|
|
| Edebi Mevzular Özgürlüktür edebiyat.. |
Kitaplardan AlıntılarEdebi Mevzular içerisinde Kitaplardan Alıntılar konusu: Tanımlar istiyorlar sizden, sonradan aynı tanımlarla canınıza okumak için. Tanımlarınız yoksa, bu sefer konuşturmuyorlar sizi. "Tanımlar veremeyen insan saçmalar" diyorlar. "Saçmalarla ugraşamayız." "Kimseye saçmalama hürriyeti veremeyiz." "Mantıksızlık hürriyeti veremeyiz." Tanımları ...

27-01-2010, 00:49
|
 |
chaotic neutral
|
|
Üyelik Tarihi: 26-01-2010
Mesajlar: 92
|
|
|
Tanımlar istiyorlar sizden, sonradan aynı tanımlarla canınıza okumak için. Tanımlarınız yoksa, bu sefer konuşturmuyorlar sizi. "Tanımlar veremeyen insan saçmalar" diyorlar. "Saçmalarla ugraşamayız." "Kimseye saçmalama hürriyeti veremeyiz." "Mantıksızlık hürriyeti veremeyiz." Tanımları verince de herkes, daha önceden kendisi için kazılmış olan çukura düşüyor. Başkaları için de tanımlar istiyorlar sizden. Başkalarının işine karıştırıyorlar sizi ZoRLa. Başkalarının da size karışması için yolu açıyorsunuz böylece. "Bugün neden düşüncelisiniz?" diyorlar. Düşüncelerinizin içine kadar sokuluyorlar. Mantığı ortadan kaldırmadan, bu gidişe bir son vermek, kötülüğe direnmekten vazgeçmek ve gerçek hürriyeti tanımak imkansız."
Oğuz Atay / Düşüncelerim
|

27-01-2010, 17:04
|
 |
chaotic neutral
|
|
Üyelik Tarihi: 26-01-2010
Mesajlar: 92
|
|
|
"Bir oğul, zamanla bir erkeğe dönüşen ve bir gün gelip kendisini sevgiyle kucağında tutmuş olan adamı biraz aptal bulan, o kendisini en çok sevmiş kişiyi yanlış anlayan biridir."
4'ün Kuralı, Önsöz'den
Yok bir ruh
bu ağaçların arasında
Ve ben
bilmiyorum nereye gittiğimi
Octavio Paz
Zarındışındakikadın
|

02-02-2010, 07:03
|
 |
Taze Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 25-12-2009
Nerden: Ankara
Yaş: 25
Mesajlar: 3
|
|
|
Oysa, yüzünüze bakar bakmaz, gözlerinizin ifadesinden, size eziyet etmenin onlar için faydalı olacağını görüyorlar. Ne kadar gözlerinizi kaçırmaya çalışsanız fayda vermiyor, daha beter oluyor. Sizi ölü sanmaları gerekiyor önce: bizden bu dünya için ümitlerini kesmeleri gerekiyor. Bir ölüyü konuşturamayacaklarını bilirler ve vazgeçerler işkenceden. Haksızlığın insan ruhunu nasıl yıprattığını biliyorlar ve bunun için ısrar ediyorlar. Herkesin başına bir sorgu yargıcı dikiyorlar: neden bu sözü söylediniz? Neden mi? Öyle istedi canım. Olmaz. Bir sebep bulmalısınız. Mantık denen bir zehir aşılamışlar. Nedenini bulmak sorumluluğunu duyuyorsunuz. Canın cehenneme, diyemiyorsunuz. Hürriyet, gerçek hürriyet kalkıyor ortadan. (...)
Oğuz Atay / Tutunamayanlar
|

02-02-2010, 15:28
|
 |
ruimte
|
|
Üyelik Tarihi: 17-10-2009
Mesajlar: 431
|
|
|
Yaşamı boyunca sessizlik nedir bilmemiş olan insan sessizlikten korkar. Gecenin dehşeti, karanlığından çok sessizliğinde yatar. Esiri mutsuz eden zindan değil, özgürlüğün çınlayan ritminin eksikliğidir.
Terra nostra - (Carlos fuentes)
|

