Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür  & Sanat ve Mizah  Forumu Ana Sayfa İletişim Site Haritası

Geri git   Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür & Sanat ve Mizah Forumu > Kültür & Sanat > Edebi Mevzular

Edebi Mevzular Özgürlüktür edebiyat..

Pittsburgh Phil Ve Joe

Edebi Mevzular içerisinde Pittsburgh Phil Ve Joe konusu: Summerfield işsizlik sigortası ile yaşıyordu ve şarapçıydı. Sinir herifin tekiydi, ondan uzak durmaya çalışıyordum ama yarı sarhoş pencereden beline kadar sarkıp dururdu. Binadan çıktığımı gördüğü anda her seferinde, “Hey Hank, ...

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1 (permalink)  
Alt 20-08-2007, 23:50
non serviam - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
M€M€ÑTØ MØRÍ
BlackJack Champion, Desert Battle Champion, Rotation Champion, Home Run Champion, Gyroball Champion, Soap Bubble Champion, Alien Invasion Champion, Metal Slug Champion, Graveyard Champion, Lasagna From Heaven Champion, Trotter Track Champion, Killer Bob Champion, Alien Clones Champion, Bat and Mouse 2 Champion
 
Üyelik Tarihi: 31-12-2006
Nerden: Asrub
Yaş: 30
Mesajlar: 2,356
Blog Başlıkları: 8
Standart Pittsburgh Phil Ve Joe

