Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür  & Sanat ve Mizah  Forumu Ana Sayfa İletişim Site Haritası

Geri git   Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür & Sanat ve Mizah Forumu > Kültür & Sanat > Edebi Mevzular

Edebi Mevzular Özgürlüktür edebiyat..


İnsan hayvanın kurdudur

Edebi Mevzular içerisinde İnsan hayvanın kurdudur konusu: “Gökyüzü ve yeryüzü acımasızdır, bütün yaratıkları saman köpekler gibi görür.” John Gray, Saman Köpekler’den Hayvanı dünyanın sonunu imleyen bir arkon olarak gören insan, belki hiçbir zaman kendi suçlarının bilincine varmadan ...

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1 (permalink)  
Alt 14-05-2009, 15:30
Taze Arıza
 
Üyelik Tarihi: 10-03-2007
Mesajlar: 159
Standart İnsan hayvanın kurdudur

“Gökyüzü ve yeryüzü acımasızdır,
bütün yaratıkları saman köpekler gibi görür.”

John Gray, Saman Köpekler’den

Hayvanı dünyanın sonunu imleyen bir arkon olarak gören insan, belki hiçbir zaman kendi suçlarının bilincine varmadan o sona dayanacak. Arkon oraya geldiğimizde hayvan suretinde görünecekse, hiç de yaratıcı olmayan bu düşlem insanın barışçıl duygulardan ne denli uzak olduğunu gösterecek. Giorgio Agamben’in Açıklık: İnsan ve Hayvan kitabında öne sürdüğü, “arkonların hayvan biçimli temsilleri doğrudan doğruya hayvani makrokosmos ile insani mikrokosmos arasındaki gizemli akrabalığa göndermede bulunur” tezi, aslında olmayan, ne yazık ki hiçbir zaman göremeyeceğimiz uzlaşmaya gönderen bir iyi niyeti de belirtiyor. Yoksa tarihin başlangıcında kopan ilişki, tarihin sonunda hiçbir zaman yeniden kurulmayacağı gibi, insan ile hayvan birbirine düşmanlıkla yok olacak.

Dünya durduğu yerde dönmeyi sürdürürken ve doğa esenliğine yeniden kavuşurken tarih belki bitecek ve orada bile isteye düşmanlık suçuyla doğanın yargılayacağı insan, istemeden düşman konumuna sürüklenmiş hayvanla bir daha cennet düşüncesinde bile bir araya gelemeyecek. Cehennemin zebanisini hayvan suretinde tasarlayan insan, kendi kazdığı kuyuda yalnız kalacağını biliyor aslında, ama göstermek istemiyor. Kaldı ki hayvana cennette yer ayırmayan insan, dirilişten sonra yeme içme gibi doğal gereksinimleri olmayacağını da düşünmüş olmalıdır.

Hayvanı ötekileştiren insan
Giorgio Agamben’in kitabındaki sağduyu seslerinden Kojève, “İnsanın tarihin sonunda yok olması kozmik bir yıkım değildir: Doğal dünya ezelden beri olduğu gibi kalır,” diyerek tamamlıyor. Sanırım en kötüsü, insan yok olduğunda masum hayvanın da yok olacağı gerçeğidir ki, oraya yaklaştıkça insanın özne olarak varlığının da iyice belirsizleşmeye başlayacağı düşünülebilir. Öyle olacağını sanıyorum: insanın, özneliğini yitirmeye başladıkça hiçleşmeye, hiçleşmeye başladıkça kimliksiz kalmaya başlaması kaçınılmazlaşır. Tarih tamamına ererken kendisine bildik insan olarak hiçbir gereksinme kalmadığı anda, kimilerinin düşündüğü gibi, insanın çehresinin “hayvan suratına dönüşmesi” de kaçınılmaz mıdır? Bu son, toplumsal olarak bir zorunluluk olsa bile, tarihsel olarak önemsizleşir, doğal olaraksa, herhalde doğaldır.
Hayvanın, tarihin öznesi olmayı hiçbir zaman istemediği gibi, o son anda da istemeyeceğini görmek, ölümü sırasında insana mutluluk verecek tek doğadan etmendir. Sanatsal ya da düşünsel alandakini zaman anlıyorum, ama toplumsal, dolayısıyla siyasal hayatta özne olmanın niçin erdem sayıldığını anlamak kolay değil. Tarihte bireyin rolü, Marksizmin de doğru çözemediği postulalardandır ki, sonunda kapıları zorla açmaya neden olmuştur.