03-02-2010, 02:09
|
 |
chaotic neutral
|
|
Üyelik Tarihi: 26-01-2010
Mesajlar: 92
|
|
|
Belkide insanlar sisli bir denizde sürüklenen birer gemiden başka bir şey değiller, ara sıra uzaklarda birbirlerinin ışıklarını görüyorlar ve yan yana geçip giderken kısacık bir süre selamlaşıyorlar.
Theodore Zeldin / İnsanlığın Mahrem tarihi
Yok bir ruh
bu ağaçların arasında
Ve ben
bilmiyorum nereye gittiğimi
Octavio Paz
Zarındışındakikadın
|

03-02-2010, 17:40
|
 |
ruimte
|
|
Üyelik Tarihi: 17-10-2009
Mesajlar: 431
|
|
|
Bütün insanlar eşit ve özgürdürler: Yani toplum, doğası ve tanımı gereği otonomdur ve yönetime ihtiyacı yoktur. Her vatandaşın faaliyet alanı, çalışmanın doğal paylaşımı ve mesleğin seçimi ile belirlendiğinden, toplumsal işlevler harmonik bir sonuç ortaya çıkaracakları bir bağlantı içinde olduklarından; düzen, herkesin özgür faaliyetinin sonucu oluşur; yönetim yoktur. Kim beni yönetmek için bana sataşırsa, bir erk soyguncusu ve tirandır; onu düşmanım ilan ederim.
(Pierre Joseph Proudhon)
|

04-02-2010, 23:55
|
 |
ruimte
|
|
Üyelik Tarihi: 17-10-2009
Mesajlar: 431
|
|
|
"Abraham şöyle bir yanılsamaya kurban gider.
Bu dünyanın tekdüzeliğine katlanamamaktadır. Oysa dünya artık fevkalade çeşitlilik gösteriyor, insan bunun doğruluğunu bir avuç dünyayı alıp ona yakından bakarak kanıtlayabilir. Bu nedenle dünyanın tekdüzeliğinden şikayet etmek, aslında dünyanın zenginliğiyle yeterince derinden haşır neşir olmamaktan şikayet etmek demektir."
F.Kafka / Parables and Paradoxes
|

05-02-2010, 01:19
|
|
Equites
|
|
Üyelik Tarihi: 09-12-2008
Nerden: Atteleia
Mesajlar: 634
|
|
|
Sisin kenarları aşınmış bir duvar halısı gibi binaların cephelerinden sarktığı,krizantemler açmış bir mezar gibi gri ve hüzünlü bir kent
Umberto Eco
|

05-02-2010, 17:23
|
 |
Taze Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 09-07-2009
Nerden: Wonderland
Mesajlar: 94
|
|
|
Bazı şeylerin gitmesine izin vermek işte bu nedenle çok önemlidir. Onları serbest bırakmak.Gevşek olanı kesmek…
İnsanların hiç kimsenin işaretli kağıtlarla oynamadığını anlaması gerekiyor; bazen kazanırız ve bazen de kaybederiz. Hiçbir şeyi geri almayı bekleme, yaptıkların için takdir edilmeyi bekleme, ne kadar zeki olduğunun keşfedilmesini bekleme ya da aşkının anlaşılmasını. Daireyi tamamla. Gururlu, yetersiz ya da kibirli olduğun için değil, sadece artık onun senin yaşamında yeri olmadığı için. Kapıyı kapat, plağı değiştir, evi temizle, tozdan kurtul. Geçmişte olduğun kişiyi bırak ve şu anda kimsen o ol.
Zahir...
|

