Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür  & Sanat ve Mizah  Forumu Ana Sayfa İletişim Site Haritası

Geri git   Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür & Sanat ve Mizah Forumu > Kültür & Sanat > Edebi Mevzular

Edebi Mevzular Özgürlüktür edebiyat..

Antik Yunan Mitoloji'sinden

Edebi Mevzular içerisinde Antik Yunan Mitoloji'sinden konusu: Mitoloji Mitoloji Sözcük anlamı olarak "efsane bilimi"dir. Yani ilkel insanların ve insan üstü varlıkların başından geçen masalsı olayların incelenip anlatılmasıdır. Eski çağlarda yaşamış olan insanların doğa olaylarına, sosyal ilişkilerine, dini ...

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1 (permalink)  
Alt 24-09-2007, 16:43
possible_outside
Guest
 
Mesajlar: n/a
Wink Antik Yunan Mitoloji'sinden

Mitoloji
Mitoloji Sözcük anlamı olarak "efsane bilimi"dir. Yani ilkel insanların ve insan üstü varlıkların başından geçen masalsı olayların incelenip anlatılmasıdır. Eski çağlarda yaşamış olan insanların doğa olaylarına, sosyal ilişkilerine, dini inanışlarına bakış açılarının yorumlanmasıdır. Her ulusun, her ülkenin tarihi; çeşitli efsaneleri, destanları, kahramanlık öykülerini, inanç sistemini, tanrılarını, insanlarını, masallarını, söylencelerini barındırır ama mitoloji dendiğinde bu sözcüğe yabancı olmayanlara ilk çağrışım yapan Yunan mitolojisidir.. Mitoloji'yi sadece antik yunan şair sanatçılarına ait gibi görmek cok yanlış bir olgudur. Troya savaşı hikayelerine bakıldığında ve mitlerin temel noktalarına bakıldığında buram buram Anadolu kokmaktadır. Çoğunlukla Anadolu'da yeşerip büyüyen bu mitler Antik Yunan'da olgunlaşmışlardır. Antik Yunan'lı şairlerin bunları kaleme alması ne bunları Antik Yunan ürünü yapar ne de tamamen Anadolu'lu yapar. Mitoloji yüzyıllar boyu Ege'de birçok kültürler tarafından işlenmiş kompozit bir yapılanma sergiler. Ancak ne var ki Homeros, Hesiodos, Eurypides, Sophokles, Aristophanes, Heredotes, Ovidius, Vergilius, Platon, Platus gibi Antik Yunanlı yazarlar olmasa belkide biz bunları öğrenemiyecektik. Kendi çağımızın uygarlığında sanata ve felsefeye bir göz atarsak, hemen her alanda (resim, heykel, müzik, tiyatro, edebiyat...) mitolojiyle burun buruna geliyoruz. Bu da bize mitoloji'nin insanoğlu var oldukça toplumsal niteligini koruyacağını, toplumun düsünce ve değer yargılarını eğitecegini göstermektedir.

