Ah! Sevgili Ophélia...
Ophélia ne güzel bir sevgili ismidir. Fernando Pessoa’nın Ophélia’ya yazdığı mektupları okurken ilk aklıma gelen ve bir daha gitmeyen tümce buydu. Mektup, aşka en çok yakışan yazma biçimi diye düşündüm hemen sonra. Bir de şiir eklenebilir onun yanına mesela. Mektupların yazarı bir şairse, şiir ile mektubun buluşması ne güzel yaşanır orda! İşte o, en güzel aşk anlatısıdır. Ama Fernando Pessoa öyle düşünmüyor. Ona göre, “Bütün aşk mektupları gülünç”. Hatta aşk mektubu sayılmaları için bu bir ‘önkoşul’. Pessoa’nın hayal dünyasının ürünü çok sayıda alt kimlikten biri olan Alvaro de Campos, şiirinde Bütün aşırıya kaçan sözler,/ Bütün aşırıya kaçan duygular/ Elbette ki/ Gülünç diyor. Öyle ya aşkın kendisi aşırılık... Aşk, aşkın bir duygu. Sözcüklerin de aşkın ve aşırı olmasından daha doğal ne olabilir ki?
Aynı şiirde kendisinin de bir zamanlar aşk mektupları yazdığını itiraf ediyor Pessoa ve ekliyor, “Öbürleri gibi onlar da gülünç”.
Gülünç mü gerçekten? Sema Rifat’ın dilimize aktırdığı Ophélia’ya Mektuplar, ismiyle hemen bir beklenti yarattı bende. Tüm o “aşırılıklara”, aşkınlıklara, taşıp giden, akan duygulara hazır hissettim kendimi. Yürekten istiyorum onlara tanıklık etmeyi! Söz konusu Portekiz’in büyük şairi de olunca, beklentimin karşılığını bulacağına neredeyse eminim. Dedim ya, mektup aşka en yakışanı... Hele de yazarı bir şairse...
Sema Rifat’ın önsözünü daha sonra okumak üzere geçiyorum. Önsözlerin son söz olarak okunması gereken bir kitap bu. Tüm açıklamalardan azade, tümüyle şiire, aşka ve duyguya bırakmak istiyorum kendimi. Hemen ardından o şiir geliyor... Bir şiirle karşılaşmanın sevinciyle sarılıyorum okumaya. Ama o da ne! Şair diyor ki, gülünçtür aşk mektupları...
O an düşünüyorum da, aşk mektubu yazanlar, üzerinden bir süre geçtikten sonra gülünç bulurlar mı yazdıklarını? Oysa duyguların kâğıda döküldüğü o anlarda vazgeçilmez ve benzersizdir yazdıklarımız...
Pessoa şiirini 1935 tarihinde yazmış. Mektuplarının tarihi ise 1920 ve 1929. Demek üzerinden 10-15 yıl geçtikten sonra karar vermiş şair, aşk mektuplarının gülünç olduğuna.
Şimdi duyguların o sıcacık olduğu günlere gidelim. 1920 yılının 1 Mart günü yazılmış o ilk mektupta, “Küçük Ophélia” diye sesleniyor şair sevgilisine. Pessoa, tüm kimliklerinden, tüm isimlerden, tüm yakıştırmalarından arınarak çıkıyor Ophélia’nın karşısına. Bu arınmışlık onun özüne, o çocuksu, o naif benliğine götürüyor beni. Bir aşk itirafçısının güvensizliğini hissediyorum cümlelerinde; “Bütün bunların gülünç olduğunu, en gülünç yanının da ben olduğumu kabul ediyorum.”
Okulun en güzel kızına âşık birinin “gülünç olma” korkusudur onunki. Onunla konuşurken takılıp düşmekten, bir sakarlık etmekten, sesinin kısık çıkmasından korkan bir delikanlı vardır sanki karşımızda. Ophélia onun bilinen ilk, tek ve son aşkıdır.
1920’nin 1 Mart’ından, 29 Kasım’ına dek sürer mektuplar. 29 Kasım’da şairin kararıyla son bulur aşkları. Ve aradan tam dokuz yıl geçtikten sonra yeniden başlar ilişkileri ve yine yazışmalar... Son mektubun tarihi 11 Ocak 1930.
Ophelia, Pessoa’nın “Küçük kızı”, “Küçük sevgilisi”, “Küçücük bebeği”dir. Küçük bir kız çocuğuyla konuşur gibi yazar her satırını. Her ne kadar aşk mektuplarına aşırılığı, aşırıya kaçan sözcüklere de gülünçlüğü yakıştırsa da, Pessoa’nın kendi satırlarında o aşırılık duyumsanmaz. Gündelik, sıradan olaylar yansır mektuplara. Pessoa, şairliğini “konuşturmaz”.
