|
|
| Edebi Mevzular Özgürlüktür edebiyat.. |
MekkârEdebi Mevzular içerisinde Mekkâr konusu: Prizmatik
ev ya da düşünceler
I
(Bir Yüzü)
Sağa doğru yatmış biraz ve çatıya değdiği yerden inen düz, 6 basamak...
Picassonun tablolarından fırlamış evim ve daha kümelere gelmedik. Üçüncü aşamada, ...

31-01-2010, 03:00
|
 |
chaotic neutral
|
|
Üyelik Tarihi: 26-01-2010
Mesajlar: 92
|
|
Mekkâr
Prizmatik
ev ya da düşünceler
I
(Bir Yüzü)
Sağa doğru yatmış biraz ve çatıya değdiği yerden inen düz, 6 basamak...
Picassonun tablolarından fırlamış evim ve daha kümelere gelmedik. Üçüncü aşamada, sıçrama yarışına; bir gelinciğin üşümeleri... İlmek ilmek dudağıma.
Sadece bir sokak lambası ile idare ediyoruz burada! Mahallenin adı; Erdem. Vasıflarını düdüklü bir tencereye hapsettiği, altı aydır doğuramayan gebe kedinin tüyleri var boğazımda.
Ne zaman konuşacak olsam, damağımdan genzime kadar yayılan yankıyla irkilip, boş diyorum!
Tüküreceğim de boş, hayatın bana verdiği de. Düne bağlı kemik sızılarıyla, bir köpeğin ağzına madara olmuş; düştüğümüz her kaldırım suyu... Ses...
Tenekenin sesi, suyun sesi... Yerden bir yağmur ürüyor ki sorma.
Bugünlerde ayakkabıların tabanına şemsiye diktirmek ya da tutturmak -her neyse- akıllıca olurdu!
Baş aşağı asılmış bir av zannedebiliriz kendimizi yoksa ve orman hiç olmadığı kadar kekiği burnumuzun direğindeki sızıya döküp, yiyebilir düşüncelerimizi!
II.
(Öteki yüzü)
Aya çizgisini aşındıran, alerjik reaksiyonlarımızı rafa kaldırmanın zamanı geldi. Bir tümseğe geçit sunan, kıkırdağımsı hatlar; h-iç organlarımızın sorunsuz çalışmasında ne kadar faydalı oluyor?
Bunu anlayabilmek için, düş serumunu kapatmaya gerek yok.
Edip'in şiirlerinden fırlamış tenim benim, sümbül soluğu, gül çürüğü... Beziğin güçlenme rotasında, bir balığın sol-u(ta)ngacı...
Nefes nefes gözlerime... Kaçıran kendinden, tül eksiği var azalarımda.
Papirüsler seriyoruz masamıza derimizden bu an... Temanın adı; Mazi.
Çoktan unutuldu zorun mukayesesi... Azaba secde ettirdiği, evlatlık kirpiklerden süzme tuzlar var etimde...
Ne zaman kendime sarılmaya kalksam, azın ve çokun, acının ve acımtrakın ayrımını yaptığım ender anlardan birinde olduğumu anımsayıp, hiç diyorum!
Mabedimin h-içi de boş, ibadetimin yüzüme eylediği şuh da... Zamanın gergefine nakşedilen desenlerle, bir varlığa görkem sürmüş; içine girdiğimiz her renk... Harf.
Yokun rengi, harfin rengi... Duvarlar sırtını döndüğün an bir tükürüyor ki sorma.
Bu ara yüzümüze ya da yüzsüzlüğümüze bir maske icat etmek ya da edinmek... -işte, her neyse- zekice olurdu sanki!
Dondurulmuş bir s-üs şeklinde toza karışabiliriz yoksa ve italik evlerimiz hiç olmadığı kadar rutubeti açıkta kalan yerlerimize yamayıp; ısırabilir göğsümüzden!
III.
(Köşesi)
Sancı midesi...
İlaç başı vurulan pembe bir yanılgı aslında.
Avuçlarımız, yüzümüz ve ayaklarımızdan başka neye ısız veya ıssız; varlığımız... Giyindikçe adına doğru, soğuk.
Ehh... Kesmeli yarıda. Bazen bir şeyler sonuna kadar bizimle olamayacağı için, dozunu ayarlamalı inançlarımızın.
Kutu kutu pensenin elması düşseydi mesela daha acıklı olurdu bu hikâye ve her çocuğun ilk öğrendiği bir oyun vardır mutlaka. Son olmasa da, sonu gelir mi hem zaten?
Fikir bayrağını didikleyen, tırnak pürüzlerini silkelemenin zamanı geldi. Saftan safa geçen, burunun marifeti sayılan; muhalefet-i sezilerimizin eylemlerini tedarik edemeyeceği özneleriz artık.
Alzheimerdan geriye doğru gidebilen ve t-anısı bugüne yorulan unutulmuş bir dünü yaşıyoruz!
Echonun anlam kaymasından doğmuş nesnelerim ve daha hırsları yenmedik. Lâ düşkünü, L sığınağı... Köşenin dönülmeden kapılandığı, bir halkanın zincir olamamış hali... Pran ga gözlerime...
Hece hece... Alarga.
Tek bir elle idare ediyoruz dokunduğumuz kaya ile! Koordinatlarımız; 30 derece enlem.
Çölünden uzağa düşen her sam yeli, hangi tozu ayağa kaldırabilmiş? S-isimin lekesini örten sûrelerden değme bir yalan var dilimde...
Çabanın sonunu imzalayacak olan bir mürekkep, bulutların yayvan dudaklarında... Yazılanları yıkayacak belki de kim bilir?
El damarı çatlamış bir tutanağın faturasını kesiyor şimdi gözlerim!
Kâğıdı kıvırmak zamanı şimdi...
imdi...
D'Sis Özdemir
Yok bir ruh
bu ağaçların arasında
Ve ben
bilmiyorum nereye gittiğimi
Octavio Paz
Zarındışındakikadın
|