Summerfield işsizlik sigortası ile yaşıyordu ve şarapçıydı. Sinir herifin tekiydi, ondan uzak durmaya çalışıyordum ama yarı sarhoş pencereden beline kadar sarkıp dururdu. Binadan çıktığımı gördüğü anda her seferinde, “Hey Hank, beni de götürsene hipodroma,” derdi ve ben “Götürürüm Joe ama bugün değil,” diye cevap verirdim. Vazgeçmedi. Sonunda bir gün, “Pekala Joe, in aşağıya gidelim,” dedim ve gittik.
Ocak ayıydı, Santa Anita hipodromunu bilirsiniz belki, kaybetmek için fazlası ile soğuk bir hipodromdur. Rüzgftr karlı tepelerden hipodroma doğru eser ve ceplerin boştur ve titrersin ve ölümü ve sefaleti ve kirayı düşünürsün. Kaybetmek için hiç de uygun bir hipodrom değildir anlayacağınız. Hollywood Park hipodromundan güneş yanığı bir yüzle dönersin eve hiç olmazsa.
Neyse, tuttuk hipodromun yolunu. Yol boyunca hıç susmadı. İlk kez gidiyordu hipodroma. Ganyanla plase arasındaki farkı izah ettim ona. Yarış Bülteninin ne olduğundan bile haberi yoktu. Hipodroma girdiğimizde benim bültenimi kullandı. Bültenin nasıl okunacağını gösterdim. Giriş ücretini ödemiş, ona birde program satın almıştım. İki dolar parası vardı. Sadece bir kez oynayabilecekti.
İlk koşudan önce orada durmuş kadınları seyrediyorduk. Beş yudur bir kadınla yatmadığmı söyledi Joe bana. Kılıksız, tipsiz herifin tekiydi. Arada sırada bültene bakıp kadınları seyrederken Joe, “Nasıl oluyor da 6 numaralı at 1/14 veriyor? Yarışm favorisi bence,” dedi. 6 numaralı atm diğer atlara kıyasla neden 1/14 verdiğini izah etmeye çalıştım Joe’ya fakat beni dinlemiyordu. “Yarışın favorisi bence. Anlayamıyorum. Ben 6 numaraya oynayacağım,” dedi. “Senin iki doların söz konusu,” dedim, “ama şunu bil ki ıki dolarını kaybettilcten sonra sana oynaman için borç para vermeyeceğim.”
6 numaralı atın adı Çarli idi ve gerçekten acması bir görünümü vardı hayvanın. Dört bacağı da sargılıydı. Ahali ona bir göz attıktan sonra olasılığı 1/18 olarak değişti. Ben mantıklı ata on ganyan oynadım. Jeffers’a. İstatistikleri mükemmel, cokeyi birincı sınıftı. 2/7 veriyordu. Bundan iyisi can sağlığıydı.
1200 metrelik bir koşuydu. Çıkış verildiğinde Çarli’nin tabeladaki admm yanında 1/20 yazıyordu ve ilk o çıktı kulvarından. Bacaklarmdaki sargılar yüzünden yanılmak mümkün değildi. Cokeyi ilk dönemeçte diğer atlara dört boy fark atmıştı, 800 metrelik koşu- da sanıyor olmalıydı kendini. Cokeyin kırk koşuda sadece iki birinciliği vardı ve nedeni ortadaydı. Arka düzlüğe gelindiğinde fark altı boya çıkmıştı. Çarli’nin boynundan köpükler akıyordu; yemin ederim traş köpüğünden farksızdı.
İkinci dönemeçte altı boyluk fark üç boya inmişti. Peşindeydiler. İkinci düzlüğün başına gelindiğinde Çarli atım Jeffers’m sadece bir buçuk boy önündeydi. Bu iş burda biter, diye geçirdim içimden. Son düzlüğün yarısına gelindiğinde Jeffers, Çarli’nin bir boyun gerisindeydi. Küçük bir atak kazanınama yetecekti. Ama bu şekilde göğüslediler ipi. Çarli bir boyun önde bitirmişti koşuyu. Kırk iki dolar seksen sent verdi.
“Demiştim sana,” dedi Joe ve koşarak parasmı almaya gitti.
Döndüğünde bülteni istedi benden. Şöyle bir göz attı. “Nasıl oluyor da Kasırga 1/6 veriyor? Bu koşuyu alır bence,” dedi.
“Sence bu koşuyu alabilir, ama deneyimli bahisçilere ve bu işin profesyonellerine göre şansı altıda bir,” dedim.
“Bozulma Hank. Bu oyun hakkında hiçbir şey bilmediğimin farkındayım. Ama bana göre bu koşunun favorisi Kasırga. Ben Kasırga’ya oynayacağım. On ganyan oynamak en iyisi.”
“Para senin Joe. İlk koşuda şans eseri hiç olmayacak bir at buldun. O kadar da kolay değildir bu oyun.”
Kasırga birinci geldi ve on dört dolar kırk sent verdi, Joe parasının peşine düştü. Sonra bara indik, ikimize birer viski söyleyip barmene bir dolar bahşiş verdi. Bülteni elden ele geçirip incelemeye koyulduk. Bardan çıkarken Joe barmene göz kırpıp, “Bu koşuda Barney’den başka at tanımam,” dedi, Bamey 5/6 ile koşunun favorisiydi zaten, böyle bir laf etmek gerzeklikti düpedüz. Bamey yarışı beklendiği gibi kazandı ve dört dolar yirmi sent verdi. Joe yirmi ganyan oynanııştı.
