Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür  & Sanat ve Mizah  Forumu Ana Sayfa İletişim Site Haritası

Geri git   Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür & Sanat ve Mizah Forumu > Kültür & Sanat > Edebi Mevzular

Edebi Mevzular Özgürlüktür edebiyat..


Olağanüstü Masallar

Edebi Mevzular içerisinde Olağanüstü Masallar konusu: Soyut zeka 6-7 yaşından itibaren gelişeceği için, henüz 2 yaşında bile olmayan, yani daha sözsel iletişime bile geçememiş biricik yeğenim için ileride O'na okumak adına masal türüne merak saldığımı söylemek ...

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1 (permalink)  
Alt 27-09-2007, 11:37
maria - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
...
 
Üyelik Tarihi: 27-08-2007
Nerden: izmir
Mesajlar: 1,088
Standart Olağanüstü Masallar

Soyut zeka 6-7 yaşından itibaren gelişeceği için, henüz 2 yaşında bile olmayan, yani daha sözsel iletişime bile geçememiş biricik yeğenim için ileride O'na okumak adına masal türüne merak saldığımı söylemek isterim. Masal'ın edebi dünyadaki tanımı ve yapısı bir başka forumun konusu olsun da, daktilo ettiğim masalları burada tek tek paylaşmak istiyorum...Siz de nette olmayan masalları paylaşırsanız sevinirim...

'Atların ve cesaretin kokusundan daha keskin, lavanta kokusu içindeki kahramalık kokusuna'* selam olsun...

*Borges/ Tarihin Utangaçlığı
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #2 (permalink)  
Alt 27-09-2007, 11:39
maria - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
...
 
Üyelik Tarihi: 27-08-2007
Nerden: izmir
Mesajlar: 1,088
Yalvaç, Kuş ve Ağ

İsrail geleneğinde, yolunun üstüne gerilmiş bir ağla karşılaşan bir yalvaç hakkında şöyle bir öykü anlatılır. Yakınlarda bulunan bir kuş Yalvaç'a seslenir; "Hey, Tanrı'nın Yalvaç'ı, beni yakalamak için bu ağı buraya asan adamdan daha alık bir adam olabilir mi? Beni yakalayacak öyle mi? Hem de ben bu ağı görürken...!?"

Yalvaç yoluna devam eder. Dönüşünde kuşu ağa yakalanmış bulur.
"Ne tuhaf!" diye ünler Yalvaç.
"Kısa bir süre önce bana yakalanmazlığından, ağı geren adamın alıklığından söz eden sen değil miydin!"
"Yalvaç" diye karşılık verir kuş; "tayin edilen saat geldiğinde ne gözlerimiz vardır ne de kulaklarımız...!"

Ahmet et-Tortuşi, Sirac el-Muluk
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #3 (permalink)  
Alt 29-09-2007, 03:25
maria - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
...
 
Üyelik Tarihi: 27-08-2007
Nerden: izmir
Mesajlar: 1,088
İman, Yarı İman ve İmansızlık

Kadim zamanlarda üç adam hac yolculuğundaydı; adamlardan biri bir papaz, diğeri erdemli bir kişi, üçüncüsüyse baltalı bir serseriydi.

Yollarına devam ederken papaz imanın esaslarından söz etmeye başladı.
"Dinimizin kanıtlarını doğanın yapıtlarında buluruz" dedi ve göğsünü dövdü.
"Doğru" dedi erdemli kişi.
"Kitaplarımızda sürekli belirtildiği gibi" dedi papaz, "tavuskuşlarının pek bet bir sesi vardır". Sonra ağlamaklı bir sesle, "Ne keyif, ne huzur" diye bağırdı.
"Benim bu türden kanıtlara ihtiyacım yok" dedi erdemli kişi.
"Öyleyse seninkisi usa uygun bir iman değil" dedi papaz.
"Yüce doğrudur ve galip gelecektir..!" diye haykırdı erdemli kişi. "Ruhumda sadakat var; emin ol, Odin'in tininde sadakat vardır"
"Bu sözcüklerle oynamaktan başka bir şey değil" diye tersledi papaz. "Tavuskuşu için bu türden bir çuval saçmalığının anlamı yok."

