Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür  & Sanat ve Mizah  Forumu Ana Sayfa İletişim Site Haritası

Geri git   Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür & Sanat ve Mizah Forumu > Kültür & Sanat > Biyografiler



Virginia Woolf

Biyografiler içerisinde Virginia Woolf konusu: Virginia Woolf (25 Ocak 1882 – 28 Mart 1941) İngiliz feminist, yazar, romancı ve eleştirmen. 1882'de Londra'da dünyaya gelen Virginia Woolf, Victoria devri'nin tanınmış yazarlarından Sir Leslie Stephen'ın kızıydı. Annesi ...

Cevap
 
LinkBack Konu Araçları Stil
 
Alt 11-07-2008, 21:19
alchemy - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
alchemy alchemy isimli Üye şimdilik offline konumundadır
-
 
Üyelik Tarihi: 16-04-2008
Nerden: Hiçbir Yer
Yaş: 41
Mesajlar: 902
Standart Virginia Woolf


Virginia Woolf (25 Ocak 1882 – 28 Mart 1941) İngiliz feminist, yazar, romancı ve eleştirmen.

1882'de Londra'da dünyaya gelen Virginia Woolf, Victoria devri'nin tanınmış yazarlarından Sir Leslie Stephen'ın kızıydı. Annesi ve babası daha önce başkalarıyla evlenmişler, dul kaldıktan sonra ise bir araya gelmişlerdi. Her ikisinin de ilk eşlerinden çocukları vardı. Sir Leslie Stephen'ın ilk eşi, ünlü romancı William Makepeace Thackeray'nın kızıydı. Thackeray'nın eşi akıl hastası olduğundan, Leslie Stephen'ın bu kadından olan kızı Laura, anneannesine çekmiş, yirmi yaşında bir akıl hastahanesine kapatılmıştı.O yıllarda kadınların ikinci planda kalması nedeni ile okula gönderilememiş fakat babası yardımı ile kendini geliştirmiştir.

Özellikle Viktorya tarzı yaşamaya karşı olan Virginia Woolf, yazılarında da bundan bahseder. Vanessa Bell daha küçük bir yaşta iken bir ressam olmaya, Virginia Woolf ise bir yazar olmaya karar verir. Kendisini babasının kütüphanesinde geliştiren Virginia Woolf 1895'de bir gazetede kısa hikayelerini yayınlatır.

1904'te babasının ölümünden sonra Bloomsbury'ye taşınması ise hayatında ciddi bir dönüm noktası olmuştur. Bloomsbury grubu içinde birçok ünlü edebiyatçıyı barındıran ve cinsel konulardaki özgürlükçü tavırlarıyla tanınan bir grup entelektüelden oluşuyordu.Grupta bulunan birçok kişi eşcinsel ya da biseksüeldi. İnsanlar onları etik bir grup olarak görüyorlardı. Grupta John Maynard Keynes, E. M. Forster, Roger Fry, Duncan Grant ve Lytton Strachey gibi ünlü kişilikler vardı. Woolf 1909'da bir süreliğine Lytton Strachey ile nişanlandıysa da 1912'de Leonard Woolf ile evlendi.

Virginia Woolf ile Leonard Woolf'un evlilikleri cinsel açıdan yeterli olmasa da, Virginia Woolf için çok önemli olmuştur.Leonard'ın bir basımevi vardı ve bu da Virgini Woolf'un yazdığı kitapları yayımlatması için bir fırsat olmuştu.

Bu arada kadınlara da yakınlık duyan Virginia Woolf'un eserlerinde kadın yakınlıklarına bol bol rastlanır. Bir klasik olan Orlando isimli romanı bir aşk mektubuyla beraber sevgilisi Vita Sackville-West'e adanmıştır. 1925 yılında yayımlanan Mrs. Dalloway ünlü yazarın adıyla anılacak ‘bilinç akışı’ tekniğinin en başarılı örneklerinden biridir.

Mrs.Dalloway'den başka birçok kitap daha yayımlamış(Orlando,Dışa yolculuk,Yıllar,Gece ve Gündüz,Jacob'un odası,Flush...),bunlar çok ilgi görmüştür.Kitaplarının kapaklarında kardeşi Vanessa Bell'in resimleri bulunmaktadır. 1930'ların sonlarında 2.dünya savaşının patlak vermesi onları tedirgin etmiş,Virginia Woolf yaşananları görmek istemiştir.Leonard Woolf'un yahudi olmasından dolayı eğer yakalanırlarsa geri temsil edilmeyeceklerini ve orada öldürüleceklerini bilmelerine rağman gitmişlerdir.

Perde Arası romanını yazdığı sıralarda artık kendini yeterince yetenekli hissetmiyor, yeteneğini kaybettiğini düşünüyordu. Her gün savaş korkusu ve yeteneğini kaybetmenin vermiş olduğu stres, dehşet ve korku sonucu ruhsal bunalıma girmiş, 28 Mart 1941’de içinde bulunduğu duruma daha fazla dayanamayıp evlerinin yakınlarında bulunan nehre ceplerine taşlar doldurarak atlayıp intihar etmiştir. Virginia Woolf geride iki intihar mektubu bırakmıştır. Birisi kardeşi Vanessa Bell'e diğeri ise kocası Leonard Woolf'a. Yazar, modernist hareketin en önemli kişilerinden biri olarak tarihe geçmiştir ve roman türünün gelişimine büyük katkıda bulunmuştur. Bir profesyonel olarak 1905'lerde yazmaya başlayan Virginia Woolf'un ilk kitabı olan The Voyage Out (Dışa Yolculuk) 1915'te yayınlanmıştır. Bu kitabın yazımı çok uzun sürmüş,bir yıl içinde üç kez tekrar yazılmıştır. Özelllikle annesinin ölümünü yenmesi ile ilgili olan bu kitap ilginç olduğu kadar etkileyicidir.

1929 tarihli "Kendine Ait Bir Oda" feminist hareketin klasik bir kitabı olarak kabul edilir. Kadın hareketinin elden düşürmediği önemli kitaplardan biri olan Kendine Ait Bir Oda, Virginia Woolf’un belki de en kolay okunan kitabıdır. Çünkü konu çok somuttur: “Kadın ve Edebiyat.”

Erkeklerin kadınlara bıkıp usanmadan tekrarladıkları ‘ezeli’ ve de ‘ezici’ bir soru vardır: “Bizler kadar düşünme yeteneğiniz olduğunu ileri sürüyorsunuz. Madem öyle, neden Shakespeare gibi bir deha çıkaramadınız?” İşte Virginia Woolf bu ‘yakıcı’ soruya, tarihsel ilişkilerin kökenine inip kütüphane raflarında şöyle bir gezindikten ve de kısa bir kadın edebiyatı tarihçesi çıkardıktan sonra esaslı bir yanıt getiriyor. Ve şöyle sesleniyor kadınlara: “Para kazanın, kendinize ait ayrı bir oda ve boş zaman yaratın. Ve yazın, erkekler ne der diye düşünmeden yazın!..”

Daha sonralarda Virginia Woolf tarafından kaleme alınan Flush'ta bir köpeğin bakış açısı fark edilir.

... güçlü kuvvetli, enerji dolu, yaşama sevinci içinde genç Robert Browning bir bomba gibi patlamıştı Elizabeth Barrett’in sessiz hasta odasında. İngiliz edebiyatının en ünlü aşk öyküsüdür onların aşkı. Tiyatro oyunları yazılmış, filmler yapılmıştır bu konuda. Nasıl mektuplaştıklarıı, Robert Browning’in Wimpole Sokağı’ndaki bir evde divanda yatan Elizabeth’i nasıl görmeye geldiğini, bu ziyaretten sonra üç ay içinde Elizabeth’in mucize kabilinden nasıl yürümeye başladığını, gizlice evlenip Floransa’ya kaçtıklarını herkes bilir. Hatta Virginia Woolf’un The Common Reader’da dediği gibi, İngiliz şiirinin en önemli adları arasında olan bu iki şairden tek dize okumamış olanlar bile! Virginia Woolf’un Flush’ı bu konuda son derece sevimli bir kitaptır. Elizabeth Barrett Browning’in çok sevdiği İtalya’ya kaçarken beraberinde götürdüğü köpeğin yaşamöyküsünü anlatan Flush’da bu aşk öyküsünü bir de o köpeğin açısından görürüz.

