Alışveriş çılgınlığı(!)
Beğenmiyorum kardeşim, beğenmiyorum işte.. Yok o da değil, bu da değil. Gidin başımdan. Ben bi anarşist adamım; hiç bir şeyi beğenmeme hakkını buluyorum kendimde. Beğenmek zorunda mıyım??
Hayatta en nefret ettiğim şu alışveriş denilen şeyi yapmak zorunda mıyım?? Birileri kendi beğense, kendi biraz da kullansa öyle veriverse... Öldü mü paylaşım, değiş tokuş?? Zaten yılda bir kez kendi kendime, kendimi uyuşturup insanlarla alışverişe çıkıyorum, onda da güzel şeyler geçmesini tabii ki beklemiyorum ama en azından çılgınlığın doruklarına çıkmasa..
Hakkaten de hayret bi'şey yahu. Annem de sanki ayakkabıcı Mustafa abiden maaş alıyor gibi; "Onu da dene", "bak bi' de şu var", "şu güzel durur sende"... Tezgahtar abiyi işinden alıkoyuyormuş hissi bi yandan, dükkandan bişey almadan çıkmanın ayıp olacağı hissiyle 'bişeyler beğenmek zorundaymışım' gibi düşünmenin baskısı bi yandan.. Bi de annem üstüne; daha doğrusu üstüme üstüme.. O kadar da suratımı astım, kaş göz işareti yaptım, her seçeneği bakmadan reddettim, ekşidim kokuştum da gönülsüzlüğümü daha nasıl anlatayım!!
Bilincim kapalı oluyor; o ara zaten ben ruh halim dışında kandırılmış bir insanım. O ara bana, alışveriş dışındaki hayatımın zevklerine göre refakat ediveren bir insan olsa. Kaknem, cadı, şer suratlı bi ihtiyara bakmak gibi bişey yani sonuçta. Daha doğrusu, sinirden kızgın boğalar yanında deliye dönmüş olan bi boğaya bakmak. O kadar zor olamaz be..
Beğenemem arkadaş, beğenemiyorum; beğenmiyorum. Beğenebilecek biri değilim; olamam. Ben bi anarşit adamım, öyle her şeyi beğenmeme lüksümü vermişim kendime. Kimisi içer kimisi coşar, ben de böyleyim işte. Hele de alışverişte, çıldırıyorken; küplere binmişken mümkün değil!! Ne olur benim yerime beğeniversen be kadın! Kendimde değilkenki en iyi performansımı sergilemiş, ıkına ıkına, ite kaka, zoraki iki seçeneğe indirmişim alınması muhtemel ürünleri. Beğeniversen ölür müsün?? "Hangisini alayım?" dediğimde seçivermez misin bi tanesini be... Altı üstü bi seçim... O seçimi de bana bırakacak kadar saf olmayıversen ne olurdu?? Bilgisayar için para biriktirdiğim bahanesini söylediğimde, bari elindeki cüzdanından anlasaydın.. Ama yok; kesin ittifak kurdunuz siz Mustafa abiyle. O "İkisini birden alın" dediğinde hemen onayı verdin. Sattın beni. O saflığın sattı beni. Hem alışveriş kandırılmışlığına hem de kandırılıp da satılan insanlara dönderdin beni. Kafatasımın tepesinin zıp zıp zıpladığına şahit olmak için mi şirket kurdunuz??
Ne diyeyim artık, daha ne diyeyim.. İki tane ayakkabı almış olduğumu yarım saat sonra kavramış biri olarak ben ne diyeyim... Anneme de bişey diyemem. Elin anası çocuğunu giydirip kuşandırınca sevinirmiş ona göre; ben öyle değilim diye üstüne basa basa, altını kıra kıra vurguladıktan sonra daha ne diyeyim. O da insan, özeniyor işte.. Böyle olunca daha katmerli oluyor insanın içine oturan; ama onu da değiştiremem ki. Hem muhtacım ona bu konuda, başka kimse beni alışverişe çıkartamıyor, kahrımı çekemiyor..
Bi de kredi kartı çıkmaz mı o cüzdandan.. Paramın olmadığını bile bile, kredi kartını; yani başkasının parasını kullanmış olmak, çıldırmışlığımın yaralarına tuzlar, acılar olmaz da ne olur?? Daha dükkandan çıkarken bile Mustafa abinin bişeyler gösterip beğendirtmeye çalışması; içimde patlayan sinir-sıkıntı-öfke etkili bomba olmaz da ne olur?? İlla cinnet mi geçirmem lazım bu çıldırmışlığı bünyemden def etmek için?? Eve gelip, klavye üstünde elleri titreye titreye olanları yazmak ne kadar geçici çözüm olabilir ki??
Eve gelsen ne ki; o zaman da bilincimin var olmadığı alışveriş modundan çıkıp normale dönüyorum. Ve ne görüyorum: hani o kredi kartı ile almış olduğum iki ayakkabı var ya.. İkisini de beğenmedim! Yok yok, bu sefer bilinçsiz moddaki beğenmeme değil; normal halim. Hatta empati yapıp da anarşit olmayan ben gibi düşündüğümde bile beğenmem. Eyvahlara geldik desene.. Yaktın beni anne, yaktın cayır cayır!! Oooof off!!
Ah bu alışveriş çılgınlığı(!)... Mahvetti beni..
|