O sırada bir çiftlikten geçiyorlardı; çitin üzerine tünemiş bir tavus gördüler, kuş ağzını açtı ve bir bülbül gibi şakıdı.
"Ne haber?" dedi erdemli kişi. "Ama bu beni sarsmaz! Yüce doğrudur ve galip gelecektir..!"
"İfrit bir tavus ile uçup gidiyor" dedi papaz ve bir iki mil gözleri önünde, üzgün üzgün yürüdü.
Bir süre sonra bir tapınağa vardılar, orada bir Fakir mucize kabilinden şeyler yapıyordu.
"İşte!" diye haykırdı papaz, "İşte imanın gerçek esasları. Tavus okyanusta bir damladır. Budur dinimizin temeli" ve göğsünü dçverek karnı ağrıyan biri gibi inledi.
"Bana göre" dedi erdemli kişi, "bütün bunlar tavuskuşu kadar bile amaca hizmet etmiyor. Ben inanıyorum ki doğru yücedir ve galip gelmelidir ve bu Fakir el çabukluğundan ibaret marifetlerini kıyamete kadar sürdürse de bu numaralar benim gibi birini etkilemez."
Bu sözler karşısında Fakir'in tepesi öylesine attı ki elleri titredi; ve bingo! Bir mucizenin tam ortasında elbise kolundan kartlar düşüverdi.
"Ne haber?" dedi erdemli kişi. "Tabii ki bunlar beni sarsmaz!"
"İfrit Fakir ile uçup gidiyor!" diye haykırdı papaz. "Bu yolculuğu sürdürmenin iyi bir yanını gerçekten göremiyorum."
"Gönlünü ferah tut" dedi erdemli kişi. "Yüce doğrudur ve galip gelecektir"
"Galip geleceğinden gerçekten emin misin?" dedi papaz.
"Onurum üzerine yemin ederim" dedi erdemli kişi.
Böylece öteki gönül rahatlığı içinde yola devam etti.

Sonunda koşarak biri geldi ve onlara her şeyin yitirildiğini, karanlığın güçlerinin Göksel Malikâneleri kuşattığını, Odin'in ölmekte olduğunu ve kötülüğün galip geleceğini anlattı.
"Çok kötü aldatıldım..!" diye haykırdı erdemli kişi.
"Şimdi her şey bitti..!" dedi papaz.
"Acaba İfritle anlaşmak için çok mu geç?" dedi erdemli kişi.
"Umarım değildir" dedi papaz. "Zaten her durumda denemekten başka seçeneğimiz yok." Ve sonra serseriye bakarak "Baltanla ne yapıyorsun öyle?" diye sordu.
"Odin ile birlikte ölmeye gidiyorum" dedi serseri.

R.L.Stevenson
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #4 (permalink)  
Alt 09-10-2007, 11:25
hypatia - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
sıtkı sıyrılmış inat yara
 
Üyelik Tarihi: 25-09-2007
Nerden: izmir
Yaş: 32
Mesajlar: 277
ADAPA (Babil mitosu)