Gece ve Gündüz Virginia Woolf'un ikinci romanıdır. Woolf'un "bilinç akışı" tekniğini kullandığı daha sonraki modern deneysel romanlarından farklı olarak klasik gerçekçi üslûpla kaleme aldığı bu eser, olay örgüsü, gerçek mekân tasvirleri ve titizlikle betimlenmiş karakterleri, dönemin atmosferini yansıtan özellikleriyle dikkat çekiyor.

1920'de yayımlanan roman, daha sonraki eserlerinin habercisi olarak, nesnel gerçekliğin ve tarihselliğin insan bilincindeki yansımalarını birbirinden oldukça farklı karakterlerde ustalıkla canlandırıyor.

Roman, Birinci Dünya Savaşı öncesi Londra'sında geçer. Woolf, dönemin entelijansiyasını, fikir ve ruh dünyasını mizahî ancak sıcak, insanî bir dille anlatır. Kadın hakları, sınıfsal farklılık, aşk, evlilik ve özgürlük gibi meseleleri, karakterlerinin yaşamları, mücadeleleri, umutları, acıları ekseninde tartışıyor. Gece ve Gündüz, Katharine, Mary ve Ralph'in hakikat arayışlarında tanık olduğumuz modern insanın yazgısı, bir başkasını anlama çabası üzerine duygulu ve derin bir metin.

“Virginia Woolf, 1931’de yayımladığı Dalgalar’ı yazarken ise, bu kitapla o güne değin hiçbir başka romancının göze alamayacağı değişik şeyleri yapmak istediğini, bu romanın o güne değin yazılan hiçbir başka romana benzemeyeceğini biliyordu. (...) Çünkü Dalgalar, ‘hem düzyazıyla kaleme alınacak, hem de şiir olacaktı; hem roman olacaktı, hem de tiyatro oyunu. Virginia Woolf, Dalgalar’da dış dünyayı yok eder. Üç erkek ve üç kadının çocukluklarından yaşlılık dönemlerine kadar tüm hayatlarının anlatıldığı kitapta dış dünya nesnel olarak değil, ancak kişilerin iç dünyalarına yansıdığı kadarıyla verilir. “Bir olay örgüsüne uyarak değil, bir ritme uyarak” yazılan kitap, “şiir olmayan herhangi bir şey edebiyata neden girsin ki” diyen Woolf tarafından iki yıl içinde üç kez yazılır ve dalgaların sesine uydurularak, şiir gibi yüksek sesle okunarak düzeltilir... Gerçekçi roman geleneğinden tam bir kopuşu temsil eden Dalgalar, bilinç akışı tekniğiyle yazılan romanların en önemlilerinden biridir.



Virginia Woolf'un İntihar Notu:

Leonard Woolf'a, 18 Mart 1941

"Sevgilim, yine çıldırmak üzere olduğumu hissediyorum.O korkunç yeniden yaşayamayacağımı hissediyorum.Ve ben bu kez iyileşemeyeceğim. Sesler duymaya başladım.Odaklanamıyorum. Bu yüzden yapılacak en iyi şey olarak gördüğüm şeyi yapıyorum. Sen bana olabilecek en büyük mutluluğu verdin.Benim için her şey oldun. Bu korkunç hastalık beni bulmadan önce birlikte bizim kadar mutlu olabilecek iki insan daha düşünemezdim. Artık savaşacak gücüm kalmadı.Hayatını mahvettiğimin farkındayım,ve ben olmazsam, rahatça çalışabileceğini de biliyorum. Bunu sen de göreceksin. Görüyorsun ya, bunu düzgün yazmayı bile beceremiyorum.. Söylemek istediğim şey şu ki, yaşadığım tüm mutluluğu sana borçluyum. Bana karşı daima sabırlı ve çok iyiydin. Demek istediğim, bunları herkes biliyor. Eğer biri beni kurtarabilseydi, o kişi sen olurdun.Artık benim için her şey bitti.Sadece sana bir iyilik yapabilirim. Hayatını daha fazla mahvedemem. Bizim kadar mutlu olabilecek iki insan daha düşünemiyorum."

Eserleri

* Gece ve Gündüz
* Dalgalar
* Deniz Feneri
* Flush, Bir Köpeğin Romanı
* Jacob'un Odası
* Kendine Ait Bir Oda
* Mrs. Dalloway
* Orlando: Yaşamöyküsü
* Perde Arası
* Yıllar
* Virginia Woolf'un Günlükleri
* Dışa Yolculuk


Kaynak: Vikipedi

************************************************** ************************************************

DÖNEMİNDEKİ ÖNEMLİ OLAYLAR (1882-1941)

1882 Virginia Woolf ile aynı yılda (1928'de Nobel Edebiyat Ödülü'nün sahibi) Norveçli ozan Sigrid Undset de dünyaya gelir.
1910 "Bloomsbury" grubu üyesi Roger Fry tarafından İngiltere'de düzenlenen ilk "Son empresyonistler" sanat sergisi (Cezanne, Van Gogh, Matisse).
1910 Virginia Woolf İngiliz kadın hakları hareketi için çalışır.
1918 İngiltere'de seçim reformuyla 30 yaş üzerindeki kadınlara seçim hakkı tanınır.
1928 İngiltere'de kadınların seçmenlik yaşı 30'dan 21'e indirilir.
1929 Virginia Woolf ve kocası Berlin'e giderler. 1929 Berlin'de ilk televizyon yayını.
1930'lar "Agfa Box"un icadıyla fotoğrafçılık daha da yaygınlaşır.
1932 Dünya Ekonomi Krizi doruk noktasına ulaşır.
1933 Hitler, Reich Başbakanı olur.
1933 Virginia Woolf, Cambridge Üniversitesi'ne çağrılır.
1939 Hitler'in Polonya'ya saldırısı ile 2. Dünya Savaşı başlar.
1940 İngiltere'ye şiddetli hava saldırıları başlatılır.
1941 İngiliz ozan James Joyce ile Virginia Woolf, aynı yılda ölür.



"BİR KADININ PARASI VE DE KENDİNE AİT BİR ODASI OLMALI."

"Virginia'nın dikişle arası hiç iyi değildi. İç çamaşırlarını bile çengelli iğneyle tuttururdu. Ekmek ve pasta hazırlama, portakal reçeli yapma ve bir sürü basit yemekleri pişirme konusunda da daha iyi değildi."

Bu cümleler ev işlerinde pek az yeteneği olan bir kız öğrencinin karnesinden alınma değildir. Bunlar 20. yüzyılın en büyük kadın yazarlarından biri olan Virginia Woolf hakkında, 1977'de yayınlanan bir biyografiden alınan cümlelerdir. Marcel Proust ve James Joyce gibi çağdaşlarının dikiş, yemek ve pasta pişirme becerisi üzerine eleştirmenler ve biyograficiler şimdiye kadar kafa patlatmamışlardır. Fakat Virginia Woolf bugüne kadar bu ölçütlere göre değerlendirilegelmiştir. Ve kendisi edebi saygınlığına rağmen, zaman zaman "Kadın olarak eksikliğinin" acısını duymuştur.