09-02-2010, 11:56
|
|
Taze Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 03-02-2010
Mesajlar: 44
|
|
|
Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği
Milan KUNDERA
BÜYÜK YÜRÜYÜŞ
1
Stalin'in oğlu Yakov'un nasıl öldüğünü ancak 1980 yılında
Sunday Times gazetesinde okuyabildik. II. Dünya Savaşı sırasında
Almanlara tutsak düşen Yakov, bir grup İngiliz subayıyla
birlikte bir kampa konulmuştu. Aynı kenefi paylaşıyorlardı.
Stalin'in oğlu; kenefi leş gibi bırakıp çıkma alışkanlığındaydı.
İngiliz subaylar, dünyanın en güçlü adamının oğlunun
boku da olsa, keneflerinin boka bulanmasına içerliyorlardı.
Yakov'un dikkatine sundular konuyu. Yakov alındı.
Tekrar tekrar dikkatini çekip kenefi temizlemesini sağlamaya
çalıştılar. Öfkelendi, tartışma çıkardı, kavga etti. Sonunda
kamp komutanıyla bir görüşme istedi. Komutanın aracı
olmasını istiyordu. Ama kibirli Alman, bok konusu konuşmayı
reddetti. Stalin'in oğlu içine düştüğü yüz kızartıcı duruma
dayanamadı. En korkunç Rusça küfürler haykırarak, kampı
çevreleyen elektrikli dikenli tellere attı kendini. Hedefi vurmuştu.
İngilizlerin kenefini artık bir daha hiç boka bulamayacak
olan bedeni tele çakılmış kalmıştı.
:::::::::::::::::
2
Stalin'in oğlunun işi zordu. Eldeki bütün kanıtlar babasının
oğlanı peydahladığı kadını öldürdüğünü gösteriyor. Oğul
Stalin, hem Tanrı'nın Oğlu (babasına Tanrı gibi tapıldığı
için) hem de O'nun dışladığı idi. İnsanlar ondan çift yanlı
korkuyorlardı; onlara hem gazabı (ne de olsa Stalin'in oğluydu)
hem de lütfu ile (babası, dışladığı oğlunu cezalandırmak
için onun arkadaşlarını cezalandırabilirdi) zarar verebilirdi.
İtilmişlik ve ayrıcalık, mutluluk ve ızdırap -kimse karşıtların
nasıl kolaylıkla birbirlerine dönüşebileceklerini, insan
varoluşunun bir kutbundan ötekine geçmek için kısacık bir
adımın yeteceğini Yakov'dan daha somut olarak anlayamamıştır.
Derken, tam savaşın başında Almanlara tutsak düştü ve
ona zaten her zaman tiksinç gelmiş anlaşılmaz, burnu büyük
bir ulusun üyeleri olan öteki tutsaklar onu pis olmakla suçladılar.
Omuzlarında en yüce bir dram taşıyan (düşmüş bir
melek ve Tanrı'nın Oğlu olarak) kendisi, yüce bir şey için
(Tanrı ve melekler katında bir şey) değil de bok yüzünden mi
yargılanacaktı? Dramların en yücesi ile en alçağı bu denli
baş döndürecek kadar birbirine yakın mıydı?
Baş döndürecek kadar birbirine yakın ha? Yaklaşıklık,
yakınlık baş dönmesine yolaçar mı ki?
Açabilir. Kuzey Kutbu, Güney Kutbu'na değecek kadar
yaklaşırsa, yeryüzü kaybolur ve insanoğlu kendini başını
döndüren bir boşlukta bulur, düşer.
Eğer itilmişlik ve ayrıcalık aynı kapıya çıkıyorsa, eğer yüce
ile değersiz arasında bir fark yoksa, eğer Tanrı'nın Oğlu bok
yüzünden yargılanıyorsa, insan varoluş boyutlarını kaybeder
ve dayanılmaz ölçüde hafifler. Stalin'in oğlu kendini elektrikli
tele attığında, tel örgü acınası biçimde havaya dikilmiş, boşlukta
sallanan bir terazi kefesi gibiydi; onu havaya kaldıran
ise boyutlarını kaybeden bir dünyanın sonsuz hafifliği...
Stalin'in oğlu bok yoluna can vermişti. Ama bok yoluna