Bir söyleşide, insanın önce hayvanı ötekileştirerek kendini var etmeye başladığını söylemişti Sema Kaygusuz. Parlak bir düşünce bu. Böylece hayvandan kopmuş, kopuşunu çatışma ve savaşla taçlandırmış insan, kendini doğanın efendisi olarak tanımladıktan sonra da birbirini yemeye başlamıştı. O sırada karşı kıyıda ağacın arkasına saklanan hayvan vardı; insanın barbarlığını inanmaz gözlerle izlerken onun kendisinden geldiğinden de kuşkulanıyor muydu, bilinmez, ama kendisinin hiçbir zaman insanı ötekileştirmeyi aklından geçirmediğinden de kuşku duyulamaz.

Belki de bu ötekileştirme doğal bir içgüdüydü; Kojève, insanın “antropofor” (insana götüren) hayvanlığını aşma ve dönüştürme sürecinde insanlaşacağını, sonunda kendi hayvanlığına hükmedebileceğini, gerekirse onu yok edebileceğini belirtiyor, ama “insan, hayvanın ölümcül bir hastalığıdır” yaratıcılığı da onun bir ayağını çukurdan kurtaramıyor. Çünkü “hayvan”ın, kendi hayvanlığını var etme ve yok etme kapasitesine sahip olmasına karşın, hayvanlığını aşma ve dönüştürme doğasına gereksinim duymadığını atlıyor.

İnsan, hayvanın kendini doğanın vazgeçilmez bir parçası olarak yaratma kapasitesini bir türlü kabul etmediği gibi, onu ötekileştirdikten sonra baş düşmanı olarak görmüştür ki, en büyük kıyımını hayvan kıyımı olarak tarihe geçirmekten hiçbir zaman gocunmamıştır. Sözgelimi Uexüll’ün bilmeyenlerimize çok çarpıcı gelecek, örümceğin sineği yakalamak için ördüğü ağ ve örümcek ile sinek arasında birbirinden bağımsız biçimde kurulmuş ilişki üstüne söylediklerini, gene insanın hayvanı yakalamak için kurduğu tuzaklarla karşılaştırınca, bu yakada ahlakın aslında hiç olmadığı hemen anlaşılıyor. “Sineğin ve örümceğin algı dünyaları arasında kesinlikle bağlantı olmamasına karşın”, birbirlerine uyumlu bir av ve avcı ilişkisi kurmuş olmaları anlaşılabilir, her ikisinden de bağımsız, kendiliğinden bir doğa davranışıdır; oysa insan, hayvanı avlamak için tasarlanmış, acımasız, dolayısıyla ahlak dışı tuzaklar kurar.

Hayvan ile insanın uyaranları
İnsanın öteki hayvanlardan biri olduğunu yadsımak için, sanırım dinlerin dünyevi kaygılarına ya da hayatın her noktasını kendi eline geçirme hırsına kapılmak gerekir. Belki de din adına kıyıcılığı unutulmamış Hıristiyanlığın yüzünü biraz Doğu’ya çevirmesi, insanlarla hayvanları barışık gören bir dünyanın da olası bulunduğunu anlamasına yetebilirdi. Tek Tanrılı dinler insanı yüceltirken hayvanı köleleştirmekten kaçınamazdı. Homo sapiens olmadan önce Homo idiysek, ondan önce de Homo sylvestris (orang-utan) ile kan bağlarımız bulunduğunu, bir primates olarak milyonlarca yıl sonra ne olacağımızı merak eden hayvansılar olduğumuzu gizleyecek miyiz?

Giorgio Agamben, “Bununla birlikte hayvanın dünya yoksunluğu,” diyor, “zaman zaman tersine döner ve kıyaslanamaz bir zenginliğe dönüşür ve hayvanın dünya yoksunluğu meselesi, insan dünyasının hayvan dünyasına yersiz bir izdüşümü olarak gündeme getirilir.” Bu karşıtlıklar arasında Açıklık’ta hayvanın tutulması üstünde çokça durulur; hayvanı insandan uzaklaştıran doğal bir davranış biçimi olarak tutulma, sözgelimi gece kelebeğinin kendisini çeken aleve teslim oluşunda en anlaşılır örneklerinden birini verir. Gecekelebeği için alev açık-olmayan bir uyarandır ve tam tutulma halinde kör kaldığı bir yok edicidir.

Hayvanın açık olmayan uyaranlarına karşı tam tutulma halinde kör kalışının onu insandan uzaklaştırdığı belirtiliyor; gelgelelim, hayvanın içgüdülerinden farklı davranış biçimleriyle de olsa, insanın da açık-olmayan uyaranları hep olmuştur ve tarihin ürettiği bütün uyaranları karşısında insanlık tarihi için hiç de uzun sayılamayacak aralarla uğradığı tam tutulma anlarında insan da kendisini yok eden ataklarda bulunmuştur.