Adapa ilk insanın adıdır. Ea’nın oğlu olan Adapa, Babil’in en eski kenti Eridu’nun rahip kralıdır. Ea onu ilk insan olarak yarattı ve ona akıl verdi, fakat sonsuz yaşamı vermedi.
Adapa’nın en önemli görevi balık tutup, tanrıların sofrasına koymaktı.
Bir gün Adapa balık tutarken güney yeli kayığını devirir. Çok sinirlenen Adapa güney yelinin kanadını kırar. Güney yelinin neden esmediğini merak eden tanrı Anu, sorunu öğrenmesi için elçisi İlabrad’ı gönderir. İlabrad’ın, güney yelinin kanadını Adapa’nın kırdığını iletmesi üzerine Anu, Adapa’nın tahtının önüne getirilmesini ister.
Anu’nun Adapa’yı çağırması üzerine Ea Adapa’ya bir takım öğütlerde bulunur. Ea Adapa’ya, gökyüzüne çıktığında bekçilere iyi davranmasını, sunulan ekmek ile suyu kabul etmemesini, sadece sunulan gömlek ve koku yağını almasını salık verir.
Adapa gökyüzüne çıktığında, alini çok perişan gören gökyüzü bekçileri Tammuz ve Ningizzide halinin nedenini sorduğunda, yeryüzünden yok olan iki tanrının yasını tuttuğunu söyler. Bu iki tanrı kendileri olduğu için bundan çok hoşlanan Tammuz ve Ningizzide onu içeri alırlar. Adapa’nın iyi davranışlarını gören Anu, onu- yaşam ekmeği ve yaşam suyunu vererek- sonsuz yaşama kavuşturmayı kararlaştırır. Fakat Adapa Ea’nın sözünün dinleyerek, yaşam suyu ve ekmeğini rededer diğer hediyeleri kabul eder. Anu Adapa’ya neden kabul etmediğini sorunca, Ea’nın öyle yapmasını tembihlediğini söyler. Bunun üzerine Adapa’ya bazı ünvanlar vererek yeryüzüne geri gönderir.
Böylece kışkançlık sebebiyle Ea oğlu Adapa’nın ölümsüzlüğe ulaşmasına engel olmuş olur.
Adapa aldığı ünvanla yeryüzünün en büyük rahip kralı olarak hüküm sürdüğü kentini en üst düzeye taşımayı başarır.
Bu hikaye insanın yaratılışının Babil versiyonudur...

( eski ders notlarımdan)
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #5 (permalink)  
Alt 14-10-2007, 01:27
maria - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
...
 
Üyelik Tarihi: 27-08-2007
Nerden: izmir
Mesajlar: 1,088
Tevrat'la İncil'deki hikayelerin çoğu Babil, Sümer, Asur efsaneleridir, paylaştığınız Adapa Mitosu da bunlardan. "Kutsal kitapların" kaynaklık ettiği eserleri iyi incelediğimizde, esin kaynaklarının temellerini bulmak olası. Güzel bir pasajdı Hypatia, teşekkürler.


İtiraf

1232 baharında, Avignon yakınında, silahşör Gontran D'orville, malikâne lordu zalim Kont Geoffroy'u hunharca öldürdü. Olayın hemen ardından Kont'u intikam almak için öldürdüğünü itiraf etti. Dediğine bakılırsa, karısı onu Kont ile aldatmıştı.

Silahşör, başı kesilerek ölüme mahkûm edildi; ve infazdan on dakika önce, hücresinde, karısını görmesine izin verildi.

"Niye yalan söyledin?" diye sordu Gisella D'orville. "Niçin beni iffetsiz bir kadın durumuna düşürdün?"

"Çünkü zayıfım," diye karşılık verdi kocası. "Bu durumda sadece başımı kesecekler. Ama eğer, onu bir tiran olduğu için öldürdüğümü itiraf etmiş olsaydım, önce bana işkence ederlerdi."

Manuel Peyrou
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #6 (permalink)  
Alt 14-10-2007, 13:57
asmara - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Raporlu Arıza
 
Üyelik Tarihi: 12-10-2007
Nerden: istanbul
Mesajlar: 729
Standart havva'dan önceki kadın... lilith

Batı uygarlığının en temel efsanelerinden biri olan 'Adem ile Havva'yı herkes bilir. Çağlar boyu Batı ve Yakındoğu kültürlerindeki kadın ve erkek rollerinin belirlenmesinde bu kadar etkili olmuş başka bir efsane daha yoktur...

Hepimizin tektanrılı dinlere uyarlanmış biçimiyle bildiği bu hikaye aslında çok daha eski zamanlara dayanır ve daha da öncesi vardır. Tarihle mitolojinin karıştığı çağlara dayanan bütün öyküler gibi bunun da birçok değişik versiyonu ve sayısız yorumu anlatılagelmiş. Tarih araştırmacılarının Arkeolojik bulgular ışığında mutabık kaldığı en eski versiyonlarında olaylar hepimizin bildiği şekliyle gerçekleşmiyor oysa...