31-01-2010, 21:50
|
 |
chaotic neutral
|
|
Üyelik Tarihi: 26-01-2010
Mesajlar: 92
|
|
|
Takma Yüzlerinizi Tırmalayın, Masumiyet Eviriyorum
(Sallama bir notanın içinde dönüp duruyorum,
yüzüme bakamıyorsunuz,
yüzüm
ee?)
Leş gibi kokmamak için, midenizi kremleyin! Diyorlardı.
Başta akıl erdiremedim bu gereksiz ve bir o kadar saçma talimata, hatta güldüm, karnımdaki çorak iklimlerden, henüz olmamış meyveler çalarak... Çoraplarınızı çıkartın! Ayaklarınıza fön çekin. Yoksa karnınız ağrır.
Deli güneş var tepemde, saçlarım ıslak... Saçlarım duşakabinin olağan çıkıntısında, bir kıvırcık saçak!
Oturuyorum... Oturduğum yer sağır bir duvarın kustuğu, utanmaz ve bir o kadar da ağır sır. Yüzüme bakıyorum bileğimdeki aynadan. Bileğimdeki kırmızı aynadan, yüzüme! Rengini, sıkılmışlığına borçlu olan kitapkurdu damarlarımdan, ellerime...
Tüm çatlakları sayacağım üşenmesem ama beş dakikam var kül öğütmek için...
Burada, geniş bahçeli olurdu evler ve tek fırıncımıza büyük bir minnet duyardı semt sakinleri. Büyük bir saygı. Ta ki yumurtaları ve bahçelerinin ilgi çekici sefaletine şahitlik edene kadar. Yapılan her şeyin, hiçlikten ibaret olduğuna örnek olabilecek ender günlerden birinde... Cereyan yapsın diye, alkolsüz derilerimizin açık kalan mekânları.
Vallahi boşa çalmadı hiçbiri, cinnetin kapısını. Dediler ki; Cennete açılan ilk kapı! Herkes, hayatında en az bir kere kölesi olmalı azgın bir cinin...
Yok devenin nalı!
Eyersiz bir at gibiyim içimin çiftliğinde, gazlı sargı bezleriyle kumanda ediyorlar yönlerimi, bakışlarım hayra alamet değilmiş. Kimliğimi ikiye bölüp, arasına kekik dökeceklermiş, ortadan kaybolmamam durumunda. Yok, Yoka dayanan bir çayır ağzında yeşil kusuyorum, yeşil!
Diyorlar ki yine; narkozu fazla vermişler. Duyuyorum. Şapşallar!
Tek sebebi bu mu?
Kör müsünüz?
Dakika yoksunu musunuz?
Yağmurun içine kreatin atılmış aşım, içime inen, iliklerimdeki fazla soğukluğa! Güce.
Hah tam oldu şimdi!
Nevaleymişim ben. Gülmezmişim, kafamı sallamazmışım Manowar dinlerken. Sap gibi durur, dudaklarımı üşütürmüşüm, pembe karanfillerden bir tutam beyaz üfürür, pencereleri ıslatırmışım.
Tadına varmak bir şeyin, iki resmi ilaca... İki şahibeli tekmile ıstır. Noktayı koymayı unutursan anlam değişir ama. İki olgunun bahşettiği zevk, tenin başka rengine ziyarettir!
Tebessüm, tebessüm... Bunu ben, masum görünmek için yapmadım!
Etrafımdakileri algılarından soyup, ar damarlarından, rüyalarına kadar baltalar, şuursuzca öldürürken!
Hiç masum değildim. Olamazdım.
Tuhaf...
Onlar hâlâ, nefeslerine gasp ettiğimin farkında bile değil!
D'Sis Özdemir
Yok bir ruh
bu ağaçların arasında
Ve ben
bilmiyorum nereye gittiğimi
Octavio Paz
Zarındışındakikadın
|