ölmek saçma bir ölüm değildir. Ülkelerinin sınırlarını doğuya
doğru genişletmek için canlarını gözden çıkaran Almanlar,
ülkelerinin gücünü batıya doğru yaymak için ölen Ruslar
-evet, onlar budalaca bir şey uğruna öldüler ve ölümlerinin
ne bir anlamı ne de bir genel geçerliği var. Savaş denen şeyin
genel budalalığı içinde, Stalin'in oğlunun ölümü tek metafizik
ölüm olarak beliriyor.
:::::::::::::::::
3
Küçüklüğümde, çocuklar için yeniden yazılmış ve Gustave
Dore'un gravürleriyle süslenmiş Ahd-i Atik'i okurken, Tanrı'yı
bir bulutun üzerinde oturur görmüştüm. Gözü, burnu ve
uzun sakalı olan yaşlı bir adamdı Tanrı ve kendi kendime,
eğer O'nun ağzı varsa, yemek de yemesi gerektiğini düşünmüştüm.
Ve eğer yemek yiyorsa, barsakları da var demekti.
Ama, çok dindar bir aileden gelmememe rağmen bu düşünce
her zaman ödümü kopartırdı. Tanrısal bir barsağın düşüncesi
bile küfür gibi gelirdi bana.
Kendiliğimden, herhangi bir teolojik eğitimden geçmeden,
çocuk aklımla Tanrı'yla bokun uzlaşmazlığını kavramış
ve Hıristiyan antropolojisinin temel tezini, yani insanın Tanrı'nın
suretinde yaratıldığını sorgulamaya vardırmıştım işi.
Ya/ya da: Ya insan Tanrı'nın suretinde yaratılmıştı -ve Tanrı'nın
barsakları vardı!- ya da Tanrı'nın barsakları yoktu ve
insan O'na benzemiyordu.
Eski gnostikler benim beş yaşında hissettiklerimi hissetmişlerdi.
İkinci yüzyılda gnostiklerin büyük üstadı Valentinus,
insanı lanetlenmeye kadar götürebilecek bu ikilemi İsa'nın
"yiyip içtiğini ama dışkılamadığını" söyleyerek çözmüştü.
Bok, kötülükten daha zor, daha uğraştırıcı bir teolojik sorundur.
Tanrı insana özgürİük verdiğine göre, gerekirse, insanın
işlediği suçların sorumlusunun O olmadığını kabul
edebiliriz. Oysa bokun sorumluluğu tümüyle O'nun, insanın
Yaratıcısı'nındır.
:::::::::::::::::
4
Dördüncü yüzyılda Aziz Jerome, Adem'le Havva'nın Cennet'te
cinsel ilişkide bulundukları görüşünü tümüyle reddetti.
Öte yandan, dokuzuncu yüzyılda yaşayan büyük dinbilimci
Johannes Scotus Erigena, bu görüşü kabul etti. Üstelik de
o Adem'in erkeklik organının, sahibinin istediği biçimde ve
zamanda kol ya da bacak gibi kaldırılabileceğine de inanıyordu.
Bu fanteziyi, iktidarsız kalma saplantısı içinde yaşayan
bir adamın sık sık gördüğü bir rüya olarak bir kenara
atamayız. Erigena'nın düşüncesinin anlamı farklıdır. Eğer
erkeklik organını basit bir buyrukla kaldırmak mümkün olsaydı,
o zaman cinsel heyecanın yeri olmazdı dünyada. Erkeklik
organı uyarıldığımız için değil, biz ona kalkmasını buyurduğumuz
için kalkardı. Büyük dinbilimcinin Cennet'le
uyuşmaz bulduğu şey cinsel birleşme ve yedeğinde gelen haz
değildi; onun Cennet'le uyuşmaz bulduğu, uyarılma sonucu
gelen heyecandı. Unutmayın: Cennet'te haz vardı, ama heyecan
yoktu.
Erigena'nın öne sürdüğü düşünce bokun teolojik açıdan
haklı çıkarılmasının (başka bir deyişle, bir teodise'nin -Teodise:
Tanrı'nın yaptıklarını anlaşılır ve meşru kılma yöntemi-) anahtarıdır.
İnsana Cennet'te kalma izni verildiği sürece, insan ya
(Valentinus'un İsa'sı gibi) hiç dışkılamayacak, ya da (daha