KUTSAL DAĞ ATOS'UN ÖYKÜSÜ
Yunanistan’da, Halkidikya’nın Ege’deki üç yarımadasından en doğuda olan Aynaroz (Kutsal Dağ)’ın öyküsü, Meryem Bahçesi’nde açan kadınsız yaşamın filizleridir. Kserkses’in M.Ö. 480’de Yunanistan seferinden önce, yarımadayı bu gün izlerine raslanan bir kanalla karadan ayırdığı söylenir. Sonraları, Deinokrates, burada İskenderin çok büyük bir kabartmasını yapmak istedi. VII. yy. sonundan itibaren Atos’a keşişler yerleşti. Kostantinos Monomakhos’un (1050) imparatorluk fermanları keşişlerin yaşama şartlarını ve imtiyazlarını belirledi. Bu fermanlar, özellikle kadınların ve dişi hayvanların Kutsal Dağ (Atos)’a sokulmasını yasaklıyordu. Aynaroz keşişleri, büyük bir mahrumiyet içinde yaşayarak, cennete hazırlanıyorlar. Bir kısmı manastırlarda topluluk halinde, bir kısmı ise, özel bir düzen içinde kilise ve dağ evlerinde yaşıyorlar. Kutsal Dağın en parlak devrinde (XV.yy.) bu dağda, her birinde bin keşiş bulunan otuz manastır vardı. XX.yy. ortasında, ortadoks kilisesine bağlı dört bin keşiş için ancak yirmi tane Rus, Bulgar, Sırp, Romen ve Yunan manastırı kaldı. Bu gün ise, Atos Dağı’ndaki tüm manastır, kilise ve dağ evlerinde, yaşları 20 ile 90 arasında bulunan toplam bin civarında keşiş yaşamaktadır. Tam bir komün yaşamı sürdüren keşişler, gereksinimleri olan her tür üretim ve hızmetleri işbölümü ve kollektif olarak yapmaktadırlar. Gücüne ve olanağına göre üretim ya da hızmet e karşılk, ihtiyacına göre pay alarak tam bir komün yaşamı sürmekteler. Tüm güvenlik ve öteki düzenlerini kendi içlerinde özel kurallarla çözmekteler. Manastırlar yönetim bakımından muhtardırlar. Türkler tarafından verilen bu imtiyaz, 1927'de yeniden onaylandı ve Aynaroz, Yunanistan Krallığına bağlı bir özerk dini cumhuriyet niteliği kazandı (2700 nüfusu ile). Athos Dağı, bu günde “Aynaroz Ortadoks Özerk Ruhani Cumhuriyeti” olarak kutsal ve gizemli özelliğini sürdürüyor (1000 civarındaki nüfusu ile). (Aynaroz’a gitmemde yardımcı olan, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, “ Silivri Tarihi” kitabı yazarı Dr.Cemal Kozanoğlu, Atatürk hayranı Silifke Metropoliti Bay Krilos ve Fener Ortadoks Başpatriği Bartelhemos’a teşekkür borçluyum. Çok özel mektuplarla, özel izin ve vize ile girdiğim Aynaroz topraklarında, Büyük Lavra Manastırı’ndaki asrın (20.yy.) en büyük yortu ayinine katıldıktan sonra, farklı manastır, kilise, keşiş evlerinde ve dağlarda beş gün yaşayarak benzersiz doğa ve insan manzaralarını, Türkiye okurları için okudum, gezdim, gördüm, görüntüledim ve yazdım. Bu renkli resim altı öyküleri, sizi farklı ve giz dolu bir dünyaya götürecek… Ege’deki Rum ortadoksların bilinmeyen ve farklı yanlarını görecek ve “iyi komşu kardeşten de üstündür” diyen kapı komşumuzdan bize uzanan, “Detant ve Sulh” yani “Yumuşama ve Barış” elini tutmalıyız. Dünyanın ve her iki ülkenin ırkçı ve çıkarcı politikacılarına karşın, Akdeniz barış gölü olmalı. Çocuklar, sanatçılar ve din adamları barış elçisidir. Ulusal Kurtuluş Savaşımız(1920)’de, Mustafa Kemal’in şu özlü sözünü yaşama geçirmenin tam zamanı: “Yurtda Barış-Dünyada Barış”. Çalışmalarım sırasında, hep objektif oldum ve tüm insanlara- tüm inananlara olan saygımı hep korudum… Sevgiyi ve dostluğu, şair ve aydın sorumluluğu içinde yoğurmaya çalışıyorum. İlkeli, ahlaki ve etik değerlere önem vererek, insanlığın ve halkların kardeşliğine katkıda bulunmayı görev sayıyorum… Yunus Emre, Mevlana, Karacoğlan, Atatürk ve Anadolu’nun aksakal dervişleri… bize böylesi bir kutsal iş bıraktılar. İnsanlığa adanmış ve Cennete giden bu yolda, Gezginci Şair’in yolu bu kez Atos’a düştü…) Cennete girebilmek için : “Kadın tenini ve kokusunu özledik” diyerek, içine attığı duygularını açığa vuran; bir yandan da dişilerin şeytan olduğunu ileri sürerek, mastırmasyon dahil hiç bir cinsel davranışta ve dişilerle keyf verici günahkar ilişkide bulunmadıklarını söyleyen , Kutsal Dağın 20 ile 90 yaş arasındaki müzmin bekar keşişleri; geceleri ay aydınlığında, Aynaroz Manastırlarını ve Ege Denizi’nin metafizik karanlığını aralayarak, lokum, kahve ve fıdıkla birlikte sunulan bir fincan deli rakının ya da beyaz peynir ve kavunun yanında bir kupa kırmızı şarabın dinginliğinde, çan sesleriyle her sabah saat 4’de kan kırmızı kına rengindeki kubbeli kiliseye girerek; erotik ilahi muzik ve zencefil kokulu çarmıha gerili İsa , Meryem Ana ve öteki Azizler için yakılan üç mum aydınlığı gizeminde; tütsü, çıngırak ve dua ile kör şeytanı kovarak; sıra ile, tüm Filistin topraklarının, Athos Dağı’nın ve Dünya’nın en güzel kadını Meryem’i öpüyorlar. Meryem, tüm insanlığın sevgilisi ve kutsal anası…Athos’ta, Meryem dışında başka kadına yer yok… Çünkü Aynaros, Meryem Bahçesi’dir. Yalnızca, zencefil ve defne kokulu Meryem Bahçesi’nin eşcinsel arıları ve kara karıncaları, dişi sineklere bile yüz vermiyorlar. Athos’un ürkütücü yalnızlığını bozan ve muzik üreten erkek cırcır böcekleri, 13 yıl bekledikten sonra ( 13 sayısının uğursuzluğu belki de bundan) ilk cinsel birleşimin ardından ölümü tercih edişindeki büyük özverisi bile; dişisiz yaşamayı ibadet sayan ve acı çektiren bu ruhani inanışın, insancıl olmayan sır dolu yüzü, elbette pozitif bilimlerle izah edilemez. Ortadoks keşişlerin bu özgün yaşamı, yalnızca Tanrı ile inanan insan arasındaki soyut ilişki ve düşüncede var sayılan utopik davranış biçimi olduğu kabul gören tüm inanışlardan biridir. Kutsal Dağ’da bulunan manastır binaları, dağlarda ve kıyı boyunca dağınık halde ve kayalara asılmış gibidir. Etrafı yüksek surlarla çevrili olan her manastırın, bir kilisesi ve çok renkli tuğlalarla, taşlarla ve duvarlara gömülü fayanslarla düzenlenmiş Bizans uslubuna uygun küçük kiliseleri vardır. Kubbeleri düz veya yivli kurşun tabakalarıyla örtülüdür. Bazı kiliselerin içinde (Batopedion, Büyük Lavra, Dokiariu, Dionysios) kıymetli mozaikler, freskler, kuyumculuk işleri, tahta oymalar mineli eserler yer alır. Bu manastırlarda çok zengin (yaklaşık olarak oniki bin ) el yazması kitap koleksiyonu, imparatorluk kararnağmeleri ve fermanlar da vardır. Ayrıca. Osmanlı döneminde, Aynaroz yarımadasında bulunan manastırlara ait olan çiftliklerin gelirine karşılık alınan yıllık imtiyazlı vergi, I. Murat zamanında alınmaya başlanmış ve II. Selim döneminde de sürmüştür. 1912’ye dek. “Aynaroz Kadısı” Musahipzade Celal’in en ünlü komedilerinden biri (1927). 1928-1929 sezonunda, Darulbedayi’de sahneye konuldu. Sonra, İpekçiler Film Şirketi tarafından filme de alınan bu oyunda, Hazım Körmükçü’nün aktörlük sanatı özellikle ilgi çekmişti. Bu eserde, irticacı-gerici Hıristiyan ve Müslüman din adamlarının paraya ve kadına karşı tutkuları hicvedilmiş, taşlanmış ve Osmanlılar devrinde adalet kurumunun bozuk düzeniyle, bu düzeni temsil edenlerin hukuka ve ahlaka aykırı davranışları anlatılmıştır. Aynaroz Kadısı, örf ve adet komedisi türüne girmekle birlikte, karekter komedisi özelliklerini de taşır. Aslında, din adamlarının gizli dünyalarını anlatan tam bir kara mizahtır Aynaroz’un öyküsü.