01-02-2010, 12:38
|
 |
chaotic neutral
|
|
Üyelik Tarihi: 26-01-2010
Mesajlar: 92
|
|
|
Ne biliyorsunuz?
Kaldırımda namahrem uykulara mahpus çuval yığınları…
kelebek sırtında katletmeye çalışırken kilometreleri,
top sektiren o erkek çocuklarının hepsi baba aslında…
ıhlamurla aşk yapan menekşelere duyduğu kıskançlığı gizlemeye çalışarak,
dört yaşındaki bir kız çocuğunun saçları arasında dolanan ve iten kenara
elleri değil, vicdanları…
çakıl taşları ile genişletilmiş, bu mağrur sokaktan geçerken siz
hiçbirini bilmiyorsunuz…
yüksek merdiven oyuntularında,
tekmelerken beşiklerini düşsün diye
oyun oynuyor sandığınız tüm bebekler…
bugüne lanet okuyordu aslında
tüm mütevazilikleriyle affettiler sizi…
terk bahçesinde kör tacizlere müptela çekirgeler…
çayır ağzında unutmaya çalışırken bildiklerini,
asmalı kapılar önünde beliren beyaz kedilerin hepsi gri aslında
ekvator aşklarına dönence yapmaya çalıştıkça kuyruklarını; ağardı tüyleri…
tahtaları tırmalarken, dilenci gözüyle baktığınız ve güldüğünüz tüm miyavlamalar
açlık değil, aldanmışlıktı…
gazete kupürleri ile donatılmış, noel kokulu evlerinizi aralarken siz
hiçbirini bilmiyorsunuz…
çöp kovalarının karanlığında
bayramlık elbiselerini kirletirken,
aptal sandığınız tüm hayvanlar…
intihar edemeyişlerine acıyordu sadece…
tüm çaresizlikleriyle affettiler sizi…
fakat siz; hiçbirini bilmiyorsunuz…
D'Sis Özdemir
Yok bir ruh
bu ağaçların arasında
Ve ben
bilmiyorum nereye gittiğimi
Octavio Paz
Zarındışındakikadın
|

