Tanıştığım edebî kimliklerden biri hariç (Hakan Şenocak) hemen hepsi şair ya da romancıydı şu güne kadar... Bir romanı ya hiç okumuyorsam (ki bunu genelde yapmam), Poe'nun öykü kitabının arasına bıraktığım ayraç aylardır aynı yerde duruyor...
Öykü yazarı roman ya da şiir türlerindeki gibi şöhrete kavuşmuyor, bilinçli öykü okuru da azınlıkta...
Bunun nedenleri ne olabilir?
Öykü türü ülkemizde 50'lerden başlayarak 60'larda hız kazanmıştır, 61 Anayasasının getirdiği özgürlükçü ortamın kuşkusuz katkısı vardır.(Her ne kadar 61 anayasasını aşacağız diyenlere bakmayın siz!

) Bu yüzden de; roman ve özellikle şiir gelenekten hayli yaralanırken, öykü için böyle bir gelenek birikimi yine de kısıtlıdır; Dede Korkut hikayelerini ve Binbir Gece masallarını unutmuyoruz...
“Roman yazmak için akla ve birikime sahip olmak lazımdı, biz önce hikayeyle başladık, adam olduk, sonra romana geçtik” Yakup Kadri
Önceden beri öykünün romana sıçrama tahtası gibi görülmüştür. Her anlatı türünde eser verme kaygısı güden kimi yazarlar asıl başarılı olduğu türleri yadsımışlar, popüler olana yönelmişlerdir. Roman anlatısının belki de kristalize edilerek gerçek ya da fantastik ögelerle yazılan öykü türü yazar ve okuyucu anlamında neden yetersiz?
Arz-talep meselesi olarak görülmesi ve edebiyatla ilgili insanların öyküden kaçınmaları olabilir mi? Popularite tuzağına gerçek edebiyattan bahsediyorsak fazla katılmıyorum ben; yığın okuyucu kitlesine yönelik hareket eden kalem, ancak "piyasa"ya "iş" sunabilcektir.
Her anlatı türünün kendine has zorlukları olduğunu düşünüyorum, bu bağlamda şiirin tüm edebî türlere kaynaklık ettiği düşünmek akılcı mı ve neden?
Tüm solungaçlarını kendine çevirmiş şiir yazıcılarını, kendi yansımasını görmek için öykü türünün okuyucu ve yazıcı zorluğu açısından çilesini göze alamayan şiir esnaflarını bir kenara bırakırsak, öykü türünün neden yazar ve okur bağlamında azınlıkta olduğunu merak ediyorum...?