Altın Postlu Koç
Altın Postlu Koç Olayin baslangici Denizler tanrisi Poseidon, Thrakia'li prenses Theophane'ye delicesine asik olmustu. Ama bu kizin isteklileri cok oldugu icin Poseidon Theophane'yi gizemli Krimissa adasina kacirdi fakat cok gecmeden oteki sevdalilari da kizin izini buldular. Bunun uzerine Poseidon taninmasin diye kizi disi bir koyuna cevirdi. Kizin isteklilerini de teker teker koyuna cevirdi. Kendisi de gorkemli bir koc kiligina girerek koyun seklindeki Theophane ile birlesti ve bu birlesmeden altin postlu bir koc dogdu. Diger taraftan Orkhomenos'taki Miny'lerin krali Athamas, Nephele (Bulut) ile evliydi. Nephele, Phiriksos ve Helle'yi dogurdu. Ama bir sure sonra Athamas Nephele'yi birakarak Kadmos'la Harmonia'nin kizi olan Ino ile evlendi. Bunun uzerine kizan Nephele goge cekildi ve daha sonra da Miny'lerin ulkesine korkunc bir kuraklik yolladi. Cocuklari ortadan kaldirmak icin bir bahane kollayan uvey anne Ino'da bu firsati kacirmayarak bir kahinle anlasti ve ona eger Phiriksos kurban edilmezse bu kurakligin asla gecmeyecegini soyletti. Cunku, Ino, Athamas'in olumunden sonra kendi oglunu kral yapmak istiyordu. Athamas ise ulkesini bu kuraklik ve aclik felaketinden kurtarmak icin oglunu feda etmeyi goze aldi. Gokteki ana Nephele ise bu cinayeti gormustu ve tam Phiriksos kurban edilirken Altin Postlu Koc'u gonderdi. Fakat Koc hem oglani hem de kizi sirtina atti ve ucarak gozden kayboldu. Phiriksos annesinin yardimiyla kurtulmustu ama kizkardesi Helle onun kadar sansli olamadi. Canakkale Bogazi'nin uzerinden gecerken dengesini kaybeden Helle yuksekten asagiya denize dustu ve boguldu. O gunden sonra oraya Hellespontos (Helle Denizi, Canakkale Bogazi) dendi. Uzgun Phiriksos Altin Koc'un uzerinde yoluna devam etti ve Karadeniz'in dogusundaki Kolkhis'e vardi. Kolkhis krali Aietes bu gokten gelen konuga buyuk saygi gostererek agirladi ve Phiriksos ta kocu Zeus'a kurban olarak kesti. Altindan postunu da kral Aietes'e armagan etti. Aietes'te bu postu Ares'e adanan bir ormandaki bir mese agacina asti ve basina da bekci olarak korkunc bir ejderha dikti. Pelias tahta geciyor. Iolkos'un kurucusu Kretheus'un olumunden sonra oglu Aison ve uvey oglu Pelias arasinda taht kavgasi baslamisti. Sonunda Pelias tahti eline gecirdi ve sonra da hem uvey kardesi Aison'u hem de onun oglu Iason'u Iolkos'tan uzaklastirdi. Iason bir Kentauros tarafindan buyutuldu ve ondan hekimlik sanatini ogrendi. Sonra birgun krallik hakkini istemek uzere bir Yunan sehri olan Iolkos'a dogru yola cikti fakat once yolu uzerindeki Delphoi'ye ugrayarak Apollon'a danisti. Tanrinin sozcusu Iason'a bir panter postu giymesini ve elinde bir kargi tasimasini soyledi. Delphoi'den ayrilan Iason, Pelion dagi eteklerinde yasli bir kadina rastladi. Ondan kendisini karsiya gecirmesini istedi. Kimi anlatimlara gore yasli kadin aslinda Hera idi ve Pelias'tan nefret ediyordu. Daha sonralari Hera'nin Iason'a yardim ettigi soylendi. Iason dereyi sirtinda yasli kadin oldugu halde gecti fakat gecerken sol ayagindaki sandali dusurdu. Iason, bir kurban toreni gunu Iolkos'a vardi ve tahttaki sahte kral Pelias'in huzuruna bir panter postuna burunerek cikti fakat sol ayagi ciplakti. Yillar once bir kahin ona "ciplak ayaklidan sakin" demisti. Babasi Poseidon'a kurban sunmak uzere olan Pelias, yillar once soylenenleri hatirladi ve Iason'u kovmaya curet edemedi fakat ona ilk once Altin Post'un ulkesi Kolkhis'e gidip postu geri getirmesini istedi ve Iason bu istegi kabul etti. Pelias ise Iason'un bir daha asla geri gelmeyecegini tahmin ediyordu. Iason'a eslik etmek uzere bircok arkadasi yanina geldi fakat o aralarindan elli tanesini secti. Sefer icin bir gemi yapiliyor Iason'a yardim etmek icin gelenlerin arasindan secilen elli Argonaut'tan bazilari: Polydeukes, Herkul ve Hylas, Admetos, Peirithoos, tanrisal ikizler Dioskur'lar, Orpheus, Telamon, Kastor, dumenci Tiphys, Atalanthe, bilici Idmon... Iason Tesalya'daki Argos ismindeki tekne ustasina, tanrica Athena gozetiminde bir gemi yaptirdi ve sonra gemiye "Argo" ismini koydu. Argos sozcugu Yunancada hizli, hafif, parlak anlamindadir. Sefere katilan yigitlere de geminin adindan dolayi Argonaut'lar (Argo gemicileri) dendi. Soylentiye gore geminin on bolumu Zeus'un Dodona'daki korulugundan kesilen mese agacindandi ve Athena ona konusma yetenegi verdiginden Argo konusan bir gemiydi. Sefer basliyor Iason ve adamlari Altin Postu geri getirmek uzere Argo isimli gemiyle Tesalya'dan gorkemli bir torenle Canakkale'ye dogru yola ciktilar. (Aşağıda sağda ARGO gemisini gösteren temsili resimde kahramanları görüyorsunuz.) Ilk ugrama yeri: Limni adasi Kahramanlarin ilk ugrak yerleri Limnos (Limni) adasi oldu. Adadaki kadinlar vaktiyle kocalarini oldurduklerinden adada erkek birakmamislardi. Adada egemenlik kuran bu kadinlar gemiyi ve icindekileri gorunce sevindiler. Zira, yigitlerle birlikte olmak icin can atiyorlardi. Istediklerini elde ettiler ve Argonaut'lardan hamile kaldilar. Ikinci ugrama yeri: Semendirek adasi Daha sonra Semothraka (Semendirek) adasina geldiler ve aralarinda bulunan muzikci, sair Orpheus'un girisimiyle Gizemler'i ogrendiler. Dolion'larin ulkesindeki istenmeyen kaza Dolion'larin ulkesine gelen Argonaut'lari kral Kyzikos cok dostca karsiladi ve onurlarina bir solen duzenledi. Kahramanlar daha sonra yola ciktilar ve bir firtinaya yakalandilar. Firtina onlari surukleyerek gece karanliginda az once kaldiklari ulkenin kiyilarina surukledi. Dolion'lular gece karanliginda kiyiya cikan Argonaut'lari korsan zannederek onlara saldirdilar ve kral Kyzikos bu kavgada Iason tarafindan olduruldu. Onun karisi Kleite'de daha sonra uzuntusunden kendini oldurdu. Nymphe'ler uzuntulerinden o kadar cok agladilar ki onlarin goz yaslarindan kralicenin adini tasiyan bir kaynak meydana geldi. Argonaut'lar bu istenmeyen savasta olen dostlari Kyzikos ve digerleri icin uc gun yas tuttular, kurban torenleri yaptilar ve yine yola ciktilar. Truva'yi gectiler ve Marmara Denizine girdiler. Herakles ayriliyor. Daha sonraki duraklari Mysia kiyilarinda (Mudanya limani civari) karaya ciktiklarinda Herakles, kirdigi kureginin yerine