Ne kıyımlar yaşatırken, kendi türünü yok etmişse sürekli, tutulmanın insanın hayvan doğasından gelip gelmediği de sorgulanır. Agamben’in, “Kültürümüzde her türlü çatışmaya hükmeden ve belirleyici olan siyasi çatışma, insanın hayvanlığı ile insanlığı arasındaki çatışmadır,” sözlerinin hemen ardından, insanın bu çatışmadan hayvanlığına yenik düştüğünü de ekleyip çözümlemek ya da, “Hayvan, tutulması sırasında uyaranı ile ani ilişki içindeydi,” dedikten sonra, insanın da savaşın çıplak gerçeğiyle ani ilişkiler kurmaktan ne zaman kaçındığını düşünmek gerekir. Bir de, yaşadığı bütün acı deneyime karşın, hayvanın tutulma halini terk edemediği uyaranı olan insan karşısındaki durumunun, insanın işlediği en büyük suçlardan olduğu da tarihin belleğinden silinebilir mi?

Schopenhauer özünde bizim de hayvanlarla aynı olduğumuzu savunur, öteki hayvanlar gibi, “dünyada her şeye can veren mücadeleci, çileli enerjinin somutlaşmış biçimiyiz,” der. Oysa Açıklık’ta hayvanın doğada varoluş biçimi ve dünya yoksunluğu üstüne düşünceleri sergilenen Heidegger, insanları yaşadıkları dünyanın yaratıcısı olarak görürken, varlıklar düzeninde hayvaların olmasa da olacağını temelli bir düşünce olarak savunur. Felsefenin çaresiz kaldığı anlardan birinde durur Heidegger ve insan merkezli Varlık düşüncesinin Tanrı’ya sokulması aynı çaresizliğin sonunda gelir.

Sonunda insan sürekli bir şeylerin ardında koşmuyor mu, hayvan kendi ardından koşarken: bir de buradan bakmak gerekir...


SEMİH GÜMÜŞ / Radikal Kitap
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #2 (permalink)  
Alt 14-05-2009, 22:43
Sunasu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Arıza
 
Üyelik Tarihi: 07-05-2009
Mesajlar: 349
İnsanla hayvan arasındaki en önemli fark insanın hayvanla aramda ne gibi farklar var tarzındak

sorunsallara girmesidir. bir hayvan asla bunu düşünmez, hayvanlığıyla yetinir.


Ben def ettikçe alçak virüsler ürüyor. Ben doğrumu deştikçe onlar komikmiş gibi gülüyor. Bilmiyorlar aslında onlar karşımda yavaşça ölüyor....
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #3 (permalink)  
Alt 15-05-2009, 00:40
zienog - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
sırtın aptalı
 
Üyelik Tarihi: 14-05-2009
Nerden: samanyolu galaksisinde bir yer.
Yaş: 28
Mesajlar: 90
Tarihte onca acımasızca katliyam yapan insanları düşününce acaba hangimiz daha hayvanız diye düşünmekten kendimi alamıyorum. Sizce hayvanlar mı daha acımasız yoksa insanlar mı? bu sorunun cevabını verdikten sonra hangimiz daha hayvanız veya hangimiz hayvanca hareket ediyoruz diye bir düşünün lütfen.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #4 (permalink)  
Alt 02-08-2009, 23:09
1majezik - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Taze Arıza
 
Üyelik Tarihi: 09-07-2009
Nerden: Wonderland
Mesajlar: 94
Hayvan açlığını gidermek için insan doyumsuzluğunu gidermek için öldürür.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #5 (permalink)  
Alt 22-12-2009, 01:26
maviagac - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
hiperuyuşuk
 
Üyelik Tarihi: 26-03-2009
Mesajlar: 695
Blog Başlıkları: 1
insan doğanın kanserli hücresidir...kendi de dahil her şeyi yok etmeye programlı...
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler
İnsan hayvanın kurdudur


Konuyu toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
KAMİL İNSAN MümtazUlusoy Felsefe 0 27-09-2008 10:44
923 Milyon İnsan Aç kaos Güncel Mevzular 1 19-09-2008 13:47
Ve İnSaN İçİn 'O' an.. CiNYoRiTa Video Klipler 7 25-11-2007 10:20
Doğa ve İnsan LYNX Felsefe 7 22-10-2007 20:49
İnsan Yasası non serviam Şiirler 0 24-06-2007 09:57


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 13:05 .
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2009, Crawlability, Inc.

Copyright ©2007 - 2008 khAos.info