|
|
| Edebi Mevzular Özgürlüktür edebiyat.. |
Yeraltı EdebiyatıEdebi Mevzular içerisinde Yeraltı Edebiyatı konusu: edebiyatın ‘yeraltı’ damarı
Yeraltı edebiyatı nasıl bir edebiyattır, önemi nerede yatıyor, yeraltındakiler nasıl olup da yerin yüzeyine sızıyorlar, yerin yüzeyine sızıyorlar da ne oluyor? Ve tabii Türkiye’de yeraltı edebiyatının durumu...
...

28-01-2009, 11:52
|
|
Taze Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 10-03-2007
Mesajlar: 159
|
|
Yeraltı Edebiyatı
edebiyatın ‘yeraltı’ damarı
Yeraltı edebiyatı nasıl bir edebiyattır, önemi nerede yatıyor, yeraltındakiler nasıl olup da yerin yüzeyine sızıyorlar, yerin yüzeyine sızıyorlar da ne oluyor? Ve tabii Türkiye’de yeraltı edebiyatının durumu...
AYRINTI Yayınları yaklaşık üç yıldır Yeraltı Edebiyatı Dizisi yayımlıyor ve bu dizide kendi yayın programları ve yaklaşımları doğrultusunda dünyanın yeraltı edebiyatını temsil ettiklerine inandıkları kitapları basıyorlar. Bu dizide şimdiye kadar Ola Bauer, Chuck Palahniuk (''Dövüş Kulübü'' adlı romanı sinemaya da başarılı bir şekilde uyarlanmıştı), Philippe Dijan, Jean Genet, Octave Mirbeau ve en son olarak da Georges Bataille’ın aralarında bulunduğu yazarları yayımladılar. Dizi, 22 kitaba ulaştı. Ben bu dizinin en son çıkan iki kitabı Octave Mirbeau’nun ''Oda Hizmetçisinin Günlüğü'' ile Georges Bataille’ın ''Annem'' adlı kitaplarını bir solukta okuyup bitirdim. Bu dizinin kitaplarında ne buluyorum ki, böylesine heyecanla bu kitapları okuyup sindirmeye çalışıyorum. Ayrıntı Yayınları, yiğidi öldür hakkını yeme demişler ya, bu diziyle bizi yeni yazarlar ve bu yazarların ‘tuhaf, cüretkâr’ dünyalarıyla tanıştırmakla kalmıyor edebiyatımıza da büyük bir katkıda bulunuyor. Ülkemiz edebiyatını ve yazarlarını edebiyatın ‘yeraltındaki’ damarlarıyla buluşturuyor. Bunun ne gibi, nasıl bir önemi var, buna değinelim.
Birincisi, ilk ağızdan şu soruyu soralım: Yeraltı edebiyatı nasıl bir edebiyattır, önemi nerede yatıyor, yeraltındakiler nasıl olup da yerin yüzeyine sızıyorlar, yerin yüzeyine sızıyorlar da ne oluyor? Öncelikle şunu belirtmeliyiz ki, yeraltı edebiyatı ana akım (mainstream) edebiyatın ve sanatın ‘çok’ güçlü ve yerleşik olduğu, çok satanların edebiyat ortamı üzerinde egemenlik kurduğu, kendi popüler temalarının ve üsluplarının edebiyat ortamını istila ettiği ortamlarda ‘zorunluluktan’ fışkıran bir edebiyat. Kelimenin tam anlamıyla, pınarların yerden fışkırması gibi, yeraltı edebiyatı da popüler edebiyatın fay hatlarını kırarak yeraltından yüzeye fışkırır. Edebiyata kendi ayrıksı temalarını, yan gözle bakılan üsluplarını, ki bu edebiyatın üslubu sert ve haşin bir eleştirellik barındırır, insan varoluşunun ve aynı zamanda varoluşun derinlerde kalan esrarengiz yanlarını ve sırlarını, neredeyse saldırgan bir tavırla aşılarlar.
Edebiyatın kılcal damarları
Yeraltı edebiyatı, edebiyatın kılcal damarlarıdır. Popüler edebiyatın el atmaktan çekindiği, uzak durduğu ayrıksı konulara kucak açar, mesela cinselliğe, mesela insan psikolojisinin gizli kapaklı yanlarına, mesela inanca, mesela genel geçer ahlaki kabullere, sorgulanmadan kabul edilen etik ve estetik değerlere, mesela hayatın karanlık derinliklerine döner yüzünü ve bunlara kafa tutar. Buralarda gezinip dolaşır, edebiyatı buralarda arar. Tedirgin edici mecralarda dolanır. Popüler, ana akım edebiyatın sığ sularında oyalanmaktansa, neredeyse korkutucu ve irkiltici bir eleştirellikle ‘uçlara’ doğru ilerler. Yeraltı edebiyatı, hayatın ve gerçekliğin öylesine bakan gözlerine, gizli kalmış bölgelerini sızdırır. Verili gerçeklikte gedikler açar ve insanın gerçekliği kavrama yetisini geliştirir.