“Bu kez doğru atı favori yapmışlar,” dedi bana.
Joe o gün dokuz koşunun sekizini buldu. Eve dönerken yol boyunca yedinci koşuyu kaçırdığına hayıflanıp durdu. “İmparator çok iyi görünüyordu halbuki. Üçüncülükle yetinmesini anlayamıyorum.”
“Dokuz koşunun sekizini buldun Joe. Acemi şansı dedikleri budur. Bu oyunun ne kadar zor olduğunu tahmin edemezsin.”
“Kolay gibi geldi bana. Birinci gelecek atı buluyorsun ve gişeye gidip paranı alıyorsun.”
Yol boyunca bir daha ağzımı açmadun. O gece Joe kapımı çaldı. Bir elinde viski şişesi öbür elinde Yarış Bülteni vardı. O oturup bülteni inceledi ve bana her koşunun birincilerini ve neden birinci geleceklerini söyledi, ben de şişeyi bitirmesine yardımcı oldum. Gerçek bir uzmanla karşı karşıyaydım. At yarışlarının insanı nasıl delirtebileceğini iyi bilirim. Bir keresinde üst üste on yedi koşuyu bulmuştum ve vergi ödememek için sahil boyunca emlak satm alıp beyaz köle ticaretine başlamayı planlıyordum. Bu kadar delirebilir insan.
Ertesi gün Joe’yu hipodroma götürmek için sabırsızlanıyordum. Tahminleri alt üst olurken yüzünü seyretmek istiyordum. Atlar da etten kemikten hayvanlardı sonuçta. Ne yapacaklarmı önceden tam olarak kestiremezdiniz. Eski bir bahisçinin dediği gibi, “Bir koşuyu kabetmenivı bix düıiue, kazanmarnu ise tek bir yolu vardır.”
Tamam, olaylar tahmin ettiğim gibi gelişmedi. Joe dokuz koşunun yedisini buldu -favori atlar da vardı aralarında, akla hayale gelmeyecek olanlar da. Ve bulamadığı iki koşu için dönüşte yol boyunca kafamı ütüleyip durdu yine. Aklı almıyordu. Ben tek kelime etmedim. Şansı açılmıştı orospu çocuğunun, ne desem boştu. Er ya da geç yüzdeler canma okuyacaktı nasıl olsa. Bana hatalı oynadığımı ve nasıl oynamam gerektiğini söylemeye başladı. Hipodroma ömründe ikinci gidişiydi ve uzman kesilmişti başıma. Ben yirmi yıldır oynuyordum ve bana başımı kıçımdan ayırt edemediğimi söylüyordu.
O hafta her gün hipodroma gittik ve Joe her seferinde kazandı. Ona tahammül edemez olmuştum. Yeni bir takım elbise, şapka, gömlek ve ayakkabı aldı kendine. Elli sentlik purolardan içmeye başlamıştı. Artık serbest çalıştığmı bildirip işsizlik sigortasını da almaz olmuştu. Aklını kaçırınıştı. Bıyık bıraktı ve bir kol saati ile pahalı bir yüzük satın aldı. Ertesi Salı hipodroma kendi arabası ile gittiğini gördüm. 69 model bir kadillak. Direksiyondan bana el sallayıp pencereden purosunun külünü silkti. İçerde onunla konuşmadım. O gece kapımı çaldığmda elinde gene bir şişe viski vardı, yanmda da uzun boylu bir sarışın. Genç bir sarışm, iyi giyimli, bakımlı, kaşı gözü yerinde. Birlikte girdiler içeri.
“Kim bu serseri?” diye sordu hatun Joe’ya.
“Dostum Hank bu,” dedi Joe, “yoksul günlerimden tanırım onu. Beni hipodroma götürdü bir gün.”
“Sevgilisi yok mu? Yalnız mı yaşıyor?”
“Hank’m 1965’ten beri sevgilisi olmadı. Şu Gertie ile aralarını yapmaya ne dersin?”
“Gertie bunun yüzüne bile bakmaz! Eskiciden farkı yok, baksana!”
“Biraz merhametli ol bebeğim. Benim dostum o. Bir şeye benzemediğinin ben de farkındayım ama birlikte başladık onunla. Bu konuda duygusalım, elimde değil.”
“Gertie duygusal değildir ama. Klas erkeklerden hoşlanır.”
“Bak Joe,” dedim, “kadınları boş ver. Şu Bülteni alıp otur ve bana yarının birincilerini söyle.”
Kırmadı beni Joe. Bir yandan içip bir yandan da birinci gelecek atları saptadı. Kadını Thelma köpek bokuna bakar gibi baktı bana gece boyunca.
Joe’nun seçtiği dokuz atın sekizi birinci geldi ertesi gün. İçlerinden biri altmış iki dolar elli sent vermişti. Aklım almıyordu, o gece Joe bir başka hatunla geldi. Thelma’dan bile daha güzeldi hatun. Joe viskisini yudumlarken ertesi gün için dokuz at yazdı bana gene.
Sonra, “Dinle Hank, taşınnıam gerek,” dedi, “hipodroma çok yakın lüks bir daire buldum. Dünyanm vaktini kaybediyorum yollarda. Hadi güzelim, gidelim. Görüşürüz Hank.”