yenisini kesmek icin ormana daldi. Yaninda da Hylas isminde cok sevdigi bir genc vardi. Delikanliyi tatli su aramaya gondermisti. Tatli suyu bulan Hylas'i su doldururken goren bir nymphe, Hylas'i cok begendi ve onu kacirdi. Boylece Hylas geri gelmeyince Herakles onu aramaya koyuldu ve safak sokerken hala donemediginden gemi Herakles'i birakarak yoluna devam etti. Kadikoy'deki boksor Daha sonra Berbryk'lerin ulkesine vardilar. Anadolu yakasindaki Khalkedon'a (bugunku Kadikoy) vardiklarinda Poseidon'un oglu Amykos ile karsilastilar. Bu kuvvetli dev Berbry'ler bolgesinin kraliydi ve ulkesine her geleni kendisiyle boy olcmeye zorluyor, bunun icinde yumrukla gucunu gosteriyordu. Cogu zaman da yeniyor ve yolcuyu olduruyordu. Argo'daki Zeus oglu Polydeukes onu yendi ve yolculara karsi insafsizca davranan Amykos'un bu davranisina son verdi. Salmydessos'taki Poseidon'un oglu Argonautlar Kolkhis'e dogru yelken actilar fakat cikan firtina bu kez onlari Thrakia kiyilarindaki Salymdessos'a surukledi. Burasinin kor krali Phineus, Poseidon'un ogluydu ve ayni zamanda bir kahindi. Bu yasli adam her zaman acti cunku ne zaman yemek yemeye baslasa Harpya'lar saldiriyorlar ve tabagindakileri kapiyorlar, bir de yerine cok kotu kokan diskilarini birakiyorlardi. Boreas ogullari Kalais ve Zetes, bu kadin yuzlu ve kanatli canavarlarin pesine dustuler ve onlari yakaladilar. Tam hepsini oldurecekken Hera'nin habercisi Iris gelerek Harpya'larin bagislanmasini diledi. Harpya'larin bir daha yasli Phinius'a dokunmayacaklari sozunu alinca Harpya'lar serbest birakildilar. Hemen o gece kral Phinius onuruna bir solen duzenlendi. Yasli kral o gece diledigi kadar yedi icti ve Argonautlar'a memnuniyetini bildirdi. Daha sonra Phinius, Argonaut'lara yolda ne gibi tehlikelerle yuzyuze gelebileceklerini ve bunlari nasil atlatabileceklerini soyledi. Ares'in adasi Yari yoldaki guney kiyisinda Argo, Ares'in uzerinde pirinc tuylu kuslarin oldugu adasina ulasti. Argonautlar buradan hizla gectiler fakat gecerlerken kuslar saldirdilar ve adamlar kendilerini kalkanlari ve kiliclariyla korudular. Carpisan kayalar Karadeniz'e gecmek icin ilk once Bogaz Gecidi'nden gecmeleri gerekiyordu. Gecit iki kaya tarafindan korunmaktaydi ve bunlar aralarindan gecen bir gemi olunca birbirlerine carpiyor, arada kalan herseyi eziyorlardi. Symplegad'lar (carpisan mavi kayalar) denen bu bolgeden hicbir gemi gecemiyordu. Argonautlar bu durumu ihtiyar Phinius sayesinde bildiklerinden hazirlikliydilar ve yanlarinda getirdikleri bir guvercini gecide vardiklarinda saldilar. Guvercin gecitteki iki kayanin arasina gelince, kayalar derhal kapandilar fakat guvercin kayalardan daha hizli oldugundan kurtuldu. Daha sonra kayalar yavasca acilmaya basladilar. Argo son surat guvercini takip ederek iki kayanin arasina girdi, fakat bu arada kayalar tekrar kapanmak uzereydi. Neyse ki gemi buradan guvenle gecti sadece pupasindaki bir yildiz susunu kaybetti. Daha sonra Zeus, gecitteki bu kayalara yerlerine mihlanmalarini buyurdu ve bugun burada bu kayalar hareketsiz durmaktadir. Gecitteki akinti cok kuvvetliydi. Argonaut'lardan birisi olan Orpheus, kurekcilerin cani sikilmasin diye lirini caldi. Gemi daha sonra Yunanlilarin Pontos Eukseinos yani konuksever deniz dedikleri Karadeniz'e ciktilar. Amazonlar Ilk duraklari Maryandyn'lerin ulkesi oldu. Kral Lykos onlari iyi karsiladi ama bir yaban domuzu avinda Argonaut'lardan bilici Idmon ve Argo'nun dumencisi Tiphys olurler. Argonaut'lar daha sonra ilerleyip Amazon'larin ulkesine cikarlar. Amazon'larin ulkesi Thermodon (Terme cayi) ve Themiskyra (Terme) sehri arasindaydi. Durak yapmadan Kafkas daglarinin gorundugu kiyilara dogru ilerlediler. Kafkaslar'daki bir dagin zirvesinde zincire vurulmus olan Prometheus'u hayal meyal uzaktan secebildiler, ayrica onun karacigerini yemeye gelen dev kartalin kanat sesini de duydular. Devam edip Phasis irmagina (Pasinus) yani Kolkhis (Gurcistan) ulkesine vardilar. Kolkhis'e varis Kolkhis'e vardiklarinda gunes oglu kral Aietes ve kizi Medeia'nin huzuruna ciktilar ve Iason kralin kizini cok begendi. Iason ve arkadaslarinin altin postu almak uzere geldiklerini ogrenince kral Aietes'in yuzu degisti ve bu yigit gemicilerle carpismayi goze alamadi. Altin Postu bir kosulla vermeye razi oldu. Iason once bir ejderi oldurecek, sonra da burunlarindan ates puskuren tunc ayakli iki bogayi boyunduruga kosacak ve onlarla bir tarla surecekti. Daha sonra da ekilen tarlaya ejderhanin dislerini ekecek ve oradan cikan silahli adamlarla carpisacak ve hepsini yenecekti. Iason ister istemez bu kosullari kabullendi. Derenin diger tarafina gecirdigi ihtiyar kadin kiligindaki olumsuz Hera'da Iason'a yardim ediyordu. Iason duygularini Afrodit'e acti ve zaten Afrodit'te yigitliginden dolayi Iason'a ilgi duyuyordu. Afrodit, oglu Eros'a sevgi oklarindan biriyle kralin kizi Medeia'yi vurmasini buyurdu. Eros'ta annesinin verdigi gorevi hic vakit gecirmeden yerine getirdi. Daha sonra Medeia birden Iason'a karsi dayanilmaz bir sevginin dogdugunu icinde hissetti. Ne yapip edip babasinin Iason'a verdigi gorevde Iason'a yardim edip onun basarmasini saglamak istedi. Daha sonra bir buyucu de olan Medeia, Iason eger kendisini almaya soz verirse yardim edebilecegini bildirdi. Sonra da Iason'a deriye suruldugunde deriyi gunboyu silah gecmez hale sokan guclu merhemler hazirladi. Ejderhanin dislerini ektikten sonra cikan silahli adamlarin aralarina bir tas atarsa, bunlarin kavgaya tutusacagini ve birbirlerini oldurecegini de soyledi. Iason, bogalari boyunduruk altina sokmayi, ejderin dislerini tarlaya ekip, topraktan cikan adamlari birbirine oldurtmeyi basardi. Fakat, kral Aietes verdigi sozu tutmadi ve Argo gemisini yakmaya ve Argonaut'lari oldurmeyi planladi. Daha hizli davranan Medeia, Iason ile el ele vererek Ares'in ormanina girdiler. Medeia buyulu sarkilariyla yilan bicimindeki ejderi uyuttu. Ikisi kocun postekisini Argo gemisine kacirdilar. Argo gemisindeki zaten hazir olan gemiciler onlari hemen tekneye aldilar ve hemen safak sokmeden yelken actilar. Argonaut'larin yola ciktigini goren Aietes hemen arkalarindan adamlarini saldi. Medeia erkek