Örneğin Georges Bataille, bu dizinin son çalışması olan ''Annem'' adlı kitabında yer alan iki kısa roman ve üç öyküde, cinselliğin hazzıyla inancın hazzı arasında irkiltici bir koşutluk kuruyor ve akla hayale sığmayacak aşırılıkta oynatıyor kalemini. Aslen zihnin bir sapması olan yeraltı edebiyatı, Bataille’ın bu kitabında aynı zamanda ruhun da bir sapması olarak kendini gösteriyor. Dehşetli sert bir yaklaşımla dine dikleniş, Tanrı’yı sorgulayış, varoluşun o ilk var olduğu an’a dönme ve onu ifade etme çabası, bütün bunlar Bataille’ın kitabının çatısını oluşturuyor. İnsan ürpermeden okuyamıyor kitabı. Ama daha önce de belirttiğimiz gibi kılcal damarlara benzetebileceğimiz bu edebiyat aracılığıyla bizi yepyeni, gizli dünyalarla buluşturup tanıştırıyor. İnsanın kapasitesini zorluyor ve insanın kendi varoluşunda ve bu varoluşun ‘süreklilik ve kesintisizliğinde’ yarıklar açıyor.
Yeraltı edebiyatının miladı
Yer altı edebiyatının kapitalizmin gelişmesiyle birlikte ortaya çıktığını ileri sürmek yanlış olmaz. Her ne kadar tarihin eski dönemlerinde Thomas De Quincey, William Blake gibi hem istisnai hem rastlantısal sayılabilecek ve yeraltının sesleri olarak nitelenebilecek yazarlar varsa da bu edebiyatın ortaya çıkış tarihinin en çok 19. yy.’ın ortalarına kadar geri götürülebileceğini söyleyebiliriz. 20. yy.’ın başında, kapitalizmin güç ve iktidar kazanmaya başlamasıyla, kapitalist dünya görüşünün, yaşam biçiminin ve ahlakının egemen olmasıyla ve dünyayı ve dahi insan yaşamını kendi kuralları uyarınca düzenleyip temsil sistemlerini oluşturmasıyla birlikte bu dünyaya, yaşam biçimine, ahlakına ve temsil sistemine karşı duran, kendine ‘anlamlı’ ve ‘sahici’ bir yer bulamayan yazarlar yerin altına çekilip, kapitalizmin yanıltıcı ışığının aydınlattığı dünyanın ve gerçekliklerin dışında başka dünyalar ve gerçeklikler de olduğunu ileri sürüyorlar. Bataille bu isimlerin en önde gelenlerinden biridir. Bir başkası da Maurice Blanchot’dur.
Türkiye’de yeraltı edebiyatı
Ülkemize gelince, Türkiye’de yeraltı edebiyatının gelişmiş olduğunu söylemek zor. Bu edebiyatın ilk önemli örnekleri 1990’lı yıllardan sonra verildi. Bilindiği gibi ‘80’lerden sonra kapitalizmin ekonomik ve kültürel yaptırımlarına, baskısına maruz kaldı Türkiye. ‘90’larla birlikte globalleşme edebiyatımızda popülerleşmeyi, aktüaliteye yaslanmayı, etliye sütlüye dokunmayan temaları egemen kıldı. Bunun doğal sonucu karşıtının ortaya çıkmasıydı. Bu karşıt da yeraltı edebiyatı demekti. Bu minvalde küçük İskender akla gelebilir örneğin. Ama küçük İskender’i daha çok ‘marjinal’ bir kişilik olarak görmek gerekir. Bir ara Stüdyo İmge Yayınları Türk edebiyatının yeraltı edebiyatı olarak değerlendirilebilecek metinlerini art arda yayımladı ve bir yer altı edebiyatı yayınevi kimliğine büründü. Bu yayınevinden Ayça Sezen Ural ve Sibel Torunoğlu gibi yazarlar edebiyat ortamına aşılandı. Sibel Torunoğlu’nun ''Travesti Pinokyo'' adli kitabının gerçekten uysal topluma rahatsızlık veren, tam anlamıyla sapkın bir eser olduğunu söyleyebiliriz. Bu eserler toplumda yeterince ilgi de uyandırdı.
Kendisi de yeraltı edebiyatına dahil edilebilecek romanlar yazan Hikmet Temel Akarsu, Hürriyet Gösteri Dergisi’nde yayımlanan bir yazısında Yusuf Atılgan’ı, Vüs’at O. Bener’i, hatta ve hatta Sait Faik’i bu edebiyatın ülkemizdeki öncüleri olarak nitelemişti. Bence Yusuf Atılgan ve Vüs’at O. Bener daha çok ‘avantgarde’ olarak nitelenebilecek yazarlardır. Bir de Oğuz Atay örneği var. Oğuz Atay’ın eserlerinin gerek şaşırtıcı ve sert üslubuyla, gerek ele aldığı temalarla yeraltı edebiyatının öncü temsilcilerinden biri olduğu ileri sürülebilir.
Peki günümüzde, 2000’li yıllarda yeraltı edebiyatının gidişatı ve edebiyatımızda işgal ettiği konum nedir? Neredeyse, koskocaman bir hiç. Süreyyya Evren, Altay Öktem gibi birkaç yazar bu çerçevede eserler veriyorlar ama genele bakınca bu çabalar çok cılız kalıyor.
Halbuki dünyada çok güçlü bir geleneğe sahip olan yeraltı edebiyatının ülkemizde de bir patlama yapması için bütün sosyal, kültürel koşullar çok uygun.
Bunun için biraz cesaret, biraz eleştirel bir bakış, biraz da toplum dışı kalmak yeterli. Öyle değil mi?
OSMAN ÇAKMAKÇI
Milliyet Kitap
|

