Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür  & Sanat ve Mizah  Forumu Ana Sayfa İletişim Site Haritası

Geri git   Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür & Sanat ve Mizah Forumu > Kültür & Sanat > Edebi Mevzular

Edebi Mevzular Özgürlüktür edebiyat..


Leyla Gerçektende Güzel Değilmiydi??

Edebi Mevzular içerisinde Leyla Gerçektende Güzel Değilmiydi?? konusu: Denir ki, Leyla kara kuru, cılız, sıradan bir kız. Leyla'yı görenler Mecnun'un aklına şaşkın. Denir ki yine; padişah merak eder, çağırır Leyla'yı sarayına. Dillere destan bir güzellik uman padişah da ...

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1 (permalink)  
Alt 12-05-2009, 21:55
Ares - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Taze Arıza
 
Üyelik Tarihi: 14-04-2009
Mesajlar: 6
Standart Leyla Gerçektende Güzel Değilmiydi??

Denir ki, Leyla kara kuru, cılız, sıradan bir kız. Leyla'yı görenler Mecnun'un aklına şaşkın. Denir ki yine; padişah merak eder, çağırır Leyla'yı sarayına. Dillere destan bir güzellik uman padişah da başkaları gibi şaşkın. Leyla'ya bir sürü laf eder. Bu muydu Mecnun'u mecnun eden Leyla! bakışını hisseden Leyla, Sen der, Mecnun değilsin!
Leyla'yı görüp de Mecnun'a dudak bükenler narsistik kültürde de egemen olan güzellik kavramından muzdarip gibidirler: Güzelliği fiziksel güzelliğe hapsetmek. Leyla bir yüz ve bedenden ibaret değildir halbuki. Mesele yüz ve bedense eğer, cesetlerin de bir bedeni ve yüzü vardır. Leyla'nınsa başka bir güzelliği.

Onunla sohbet eden sanır ki Leyla tüm dünyayı unutmuş. Konuşana dikkat kesilmiş, tüm varlığı kulak olmuş. Anlatılanı anlatıldığı gibi anlamaya çalışır Leyla. Sözcükler vehmin duvarlarına çarpmaz ona vardığında. Anlatan Hah işte, bunu anlatmaya çalışıyorum. der (hüsn-ü ifham).

Anlatımı sadedir. Tane tane konuşur. Sözcükleri boca etmez kimseciklere. Kelimeleri öyle kullanır ki, bir çeşmeden dökülen su gibi, ağzından dökülen kelimelerle inşa ettiği güzelliktir. Kömür gözlü değildir Leyla, amma tatlı dillidir (hüsn-ü kelam).

Düzen ve intizama riayet eder. Eşyalara sinmiş olan düzenle, evine girenlerin içi açılır (hüsn-ü intizam).

Bir gün Mecnun'la karşılaşır, eli ayağına dolanır. Onu hangi güzelim sözcüklerle karşılayacağını bilemez. Kim olsa aynısını yapar Leyla. Kara kuru yüzünden tebessümler dökülür, en güzel kelimelerle insanları buyur eder (hüsn-ü istikbal). Ne var ne yok misafirlerinin önüne koyar, onları ikramlarıyla memnun etmek için paralanır (hüsn-ü kerem).

Eşyaları kimse Leyla kadar güzel kullanamaz, kimse onlara Leyla kadar güzel davranamaz. Tahta kaşığı sanki canlı bir varlık gibidir. Kullandıktan sonra ona teşekkür etmeyi unutmaz. Görenler kaygıya gark olur; belki de mecnun olan aslında odur. Kap kacağını elinde öyle bir tutuşu vardır ki, narin bir bebeği elinde tutan anneden daha mahir. Leyla'nın elleri kara kuru, ne gamdır.

İnsanları kırmamak için kılı kırk yarar. Konuşmadan önce tartar, ölçer, biçer. Konuşması gerektiğinde yeteri kadar konuşur, susması gerektiği yerde ağzına kilit vurur. Kırmaktansa kırılmayı öğrenmiştir Leyla. Bencilliklerinden sıyrılmış, ben diye tutturmaktan azat olmuştur. Onunla arkadaş olmak için can atılır. Yanına varan huzura varır. İnsanlara zorluk çıkarmaz. Kolaylaştırır. Onunla geçinmek kolay değildir sadece, güzeldir de aynı zamanda (hüsn-ü muaşeret).