kardesi Absyrtos'u da yanina almisti. Babasinin adamlarinin yaklastigini gorunce korkunc bir careye basvurarak kucuk kardesini parca parca dogradi ve parcalarini yol boyunca serpti. Aietes'in adamlari prensi gomebilmek icin bu parcalari toplamakla ugrasak cok vakit kaybettiler ve boylece Argo gemisi uzaklasip kayboldu. Donus yolu Ilk olarak Istros (Tuna) irmagina vardilar ve oradan Yunanistan'a varmak icin Eridanos'a (Po) dogru ilerlediler. Tuna nehrinde, Adriyatik'e dogru ilerlerken Zeus'un ofkesine ugrayip firtinaya tutuldular. Medeia, elini kardes kaniyla kirlettiginden bu suctan arinmadikca Yunanistan'a donemeyeceklerini anladi ve bunun uzerine halasi buyucu ve Gunesin kizi Kirke'ye ugramayi akil etti. Kirke yegenini arindirdi ama Iason'a pek konuksever davranmadi. Yine de onlara yol boyunca yararli olabilecek, tehlikelerden korunmalarini saglayacak ogutlerde bulundu. Iason, Kolkhis'ten donerken yolda Phaik'larin ulkesine ugradi ve orada Medeia ile evlendi. Sirenler Argo gemisi daha sonra sarkilariyla insanlari buyuleyen Siren'lerin adasinin onune geldi. Bu yari kus, yari kadin yaratiklar tam sarkilarina baslayacakken muzikci Orpheus onlardan once davrandi. Lirinden oylesine buyuleyici ezgiler cikardi ki Siren'ler kendilerinden gectiler ve sonra da calgilarini denize attilar. Kirke'nin ogutlerine uyarak, ayrica Hera'nin da koruyuculugu altinda Kharybdis'le Skylla'nin ucurumlarini gectiler. Libya Daha sonra cikan kuvvetli bir firtina onlari Afrika kiyilarina atti. Cok muazzam buyuklukteki dalgalar Argo'yu kaldirip karaya, kuru kumlarin uzerine biraktilar. Bunun uzerine Argonaut'lar gemiyi terkettiler. Fakat Libya'lilarin odunc verdikleri silindirlerin uzerinde kaydirdiklari gemilerini tekrar denize indirmeyi basarip tekrar denize acildilar. Girit'teki demir robot Girit'e vardiklarinda, limana bekcilik eden, buradan gelip gecen gemilere tas atan bronzdan yapilmis, tunc cagindan kalma mekanik bir dev gorduler. Medeia gozleriyle Talos ismindeki devi tam kocaman bir kayayi gemiye atacakken buyuledi ve sendeleyen dev robot topugunu bir kayaya carpti. Devin topugundan akan sivi devi hareketsiz birakti. Sonra Argonaut'lar guvenle kiyiya ciktilar. Eve donus Argo sonunda Iolkos'a vardi. Iason Altin Postu Zeus'un bir mabedinde yukariya asti. Iason daha sonra sarayina varmak icin yola koyuldu. Sarayina girdigi zaman babasi Aison'un oldugunu ogrendi. Amcasi Pelias'ta tahti vermemek icin binbir turlu bahane uyduruyordu. Medeia yasli krali ortadan kaldirmanin yolunu buldu. Once Pelias'in kizlariyla arkadaslik kurarak onlara babalari Pelias'i nasil genclestirebilecegini ogretecegini vaad etti. Dediklerini kanitlamak icin de yasli bir kocu kesti ve onu icinde birtakim buyulu otlar kaynayan bir kazana atti. Bir muddet sonra Medeia, kizlara kazandan cikan korpe kuzuyu gosterdi ve ayni deneyi babalari icin de yapabileceklerini soyledi. Pelias'in kizlari bu hileye inanarak babalarini kestiler ve kazana attilar. Dirilmedigini gorunce de cilgina donduler ve yurtlarindan surulduler. Daha sonra Pelias'in oglu Akartos kralligi ele gecirince Iason'la Medeia'yi kovdu. Iason daha sonra Argo'yu Korint adasina goturdu ve orada karaya oturttu ve onu bir armagan olarak Poseidon'a sundu. Medeia'nin sonu Daha sonra ikisi Korinthos'a gittiler ve oraya yerlestiler. Orada uzun yillar baris icinde yasadilar. Iki de cocuklari oldu. Kral Kreon basta onlara iyi davrandiysa da sonradan Medeia'dan kurtulmanin carelerini aramaya basladi. Kocasi Iason'da ondan iyice bikmisti ve kralin kizi Kreusa ile evlenmek ve Medeia'yi da bosandiktan sonra Kolkhis'e istedi. Kendisine yaptigi yardimlari unutarak karisini terkedince, Medeia da o gune kadar kullandigi yontemlerin en korkuncuna basvurdu. Gelin Kreusa'ya sozde dugun armagani olarak buyulu bir giysi gonderdi. Dugun gunu bu giysiyi uzerine geciren Kreusa cayir cayir yanmaya baslayinca kral Kreon'da kizinin yardimina kostu. Sonunda ikisi de birlikte yanarak olduler. Medeia, Iason'dan oc almak icin Iason'dan olma oz cocuklarini da bogarak oldurdu ve daha sonra babalarina gosterdi. Sonra da atasi Helios'un kendisine gonderdigi sihirli arabasiyla Atina'ya giderek kral Aigeus'un sarayina yerlesti. Kendisiyle evlenirse ona cocuk doguracagini soyledi. Daha sonra Theseus, yillar sonra bilmeden babasinin yanina, saraya geldi ve onun Aigeus'un oglu oldugunu ve tahta goz dikecegini anlayan Medeia, onu bir solende zehirleyip oldurmek istedi. Theseus yemekte gelen eti kesmek icin bir zamanlar Aigeus'un olan kilici cikarinca babasi oglunu tanidi, sonra da Medeia'yi kovdu. Medeia bunu uzerine kacip ulkesi Kolkhis'e dondu. Orada bir cok suc ve efsanelerden sonra babasi Aietes ile baristi. Iason'un sonu Iason ise iyice yaslaninca Argo'yu karaya oturttugu Korint'e geri dondu ve bir dilenci gibi giyinerek Argo'nun golgesinde oturarak yasadigi maceralari anlatti. Fakat bir gun, curumeye devam eden geminin on kismindaki pruva, Iason'un uzerine dustu ve onu oldurdu. Daha sonra Zeus, yildizlari tekrar duzenledi ve Argo'yu bir burc olacak araya yerlestirdi. Arganout'ların listesi Acastus, son of Pelias Actor, son of Hippasus Admetus, son of Pheres Amphiaraus, son of Oicles Ancaeus, son of Lycurgus Argus, son of Phrixus Ascalaphus and Ialmenus, sons of Ares Asterius, son of Cometes Atalanta, daughter of Schoeneus Augeas, son of the Sun Autolycus, son of Hermes Butes, son of Teleon Caeneus, son of Coronus Castor and Pollux, sons of Zeus Cepheus, son of Aleus Erginus, son of Poseidon Euphemus, son of Poseidon Euryalus, son of Mecisteus Eurytus, son of Hermes Hercules, son of Zeus Idas and Lynceus, sons of Aphareus Iphiclus, son of Thestius Iphitus, son of Naubolus Jason, son of Aeson Laertes, son of Arcisius Leitus, son of Alector Meleager, son of Oeneus Menoetius , son of Actor Orpheus, son of Oeagrus Palaemon, son of Hephaestus or of Aetolus Peneleos, son of Hippalmus Periclymenus, son of Neleus Phanus and Staphylus, sons of Dionysus Poeas, son of Thaumacus Polyphemus, son of Elatun Telamon and Peleus, sons of Aeacus Theseus, son of Aegeus Tiphys, son of Hagnias, who steered the ship Zetes and Calais, sons of Boreas.