akla yakın olanı) boka iğrenç bir şey gözüyle bakmayacaktı.
Tanrı ancak insanı Cennet'ten kovduktan sonradır ki ona iğrenmeyi
öğretti. İnsan kendini utandıran şeyi gizlemeye başladı.
Peçeyi sıyırdığında gözleri yüce bir ışıkla körelmişti
çoktandır. Böylece, iğrenmeyle tanışmasının hemen ardından
heyecanla tanıştı. Bok olmadan (sözcüğün hem gerçek
hem de eğretileme anlamıyla) bildiğimiz anlamda, kalbi
çarptıran, duyuları körelten cinsel aşk olamazdı.
Bu romanın Üçüncü Bölüm'ünde başında melon şapka,
yanında baştan aşağı giyimli Tomas'la yarı çıplak ayakta duran
Sabina'nın hikayesini anlatmıştım. O zaman söylemeyi
unuttuğum bir şey var. Kendi kendini alçaltmanın heyecanıyla
uyarılmış olarak aynada kendine bakarken, Sabina,
Tomas'ın onu başında melon şapkayla tuvalete oturttuğunu
ve barsaklarını boşaltmasını seyrettiğini düşledi. Ansızın
kalbi çarpmaya başladı ve tam bayılmanın eşiğindeyken Tomas'ı
kilimin üzerine yıktı, aynı anda orgazm oluyormuş gibi
çığlık attı.
:::::::::::::::::
5
Dünyanın Tanrı tarafından yaratıldığına inananlarla kendi
kendine varlığa kavuştuğunu düşünenler arasındaki tartışma,
aklımızın ya da deneyimlerimizin çok ötesindeki fenomenler
alanına girmektedir. Çok daha gerçek olan, varlığı insana
armağan edildiği biçimiyle (nasıl ya da kimin tarafından
olursa olsun) kuşkuyla karşılayanlarla onu olduğu gibi, hiç
karşı çıkmadan kabul edenleri birbirinden ayıran çizgidir.
İster dini olsun ister politik, bütün Avrupalı inançların
ardında, bize dünyanın eksiksiz yaratıldığını, insan varoluşunun
iyi olduğunu, bu nedenle de çoğalmamız gerektiğini
söyleyen Yaradılış Kitabı'nın birinci bölümü yatar. Bu temel
imana varoluşla kesin uzlaşma adını verelim.
Son zamanlara kadar bok lafının basında b.. olarak geçmesinin
ahlaki kaygılarla hiçbir ilgisi yoktur. Bokun ahlaksızlık
olduğunu öne süremeyiz herhalde, değil mi? Boka karşı
çıkma metafizik bir karşı çıkıştır. Her gün yaptığımız dışkılama
işi yaradılışın kabul edilmezliğinin günbegün kanıtlanması
demektir. Ya/ya da: Ya bok kabul edilebilir bir şeydir
(bu durumda banyonun kapısını kilitlemeyelim) ya da kabul
edilemeyecek bir biçimde yaratılmışız demektir.
Bundan da şu çıkıyor demek ki; 'varoluşla kesin olarak
uzlaşma'nın önerdiği estetik ülkü, bokun reddedildiği ve herkesin
bok yokmuş gibi davrandığı bir dünyadır. Bu estetik
ülkünün adı kitsch'dir.
Kitsch, o duygusal on dokuzuncu yüzyılın ortasında doğmuş
Almanca bir sözcüktür; oradan da Batı dillerine geçmiştir.
Ne var ki çok sık kullanılmaktan özgün metafizik anlamını
kaybetmiştir sözcük; kitsch, sözcüğün hem gerçek hem
de eğretileme anlamında, bokun kesin reddidir, kitsch insan
varoluşunda temelden kabul edilemez olan her şeyi kapsamı
dışına atar.
:::::::::::::::::
|
|
Konuyu toplam 2 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 2 Misafir)
|
|
|
| Seçenekler |
|
|
| Stil |
Normal
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 12:18 .
Powered by vBulletin® Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2009, Crawlability, Inc.
Copyright ©2007 - 2008 khAos.info
|
|
|
|