Bunun yanı sıra, Ginia Stephen daha çocukluğunda kesin kararını vermiştir. Tek isteği yazar olmaktır. Bu arzusu da kendisine hiç garip gelmez. Baba evinde -babası Leslie Stephen deneme yazan, yayımcı, biyograf ve tarihçidir- daha küçük bir kızken ünlü çağdaş yazarları tanır: Alfred Lord Tennyson, Henry James, Thomas Hardy. Ginia Stephen ve kardeşleri için bu isimler yalnızca uzaktan izlenen ünlüler değildir.

Daha sonraları şairlerin kendisi için birer "Tanrı" değil, senin benim gibi konuşan insanlar olduğunu keyifle anlatacaktır: "Tennyson örneğin, bana Tuzu ver' ya da Tereyağı için teşekkür ederim' derdi hep."

Büyük, canlı bir aile içinde korunan, güven içinde her türlü ihtiyacı karşılanan bir çocuk her şeye rağmen neden yalnızlık çeksin ki? Yedi kardeşinin dördü, anne ve babasının daha önceki evliliklerindendir. Kendisinden on iki ve on dört yaş büyük olan üvey ağabeyleri Gerald ve George, dışarıdan terbiyeli görünen delikanlılardır. Aile içinde gerçekten neler olduğunu ise Virginia Woolf yıllar sonra itiraf etmeye cesaret bulur.

"Daha küçücükken, bir defasında Gerald beni ayağa kaldırıp vücudumu ellemeye başladı. Elini elbisemin altından içeri sokup gittikçe daha derinlere ittiğinde hissettiklerimi hâlâ hatırlarım. Kasıldım, bir an önce beni bırakmasını umarken, eli cinsel organlarıma yaklaştı fakat orada durmadı. Cinsel organlarımı da elledi. İrkilip onu ittiğimi hatırlıyorum; bu boğuk ve karmaşık duygular için söylenecek doğru söz nedir? Herhalde çok kuvvetli bir duygu olmalı ki hâlâ hafızamdan çıkmıyor."

Virginia Woolf bunu neredeyse altmışında yazmıştır. Çocuk olarak kime güvenebilirdi? Niçin annesine gitmedi? Canlı, neşeli, dengeli biri olarak tanınan Julia Stepnen gerçi bu büyük ailenin odak noktasıydı, fakat öyle her şeyi düzenli ve kontrol altında tutmak zorunda olan bir kadın, yedi-sekiz yaşındaki bir çocuk için özel bir kişiden çok, herhalde bir kurum gibi bir şey olmalıydı.

"Çocukluğumun odak noktasında neşeyle dönen, insanlarla kaynayan, eğlenceli bir dünyanın yaratıcısı" olarak görür annesini, geriye baktığında.

Stephen ailesi yaz aylarını daima Cornwall'da geçirir. Çocuklar kriket oynar, kayalara, ağaçlara tırmanırlar. Virginia ve üç yaş büyük ablası Vanessa'nın erkek kardeşleri gibi üstlerine başlarına dikkat etmeden azmalarına aldırılmaz. Londra'daki evlerinde Stephen ailesinin çocukları kendilerine özgü bir Ev gazetesi çıkarırlar. Tabii geleceğin yazarı Virginia işin öncüsüdür. On yaşındayken uzun makaleler yazar ve büyüklerin ilk yazı denemelerini nasıl bulduklarını izler. Babasının büyük kitaplığı kız, erkek, tüm çocuklara açıktır. Fakat okula sadece Stephen ailesinin erkek çocukları gidebilir.

Thoby (Virginia'dan iki yaş büyük) ve Adrian (bir yaş küçük) "dışarı" çıkabilirler. Daha sonraları Cambridge'de öğrenim göreceklerdir. Virgina ve Vanessa evde kalır ve orada eğitilirler. Hatta öylesine eğitilirler ki, yeğeni ve biyograf Ouentin Bell, "Virginia Woolf hayatı boyunca hep (sıkıntıdan) parmaklarını saymıştır," diye yazar. Eğitim ve bilgi erkek işidir. Kadınlar bu akıllı er kekleri itaatle dinlemek ve onları pohpohlamak için vardır. Bir sürü ayrıcalıktan yararlanmalarına rağmen bu temel ilke Stephen'ın kızları için de geçerlidir. Virginia genç bir kadıh olarak yetiştirilmesi gereken ve çaresizce direndiği bu zamanı "yedi mutsuz yıl" olarak adlandırır.

Annesi öldüğünde on üç yaşındadır. O yaz Virginia ağır bir sinir hastalığına tutulur. Korkunç sesler duymakta, insanlardan korkmaktadır. Sokağa çıkmaya cesaret edemez. Kesin istirahat ve bol süt içmesini önerir ev doktoru ve çok duyarlı genç hastasına her türlü dersi yasaklar. Virginia'nın kendisini toparlaması uzun zaman alır. Sonraki mutsuz yıllarını, yetişkin biri olarak etraflıca anlatmıştır.

Kendisine ve kız kardeşi Vanessa'ya görgü kuraları öğretilmeye başlanmıştır artık. Hoplayıp zıpladıkları, hayal kurdukları, her şeye boş verdikleri dönem tamamen sona ermiştir. Kızlar toplum içine girmek zorundadır. Üvey ağabey George bu görevi severek üstlenir. Genç kızlar sadece öğleden önceleri bu Viktorya tarzı baskıdan -birkaç saatliğine- kurtulur; ressam olmak isteyen Vanessa resim dersine gittiğinde ve Virgina eve gelen öğretmenden Yunanca dersi alırken. Fakat George, babasının da onayıyla, elbiselerin ve saç tuvaletinin resim ve Yunancadan daha önemli olduğuna hükmetmiştir.

Bir keresinde, o sırada hoşuna gittiği için bir mefruşat dükkânından ucuz yeşil bir döşemelik kumaş satın alıp bundan bir gece elbisesi diktirdiğinde, George misafirlerin önünde Virginia'ya "Yukarı çık ve parçala onu!" diye bağırarak haddini bildirir. Yıllar sonra, gene bir depresyon geçirdiğinde güncesine şunları yazacaktır Virginia: "Başarısız. Evet bunu anladım. Başarısız. Başarısız. Ah, yeşil renge olan tutkuma nasıl da güldüler!" Tabii bu "yeşil renk" ile gençliğin anısı arasında bir bağ olup olmadığı belirlenememiştir.

Gerçekse, çocukken açık, uyanık ve bilinçli olan Virginia'nın, genç kız olarak kendisini ilk kez "başarısız" hissetmesidir. Hayatında sık sık ortaya çıkan kriz durumlarında, her defasında kendisi için bu sözü kullanır: "Başarısız".

Hayal kırıklığına uğrar. Toplumsal kurallara uyamaz. Salon sohbetleri ve ipek giysiler tiksindirir onu. Bir balo sırasında dans etmek yerine bir kitapla karanlık bir köşeye çekilir. Kendisine tanıştırılan genç erkekler onu hiç ilgilendirmez.

1904'te babasının ölümünden sonra ikinci bir sinir krizi geçirir. Kuşların Yunanca koro halinde ötüşlerini, Kral Edward'ın açelya çiçekleri içinde müstehcen şeyler fısıldadığını duyar. Virginia'nın gerçek yaşama dönmesi uzun zaman alır. Vanessa ve kardeşleri Thoby ve Adrian ile birlikte yirmi iki yaşındayken Londra'nın Bloomsbury semtindeki bir eve taşınır. Virginia için bu değişiklik ve yer değiştirme bir çıkış, bir kaçıştır, "Resim yapmaya, yazmaya, akşamları saat dokuzda çay yerine kahve içmeye kararlıydık. Her şey yeni, her şey başka olmak zorundaydı. Her şey denendi."

Katı toplumsal kuralları ile George ve Gerald, babalarının ölümünden sora kendilerinden küçük üvey kız kardeşleri üzerindeki etkilerini yitirirler. Onları topluma karşı dikkatli olmaya artık kimse zorlamamaktadır. Miras olarak çok para kaldığı için şanslıdırlar. Katı kurallara bağlı olmadan geceler boyu birlikte oturmak, tartışmak, sanat, edebiyat, din ve aşk üzerine konuşmak.