Prometheus
Prometheus'un kurnazlıkla çalarak insanlara verdiği akıl onları şımartınca Zeus o zamana kadar yalnız erkeklerden ibaret olan insan topluluğuna ceza vermek istedi ve onlara kadını gönderdi. Zeus , oldukça başarılı bir usta olan oğlu Hephaistos'tan kadını yaratmasını istedi. Hephaistos babasının isteği üzerine çamuru su ile yoğurdu ve görenleri şaşırtacak güzellikte bir kadın vücudu yarattı. Olympos'ta oturan tanrıçaların en güzeli olan ve kendi karısı olan Aphrodite'in vücudunu model olarak kullanmıştı. Heykel bitince onun kalbine ruh yerine bir kıvılcım koydu. O zaman heykelin gözleri açıldı. Kolları bacakları kıpırdamaya ve dudakları konuşmaya başladı. Onu süslemek için bütün tanrılar ve tanrıçalar yardım ettiler. Herkes kendisinden ona bir şey armağan etti ve ona Rumca "bütün armağan" anlamına gelen Pndora adını taktılar. Athena ona güzel bir kemer, süslü elbiseler verdi. Letafet perileri Kharites beyaz göğsüne parlak altın gerdanlık taktılar. Aphrodite başına güzellikler saçtı. Güzel saçlı Horalar ilkbahar çiçekleriyle onu süslediler. Hermes Pandora'nın kalbine, hıyanet ve aldatıcı sözler yerleştirdi. Zeus da ona esrarlı bir kutu armağan etti ve ona dediki; Sakın verdiğim kutuyu açma, içindeki iyi şeyler uzaklara kaçar ve onların yerine fenalıklar gelir, seni rahatsız ederler. Bu kutuyu iyi sakla bütün insanların saadeti ve felaketi bu kutunun açılıp açılmamasına bağlıdır. Böyle dedikten sonra baş tanrı ilk kadını yeryüzüne indirdi ve Prometheus'un kardeşi Epimetheus'a gelin olarak gönderdi. Prometheus kardeşine Zeus'dan hiç bir şekilde hediye kabul etmemesini tembih ettiği halde Pandora'nın güzelliğine hayran kalan Epimetheus öğüdü tutmadı ve onunla evlendi. Pandora da tıpkı tüm kadınlar gibi doğuştan meraklı olduğunda dünyaya gelir gelmez kutunun içinde ne olabileceğini düşünmeye başladı ve Zeus'un uyarısını unutarak kutuyu açtı. Kutunun içindeki hastalık, keder, ıstırap, yalan, riya gibi insanları rahatsız edecek ve onları felakete sürükleyecek ne kadar kötülük varsa hepsi açılan kutudan kuşlar gibi uçuştular. Pandora hatasını anlayarak biraz sonra kutuyu kapadı ancak kutuya kapatılan kötülüklerin arasında, insanları yaşatacak, teselli edecek "ümit" te vardı. Fakat ümit dışarı çıkamamış kutuda kalmıştı.. Böylece Zeus ilk kadını beraberinde kötülüklerle dolu bir kutuyla yeryüzüne yollayarak insanlardan intikam almıştı.