06-02-2010, 01:30
|
 |
chaotic neutral
|
|
Üyelik Tarihi: 26-01-2010
Mesajlar: 92
|
|
Yarı Güleç Elbisemle Şubat Yolcusuyum
“…çok yakışır kan ve kar birbirine,
eğer birazcık şüphe varsa işin içinde
yakışır yüzümde donan yapraklar,
adının hayat öpücüğüne…”
Kırık incir yapraklarından avuç içine sığabilecek havuzlar döşüyorum… Ve renkler yalnızca maviye ermiyor gün ortasında…
Gün batımında yalnız karaya bürünmüyor, zamanı alıp götüren gece.
Çoğu an, sessizliğe hüküm giymiş ama kan kaybetmekte olan bir av gibi bekliyorum, derin çukurlarla dibe vurmuş ölümü…
Avcı, eğer lisan ise henüz hiç bilmedim… Kan, ne renkti? Ben hepsini tuvale bir bir fırlattım. Şimdi, bu tablonun ne anlattığını ben bile bilmiyorum.
Benim ellerimden çıkanların, bir bitiş noktası yok… Bir girişi olmadığı gibi.
İtiraf ediyorum; şubattan hiçbir şey anlamadım daha.
Bu yüzden, bu kadar toy bu cümleler, sana doğru esnerken… Bu kadar kırılgan. Her harekete hazır değil daha, onulmaz bir sessizliği taşıyor yanında.
Tırnaklarımla derini yüzüyor gibiyim, yokluğuna her kalem doğrultuşumda. İzmaritler bir rölyef olarak sergileniyor tapınağımda… Burası, kazandığımız yer.
Dondurulmuş kimlik koleksiyonu duvardaki. Öperken düşürdüğün yüz’lerim… Kaç taneydi? Cebinden çıkardığın kadınların kadar kusursuz değildi şüphesiz…
Fikrine oturttuğun kadar görkemli… Şahlanıp, beni, azılı baykuşların cızırtı altında kaldığı ormanda bırakan ağır vasıtam, eşek ölüsü…
Ben yazmadım, dördüncü günün laneti bu… Sevgili babacığımın kehaneti.
Silgimi, olur olmaz yerlerde tükettiğim için bu kadar hareketli bu kurşunkalem enerjisi… Elimi kesiyor.
Elimdeki kesiklerle bir topografya çıkartıyorum, kar kürelerindeki şehre… Şubat yolcusuyum şimdi. Sırtımdaki şekillerden, bir tılsım yap kendine…
Korunmak için, bir simge. İçimde bir küheylan, bir canavar çığırsın, sıcak desin! Buldun ama giriş yasak…
Volta atacak zamanımın bile olmadığını kendime söylemekten çekiniyorum, kaç gün sürüyordu bu ay?
Biliyorum… Ne olur ne olmaz diye, ayak izlerini eşeleyerek teninden parçalar arıyorum, kandan bir karadelik gibi duran eserime bir yörünge çizmek için…
Yoksa bilmiyor muyum ben? Çoktan yok ettim kendimi… Köleler “zincir” der demez, boynundaki kızarıklıklardan su içiyor…
Güçlenmek için. Kırdığım, kırdığın ya da… Hangi ateşkeste, bilgi eksikliğinden not düşülmüş ki?
Artık yokluğu inkâr edilemez bir sancıya gebe baykuşlar, hepsi kulağımda çınlayacak
Hepsi kulağımda çınlayacak ve ben hâlâ arıyor olacağım, sırf söyleyeceğim iki kelime için…
Babamın bıyık makasının, mektuplarımı tütün rengine çevirdiğini, bu yüzden tümcelerimin tenime yapışıp kaldığını ve postacının benden başkası olmadığını anlatmak için…
O makasını alıp, karşında kâğıtlarla hokkabazlık etmek için…
Narçiçeğinin özüyle imzalanmış varlığımız… Kabak gibi ortada, varız işte!
Bu yok’lama niye şimdi, ölü bir dil diye çıkıyorum karşına bir gün, avına sadık bir avcının kolunun altında…
Boyumun uzunluğunu henüz fark etmediği için, bacaklarım paramparça. Sen hâlâ bir dövme sanıyorsun onları.
Böyle yarı güleç bir elbiseyle şubattan ileri saymak zor
ve ben itiraf etmeliyim ki, hiçbir şey anlamadım bu bekleyişten…
D'Sis Özdemir
040210 -01,29
Yok bir ruh
bu ağaçların arasında
Ve ben
bilmiyorum nereye gittiğimi
Octavio Paz
Zarındışındakikadın
|

06-02-2010, 09:20
|
|
Taze Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 03-02-2010
Mesajlar: 44
|
|
|
kusuruma bakmayın bu yazıyı anlamakta güçlük çekiyorum ben edebiyatda okuyorum sembolist şairlerle, gerçek üstücü, toplumcu gerçekcilerle ilgilendim.
Ama bu yazının anlatmak istediklerini çok kapalı bir şekilde anlattığı ortada.Ve pek cümle içi kural yok gibi ...
Herneyse Saçma demek istemiyorum çünkü duygularınıza saygı duyuyorum. Belki biraz daha anlaşılır olabilirdi.
|