Virginia Stephen'ın tüm bu gizli arzuları Bloomsbury'de yerine gelir. Hukuk okuyan erkek kardeşleri Thoby ve Adrian eve erkek arkadaşlarını getirirler. Ressam, eleştirmen, yazar, felsefeciler Stephen'larda toplanırlar. Böylece Birinci Dünya Savaşı'ndan önce "Bloomsbury" grubu oluşur. Bundan sonraki on yıl içinde Londra'nın entelektüel yaşamını belirleyecek olan arkadaş grubudur bu.

Geceler boyu süren tartışmalardan çıkan sonuca göre ortak arzuları "yaşamın, görüntülerin altındaki derinlerine inmektir". Katıldığı bu sohbetler Virginia'yı ilerideki yazarlık hayatı bakımından önemli ölçüde etkiler. Üniversite öğrenimi kendilerine kapalı olan Virginia ve Vanessa, ilk kez mantıklarını kullanabilir ve artık yalnızca güzellikleriyle parlamak zorunda değildirler.

Vanessa 1907'de "Bloomsbury" grubundan bir arkadaşı olan Clive Bell ile evlenir. Virginia, Vanessa'nın kocasının şahsında yazarlık çalışmaları için samimi ve ciddi bir eleştirmen bulur. Fakat yeniden "başarısızlık" duyguları ortaya çıkmıştır.

"29 yaşında hâlâ evlenmemiş bir 'başarısız'. Çocuğu da yok üstüne üstlük, ruhen hasta ve yazar falan da değil," diye yazar bir depresyon anında Vanessa'ya. Yeniden bir dinlenme kürü verilir kendisine. İlk romanı Voyage Out (Dışarıya Seyahat) yayınlandığında otuz üç yaşındadır. Eleştirmenler kitabını över, zeki, kurnaz ve yaşam hırsıyla dolu bulurlar. Fakat ancak üçüncü romanı Jacob's Room (1922) ile anlatım tekniğinin nelere yol açacağı ve kendisinin "romanı ıslah" etmekte iddialı olduğu anlaşılır.

Klasik romanın beslendiği dış olaylar onda odak noktası değildir. İç dünyayı anlatan yeni bir biçim arar. Onun için önemli olan, yazarak kendisini yerine koyduğu insanın bilinçaltı süreçlerine girmektir. Dış olayları izleyerek değil, insanın içindeki ritmi izleyerek yazar.

Picasso ve Matisse'in sanatseverleri son derece kızdırdıkları bir dönemde kahkaha ve öfke yaratmaya çalışır. "Bloomsbury" dostlarından, sürüden ayrılanın başına neler geleceğini bilmektedir. Buna rağmen "süslü püslü romanlara, aptalca biyografilere ve geveze eleştirmenlere" azimle veriştirir. Unutmamak gerek: Daha ünlü değildir, bu tür fikirlerle topluluk önüne çıkan bir kadındır. Edebiyat anlayışından uzaklaştığı için alay ve aşağılanma ile karşılaşacağını bilmektedir.

"Jacob hakkında ne söyleyecekler şimdi?" der Jacob's Room'u bitirdikten sonra günlüğünde. "Delilik, diyecekler herhalde; iç bütünlüğü olmayan bir rapsodi, ne bileyim." Yazar olarak benimsenmez ama en yüksek düzeyde tanınır. "Akıp giden yaşantıların yazarı" adını alır -ya da adından hiç söz edilmez. Ne zaman yeni bir taslağı bilirse ve yayınlatsa, her defasında korkuları daha da artar. Edebi deneylere cesaret etmesi,

Virginia Woolf'u durmadan çıldırma raddesine getirir. Bu koşulları bir yana itip kendisinin doğru bulduğu yolu izlemeye devam eder. Peki böyle bir kadın kendisini niçin durmadan başarısız hisseder, en azından hayatının belli anlarında? Otuz yaşındaki Virgina, yine Bloomsbury çevresinden yazar Leonard Woolf ile evlenir. "Beni bedensel olarak etkilemiyorsun hiç," diye yazmıştır ona evlenmeden önce.

"Fakat beni sevme tarzın tamamen büyüleyici." Virginia Woolf, bir eş olarak... Leonard Woolf ile evlenmesi "hayatının en önemli kararıydı," diye yazar biyografi Quentin Bell. Evliliğinin ilk yıllarında Virginia'nın durumu ideal olmaktan uzaktır. Şimdi yaşadığı ruhsal bunalım öncekilerin tümünden daha şiddetli ve daha uzun sürelidir. Nedeni belki de, kocası Leonard'ın birçok doktorla konuştuktan sonra evliliğin çocuksuz devamına karar vermiş olmasıdır.

Biyograflarının onun hakkında yazdıklarının hiçbir yerinde kendisinin bu konuya ilişkin bir şey söylediğine rastlanmaz. Çocukları severdi, diye bahsedilir. Onlara karşı tavrı bambaşkadır. Mizah gücü ve hayalleri çocukları korkunç şekilde etkilemiş olmalıdır. Bir gün, küçük bir kızla caddeye yürürken, "Gel, Woolworth mağazasından kocaman bir silgi alalım ve tüm romanlarımı silelim gitsin!" der.

Kız kardeşi Vanessa'nın çocuklarıyla birlikteyken, onlarla olmadık oyunlar oynar ve sürprizler yapar. Niçin onun da çocuk sahibi olmasına izin verilmez? Leonard Woolf eşinin sağlık durumundan korkmaktadır. Ayrıca, 1973 Ekim'inde The London Times gazetesinde "dağınıklık ve gürültüleriyle çocuklar onun içindeki tüm romanları öldürürlerdi," diye yazan Michael Holroyd'unki gibi düşünceler de rol oynamıştır. Dâhi kadınlar, çocuksuz olur. Bu düşüncede bugüne kadar değişen pek bir şey yoktur.

Virginia Woolf için hamilelik önemli bir konuydu. Bunu yaşamadığı için olayı başarısızlık hanesine yazmıştır. Kız arkadaşı Vita Sackville West hakkında (Vita'nın çocuklar vardı), günlüğüne onun gerçek bir kadın olduğunu, kendisinin ise asla olamadığını yazar. Virginia Woolf depresyon geçirir de sinirlerine hâkim olamazsa ne olur? Tedaviye gönderirler, zaten genç kızken de yaşamıştır bunu. Yaşadığı dönemde sinir hastası kadınlara uygulanan tedavi şekli: tecrittir. Her türlü beyinsel uğraş yasaklanır.

Çok yemek ve süt içmek, bir de "Robin'in hipotosfatını" içmek zorunda kalırlar. Virginia, Twickenhaın özel kliniğinde bir keresinde böyle bir yatıştırma kürüne maruz kalmıştır. Yeni evli bir kaçlın olarak tekrar oraya gönderilir. İyileşmemiş olarak geriye döner. Kocası tekrar gitmesinde ısrar eder. Virginia intihara kalkışır.

1941 yılında, elli dokuz yaşındayken hayatına son verdiğinde (suda boğulmuştur), aynı korkuları yaşamıştır. Ölümünden bir gün önce doktor muayene ettiğinde, "Bana dinlenme kürü vermeyeceğinize söz verir misiniz?" diye ricada bulunur. Kendisine bu konuda söz verilir. Herhalde inanmamıştır. Romanlarının birinde yapay bir tedaviye mahkûm edilmenin kendisi için ne büyük bir acı olduğunu anlatır. Mrs. Dolloway romanında (1925) doktora, "ölçülü yaşamın Tanrısı," der.