Tanrı insanı başlangıçta çift yaratır. Çiftin erkeği bildiğimiz Adem, kadını ise Lilith'dir. Bu ilk insan çifti cennet bahçesinde birlikte yaşamaya başlarlar, ama bu mutlu bir beraberlik değildir. Anlaşmazlık sebepleri ise çağımızın boşanma davalarında ileri sürülenlerden pek farklı değildir: Adem Lilith'in olaylara neden kendisinden farklı yaklaştığını anlayamaz (ruhen ve fikren anlaşmazlık); onu kendisine hizmet etme, bahçeyi bakımlı ve düzenli tutma konusunda tembel ve isteksiz olmakla suçlar (ev işlerini ve ailesini ihmal etme). En önemli ve üzerinde en çok durulan sorun ise Adem'in, cinsel ilişki sırasında kadının sürekli altta olmasını istemesidir ve bunu da kadına üstünlüğünün gereği olarak görür, Lilith ise bu pozisyonu aşağılayıcı bularak karşı çıkar (cinsel uyuşmazlık).

Kısacası anlaşmazlık sebebi Adem'in sürekli olarak kadına üstünlük taslaması, ona hükmetmeye çalışmasıdır. Lilith ise ikisi de aynı topraktan yaratıldığına göre eşit olmaları gerektiğini savunur ve erkeğin kendisinden üstün olmak istemesine bir anlam veremez. Sonunda birlikte yaşamalarının imkansız hale geldiğine karar verir ve Tanrı'nın söylenmemesi gereken adını anarak (ki bu isim cennetten çıkış için tek paroladır) uçup gider ve yeryüzünde Kızıl Deniz yakınlarındaki bir mağaraya sığınır.

Kendisine sunulan sıcak yuvayı kapıyı çarparak terkettiği için artık yeri de cennetten dışlanmışlar arasında olacaktır. Çevresindeki cinlerle ve cinlerin kralı (ya da şeytanın ta kendisi) Şamael ile ilişkiye girer ve onlardan cin çocuklar doğurur, hem de günde yüz çocuk gibi yüksek bir oranda, inanışa göre dünyada kötülüklerin bu kadar yaygınlaşmasının sebebi budur.

Cennette yalnız kalan Adem ise Lilith'i geri getirmesi için Tanrı'ya yalvarır. Tanrı da Senoy, Sansenoy ve Semangelof isimli üç meleği elçi olarak gönderip 'evine dön' çağrısı yaptırır Lilith'e. O da kesinlikle dönmeyeceğini bildirir. Melekler kendisini, geri dönmemesi halinde her gün yüz çocuğunu öldüreceklerini söyleyerek tehdit ederler. Tehdit yerine getirilir...

Lilith, duyduğu acıyla bundan sonra Adem soyundan gelen bütün insan yavrularının, hamile ve doğum yapmakta olan kadınlarla bebeklerin baş düşmanı olmaya yemin eder. Erkek çocuklarının doğduktan sonra ilk sekiz gün içinde, kız çocuklarının ise ilk yirmi gün içinde canını alacaktır. Sadece yakınında üç meleğin ismi veya sureti bulunan çocuklara dokunmayacaktır.

Lilith'in dönmesinden ümidi kesen Tanrı, Adem uyurken bilinen kaburga kemiği yöntemiyle Havva'yı yaratır. Bu yeni kadının, vücudunun bir parçası olduğu erkeğe karşı çıkamayacağını düşünmektedir. Havva Lilith'e o kadar benzemektedir ki Adem uyanınca yanında bulduğu kadının başka biri olduğunu anlamaz. Onun kendisine Lilith gibi karşı çıkmayıp boyun eğmesini ise 'nihayet hidayete erip yola geldi' diye yorumlar. Hikayenin sonu ise herkesin malumu.