Bunun ne anlama geldiğini biliyordum. Dostum bana sntım dönüyordu. Ertesi gün yazdığı dokuz ata büyük oynadım. Bu kez yedi koşuyu bilmişti. Eve döndüğümde Bülteni alıp neden o atları seçmiş olabileceğini anlamaya çalıştım ama tek bir marıüklı neden bile bulamadım. Seçimlerinin bazıları kafamı allak bullak etti üstelik.
Joe’yu uzunca bir aradan sonra bir kez daha gördüm. İki kadmla birlikteydi, kilo almıştı ve gülüyordu. Üstünde iki yüz dolarlık bir takım elbise, parmağında elmas taşlı bir yüzük vardı. Dokrız koşuyu da kaybettim o gün.
İki yıl sonra Hollywood Park hipodromundaydım. Aşırı sıcak bir gündü, bir Perşembe, altıncı koşuda yirmi altı dolar seksen sent veren bir at bulmuştum. Paramı almış gişeden uzaklaşırken arkamda bir ses duydum.
“Hey, Hank! Hank!”
Joe idi seslenen.
“Seni görmek ne büyük mutluluk!” dedi.
“Merhaba Joe...”
O dayanılmaz sıcakta üstünde hl ıki yüz dolarlık takım elbisesi vardı. Ondan başka herkes kısa kolluydu. Sakalı uzamış, ayakkabılan aşmmıştı. Elbisesi buruşuk ve kirliydi. Elmas taş gitmişti, kol saati gitmişti.
“Bir sigara verir misin Hank?”
Verdim. Sigarasmı yakarken elinin titrediğini fark ettim. “Bir içkiye ihtiyacım var moruk,” dedi bana.
Onu bara götürdüm ikişer viski içtik. Joe bülteni inceledi. “Sana daha önce müthiş tahminlerde bulunmadım mı Hank?” “Yukarda Allah var Joe.”
Orada durmuş Bülteni inceliyordu. “Şu koşuya bak,” dedi. “Kara Maymun. Hepsinin götünü patlatır. Üstelik 1/8.”
“Der misin Joe?”
“Kaçan yok moruk.”
Kara Maymun’a oynadık ve koşuyu izlemeye gittik. Kara Maymun zar zor yedinci olabildi.
“İnanılır gibi değil,” dedi Joe. “tki dolar daha borç ver bana. Sırada Siren var. Kaybetmesi olanaksız.”
Siren beşinci geldi ve bize hiç yararı olmadı. Joe dokuzuncu koşu için bana iki dolar daha yazıldı ve seçtiği at sonuncu geldi. Arabası yoktu, onu eve bırakabilir miydim?
“İnanmayacaksın ama işsizlik sigortası ile yaşıyorum yine,” dedi bana.
“Sana inanıyorum Joe,” dedim.
“Dönüşüm muhteşem olacak ama. Pittsburgh Phil defalarca sıfırı tüketip her seferinde toparlanmıştı. Dostları ona olan inançlarını hiç yitirmediler. Ona borç verdiler.”
Arabadan indiğinde benim kaldığım binadan birkaç blok ötede eski bir pansiyonda yaşadığmı öğrendim. Ben hiç taşınmamıştım. Arabadan inerken, “çok ilginç koşular var yarın. Gidecek misin?” diye sordu.
“Bilemiyorum Joe,” dedim.
“Gidersen bana haber ver.”
“Olur Joe.”
O gece kapım vuruldu. Joe’nun vuruşumu tanıyordum. Cevap vermedim. Televizyon açıktı ama cevap vermedim. Hiç kımıldamadan yattım yatakta. Israrla vuruyordu kapıyı.
“Hank! Hank! Orada mısın? HEY, HANK!”
Sonra yumruklamaya başladı kapıyı orospu çocuğu. Kendinden geçmiş olmalıydı. Yumrukladı, yumrukladı. Vazgeçti nihayet. Holde yürüdüğünü duydum. Derken dış kapının kapandığını. Kalktım, televizyonu kapattım, buzdolabına gidip jambonlu bir sandöviç hazırladım ve bir bira açtım. Sandövicim ve biramla oturup ertesi günün Bültenini aldım ve ilk koşuya baktım. Üç yaşından büyük tay- lar ve iğdiş edilmiş beygirler koşuyordu. 8 numara iyi görünüyordu. Bülten 1/5 diyordu. Bundan iyisi can sağlığıydı.

Charles Bukowski
Ölüler Böyle Sever
Parantez Yayınevi
Sayfa:51-57
Anarsist.Org


"Beni tanıyan herkesin size söyleyeceği gibi, makbul biri değilim. Kötü adamı sevdim hep, kanunsuzu, hergeleyi. İyi işleri olan sinek kaydı traşlı, kravatlı tiplerden hoşlanmam. Ümitsiz adamları severim, dişleri kırık, usları kırık, yolları kırık adamları. İlgimi çekerler. Küçük sürpriz ve patlamalarla doludurlar. Adi kadınlardan da hoşlanırım; çorapları sarkmış, makyajları akmış, sarhoş ve küfürbaz kadınlardan. Azizlerden çok sapkınlar ilgilendiriyor beni. Serserilerin yanında rahatımdır, çünkü ben de serseriyim. Kanun sevmem, ahlak sevmem, din sevmem, kural sevmem. Toplumun beni şekillendirmesinden hoşlanmam."
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler
pittsburgh, phil, joe

« Direnç | Hercaİ »

Konuyu toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil



Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 19:05 .
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2009, Crawlability, Inc.

Copyright ©2007 - 2008 khAos.info