"Yatak istirahatı veriyor; dinlenme ve yalnız kalma; sessizlik ve dinlenme; dinlenme ve arkadaşlar. Kitapsız, mektupsuz, altı ay istirahat." Doktoru hakkında sürekli şöyle der: "Çıplak, savunmasız bitkin insanlar onun isteklerine uyuyorlardı. Doktor onların üstüne atlıyor, kollarıyla sarıyordu. İnsanları kapalı bir tımarhaneye gönderiyordu."

Virginia en kötü bunalımlarında bazen tüm erkeklerden nefret ettiğini haykırırdı. Kocası Leonard'ı da görmek istemediğine göre (kız kardeşi Vanessa bunu endişeyle belirtmiştir) şu tür korkuların rolü olmalıydı: Erkekler durmadan onun yaşamına müdahale edip hakkında karar veriyorlardı. Kendi başına olduğunda ise, yürekli ve macera heveslisiydi.

"Dünyayı, kimsenin aklına getiremeyeceği kadar emsalsiz, güzel ve komik bulan bir çocuk gibi gülüyordu Virginia," diye yazar Ouentin Bell ve devam eder: "A Room of One's Own adlı yapıtında onun konuştuğu duyulur." (Kendine Mahsus Bir Oda) Bu deneme, yazan bir kadının bağımsızlığı için ilk savunmadır. Virginia Woolf bu yazısında kendisi için ayrı bir oda isteminde bulunur, "Eğer bir kadın hayal ürünü şeyler yazmak istiyorsa kendisine ait bir odası ve de parası olmalıdır."

Jane Austen gibi kadın yazarlar, kendilerine ait odaları yoksa, yazdıkları taslakları aile fertlerinden, konuklardan ve evdeki hizmetçilerden saklarlar, yazdıklarını korkuyla bir kurutma kâğıdına sararlardı. "Kadınlar," der Virginia Woolf, "milyonlarca yıldan beri evde oturuyorlar. Öyle ki yaratıcı güçlerini zamanla duvarlar emiyor." Ayrıca kadınların kendi paraları olursa, kin ve acı sona erecektir diye devam eder Woolf; "erkeklerden nefret etmeme hiç gerek yok. Erkek bana acı veremez. Hiçbir erkeği okşamama gerek yok. O bana hiçbir şey veremez."

Bu bağımsızlık, yaratıcı gücü serbest bırakır. Kadınlar da, Shakespeare gibi bir yazar olabilir, "yeter ki özgürlüğe alışalım, düşündüğümüzü aynen yazmaya cesaretimiz olsun."


Kaynak: Türk ve Dünya Tarihi Kaynak Sitesi


Tökezlemişliğim 2. basamaktan geliyor
Alıntı ile Cevapla
  #1 (permalink)  
Alt 11-07-2008, 21:20
alchemy - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
-
 
Üyelik Tarihi: 16-04-2008
Nerden: Hiçbir Yer
Yaş: 41
Mesajlar: 902
Standart Saatler

Saatler (Roman)

Saatler, yazarı Michael Cunningham'a 1999 yılı Pulitzer ve Pen Faulkner ödüllerini kazandırdı. Üç kadının iç dünyalarının, en kuytu köşelerine, erkek yazarlarda rastlanmayan bir başarıyla sokulan yazar sonuçta anlatımıyla bi başyapıt yaratmıştır.

Arka Kapak

1941 yılında intihar eden Virginia Woolf’un yaşamına ve ölümüne göndermelerle dolu Saatler, onun ünlü romanı ‘Bayan Dalloway’den besleniyor. Üç kadının yaşamından kesitleri, üç ayrı zaman diliminde, ama birbirine koşut bir anlatımla veren roman, birbirlerinden bağımsız görünen, ama göndermelerle, benzeşmelerle ve ortak kahramanlarla hem birbirinin içine yansıyan hem de Bayan Dalloway’e bağlanan bölümlerle toplumun koyduğu kurallara yüreklice karşı koyan, aşk ve dostluk, umut ve umarsızlık, başarı ve başarısızlık kıskacında sıkışıp kalan insanları anlatırken, varoluşumuzun nedenlerini de sorguluyor. İntihar izleği ile kadın ve erkek eşcinselliği, roman boyunca varlığını sürdürüyor. Kitabında Michael Cunningham, az bulunur bir ustalık ve yaratıcılıkla iki kadının yaşamını Virginia Woolf’un yaşamına düğümlüyor, beklenmedik ve hüzünlü bir çözümde birleştiriyor.

Kaynak: Vikipedi

************************************************** ************************************************** *



SAATLER (Roman)

"Saatler", 1998 yılında Michael Cunningham tarafından yazılan bir romandır. 1999 yılında Kurgu dalında Pulitzer ödülünü kazandı ve 2002 yılında aynı adla, başrollerini Nicole Kidman, Meryl Streep and Julianne Moore'un paylaştığı Oscar ödüllü filmi yapıldı.

Kurgusal Giriş

İlk karakter, yani "esas kadınların" ilki, kendini ve kendi ruhsal hastalığı ile mücadelesini anlatan "Bayan Dalloway"in yazarı Virginia Woolf'tur. İkincisi, bir 2. Dünya Savaşı gazisinin karısı olan ve 1949 yılında kocasına doğum günü kutlaması planları yaparken aynı zamanda "Bayan Dalloway"i okuyan Bayan Brown'dur. Üçüncüsü, 1998 yılında önemli bir edebi ödül kazanan ve aslında AIDS'ten ölmekte olan sabık aşığı ve iyi arkadaşı şair Richard'a bir kutlama partisi düzenlemeyi düşünen lezbiyen Clarissa Vaughn'dur.

Clarissa Vaugn'un Woolf'un sözkonusu karakterinin gayet edebi bir güncel versiyonu olması kaydıyla, her üç karakter de Woolf'un "Bayan Dalloway" eserindeki durumlara çok benzeyen olaylar yaşarlar. Clarissa Vaugn da tıpkı Bayan Dalloway gibi günün küçük detaylarını aklından geçirirken çiçek almaya gider ve daha sonra bir parti vermek üzere hazırlanır. Clarissa Dalloway ve Clarissa Voughn'un ikisi de, aslında önemsiz ve saçma buldukları anılarını ve geçmiş aşklarını bugüne sürekli taşırlar. Yine Clarissa Vaughn'un hikayesindeki bir kaç karakter aynı zamanda Woolf'un "Bayan Dalloway"indeki karakterlere paraleldir.

Cunningham'ın romanı aynı zamanda "Bayan Dalloway"in, başrol kahramanlarının düşünce ve algılarının gerçek hayatta olduğu gibi oluşmasını, bir konudan bir konuya atlamasını ve öngörülmezliğini tarif eden "bilinç akışı" stilini (Woolf ve James Joyce gibilerin öncülük ettiği bir stil) yansıtır. Zaman dilimleri içinde karakterler sadece içinde bulundukları anda varolmaz, ama aynı zamanda anılarını oluşturan geçmiş zamanlara gidip gelirler; böylece bu gidiş gelişlerle o anda yaşanan çiçek almak ya da kek pişirmek gibi olayları sıradan olmaktan uzaklaştırıp içinde bulundukları ana gerçek anlamlarını ve ağırlıklarını verirler.

Cunningham'ın romanı da tıpkı "Bayan Dalloway" gibi romanda yer alan tüm olayları bir günlük bir zamana sığdırır. Woolf'un "Bayan Dalloway"inde de bütün roman kurgusu merkez karakter olan Clarissa Dalloway'in bir günü içinde yer alır. Bu Cunningham'ın romanında üç merkez karakterin, Clarissa Vaughn, Laura Brown ve Virgina Woolf'un bir günüdür. Bu prizmadan bakarak Cunningham, tıpkı Woolf'un yaptığı gibi, en sıradan gibi görünen bir gündeki güzellikleri ve enginliği ama bunun da ötesinde, bir insanın sıradan bir gününe bu şekilde bir prizmadan bakarak onun tüm yaşamının da incelenebileceğini göstermek ister.