Lilith artık kesinlikle kötülerin safındadır. Bütün insanoğullarının ve kızlarının başına gelen nice felaketin sebebidir. İnsanlara yaptığı kötülükler saymakla bitmez: Beşikteki bebeklerin bugünün tıbbınca bile sebebi açıklanamayan ani ölümlerinin baş sorumlusu olduğuna inanılır...

Hamile ve doğum yapmakta olan kadınlara musallat olarak düşüklere, ölü doğumlara ve annelerin ölümüne sebep olur; yalnız yatan erkekleri uykularında baştan çıkararak gördürdüğü erotik düşlerin verimiyle hamile kalır ve cin nüfusunun artmasına katkıda bulunur. Aynaları yurt edinip özellikle aynaya fazla bakan kadınları kendi safına çeker.

Ola ki ilk katil Kabil'in de anasıdır; insanın cennetten kovuluşunda da parmağı vardır, Havva'nın baştan çıkarılışı ile ilgili tasvirlerde kadına yasak elmayı sunarken görülen yarı kadın yarı yılan yaratığın Lilith olması kuvvetle muhtemeldir.

Belden yukarısı uzun siyah saçlı güzel bir kadındır, belden aşağısı ise insana benzemez. Bu konuda da rivayet muhtelif; kimi kaynaklara göre ateştendir, kimilerine göre yılan kuyrukludur, kimi yerde de keçi gibi kıllı ve çirkin olduğu belirtilir. Saba Melikesi kılığına girerek Süleyman Peygamberi baştan çıkarmaya bile çalışır, ama eteklerini kaldırdığında kıllı bacakları (yoksa keçi ayakları mı?) görününce foyası meydana çıkar.

Lilith çağımızda da süregelen birçok batıl inanışın başlıca kaynaklarından biri. Hamile, loğusa kadınların ve bebeklerin üzerlerine ve çevrelerine nazarlıklar takma, muskalar yazma; aynaların kullanılmadığı zamanlarda yüzü duvara çevrili tutulması; erkeğin normal ve yasal sayılan cinsel ilişkiler dışındaki sperm üretiminin hala bu kadar utanç, korku ve suçluluk kaynağı olması; evlilik ve cinsellikle ilgili sayısız adet, gelenek ve tabu bu eski inanışların günümüzde de süren kalıntılarıdır.

Musevi dininde erkek çocukların doğduktan sekiz gün sonra sünnet edilmesi de Lilith'den korunmak için bir önlemdir, sünnetin Lilith'e karşı bağışıklık kazandırdığına inanılmaktadır (nedense kız çocuklarını korumak için ne gibi önlemler alındığı konusunda bir kayıt yok).

Lilith çağlar boyu kadınlara atfedilebilecek bütün olumsuz sıfatların taşıyıcısı olmuştur: Baştan çıkarıcı, fahişe, cadı, vampir, cinlerin başı, gece canavarı 'unvan'larından bazılarıdır. Saf, edilgen, cinselliği ancak yasak meyvayı tadınca öğrenen (böylece Adem'I kandırabilecek kadar kurnaz ve baştan çıkarıcı da olabilen) Havva'nın tersine başından beri gücünün ve cinselliğinin bilincindedir ve yeri gelince de kullanmaktan çekinmez.

Din ve ahlak kurallarını yaratanlarca oluşturulmaya çalışılan uysal, söz dinleyen, erkeğe bağımlı, çilekeş, kanaatkar 'iyi' kadının tam tersidir. Kendi başına buyruk, zaptedilemez, denetlenemez olduğundan özellikle tektanrılı din bilgelerinin sürekli baskı altına almaya çalıştığı kötülük kaynağı kadının bir örneği, erkeğin kadına ve cinselliğe duyduğu korkunun bir simgesidir aslında. Doğallıkla da, ölümlü insanların arasında yeri yoktur, yeri bütün bilinmeyen, açıklanamayan kötülüklerin geldiği karanlık güçlerin dünyasıdır.