Onunla sohbete niyetlenenler sözlerine çekidüzen verir. Çünkü bilirler ki Leyla gıybetten hiç hoşlanmaz. Kötü düşünmekten kaçınır, yaşananlara güzel tarafından bakar. Her olayın altında bir hayır görür. Umutsuzluk yoktur yüreğinde. Mızmızlanmaz, şikâyet etmez. Kimsecikleri suçlamaz. Suçlanacak olanın nefsi olduğunu idrak etmiştir. Varlıklara zarar vermek aklının ucundan geçmez (hüsn-ü niyet).

En güzel hallerinden biri de edeptir Leyla'nın (hüsn-ü edep). Narsistik kültürde bunun bir karşılığı bile yoktur. Bana en hazin gelen de budur.

Kolay pes eden biri değildir Leyla. Metindir, sağlamca tutunur inandıklarına. Kararlarına sahip çıkar. Hatalarınaysa daha çok. Kimsenin üzerine yıkmaz yanlışlarını. Dayanıklı bir kişiliği vardır (Hüsn-ü metanet).

Güzelliği fiziksel güzelliğe hapsedenlerin Mecnun'u anlaması imkânsız gibidir. Bir kadının en cazibedar, en tatlı güzelliği nedir? diye sorulsa; Kadınlığa mahsus bir letafet ve nezaket içindeki hüsn-ü sîretidir. cevabını narsistik kültür algılayamaz, anlayamaz. Oysa ne güzel bir tanımdır bu (hüsn-ü mana), ne kadar derin. Ya da En kıymetdar ve en şirin cemali nedir bir kadının? diye sorsak, narsistik kültür bilmez ki Ulvî, ciddî, samimî, nuranî şefkatidir.

Mecnun'un Leyla'da tutulduğu böyle bir güzelliktir işte: Halleriyle Cemil isminin tecellisine mazhar olmuş güzel bir insan. Ondaki güzelliğe zaman ilişemez bile. Aksine zaman, ancak Leyla'nın hüsn-ü siretinin olgunlaşıp ziyadeleşmesine hizmet edebilir.

Tasvir etmeye çalıştığım güzellik biçimlerinin bazıları kadınlara özgüyse de; çoğu erkekler için de geçerlidir elbet. Erkeklere özgü başkaca erdemler ise cesaret ve cömertliktir (hüsn-ü sehavet). Koruma, kollama, yakınlarının sorumluluğunu alma gibi bazı özellikler özellikle erkeklerde tecelli eden başkaca güzel hallerdir. Leyla gerçekten de böyle biri miydi? Bilmiyorum. Gaybı ancak O bilir. Ben sadece güzel bir insanı tasvir etmek ve fiziksel güzellik dışındaki güzellik hallerine dikkat çekmek istedim.

Bütün bunlardan sonra akla gelen soru, Mecnun'un Leyla'dan neden ve nasıl vazgeçtiğidir? Bu ise ayrı bir bahistir.

Mustafa Ulusoy


Konuşsam Tesiri Yok, Sussam Gönül Razı Değil..
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #2 (permalink)  
Alt 12-05-2009, 23:11
AlbatrosS - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Raporlu Arıza
 
Üyelik Tarihi: 19-01-2009
Nerden: İzmir
Yaş: 29
Mesajlar: 1,667
Leyla yıllar sonra çölde mecnuna tekrar kavuşur ve onun yanına gider. Mecnun ise çoktan ''leyla'' olmuştur ve ''sen benim leyla'm değilsin, ben leyla'yı buldum'' der

Ondan birkaç yüzyıl sonra da Nabi şöyle seslenir:

Bir devlet içün çarha temennâdan usandık
Bir vasl içün ağyâra müdârâdan usandık

Hicrân çekerek zevk-i mülâkâtı unutduk
Mahmûr olarak lezzet-i sahbâdan usandık

Düştük katı çokdan heves-i devlete ammâ
Ol dâ’iye-i dağdağa-fermâdan usandık

Dil gamla dahi dest ü girîbândan usanmaz
Bir yâr içün ağyâr ile gavgâdan usandık

Nâbî ile ol âfetin ahvâlini nakl et
Efsâne-i Mecnûn ile Leylâ’dan usandık


Mey kasemi kırdın yere vurdun Tanrım
Zevkimden edip sanki ne buldun Tanrım
Gül renkli şarabım yere döktün tekmil
Zannım budur ki sen de sarhoş oldun Tanrım...