Tufan
Kadını yaratarak insanları felakete ve ıstıraba sürüklenmesi Zeus'un öfkesini yatıştırmamıştı, üstelik Pandora'nın kutuyu açmasıyla tüm kötülükler yeryüzüne yayılmış, insanlar birbirleri ile kavga etmeye, savaşmaya, birbirlerini öldürmeye başlamışlardı bunun üzerine Zeus onlara çok daha büyük bir ceza vermeye karar verdi.Onları tamamiyle yok etmemek müthiş bir tufanın dalgaları arasında onları boğmak istedi. Fakat Prometheus bu defa da insanların yardımına koştu ve Oğlu Deukalion'a Zeus'un planlarından bahsetti. Deukalion ve Epimetheus ile Pandora'nın kızı olan karısı Pyrrha Thessalia'da yaşıyorlardı. Deukalion Thessalia'nın kralıydı. Olacakları duyunca Babasının tavsiyesi ile üzeri kapalı bir kayık yaptı ve karısı ile onun içine girdi. Yağmurlar yağdı, sular kabardı, ortalık baştan başa deniz kesildi. Onlar dokuz gün dokuz gece boyunca dalagalar üzerinde çalkalanıp durdular. Onuncu gün sular alçalmaya başladı ancak ikisinden başka bütün insanlar boğulmuştu. Bu tufan felaketinden kurtula karı koca Othrys dağına yanaştılar ve karaya ayak bastılar. Deukalion ve karısı daha sonra adalet tanrıçasının yanına gidip insan soyunun tekrar yaratılması için yardım istediler. Adalet tanrıçası onlara ,Yüce Ana'nın yani Gaia'nın kemiklerini omuzlarının üzerinden atmalarını söyledi. Deukalion ve karısı önce buna çok şaşırdılar. Ardından Deukalion Yüce ana'nın toprak olduğunu hatırladı, buna göre kemikleride kayalar, taşlar olmalıydı. Taşları omzunun üzerinden fırlattığında bu taşlar erkek haline dönüştü, Pyrrha da fırlattı taşları, onun fırlattıkları da kadına dönüştüler. Böylelikle insan soyu yeniden başlatılmış oldu.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #2 (permalink)  
Alt 25-12-2007, 12:59
laqrma - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
.b/s/en s/b/enim
 