Lilith erkek egemenliğini reddedip eşitlik mücadelesi veren bir kadın olduğundan günümüzde bazı kesimlerde bir feminist idol haline geldi. Lilith'e 'dünyanın ilk feministi' olarak itibarı iade edilmeye çalışılıyor. Böylesine olumsuz imaja sahip pagan dönem kökenli bir figürün yeniden öne çıkarılması kilise ve dindar çevrelerin tepkisini çekse de ABD'li Yahudi feministler 'Lilith' isimli bir dergi çıkarıyor; sadece kadın müzisyenlerin katıldığı 'Lilith Fair' isimli gezici bir müzik festivali düzenleniyor; alternatif dinler kurmaya çalışan kimi 'New Age' grupları kendilerine bir 'Lilith' kültü yaratıyor.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #7 (permalink)  
Alt 07-11-2007, 09:02
maria - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
...
 
Üyelik Tarihi: 27-08-2007
Nerden: izmir
Mesajlar: 1,088
Dört Düşünce

Leoparlar tapınağa saldırıyorlar ve adak testilerini içip bitiriyorlar; bu yeniden ve yeniden yineleneniyor: Sonunda olacağı önceden kestirilebiliyor ve seromoninin bir parçası oluyor.

Kargalar bir tek karganın göğü yok edebileceğini öne sürer. Ona kuşku yok: Ama göğün kulağı duymaz böyle bir savı, çünkü gök, kargaların yokluğu demektir.

Av köpekleri avluda oynuyorlar, yine de, yabani hayvanlar ne kadar hızla ormana dalıyor olurlarsa olsunlar onların elinden kurtulamayacak.

Kral ve kralın habercisi olmak arasında bir seçim yapmaları istendi. Çocuklar gibi hepsi haberci olmayı istedi. İşte bu yüzden habercilerden geçilmiyor şimdi, sağa sola koşturuyorlar, yeryüzünde hiç kral kalmadığı için artık anlamsızlaşmış ve eskimiz haberleri birbirilerine taşıyorlar. Sefil hayatlarına memnuniyetle son verirlerdi; ama bağlılık yeminleri yüzünden buna cesaret edemiyorlar.

Franz Kafka "Günah, Acı, Umut ve Gerçek Yol Üzerine Düşünceler"
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #8 (permalink)  
Alt 27-11-2007, 11:57
maria - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
...
 
Üyelik Tarihi: 27-08-2007
Nerden: izmir
Mesajlar: 1,088
Sirenlerin Sessizliği

Yetersiz, hatta çocuksu önlemlerin bile, birinin tehlikeden kurtulmasına hizmet edebileceğine kanıt:
Ulysses kendini Sirenlerden korumak için kulaklarını balmumu ile tıkayıp kendini gemisinin direğine sımsıkı bağlamıştı. Doğal olarak aynı şeyi, Sirenlerin büyük bir uzaklıktan bile büyüleyebildikleri kişiler dışında, ondan önceki herhangi biri ve her yolcu yapabilirdi; ama bunun hiçbir işe yaramayacağı bütün dünyaca pek iyi biliniyordu. Sirenlerin şarkısı her şeyin içine işleyebiliyordu ve ayarttıklarında uyandırdığı arzu, zincirlerden ve direklerden daha güçlü bağları bile paramparça edebiliyordu. Belki Ulysses de bunları işitmişti, ama pek aldırmadı. Bir avuç balmumu ile bir kulaç zincirine katıksız bir güven besleyerek ve küçük önlemlerinden masum bir kıvanç duyarak Sirenleri karşılamak üzere yola çıktı.

Ama Sirenlerin şarkılardan çok daha ölümcül bir silahları vardı, o da sessizlikleriydi. Gerçi böyle bir şey asla olmamıştır, ama birinin onların şarkılarından kurtulabileceği pekâla kurgulanabilir; ama sessizliklerinden asla. Kendi gücüyle onları yenme duygusuna ve bunun sonucunda ortaya çıkan önündeki her şeyi sürükleyen esrimeye karşı hiçbir dünyevî güç kayıtsız kalamazdı.