31-01-2009, 03:22
|
 |
Raporlu Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 19-01-2009
Nerden: İzmir
Yaş: 29
Mesajlar: 1,667
|
|
Edebiyat söz konusu olduğunda, daima ''adlandırma''larda bir sorun olmuştur. Söz gelimi Türkiye'deki edebiyat araştırmalarında ''dönemler'' adlandırılırken uzun tartışma ve fikir ayrılıkları (ki hala da öyledir) olmuştur. Ne demek ''yeraltı''? Neyi ifade ediyor? Daha çok, bir suç çetesini andırıyor. Geceleri, kanun dışı işler yapan edebiyatçılar mı bunlar mesela? Ki kapitalizmin doğuşuna koşut bir tarihi geçmişi olduğuna göre kısmen öyle de denilebilir. Sistem karşıtı olan, alışıla gelmiş norm ve ön kabulleri dışlayan, varoluşsal kaygıları öne alan sıradışı fikirlerle örülü bir edebiyat geleneği... Bunların kapitalizmin hoşlanmadığı, pek popularitesi olan konular olmasa gerek ki, bu bağlamda, ''yasa dışı''(!) olarak kabul edilebilir. Benim söylemek istediğim, bunun sınırlarını çizmek, belirlemek zor aslında. Söz gelimi, Reformist bir Hristiyan ''ahlakçı''sı olan Tolstoy da kendi dönemi içerisinde bu gruba dahil edilebilir. Diriliş romanında, bugün ülkemizde dahi işlenmeye çekinilen bir konu olan, adalet sistemine ve hapishanelere yönelik oldukça çarpıcı gözlemler ve yorumlar yazılmıştır. Bugün için biraz ''soft'' bile kaçsa, ''mahpusluk'' koşullarının dikkat çekici eleştirisini yapmıştır.
Bence modernizm sonrası savaşlar çağından çıkan insanlığın ürettiği ciddi bir edebi anlayıştır. Kısmen post-modernizmden de etkilendiği söylenebilir. Hatta belki de, post-modernist edebiyatın sistem karşıtı-muhaliflerce farklı bir yorumu olarak da bakılabilir. Tabi, bunlar da bir yorum 
|