Hayyam...
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #3 (permalink)  
Alt 13-05-2009, 02:24
Dem Dem isimli Üye şimdilik offline konumundadır
"18 Ayar"
 
Üyelik Tarihi: 13-05-2009
Yaş: 3
Mesajlar: 2
Rivayet edilir ki;
Zamanın padisahı Mecnunun Leyla'sını arayıp getirir huzuruna, bir de bakar ki Leyla bildigi diger insanlardan farksız hatta cok da cazibesi olmayan bir insandır. Mecnun’a sorar bu mu seni hallerden hallere düsüren? Demis ki "Siz ona benim gözümle bakabilir, benim gördüklerimi müsahade edebilir misiniz" Yani ask insanın bakıs acısında derinligini kazanır, anlamına erer.

Bir baska rivayete göre de;
Cölde gezerken parmaklarıyla, tırnaklarıyla cöl topragını eselerken görmüsler.
Ne ararsın burda demisler? Ben Leyla'mı arıyorum demis, col topragında Leyla ne gezer demisler. Olsun demis ben Leyla'mı her tarafta ararım, belki burada bulurum.
Ve netice itibari Mecnun Leyla'da ilahi askı bulmus oldugu icin vazgecmistir.

Konu Dem tarafından (13-05-2009 Saat 02:47 ) değiştirilmiştir..
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #4 (permalink)  
Alt 13-05-2009, 14:07
autochaos - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Dispossessed
 
Üyelik Tarihi: 10-07-2008
Yaş: 30
Mesajlar: 232
Bir de bu açıdan bakın efsaneye:

İnanna, Sümer medeniyetinde bereket ve aşk tanrıçasıydı. Sümerler'den sonra ortaya çıkan Sami kökenli Babil uygarlığında "İştar" adını aldı. İştar, ismi bizde şimdi "Temmuz" olarak várolan çoban tanrı "Dumuzi" ile evlendi, bu evlilik didişmelerle geçti ve Dumuzi yeraltına sürgüne gitmek zorunda kaldı. Ama yılda bir defa yeryüzüne çıkarak karısı İştar ile ilişkiye girecek ve yeraltından yerüstüne "yükseldiği" inancı, sonraki binyılların dinlerinde de etkili olacaktı.
İşte, İnanna ile İştar'da şekillenen bereket tanrıçası kavramı, ileriki asırlarda medeniyetler ve kıt'alar arası bir yolculuğa başladı. İştar, eski Mısır'da "Osiris", Fenikeliler'de "Adonis", Roma döneminin Anadolusu'nda "Attis" ve Hristiyanlık öncesinin pagan Avrupa'sında "Ostara" oldu. Pagan dönemi Avrupalıları'nın tanrıçaya hürmeten her sene bahar ve bereket şenliği olarak kutladıkları Ostara bayramı, Hristiyanlık sonrasında "Ester" halini aldı. "Ester", yani Hazreti İsa'nın göğe yükselmesinin kutlandığı "paskalya"... Paskalya hálen Hristiyan dünyasının en önemli dini bayramıdır ve göğe yükselme düşüncesinin temelinde, İştar'ın kocası Dumuzi'nin yeraltından yeryüzüne yükselme motifi yatmaktadır.
Miláttan önce 2500'lerde astronomiye olan merakın artmasıyla, yeryüzü tanrıları ve tabiat güçleri, göklerde de yeralmaya başladılar ve tanrılarla gök cisimleri arasında sembolik ilişkiler kuruldu. İnanna, bu ilişkilendirme döneminde Venüs yıldızı oldu ve Venüs, aşk sembolü haline geldi.

