Eylül notları
Bir şeyi dile getirmeye yeltenen önemsiz bir hamle: kaşlarını hafifçe çatmak. Böyle bir hamlenin sonunu getirmedin mi, söylemeye cesaret ettiğin şeyden üstünsün demektir.
Akşam güneşinin adı, bazı anlarda unuttuğum bir şiirin renklerine sahiptir. Işıltılar, daha doğrusu ince çizgiler, üzerinde belirsiz bir parıltı görünür.
Doğru sözlü olmanın dışında yazmaya seni zorlayana karşı hep tetikte olacaksın.
Siyaset dünyasında aşağı yukarı bin yıllık bir pinekleme hakkımız var artık. İnsan buna üzülmüyor bile, garip.
Neden söyleniyorsun? Bir söyleyeceğin var anlaşılan! Yok bir şey; sarkacın son ivmesinden olsa gerek bu, öylesine elim tıklıyor bir noktada. Birazdan durur sarkaç, geçer bu tuhaf hareket.
Felsefe hakkında aşağı yukarı yüz yıldır susmayla birlikte algının kendisine nihayet vardık varacağız. Aradaki mırıldanmalarla iyi bir tatil geçirdik doğrusu.
Pürüzlerini temizleme, taşların yüzeyi parlamasın. Gözümüz hele bir alışsın şu yeryüzüne.
Bir insan nereden bilsin ki, bütün başına gelen mesafeli yıkımların, aslında sonuçta salt yeni bir ağız doğuracağını? Hatta, bu ağız konuşmaya başlasa bile, nerden bilsin ki gözleri hala kısık ve kayıtsız bakan o insan, bu sözlerin bir anlama sahip olduğunu? Bütün bunlar son derece belirsiz ve kanıtlanamaz şeyler doğrusu.
Ezberimden çıkmış bir kere, ne diyebilirim ki? Hatırlamıyorum söz konusu olabilecek şeyleri. Sadece bakınıyorum aval aval.
Yollarda araçlar gidiyor. Ne acı duyuyorsun, ne de başka herhangi bir heyecan. Duyunun teskin edilmiş haline bakıyor, hayrete kapılmadan sürdürüyorsun bakınmayı. Bu bir noktadır sonuçta.
Yeryüzü insansızdı henüz. Uzaklarda bir belirsiz ses yükselmişti çok önceleri, şimdiyse kulak kabartıyordum ben.
Yaşsızlığa geçtin mi, seninle bir çalar yeryüzü varlıkları.
|