04-03-2009, 10:50
|
 |
1.T.Ş.
|
|
Üyelik Tarihi: 03-03-2009
Mesajlar: 531
|
|
|
bastırılmış duyguların açığa çıktığı noktalardan biri olduğu için yeraltı edebiyatı..
öyle ki insanlara dikte edilen herşeyi içten içe sorguluyor. başı-sonu belli olan hikayelere başka gözlüklerden bakıyor. ayyaş bukowski içkisiyle ve etrafında dönenlere sövgüleriyle anlatıyor derdini. palahniuk şiddete döküyor. her bakış birbirinden farklı, özgün bir tavır.
takip edilmesinde fayda olan bir seri olduğun düşünüyorum.
yeraltından önerebileceğiniz yeni isimler varsa dikkatle dinliyorum..
|

04-03-2009, 18:57
|
 |
Taze Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 24-02-2009
Yaş: 27
Mesajlar: 37
|
|
|
ingvar ambjornsen öneririm
|

05-03-2009, 14:34
|
 |
1.T.Ş.
|
|
Üyelik Tarihi: 03-03-2009
Mesajlar: 531
|
|
insan postuna bürünmüş köpek ve beyaz zenciler'i okumuştum. hatta beyaz zencileri yanlışlıkla 2 defa okudum 
büyük keyif aldığım kitaplardı ikisi de. özellikle beyaz zencilerin anlatımdaki yalınlığı daha bir cezbetmişti beni (başlarda fazla popüler olduğu için itici geliyordu, elime alamamıştım kitabı uzun süre).
daha daha..
|

03-04-2009, 16:16
|
|
Taze Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 29-11-2008
Nerden: Dünya
Yaş: 31
Mesajlar: 41
|
|
Yer altı edebiyatı ve bukowski
Yeraltı edebiyatı denince Bukowskiyi atlamayın. Türkiyede Metin Kaçanın yazdğı ağır roman da buna örnektir. tolstoy anarşizmin vicdanıdır. yeraltı edebiyatı içinde değildir. albatross yine bilmişlik yapmak için sallamışsın. 
yeraltı edebiyatı kelimelerin zincirlerini kırıp dili özgürleştirmiştir. bu edebiyat akımında asıl tema , sex, uyuşturucu,alkol ve toplum dışılıktır. bu akımla anılan yazarların yaşamlarıda bu doğrultudadır. yaşadıklarını da yazıyor diyebiliriz. benim kendimi bulduğum edebiyat yeraltıdır.
Konu kara lastik tarafından (03-04-2009 Saat 16:19 ) değiştirilmiştir..
|

03-04-2009, 22:11
|
 |
Raporlu Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 19-01-2009
Nerden: İzmir
Yaş: 29
Mesajlar: 1,667
|
|
Alıntı:
kara lastik´isimli arızadan alıntı
Yeraltı edebiyatı denince Bukowskiyi atlamayın. Türkiyede Metin Kaçanın yazdğı ağır roman da buna örnektir. tolstoy anarşizmin vicdanıdır. yeraltı edebiyatı içinde değildir. albatross yine bilmişlik yapmak için sallamışsın. 
yeraltı edebiyatı kelimelerin zincirlerini kırıp dili özgürleştirmiştir. bu edebiyat akımında asıl tema , sex, uyuşturucu,alkol ve toplum dışılıktır. bu akımla anılan yazarların yaşamlarıda bu doğrultudadır. yaşadıklarını da yazıyor diyebiliriz. benim kendimi bulduğum edebiyat yeraltıdır.
|
Sığ ve takma aklın rahle-i tedrisinden süzülen anlamalar da aynı ölçüde sığ oluyor elbette. Sana her olgunun kendi özgün bağlamı içinde değerlendirilmesinin ne demek olduğu öğretilmedi belli ki. Hadi her konuda ahkam kesiyorsun da, eğitim aldığım alanda konuşurken az ötede kal.
Bak Tolstoy'a gelene kadar neler yazmışım ve Tolstoy'u bu yazımda nasıl bir yere koymuşum, hangi şartlarda!
Amaç, kronikleşen hastalıklı AlbatrosS muhalefetiyse gerisi teferruattır efendim 

