Boris Vian Üzerine
Saçma ile Akılcının bir düeti “Karıncalar” ve dehası Boris Vian üzerine…
Kısaca Boris Vian
Yaşadığı yıllarda fazlaca tanınmayan, ama bugün rahatlıkla “ünlü” diyebileceğimiz Fransız yazar Boris Vian 1920 doğumluydu. 22 yaşında inşaat mühendisliği diploması almış, kısa bir süre bu işte çalıştıktan sonra yaşamını trompet çalmak, aktörlük, kabare şarkıcılığı, çevirmenlik gibi işlerle sürdürmüş, oyunlar, romanlar, öykü ve senaryolar hatta kısa operalar bile yazmıştı.
Bazı kitapları, o hayattayken de çok satmış, dahası okurları ve edebiyat çevrelerini etkilemişti. Ama Vian her zaman aykırı ve muhalif bir tavır sergiledi. “Saygın” edebiyat çevrelerine şirin gözükmeye çalışmadı. Sonuçta, yaşamı sırasında eleştirmenlerle çok uğraşmasının bedelini, söylem dışı bırakılarak ödediğini görmek mümkün, adı hiç bir zaman öne çıkarılmadı. Tepeden tırnağa toplum ve düzen karşıtı kişiliği, eleştiri ve şiddet yüklü romanların yazarının, 68’in devrimci öğrencileri için bir mit haline gelişini anlamak zor değil. Bu edebiyat dışı buluşma, Boris Vian’a ölümünden sonra edebiyat dünyasındaki ününü de getirmiştir.
Karıncalar
Boris Vian’ın “Karıncalar” adlı öykü kitabı, kitabın en sonunda yayınevinin notunda da belirtildiği gibi; okuyucuyu coşku ya da nefret gibi uç noktalara sürükleyebilecek, siyah ve beyaz arasında ustaca bir ironi yardımıyla getirip götürebilecek ve en önemlisi bunu okuyucuya sezdirme yoluyla okuyucuyu ikilemde bırakabilecek niteliğe sahip 11 eşsiz öyküden oluşuyor.
Boris Vian okuyucuya öykülerin gerçekleşme ihtimalini sorgulatırken aynı zamanda okuyucuyu Gerçeküstü’den mümkün olma durumuna sürüklüyor ve bu hem okuyucunun ikilemler üzerinde kafa yormasına hem de kitap bittiğinde kitabın tamamının -dolayısıyla Vian’ın anlatımının- bu tür ikilemlerden oluştuğunu anlamasına yol açıyor.
Aslına bakılırsa “Karıncalar” ile ilgili sorgulanması gereken durumlardan birisi de öykülerin bütünlüğü olmalı, nihayetinde 11 öyküden oluşan bu kitapta konu bağlamında birbirinden son derece bağımsız öyküler bulunuyor gibi görünse de öykülerin buluştuğu küçük sanılan ancak önemi azımsanmayacak ayrıntılar var.
Bunlardan birisi öykülerin gerçeküstülüğü ve gerçekleşme olasılığı arasında kurulmuş bağ, örnek vermek gerekirse; Karıncalar adlı öyküde savaşı askerin gözünden anlatan Vian yaşanması muhtemel olan olayı –yani savaşı- öyle bir bakış açısıyla anlatıyor ki okuyucu ihtimaller arasında bocalamak durumunda kalıyor. Aynı durum “bir kara kedi için blues” adlı öykü için de geçerli; gündelik hayatımızda sokaktaki kedilerin lağım çukuruna düşmesi yahut bir kedinin bir horoz ile dövüşmesi muhtemel olaylardır; kedi ile horoz ayırılır, kedi lağım çukurundan kurtarılır vs. Ancak bu hikâyeyi Boris Vian anlatıyorsa olaylar bu sıradan dizgide gerçekleşmez, önce kediyi kurtarmaya çalışan başkişi Peter Gna’nın ve lağımın etrafında toplanmış kalabalıkta hayat kadınları, Amerikan askerleri, kapıcılar ve lokantada çalışan garsonlar görürüz. Kalabalık kediyi kurtarmak için çare düşünürken Peter Gna Kedi ile sohbet etmektedir. Nihayet kedi kurtarıldığında ise Boris Vian yapacağını yapar ve okuyucuyu bir bara götürür. Kedinin içki içip sarhoş olduktan sonra, hayatını anlatması mübağla ederek insanları çileden çıkarması ve en sonunda içki yüzünden ölmesi Peter Gna’nın da onu çıkartılmış olduğu lağıma tekrar atması ne hazin ve ne Boris Vian’dan beklenen bir sondur.
Tüm öykülerde buna benzer ironik anlatımlara ve hazin sonlara rastlamak mümkün,
“muslukçu” öyküsünde muslukçunun yanlış eve gitmesi sonucu gelişen ironik olaylar ve en sonunda muslukçunun aslında gitmesi gereken evdeki kadının gelip çocuklarının boğulduğunu söylemesi de Boris Vian’ın anlatımı ile tam olarak örtüşen bir son olarak karşımıza çıkıyor.
Sonuç olarak “ Karıncalar” Boris Vian anlatımına ışık tutabilecek ve okuyucuya büyük uçurumlar yaşatabilecek nitelikte bir kitap. Gerçek hayatta yaşanan fakat ayrıntıda kalan olaylara farklı bir bakış açısı.
Kaynak: tutunamayanlar.net
|