Kurgu Özeti

Bilinç akışı stilinin bu kadar belirgin kullanıldığı bir romanda özeti romanda yer alan fiziksel faaliyetlere bina etmek, roman içeriğinin tam olarak anlaşılmasını engelleyecektir. Romanda, başrol karakterlerinin düşüncelerinde ve anılarında yer alan malzeme, fiziksel dünyada yer alan olaylara kıyasla çok daha ağır basmaktadır. Özeti yaparken bu düşünce ve anılardan hangisinin detaylı alınması gerektiğinin muhakemesi ise elbette yapılabilir.

Giriş

Roman, 1941'de Virginia Woolf'un Sussex'teki Ouse nehrinde kendini boğarak intihar etmesiyle başlar. Virginia bir yandan boğulurken bir yandan beynine dolan gündelik yaşam sesleri ve görüntülerine hayret etmektedir. Kocası Leonard onun intihar notunu bulur ve Virginia'nın ölü bedeni nehirin yüzeyinde ağır ağır yüzerken yaşam, beraber yürüyüş yapan bir anne ve çocuk şeklinde ve sanki Virginia onları hala duyabiliyor ve görebiliyormuş gibi devam eder.

"İki insanın bizim olduğumuzdan daha mutlu olabileceğini düşünemiyorum." ( V.Woolf'un L.Woolf'a yazdığı intihar notundan)

Bayan Dalloway

Roman, Woolf'un romanının açılış cümlesini kullanarak, Cunningham'ın modern Bayan Dalloway'i olan Clarissa Vaughn'un akşamüzeri vereceği bir parti için çiçek alacağını mırıldandığı 20. yüzyıl sonlarının New York'una atlar. Sevgilisi Sally'i evde temizlik yaparken bırakır ve bir Haziran sabahının içine dalar. Çiçekçi dükkanına doğru yürürken Clarissa şehrin bu günlük hengamesinin tadını çıkartır. Gördükleri ve duydukları hayatının derinine, geçmiş aşklarına ve anılarına doğru birer sıçrama noktaları olurlar. Günün güzelliği ona mutlu bir anıyı hatırlatır; o genç bir kadınken Richard ve Louis adında iki arkadaşı ile birlikte çıktıkları tatili. Aslında çiçekler o gece Clarissa'nın evinde, artık meşhur ve AIDSten ölmek üzere bir şair olan Richard'ın yaşam boyu edebi çalışmalara dair verilen en hatırlı ödül Carrouthers'i kazanması şerefine düzenlediği parti için alınmaktadırlar. Clarissa alışveriş yolunda homoseksüeller için ucuz romanlar yazan bir tanıdığa, Walter'a rastlar. Richard'ın onun romanları kadar ucuz olan zevklerinden hiç hazzetmediğini bilmesine rağmen Walter'ı da partiye davet eder. Clarissa Walter'ın bu "haris masumiyetini" sevmektedir. Aklında Richard'la geçmişte yaşadığı ve zaman zaman zor ilişkisini, şu anda onsekiz yıllık sevgilisi Sally ile yaşadığı istikrarlı ama sıradan ilişkisi ile kıyaslarken, bir taraftan da yoluna devam eder. Nihayet çiçekçi dükkanına varır.

"Tamamlanması gereken basit bir ayakişi arasında, böylesi bir Haziran sabahı yaşıyor olmak ne heyecanlı, ne kadar şaşırtıcı, hatta adeta rezilce ayrıcalıklıydı." (Çiçekçi dükkanına yürürken Clarissa'nın aklından geçenler.)

" Richard'ın aksi gibi iyi giden şansı ("Amerikan harflerinin arasındaki ısdıraplı ve peygambervari ses") ve onun tam tersi ("Hiç T hücreniz yok, bir tane bile bulamadık!") hakkında neden daha kasvetli hissetmiyordu? Onun neyi vardı böyle? Richard'ı seviyordu, sürekli onu düşünüyordu, ama herhalde yaşadığı günü biraz daha çok seviyor olmalıydı." (Clarissa'nın Richard'ı düşünürken aklından geçenler.)

"Kadının kafası çabucak geri çekildi, römorkun kapısı yeniden kapandı, ama kadın giderken ardında gözle görülür bir paylamanın sorgulanmaz hissini de bıraktı; tıpkı ayağının birini hafifçe dünyaya dokundurarak herşeyin yolunda olup olmadığını soran, aldığı olumlu yanıta rağmen buna inanmamışlığının göstergesi bir başdöndürücü hafiflikle kendi işlerini idare etmeleri için onlara ancak güvenildiğini ve bir dahaki sefere yapacakları dikkatsizliğin gözardı edilmeyeceğini dünyanın çocuklarına hatırlatan bir melek gibi." (Film seti ekibinin çıkarttığı tantanaya tepki olarak kafasını römorkundan dışarı uzatan bir film yıldızını farkeden Clarissa'nın tarifi.)

Bayan Woolf

Roman daha sonra, Virginia Woolf'un yeni bir romanın ilk cümlesini kurabilmesi ihtimali olan bir 1923 sabahına atlar. Woolf ilhamını kaybetmemek için gün içinde ihtimamla seyreder. Kalemini eline aldığında şöyle yazar: "Bayan Dalloway çiçekleri bizzat alacağını söyledi."

Bayan Brown

Roman bundan sonra 1949 Los Angeles'ında Virgina Woolf'un "Bayan Dalloway" romanının ilk cümlesi olan "Bayan Dalloway çiçekleri bizzat alacağını söyledi."yi okuyan Bayan Brown'ın hayatına atlar. Bayan Brown ikinci çocuğuna hamiledir ve yatakta kitap okumaktadır. Kocası Dan'in doğumgünü olmasına rağmen yataktan çıkmayı pek istememektedir. Onlara karşı beslediği tüm sevgiye rağmen Dan'in karısı ve oğlu Richie'nin annesi rollerini oynamayı giderek daha zor bulmaktadır. Kitap okumayı kesinlikle bunlara tercih etmektedir. Yine de sonunda yapımında oğlu Richie'nin de kendisine yardım edeceği bir doğum günü pastası hazırlamak için kendini alt kata inmeye zorlar.

"Ona zaman zaman bir dişi devin penceresinin önünde serenat yapan bir fareyi anımsatıyordu." (Laura'nın oğlunun kendisine duyduğu aşikar aşkı tarif edişi.)

"... zafer, nakarat ve yukarda bir yerlerdeki uçağın söylediği o garip yüksek perde şarkı, işte onun sevdikleri bunlardı; Haziran'da tam da bu zamanda, Londra." (Laura'nın Woolf'un "Bayan Dalloway'inden hatırladığı bir pasaj.)

Bayan Dalloway

Roman, çiçekçi dükkanını kucak dolusu çiçek alarak ardında bırakan ve yol üzeri Richard'ın evine uğrayan Clarissa'ya geri döner. Richard'ın evine doğru yürürken gözleri, yolda gördüğü bir film çekimine bir film yıldızı görme umudu ile takılır ve duraksar. Yıldızı göremeden, içindeki bu sıradan dürtüden utanarak orayı terkeder. Clarissa Richard ve kendisinin genç yetişkinler olarak bir zamanlar cirit attıkları semte gelir. Clarissa'nın geçmişte, zaten Louis ile bir birlikteliği olduğu hissettirilen Richard ile romantik bir ilişkiye girişmiş olduğu romanın bu bölümünde ima edilir. Clarissa, birlikteliklerine devam edebilselerdi hayatın nasıl olabileceğini merak eder. Richard'ın yaşadığı apartmanı ölüm ve çürüme ile özdeşleştirmektedir. Apartmana girer.