Mey kasemi kırdın yere vurdun Tanrım
Zevkimden edip sanki ne buldun Tanrım
Gül renkli şarabım yere döktün tekmil
Zannım budur ki sen de sarhoş oldun Tanrım...
Hayyam...
|

06-04-2009, 08:01
|
|
Taze Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 29-11-2008
Nerden: Dünya
Yaş: 31
Mesajlar: 41
|
|
Asıl Sen sığsın albtross
Sen bu boktan kapitaizmden bu düzenin okulundan öğrendiklerini doğru bilgi sanıyorsun. asıl sığ olan sensinki yeraltı edebiyatını tanımlarken bile içindeki nefreti açığa vuruyorsun. dikkat et TRT nin yaptığı programlara ve korolarına kimse dinlemiyor. aynı türküyü şarkıyı erkan oğur yada birbaşkası söylediğinde seviyoruz ama TRT korosunu dinlemiyoruz.Çünkü TRT korosunun bir orijinalliği ve yaratıcılığı yok. memur kafası yani. askerlik mantığı. verileni yapar. sorgulamaz ve üzerine kendinden bir şey katmaz. Sende o okuduğun okulda öylesin. memur gibisin. birde bana onların kafasıyla konuşuyorsun yazık. eskilerin bir lafı var. Gittiğin okullar yıkılsın diye. aynenöle. 
ben bugüne kadar sosyalist edebiyat okudum. evrensel kültür, tavır, önsöz, sanat ve hayat vs... dergilerde okudum. ama bağımsız dergiler daha iyi geldi bana. mesela tavır dergisi çokmu iyi. ideolojisini bir kenara bırakalım. orda yayımlanan öykülerin tek konusu mapusluk ve f tipi. deneme yazıları hem bok atma niteliğinde hemde zayıf. edebiyatında matematiği vardır bilirsin. ama onlarınki zayıf matematik. hele film eleştirileri cabası. biraz gözünü aç. başını kumdan çıkar. böyle toplum mühendislerine ihtiyacımız yok.
|

06-04-2009, 10:55
|
 |
Raporlu Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 19-01-2009
Nerden: İzmir
Yaş: 29
Mesajlar: 1,667
|
|
|
''Bence modernizm sonrası savaşlar çağından çıkan insanlığın ürettiği ciddi bir edebi anlayıştır. Kısmen post-modernizmden de etkilendiği söylenebilir. Hatta belki de, post-modernist edebiyatın sistem karşıtı-muhaliflerce farklı bir yorumu olarak da bakılabilir''Alıntı-ilk yazım.
Bana bak odun kafa, sen burda nefret görebiliyor musun?Yahu sen ne cahil ne sığ ne okuma özürlü adamsın be! Bir öylesin bir böyle, işine geldi mi anarşist, işine geldi mi faşist, işine gelmezse de azılı komünist olup çıkıyon! Senden mi öğrencem edebiyatı, sen önce okumayı öğren gel!