Üyelik Tarihi: 15-10-2007
Mesajlar: 536
Arakhne Efsanesi :

El sanatlarında Anadolu'nun Yunanistan üzerine üstünlüğünü dile getiren bir efsanedir Arakhne efsanesi..
Arakhne Lydia'lı bir kızmış, babası İdmon Kolophon kentinde kumaş boyacılığı yaparmış, kızı da iş işlemede, nakış yapmada, kilim dokumada öylesine usta, öyle becerikliymiş ki, yokmuş onun üstüne bütün bölgede. Dağdan, ormandan periler bile gelir, şaşakalırlarmış yaptığı işlere. Lydia'lı kızları, kadınları bilinçli, giderek gururlu olurmuş. Arakhne de ölümlülere elişlerinin hepsini öğretmiş olmakla geçinen Atina'nın baş tanrıçası Athena ile gergefte boy ölçüşebileceğini ileri sürer durumuş. Tanrıça buna kızmış, bir kocakarı kılığına girip çıkmış Arakhne'nin karşısına. Öğütler vermiş, daha alçakgönüllü olmasını, Tanrılarla boy ölçüşmekten sakınmasını salık vermiş. Ama Arakhne hiç oralı olmamış, Athena isterse gelsin nakışta yarışalım demiş. Tanrıça o zaman kim olduğunu açıklayarak başlamışlar gergef başında yarışmaya. Athena Olympos'un 12 büyük tanrısını işlemiş nakışına, Arakhne ise tanrıların pek şanlı olmayan serüvenlerini canlandırmış. Zeus'un Europe'yi kaçırmasını, Danae'ye yaklaşmasını filan.. İşleri bitince Athena bakmış ki kızın nakışı kusursuz, kendininkinden aşağı kalmıyor, geçiyor bile. Derken büyük bir öfkeye kapılıp kırmış Arakhne'nin gergefini, yırtmış nakışını. Lydia'lı kız üzüntüsünden kendini asmış. Ama tanrıça hamarat sanatçıyı bir örümcek kılığına sokmuş ki, sonsuzluğa dek tozlu duvar köşelerinde ağ örsün de hiçbir faydasını görmesin..


Mitoloji - Azra Erhat




.gölge'li_\

Konu laqrma tarafından (25-12-2007 Saat 13:01 ) değiştirilmiştir.. Sebep: imla
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler
antik, yunan, mitolojisinden


Konuyu toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil



Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 19:05 .
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2009, Crawlability, Inc.

Copyright ©2007 - 2008 khAos.info