Anlam'ın Anlamı Üstüne Nutuk
Posted 20-08-2009 at 15:56 by RoNiNeX
En güzel yıllarımızda, onu inatçı bir eda ile yadsıyoruz... Oysa basit ve keyif verici bir düşünce; bütün düşüncelerin en basiti... Nesnenin ne işe ‘yarar’ lığına, bir olaylar dizisinin birbirlerini izlemelerinin ‘anlam’ ına, çekilen acının, duyulan sevincin ‘neden’ ine, sevginin ne idilliğine ve tarihin seyrinin nereye gittiğine duyulan merakın basitliği ve keşfindeki heyecanı da birlikte yadsıyoruz böylece...
Tarih, oldukça istikrarlı bir ilerleyiş içerisinde gider... Ancak biz devam edemeyiz; zira ‘anlam’dan sıkılan nesil, kendi dünyasını kurarak "Tanrıyı oynamayı” tercih edecek ve bizim devam etmemizi engelleyecektir...
Bu, "yapısalcı, elektro-düzen uzmanı" yeni nesil insan modelidir...
Sevgili ‘düşünce’ ile dans etme cesaretini gösterebilecek bir ‘birey’ imiz olsaydı kuşkusuz şöyle protesto etmek isteyecekti bu durumu: “Yaşanılan 'doğayı ve oluşu’ anlamayı, anlamlı kılmayı reddetmek ve yeniden adlandırılması ve anlamlı kılınması gerekecek bir dünya kurmak, ama bu en trajikomik çelişki?.."
Kuşkusuz gerçekçi bir formül, ancak "düşünce dansçısının" atladığı bir mihenk taşı; her şey için post-modern yakıştırmasını yapan çağa yakışanın bu olduğu gerçeğini göz ardı etmek... Oysa güle(akıl-düşünce) âşık olan, neşeli bir dansçı(düşünür) edası ile sevinci ve getirisi olan tükenmez heyecanı ile ‘anlam’ın peşinde, yaşamı, yerküreyi, en nihayetinde ‘insanı’ anlamlı kılabilirdik...
Karanlıklar içindeki bir "düşünce-gülüne" yapılan bu çılgın övgü uzun süre beni soluksuz bıraktı... Bir ‘gülün’ ününde ‘dans’ etmeye razı olunmayacak... Böylesi bir "Romantizm!" Böylesi bir utku! Haydi dansçı, ‘akılcı’ ol; uzlaşmak yok, dans yok!!! Post-modern çağ kabul etmez...
Yine de, bir zamanlar "birinin" dediği gibi:
"Haydi, Cennetin Çocukları Gerçekçi Olun: İmkânsızı isteyin", demekten geri duramıyor insan...
Ümit, Düşsellik ve Tuhaflık Çağına(1750-1850) Bir Övgü ( I )
Tarih, oldukça istikrarlı bir ilerleyiş içerisinde gider... Ancak biz devam edemeyiz; zira ‘anlam’dan sıkılan nesil, kendi dünyasını kurarak "Tanrıyı oynamayı” tercih edecek ve bizim devam etmemizi engelleyecektir...
Bu, "yapısalcı, elektro-düzen uzmanı" yeni nesil insan modelidir...
Sevgili ‘düşünce’ ile dans etme cesaretini gösterebilecek bir ‘birey’ imiz olsaydı kuşkusuz şöyle protesto etmek isteyecekti bu durumu: “Yaşanılan 'doğayı ve oluşu’ anlamayı, anlamlı kılmayı reddetmek ve yeniden adlandırılması ve anlamlı kılınması gerekecek bir dünya kurmak, ama bu en trajikomik çelişki?.."
Kuşkusuz gerçekçi bir formül, ancak "düşünce dansçısının" atladığı bir mihenk taşı; her şey için post-modern yakıştırmasını yapan çağa yakışanın bu olduğu gerçeğini göz ardı etmek... Oysa güle(akıl-düşünce) âşık olan, neşeli bir dansçı(düşünür) edası ile sevinci ve getirisi olan tükenmez heyecanı ile ‘anlam’ın peşinde, yaşamı, yerküreyi, en nihayetinde ‘insanı’ anlamlı kılabilirdik...
Karanlıklar içindeki bir "düşünce-gülüne" yapılan bu çılgın övgü uzun süre beni soluksuz bıraktı... Bir ‘gülün’ ününde ‘dans’ etmeye razı olunmayacak... Böylesi bir "Romantizm!" Böylesi bir utku! Haydi dansçı, ‘akılcı’ ol; uzlaşmak yok, dans yok!!! Post-modern çağ kabul etmez...
Yine de, bir zamanlar "birinin" dediği gibi:
"Haydi, Cennetin Çocukları Gerçekçi Olun: İmkânsızı isteyin", demekten geri duramıyor insan...
Ümit, Düşsellik ve Tuhaflık Çağına(1750-1850) Bir Övgü ( I )
Toplam Yorumlar 0





