06-02-2010, 13:32
|
 |
chaotic neutral
|
|
Üyelik Tarihi: 26-01-2010
Mesajlar: 92
|
|
Alıntı:
palatin´isimli arızadan alıntı
Ama bu yazının anlatmak istediklerini çok kapalı bir şekilde anlattığı ortada.Ve pek cümle içi kural yok gibi ...
|
Amacıma ulaşmışım, teşekkür ederim.
Kural, için bir tür'e bağlı kalmak gerekebilir. Herhangi bir türe bağlı değilim. Herhalde, edebiyatta okumadığımdan bu avantaja sahibim...
Ben edebi edepsiz yeniliyorum...
Demelisiniz. Saçma demek istememeniz, öyle olduğunu düşündüğünüzü değiştirmez, bir karar verdiğinizde sakın vazgeçmeyin ve arkasında durun... Doğru olan da budur.
Ama ben de çıkar "değil" derim, belirli bir kesime hitap ediyor hepsi...
Sevgiler...
Yok bir ruh
bu ağaçların arasında
Ve ben
bilmiyorum nereye gittiğimi
Octavio Paz
Zarındışındakikadın
|

06-02-2010, 14:02
|
|
Taze Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 03-02-2010
Mesajlar: 44
|
|
|
o kesimin içinde olmadığım için mutlu olmam gerek heralde
intihar gereksinimi içine düşmüşlüğüm olsada şimdi anlamsızlığı anlayabilmek erdemine eriştiğimin farkındayım artık insan teki dünyalar yaratsada bir osuruktan önemsizdir benim için
sevgilerini çocuklar için sakla anne ...
|

06-02-2010, 19:22
|
 |
Taze Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 04-02-2010
Mesajlar: 113
|
|
|
Tebrikler... Gerçekten çok güzel... Sembolizmi kullanmanız ve betimlemeleriniz farklı olması ayrıca beğenimi kazandı. Biri bak bunu sen yazmıştın hatırladın mı? diye koysa önüme yazdıklarınızı yadırgamam... Benim yazıtlarıma benzettim tarzınızı... Bir kez daha tebrikler.. .Devamının gelmesi dileği ile...
|

07-02-2010, 13:11
|
|
Taze Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 03-02-2010
Mesajlar: 44
|
|
|
evet evet çok güzelmiş .
Kardeş,
Kar. Deş!
Kart eş,
Sen de.
Bu şiir mi ?
Ben şair miyim ?
eveaet...
|

08-02-2010, 13:36
|
 |
chaotic neutral
|
|
Üyelik Tarihi: 26-01-2010
Mesajlar: 92
|
|
Alıntı:
palatin´isimli arızadan alıntı
evet evet çok güzelmiş .
Kardeş,
Kar. Deş!
Kart eş,
Sen de.
Bu şiir mi ?
Ben şair miyim ?
eveaet...
|
Kimsenin beğenisine ihtiyacım yok ki... (Üstelik şiir yazmıyorum -dikkat çekilir-)
Kimsenin beğenisine minnetim yok, aksi takdirde günlerdir giriyorum, bir üstteki mesaja şapşal gülümsemelerimle cevap verirdim
Bence sayfamı, ezik egonuzun, gereksiz ve anlamsız güdülerini dışa vurarak kirletmeyin.
Ve ayrıca alt alta dizdiğiniz, kelime oyunu sandığınız şey anlamsız çünkü kelimelerle bu şekilde oynanmaz, herhalde biraz daha okumanız gerek.
Okuyun, okuyun tabii!! Adam olun, az okuyanlar kadın...
Yok bir ruh
bu ağaçların arasında
Ve ben
bilmiyorum nereye gittiğimi
Octavio Paz
Zarındışındakikadın
|
|
Konuyu toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
|
|
|
| Seçenekler |
|
|
| Stil |
Normal
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 04:21 .
Powered by vBulletin® Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2009, Crawlability, Inc.
Copyright ©2007 - 2008 khAos.info
|
|
|
|