Richard Clarissa'yı "Bayan Dalloway"e ithafen "Bayan D" diyerek karşılar. Aslında bunu ortak ilk isimlerine atfen yapmaktadır ama adeta ortak kaderlerini de sezer gibi bir hali vardır. Hastalığının ilerleme safhalarında, en yakın arkadaşı olan Clarissa onun adeta koruyucu meleği gibi olmuştur. Richard, AIDS'e yakalandıktan sonra ortaya çıkan ve Clarissa ile yaşadığını iddia ettiği ama kadına akıl hastalığı gibi görünen asılsız diyaloglar yaşamaktadır. Clarissa günlük hayatın içinde yuvarlanıp giderken, Richard'ın hastalığı evinin temizliğini ve yaşam enerjisini giderek emer gibidir. Clarissa Richard'ın yaşamı ile ilgili detaylar hakkında titizlenirken o sadece geri çekilmektedir. Clarissa'nın kendi şerefine düzenlediği parti ile onun kadar ilgilenmiyor gözükmektedir. Nihayet Clarissa, öğleden sonra onun parti için hazırlanmasına yardım edeceğini söyleyerek evden ayrılır.

Bayan Woolf

Bu arada, Virgina "Bayan Dalloway"in girişini yazmaya başlayalı iki saat geçmiştir. Yaptığı işin sanatsallığından duyduğu kuşkuyu yansıtırcasına o günlük yeterince yazdığını düşünür ve eğer yazmayı bırakmazsa, kırılgan dengesi yeniden bozulacak ve adına "başağrısı" demeyi tercih ettiği işkenceye sıra gelecektir. Kocasının içine bir baskı makinesi oturttuğu ve ilk iş olarak Hogart Press adı altında Sigmund Freud 'un çalışmalarının İngilizcesini ve şair T.S.Eliot'un şiirlerini bastığı baskı odasına gider. Leonard ve asistanı Ralph odada çalışmaktadırlar. Ralph'ın tavırlarından, sürekli "imkansızı talep eden" kocasının onu, yaptığını beğenmediği bir şey için haşlamış olduğunu sezer. Virgina onlara yürüyüşe çıkacağını ve döndüğünde yeniden çalışmaya girişeceğini söyler.

"Parke taşlarının üzerinde parlayarak yüzen, akışkan ama yine de bir denizanası gibi bütüncül, gümüşi-beyaz o kütleyi görecekti muhtemelen yine Leonard ile alanda yürürlerken. "O nedir" diye soracaktı ona Leonard. "O benim başağrım" diye yanıtlayacaktı, "lütfen görmezden gel." (Virginia aklî rahatsızlığının yapışkan doğasını tasvir ederken.)

"Endişeler içinde, o günlük çalışma kapasitesini doldurduğunu düşünür. Her zaman bir şüphesi vardır. Acaba bir saat daha mı çalışsaydı? Makul mü davranıyor yoksa yaptığı tembellik mi? Makul, diye kendisine telkin eder, ve buna neredeyse inanır." (Virginia)

"Gerçek, soğukkanlılıkla, tıknazca ve bir okul müdiresi griliğinde bu iki adamın arasında oturuyor işte, diye düşünür." (Virginia, dikkatsiz Ralph'in mi yoksa "dahi ve yorulmaz" Leonard'ın mı işe yaklaşımının bu iki adamın arasındaki sürtüşmeye yol açtığı üzerinde düşünürken.)

Bayan Brown

Virginia Woolf'un tasviri gibi, Laura Brown da benzer bir yaratım işine soyunur: Dan'in doğumgünü pastasını hazırlamak. Richie de ona yardım etmektedir ve Laura oğluna karşı duyduğu yoğun sevgi ve kızgınlık duyguları arasında gidip gelmektedir. Laura umutsuzca hayatta bir anne ve bir eş olmaktan başka hiçbirşey istememeyi diler ve kek pişirmenin ve hayatta payına düşenin, tıpkı yazmanın Virginia'nın sanatı olduğu gibi, kendi sanatı olduğunu düşünür.

"Umudunu yitirmeyecekti. Kaybolan fırsatları, keşfedilmemiş yetenekleri (hiç yeteneği olmasa ne olurdu ki sanki?) uğruna yas tutmayacaktı. Kendini kocasına, oğluna, evine ve görevlerine adamaya devam edecekti. Yoldaki bu ikinci çocuğu arzulayacaktı." (Bölüm sonunda Laura'nın düşünceleri.)

Bayan Woolf

Virginia Woolf bir yandan romanı için fikirler üretmeye çalışırken bir yandan da yürüyüş yapmaktadır. Virginia çoktan Clarissa Dalloway'in intihar edeceğine inanmıştır, şimdi ise Bayan Dalloway için yaşamış olması gereken gerçek bir aşk öyküsü planlamaktadır; kocasıyla değil, ama Clarissa'nın genç kızlığında tanıdığı biriyle. Başka bir kıza duyduğu aşk, dışarıda toplum ve ailesi tarafından onun adına hazırlanan ve önüne serilen kaderinden korkmadığı zamanlarının temsilcisi olacaktır. Virgina Clarissa için, orta yaşı az biraz geçince, tıpkı kendi hayatında yaşadığı ama mütemadiyen bastırdığı gibi, son derece ehemmiyetsiz bir olay üzerine gerçekleştireceği bir intihar tasarlar. Virgina Richmond'da yürüyüşünü yaparken Bayan Dalloway'in orta yaşlarında yaşadığı çürümenin, kendisinin Londra'da canlı ve hayat dolu iken taşra Richmond'unda beter halde tutsak hissetmesine ne kadar da paralel olduğunu düşünür. Londra'da iken akıl hastalığına çok daha yakın olduğunun, yine de buna rağmen Londra'da olup "kafayı sıyırmayı", Richmond'da hayatı hiçe sayarak yaşamaya (ve böylece de hayatını uzatmaya) bin kez tercih edeceğinin farkındadır.

Virgina eve döndüğünde, tıpkı önceki bölümdeki Laura gibi, adeta kendini "oynadığını", ve kendini temsil eden bu rolün tam bir zorlama ve oyungücü talep ettiğini hisseder. Bu oyunu kendini ve diğerlerini "delirmediğine" inandırmak ve böylece Leonard'ı yeniden Londra'ya dönmelerine ikna etmek üzere oynamaktadır. Virgina, kendisi gibi duyup düşünen kadınlar için böyle bir rolü her zaman oynama zorunluluğu olduğunu anlar. Oyununun kontrolünü elinde hissederek aşçısı Nelly ile öğle yemeği hakkında konuşmaya gider. Ancak Nelly, "nihayetinde Virginia'ya ait" bu evin günlük işlerini yürütürken yaşadıkları hakkında yaptığı ufak tefek şikayetleri ve imalı talepleri ile Virgina'yı bunaltır. Nelly, vücudunda tek bir evkadını kemiği bile taşımayan Virginia ile adeta buyurgan bir yarış içerisinde gibidir. Virgina, başkarakteri Bayan Dalloway'i kendisinde hiç bulunmayan bir yetenekle, hizmetkarlarla başa çıkabilme yeteneği ile donatmaya karar verir.

"Yazar olan oydu; Leonard, Nelly, Ralph ve tüm diğerleri okuyuculardı. Yazdığı roman ise bir zamanlar hasta olan ancak şimdi iyileşmiş, mevsimi Londra'da karşılamaya hazırlanan, sakin, zeki ancak acı verici kırılganlıkta hassasiyetleri olan bir kadına dairdi. (Virginia Woolf'u "oynamaya" hazırlanan Virgina Woolf'un kendisini tarifi.)