Mitolojinin İştar'ı yahut İnanna'sı, aslında hızlı ve maceralı bir hayat süren cilveli bir tanrıçaydı. Bahçıvanlardan efsane kahramanı Gılgamış'a kadar çok sayıda sevgilisi vardı ama en önemli birlikteliği, kocası Dumuzi ile yılda bir defa girdiği ilişkiydi. İştar tapınaklarındaki rahibeler, tanrıçaya olan bağlılıklarını göstermek için her ilkbaharda bir erkekle para karşılığında ilişki kurarlar ve kazandıklarını tapınağa verirlerdi. Tapınağın başrahibesi ise hükümdarın yatağına girer ve böylelikle de İnanna ile Dumuzi'nin birleşmesini temsil eden "kutsal evlilik töreni" icra edilmiş olurdu.
Şimdi, İnanna yahut İştar adını taşıyan Mezopotamya tanrıçasının gölgesinin, binlerce sene sonra günlük hayatımızda hálá nasıl várolduğunu anlatayım:
Batı dünyasına Eski Yunan, Roma ve paganizm yoluyla sızan ve hüviyetlerini isim değiştirerek muhafaza eden Sümer tanrıları İslám álemine dini unsur olarak değil, efsane kahramanı şeklinde girdiler. Bu kahramanlardan biri de meşhur "Leylá ile Mecnun" hikáyemizde idi ve İnanna yahut İştar, bizim meşhur Leylá'mız oldu!

Leylá iláhi bir sevgilidir, her kadın aslında bir Leylá'dır, İştar'daki iláhi unsur, Leylá'da da vardır. İştar zamanla Venüs ile özdeşleşmiştir ve Venüs sadece geceleri görünür. "Leylá" ismi, Arapça'da "gece" demek olan "leyl" kelimesinden gelir, "geceye ait" demektir ve en zevkli ilişki, geceleri yaşanandır. İştar, Sümer kabartmalarında yanında bir arslanla beraber yeralır; arslan İştar'ın iláhi gücünün sembolüdür ve bizim hikáyemizdeki Leylá'nın yanında da mutlaka bir arslan yahut kaplan vardır ve Mecnun ne zaman Leylá'ya yaklaşmak istese karşısına bu arslan çıkar. Leylá ile Mecnun'un ayrılıkları İştar ile Dumuzi'nin ayrılığının benzeridir ve hikáyenin eski versiyonlarındaki semboller de Sümer mitolojisindeki sembollerin ya tıpatıp eşi, yahut asırlar sonrasına uyarlanmış şekilleridir. Sözün kısası, Sümer zamanının tanrıça İştar'ı, bizde hemen herkesin bildiği bir efsane-masal hálinde hálá yaşamaktadır.
Leylá ve Mecnun hikáyesi, binlerce sene öncesinin inançlarının günümüzdeki akislerinin sadece biridir. Üstelik divan edebiyatımız, edebiyat tarihçilerimizin dikkatlerini pek çekmemesine rağmen, geçmişi eski Mezopotamya'ya dayanan bu şekilde daha birçok kavramla doludur.
Sümer mitolojisinin edebiyatımıza nasıl yansıdığı konusunda genel bir bilgi almak isterseniz, Amerika'daki Harvard Üniversitesi'nin Türkoloji Profesörü Gönül Tekin'in Harvard Yakındoğu Dilleri ve Medeniyetleri Bölümü Yayınları'ndan 1992'de çıkan "Çengnáme" isimli eserine başvurabilirsiniz, "Mecnun" kavramının gerisinde nelerin bulunduğunu öğrenmek için de, yine Gönül Hanım'ın "Leylá ve Mecnun" kitabı iyi bir kaynak. . .

(Alıntıdır)
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #5 (permalink)  
Alt 13-05-2009, 16:52
Equites
 
Üyelik Tarihi: 09-12-2008
Nerden: Atteleia
Mesajlar: 634
Blog Başlıkları: 2
yar sen sen ısen ben neyım
yar ben ben ısem sen nesın
demis mecnun...


Qui nil potest sperara,desperet nihil...
http://epigrafi-mitoloji.blogspot.com/
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler
değilmiydi??, gerçektende, güzel, leyla


Konuyu toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Güzel Bi Gün uykusuz Edebi Mevzular 1 22-02-2009 18:23
Güzel Bir Hikaye lLeGenDl Lorem Ipsum 3 26-12-2007 14:44
Saf ve güzel High Hopes Resimler ve Düşündürdükleri 3 05-09-2007 22:33
Güzel Ülkemin Güzel Resimlerini Buradan Paylaşalım lLeGenDl Resimler ve Düşündürdükleri 8 04-09-2007 14:07
İstanbul Şehir Tiyatrosu - LEYLA İLE MECNUN dorleon Tiyatro Dünyası 0 26-03-2007 04:41


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 12:36 .
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2009, Crawlability, Inc.

Copyright ©2007 - 2008 khAos.info