Mey kasemi kırdın yere vurdun Tanrım
Zevkimden edip sanki ne buldun Tanrım
Gül renkli şarabım yere döktün tekmil
Zannım budur ki sen de sarhoş oldun Tanrım...
Hayyam...
|

06-04-2009, 11:26
|
 |
Raporlu Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 19-01-2009
Nerden: İzmir
Yaş: 29
Mesajlar: 1,667
|
|
Edebiyat tarihçileri ve eleştirmenlere göre edebi akımlar ve gelenekler bir gece çıkıp gökten zembille inen şeyler değildir. Her edebi geleneği oluşturan bir siyasal, felsefi ve sosyal arka plan vardır. Yine, her geleneğin öncülleri vardır. Bu bağlamda her ürün ve eser bir bütün olarak kendi oluştuğu şartlar ve zmanda özgün olarak incelenir. Bu konudaki yazıyı yazmamın sebebi de, ''yeraltı edebiyatı'' denen ve yeni yeni populerleşen geleneğin ilke ve prensiplerini tartıştakmaktı ki öncelikle isminden başladım.Niçin isim? Nefretimden değil elbet!(maksat muhalefet olsun, çamur at izi kalsın ya neyse)
Edebiyat tarihlerinde adlandırmalar daima tartışma konusu olmuştur. Bundan dolayı bu geleneği adından yola çıkarak izah etmeye, analiz etmeye çalıştım! Ve dedim ki; Tolstoy da kendi döneminde yaptığı tasvirler ve düşünceleriyle bu geleneğin öncüllerinden sayılabilinir; ancak, Tolstoy'un aynı zamnda bir Hristiyan ahlakçısı olduğu saptamasını da yaptım!!
Bu kadar açıklamadan sonra, aklınca beni bu örneklerle kategorize etmeye çalışman saçmalığın ötesinde bir şey! Ben bir saptama yaptım ve bunun somut örneklerini ortaya koydum! Sense yalnızca konuyu provoke ediyorsun ve üstelik son derece acemi bir biçimde. Bak benim bu tarz çaylak ajitasyonlarına karnım tok, senin niyetini de yazılarından görebiliyorum.
Sana tavsiyem, hiçbir zaman düşmanının zekasını küçümseme. Akademik camiayı eleştirmek(somut delil ve gerekçelerle ama, saçma sapan ve acemice ajitasyonlar;/ithamlarla değil) hakkındır ki ben de eleştiriyorum; ancak, o adamların zekasını ve donanımlarını küçümsemek senin de benim de boyumu aşar. Öyle adamlar var ki, daha lisede 2000 kitabı hatmetmiş! Öylesi var ki, yanlızca yazdıkları senin benim okuduklarımızı iki kere aşar. Öyle gramerciler var ki, adam 50bin kelimeden fazla bir osmanlıca lügati su gibi biliyor(üniv. 2 sınıfta ezberlemiş hepsini)! Kültür ideolojilerden ayrı bir kavramdır,saygılı olsan iyi edersin; ancak, yapabiliyosan, adam gibi eleştir, o zaman senin yanında olurum
Dergi örnekleri ve diğer örneklerin gereksizliğini yukarıda belirttim. Benim beğendiklerimi merak ediyorsan, ''varlık, hece, evrensel kültür''dür. Kitap-lık dergisini de okudum birkaç defa; ancak, pek sinmedi içime. Fazlaca elitist ve post-modern bir tarzı vardı. Tavır dergisini birkaç kere okudum; ancak, edebiyat üzerine okuyacaksam özellikle varlık'ı tercih ederim.
Beni kategorize edip söylemlerimi çarpıtmaktan vaz geç. Ben kendi kafanda oluşturmaya çalıştığın kategorilerin hiçbiri değilim. Beni tanımıyor ve bilmiyorsun. Sana kızıyorum, zira fikirlerini somut ve nesnel zeminlere oturtmuyorsun. Amacın tartışmak ve eleştirmek değil; itham etmek,karalamak. Böyle gittiğin sürece de benden sana tavrım değişmeyecek...

Mey kasemi kırdın yere vurdun Tanrım
Zevkimden edip sanki ne buldun Tanrım
Gül renkli şarabım yere döktün tekmil
Zannım budur ki sen de sarhoş oldun Tanrım...
Hayyam...
|
|
Konuyu toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
|
|
|
| Seçenekler |
|
|
| Stil |
Normal
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 07:10 .
Powered by vBulletin® Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2009, Crawlability, Inc.

Copyright ©2007 - 2008 khAos.info
|
|
|
|