Ve, Ulysses yanlarına yaklaştığında, bu düşmanı yalnızca sessizlikleriyle yenebileceklerini düşündüklerinden midir, yoksa balmumu ve zincirlerinden başka hiçbir şey düşünmeyen Ulysses'in yüzündeki mutluluk onların şarkı söylemeyi unutturduğundan mıdır bilinmez, Sirenler, bu yaman şarkıcılar, gerçekten de şarkı söylemediler.

Ama Ulysses, ifade yerindeyse, onların sessizliğini işitmedi. Onların şarkı söylediklerini ancak bunu kendisinin işitmediğini sandı. Bir an için çıkıp inen gırtlaklarını, şişip duran göğüslerini, yaşla dolmuş gözlerini, yarı açık dudaklarını gördü; ve bütün bunların, çevresinde yankılanıp sönen ve işitmediği nağmelerin eşlikçileri olduğunu düşündü. Ama biraz sonra tüm bu görüntüler uzaklara saplanmış bakışlarından kayıp gitti; Sirenler onun kararlılığı karşısında gözden yitti; ve ona en yakın oldukları anda Ulysses onları artık farketmez oldu.

Ama Sirenler -her zamankinden daha güzel- gerinip uzandılar, soğuk saçlarını rüzgarda serbestçe dalgalanmaya bıraktıklar ve her şeyi unutarak pençeleriyle kayalara sıkıca yapıştılar. Artık kimseyi ayartma arzusu duymuyorlardı; tüm istedikleri Ulysses'in büyük gözlerinden yayılan aydınlığı doyasıya seyretmekti.

Eğer Sirenlerin bilinçleri olsaydı o anda yok olup giderlerdi. Ama oldukları gibi kaldılar; tüm olmuş olan Ulysses'in ellerinden kurtulmuş olduğuydu.

Bu anlatılana ek olarak şöyle bir şey de anlatılagelmiştir. Denir ki, Ulysses öylesine kurnaz, öylesine tilkinin biriydi ki, yazgı tanrıçası bile zırhını delemedi. Hani insan anlayışının ötesinde ama, belki de o, Sirenlerin sessiz olduğunu gerçekten far ketti ve yukarıda anlatılan numarayı hem onlara hem de tanrılara karşı bir çeşit kalkan olarak kullandı.

Franz Kafka, "Çin Seddi"
'Taşrada Düğün Hazırlıkları' kitabından, Çev; Kamuran Şipal
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #9 (permalink)  
Alt 06-02-2008, 03:01
maria - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
...
 
Üyelik Tarihi: 27-08-2007
Nerden: izmir
Mesajlar: 1,088
Selâmet

Bu, geçmiş zamanlar ve krallıklardan bir öyküdür. Bir heykeltraş bir tiranın refakâtinde sarayın bahçelerinde yürüyordu. Meşhur Yabancılar Labirenti'nin ardında, Boynu Vurulmuş Felsefeciler'e adanmış Koru'nun sonunda, heykeltraş tirana en son eserini takdim etti: Bir su perisi şeklinde bir fıskîye. Sanatçı başarısıyla mest olmuş, eserinin teknik ayrıntılarını sayıp dökerken birden hamisinin yakışıklı yüzündeki tehlikeli gölgelenmeyi fark etti.
Bu ifadenin nedenini de anlamakta da gecikmedi.
Tiran kesinlikle "Böylesi silik, niteliksiz biri" diye düşünüyordu, "nasıl oluyor da benim gibi ulusların efendisinin bile yapamadığı bir şeyi yapabiliyor?
Bu esnada, su içmek için fıskîyenın kenarına konmuş bir kuş kanatlarını şırparak havalandı ve heykeltraş o anda kendini selâmete çıkaracak fikri buluverdi.
"Ne kadar önemsiz olurlarsa olsunlar," dedi heykeltraş kuşu göstererek, "kabul etmeliyiz ki bizden daha iyi uçuyorlar."

Adolfo Bioy Casares
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler
olaganustu, masallar


Konuyu toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Cem Köksal - Siyah Beyaz Masallar Mental Müzikal Enfeksiyon 4 28-09-2007 17:09


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 09:20 .
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2009, Crawlability, Inc.

Copyright ©2007 - 2008 khAos.info