve:
-siz de mi istanbula?
-...
-şey ben ilk defa gideceğim
-...
Israrla cevap vermiyordu karşısındakiler ama o devam etmekte ısrarlıdı:
-aslında çok şehire gittim;adana,ankara,antep... babamla gitmiştim ama rahmetli oldu... ama istanbula ilk defa gideceğim ama öyle gezi için falan değil çalışıyorum ben aileme bakıyorum,siz kardeş,siz okuyor musunuz?
Karşısındaki adam yanındaki arkadaşının kulağına birşey söyledikten sonra ikiside kalktılar “ne oldu şimdi?” diye düşündü kendi kendine yalnış birşey mi söylemişti acaba?Ama ne demişti ki iki üç şehir ismi saymıştı,hal hatır sormuştu o kadar.Sonra neyse diye düşündü en azından yine tek başına kalmıştı “biraz kestiririm belki” diye düşündü ama saatine baktığında otobüsün kalmak üzere olduğunu anladı koşarak dışarı çıktı birçok otobüs balık istifi duraklara dizilmişti aralarından geçerek otobüse bindi.Elinde hiç bavul olmadığından doğrudan yerine oturdu yağmur iyice şiddetlenmişti-bugün bir garip yağmıştı yağmur- o,yağmuru izlerken otobüs yavaş yavaş harekete başladı yoldaki çizgileri seyrediyor arada bir de gözlerini kaldırıp bulutların kapadığı gökyüzüne bakıyordu otogar çoktan geride kalmıştı...
|