Aşkını ilan ederken de, şiir hükmünü yitirmiştir. Ophélia, o ânı şu cümlelerle anlatır: “Hatırlıyorum, ayaktaydım; çalıştığım yere girdiği sırada ceketimi giymekle meşguldüm. Sandalyeme oturdu, elindeki lambayı bıraktı, bana döndü ve birden Hamlet’in Ofelya’ya yaptığı gibi aşkını ilan etmeye başladı: ‘Ah! Sevgili Ophélia! Mısralarımı ustalıkla işleyemiyorum, iç çekişlerimi ölçecek bir sanatım yok; ama seni çok seviyorum. Ah! Sonsuz derecede, inan bana.”
Ophélia’ya Mektuplar’ın sonunda yer alan, ‘Fernando ve Ben’ başlıklı bölümde, şairin kişiliğine dair izleri sürebilirsiniz. Pessoa için şunları söyler Ophélia: “Ne tutkuluydu ne de kendini beğenmişti. Sade ve dürüst biriydi. Bana şöyle derdi: ‘Şair olduğumu sakın kimseye söyleme, olsa olsa şiir yazarım en fazla.”
‘Tanınmamış olman bir cinayet’
Fernando Pessoa 20. Yüzyılın Yalnızı isimli kitapta Adnan Özer ile Rüstem Aslan Pessoa’yı şu ifadelerle değerlendirir: “20. yüzyıl Portekiz edebiyatının en büyük ismi olarak anılan Pessoa, hayatta olduğu dönemlerde sadece dar bir edebiyat çevresinde tanınmaktaydı ve bütün ömrü boyunca sadece bir tek kitap yayınlatabilmişti.” Şair Luis de Montalvor da şöyle söyler dostu Pessoa’ya: “Fernando, senin hâlâ tanınmamış olman bir cinayet.” Fakat, Pessoa’nın öyle bir hali vardır ki, onun tanınmakla, kitap yayınlamakla, “büyük bir isim olmak”la uzaktan yakından ilişkisi yoktur. O, “olsa olsa şiir yazmaktadır”. Yazmak onun için hayatta kalmanın tek yoludur. 1909’da yazdığı bir sonesinde şöyle der: “Hayat dediğin: beklemektir ölümü.” Şair bu bekleyişi katlanır kılmak için yazmaktadır âdeta. “Hayata karışmadan, hayatın bir seyircisi olmaya çabaladım” sözü de beklerken seyirci koltuğunda oturduğunu haber verir.
Genç bir şaire yazdığı mektubundaki “Erişemeyeceğiniz ne varsa kendinizden onu isteyin. Güzelliğin yolu başka türlü açılmaz” sözleri ise bir seyirciden çok oyuncuya aittir. Bizzat güzelliği yaratmaya çabalayan bir oyuncuya. Ophélia’ya yazılan mektuplarda da vardır aynı şey. Pessoa sevgilisine seslenirken, onun sıkıntılarına ortak olurken, ona nasihatlerde bulunurken rolünü eksiksiz yerine getiren bir oyuncudur. Son sahneyi kendisi tasarlayacak kadar bilinçli, kaderini kendisi tayin eden bir oyuncu: “Yüzleri ve saçları yaşlandıran Zaman şiddetli duyguları da yaşlandırır, ama daha çabuk. İnsanların çoğu budala olduğu için, bunu fark etmemeyi başarırlar ve alışkanlıktan başka bir şeyin kalmadığı yerde hâlâ sevdiklerini sanırlar. (...) Bu işler insana acı verir, ama acı geçer. Eğer her şey olan hayat bile sonunda geçip gidiyorsa, hayatın anlarından başka bir şey olmayan aşk ve acı ve de bütün öbür şeyler nasıl geçip gitmesin ki? (...) Aşkım geçti gitti.”
Aşka dair bütün bu akla yatkın açıklamaları yapan şair, 9 yıl sonra sevdiğiyle yeniden buluşmanın coşkusunu gizleyemez: “İçimdeki sürgün yerinde, mektubunuz uzaklardaki evin bir mutluluğu gibi ulaştı bana...”
Aşk geçip gitmemiş demek... Belki bir süreliğine saklı tutulmuş, öznesinden bile.
Fernando Pessoa ölümünden bir gün önce şu cümleyi yazar bir kâğıda: “Yarının ne getireceğini bilmiyorum.” 47 yıllık yaşamının öğrettiğidir belki bu. Belki de, “aşkım geçti gitti” diyen şairin, “yarının ne getireceği”nin bilinmezliği karşısındaki çaresizliğinin bir itirafı...
O cümlenin not düşüldüğü tarihten bir gün sonra, 30 Kasım 1935 yılında gözlerini dünyaya yumar Pessoa. Bir ay önce, 21 Ekim 1935’te yazdığı o şiiri “Bütün aşk mektupları / Gülünç” dizeleriyle başlar ama sonraki dizeler asıl gülünç olanın kim olduğunu, biraz da sersemleterek söyler bize:
Aşk mektupları, aşk varsa eğer
Olmalıdırlar
Gülünç.
Ama yine de
Yazmayanlar hiç
Aşk mektubu
Asıl onlardır
Gülünç.
IRMAK ZİLELİ
|