"Erkekler milletlerin manevralarını doğrulukla ve tutkuyla yazmak konusunda kendilerini kutlayabilirler, savaşın ve Tanrı'yı aramanın muhteşem edebiyatın tek konusu olduğuna inanabilirlerdi; ancak erkeklerin bu sağlam duruşları tedbirsizce peşinden sürüklendikleri yanlış bir inanç uğruna bir tepetaklak olabilseydi, İngiliz edebiyatının çehresi önemli ölçüde değişebilirdi." (Virginia)

"Taktik Clarissa'nın küçültülmüş ama son derece gerçek olan umutsuzluğunun hakkını teslim edebilmekti, öyle ki okuyucu onun ev hayatı bozgunlarının bir generalin kaybettiği savaşlar kadar yıkıcı etkileri olduğuna ikna olabilsin." (Virginia "Bayan Dalloway'i nasıl yazması gerektiği üzerinde düşünürken.)

"Tere çorbası var. Bir de etli börek. Sarı armutlarla da puding yapayım diye düşündüm, tabi siz daha afili bir şey arzu etmezseniz." Alın işte, tüm meydan okuyuş yerle yeksan. Tabi siz daha afili bir şey arzu etmezseniz. Muzaffer Amazon savaşçısı, öldürüp kürklerini üzerine giyindiği hayvanlara sarılı vaziyette nehrin kenarında durur, kraliçenin altın ayakkabılarının önüne bir armut firlatır ve "İşte size getirdiğim budur. Tabi siz daha afili bir şey arzu etmezseniz." der."

"...armutları sunarak Nelly güçlü olduğunu, sırlardan haberdar olduğunu, halkının refahı için birşeyler yapacaklarına kendi odalarına kapanıp kendi problemleri ile uğraşan kraliçelerin paylarına düşene razı gelmeleri gerektiğini Virginia'ya hatırlatıyordu."

Bayan Dalloway

Clarissa Vaughn Richard'ın evinden ayrılıp yürüyerek kendi evine gelir. Bir televizyon yapımcısı olan partneri Sally bir film yıldızı ile öğle yemeği yemek için dışarıya çıkmak üzeredir. Yalnız kalan Clarissa aniden onu rıhtıma bağlayan halatları çözülmüş gibi hisseder. Hayatında en canlı ve herşeyi yapabilirmişçesine muktedir hissettiği zamanlara kıyasla, en yakın arkadaşı Richard'ın yaklaşan ölümü karşısında sahip olduğu bu ev ve onun kendisine sunduğu olanaklar çok önemsiz ve saçmaymış gibi hisseder. Onun evi de tıpkı Richard'ınki gibi bir "ölüm diyarı"dır aslında. Cunningham'ın romanındaki diğer karakterler gibi o da sahip olduğu yaşamının değerinin ve bunun sürebilme ihtimali olan özlenen bir yaşama karşı bir pazarlık olup olmadığının sorgulamasını yapar. Bu duyguyu giderek daha derinden hisseder. Sonucunda vardığı noktada ise Clarissa, yaşamının kendisine ait olduğunu ve başka türlü olmasını aslında istemediğini farketmenin hayalkırıklığını, bunun getirdiği rahatlamayla beraber yaşar. Vardığı bu sonucu teyid edercesine Richard için vereceği parti fikrine sarılır ve hazırlıklara başlar.

Clarissa parti için hazırlık yaparken bir yandan da Sally'nin öğle yemeğine çıktığı, eşcinsel olduğu yakınlarda duyulan şu B sınıfı filmlerin başrol oyuncusunu aklından geçirir. Bu düşünce akışı Clarissa'yı neden onun da yemeğe davetli olmadığı ve yaşamının önemi üzerinde sözkonusu kısır döngüsel düşüncelerine tekrar yönlendirir. Düşüncelerinde o sadece sevgilisinin karısıdır. Clarissa mutfak evyesinde almış olduğu güllerin saplarını keserken şu anda içinde yaşadığı an için şükran hissetmeye çalışır. Herşeyin, ama herşeyin gözüne olabilir göründüğü zamanları, onsekiz yaşındayken Richard ve Louis ile tatile çıktıkları zamanı düşünür. Woolf'un Clarissa Dalloway'inin gençken öptüğü kıza karşılık Richard'ı öpmeyi hayal eder. Clarissa Vaughn evyede güllerin saplarını keserken, Richard ve Louis ile çıktığı o tatil ve o tatili beraber geçirdikleri o ev olmamış olsaydı, içinde bulunduğu şu an dahil yaşanmış olan pekçok olayın hiç gerçekleşmemiş olacağını farkeder. Kendisini, Richard'la yatmanın Louis'i aldatmak sayılamayacağını, 1960'ların vitesi boşalmış özgürlük zamanlarında yaşadıklarını ve Louis'in her şeyin farkında olduğunu kendisine mırıldanırken yakalar. Richard ile ilişkisine devam etmek isteseydi ne olurdu diye merak eder. "İhanetlerle ve büyük savaşlarla dolu olan o diğer yaşamı, arkadaşlığın üzerine dağlarcasına bir derinlikle yayılan ve onlara mezara dek eşlik edecek kadar engin ve süreğen bir aşkı hayal eder. Edebiyat kadar muktedir ve tehlikeli bir yaşamı olabilirdi diye düşünür." "Ya da, belki de değil" diye tekrar geçirir aklından Clarissa. Bir zamanlar genç olmanın anısına eşdeğer hiçbirşey olmadığını farkeder. Alacakaranlıkta, bir göl kenarında Richard ile ilk kez öpüştüğü anı hatırlar. "Mutluluğun başlangıcı gibi görünüyordu, ve Clarissa üzerinden otuz yıl geçmiş olmasına rağmen, onun mutluluk "olduğunu" farketmenin şokunu yaşıyordu. Şimdi artık biliyordu ki, zaman o zamandı, o anda ve orada... Ve bir başkası daha da olmamıştı."

"Tüm kederinin ve yalnızlığının, dayandığı bu çatırdayan koca iskelenin, yıllardır bu evde ve bu nesneler arasında sanki yaşıyormuş gibi yapmaya çalışmasından kaynaklandığı artık ona görünür olmaya başlamıştı." (Clarissa sahip olduğu hayattan kaçış olasılığı üzerinde düşünürken.)

" "Ben sıradanım, sonsuz bir sıradanlıktayım" " diye düşünür."

"Aşka ulaşmak sözkonusu olduğunda imkansızca kaderci bir şekilde, güvenliğin uğruna kendin için yarattığın ülkede kendi vatandaşlığını gönüllü ilan ettin sen. Sonuçta ise, sadece bir limandan ötekine yelken açıp durdun."

"Mutluluğun başlangıcı gibi görünüyordu, ve Clarissa üzerinden otuz yıl geçmiş olmasına rağmen, onun mutluluk "olduğunu" farketmenin şokunu yaşıyordu; tüm deneyimin beraber yapılan bir yürüyüşte, bir öpüşte ve de paylaşımın basit bir akşam yemeğinde ya da ortak okunan bir kitapta yatmasının şokunu. Clarissa'nın aklında, otuz yılı aşkın bir zaman sonra bile hiç sönmeden yer alanlar, alacakaranlıkta bir avuç ölmüş otun üzerinde verilmiş bir buse ve sivrisineklerin pike yaptığı bir gölün etrafında yapılmış bir akşam yürüyüşü idi. O ana dair özel bir mükemmeliyet aslında hala baki idi, sahiden de mükemmeldi çünkü o zamanlar daha bile fazlasını vaadetmek son derece doğru hatta mükemmel gelmişti. Ve bir başkası daha da olmamıştı."

Bayan Brown

Laura'nın keki artık pişmiştir ama o hala mutlu değildir. Umduğundan bile daha mutsuzdur. Yaptığı keke, büyük bir sanat eseri üzerinde çalışan bir sanatçı kadar derin ve çaresiz umutlar yüklemiş, ama kendi algısına göre mağlup olmuştur. Laura günün geri kalan kısmında kendini oyalamanın yolunu bulur: Dan için verilecek partiyi hazırlamak. Dan'in onun hazırlayacağı herhangi birşey karşısında mutlu olacağını bilmektedir. Bu onu hafifçe kızdırır. Farkeder ki kocasının mutluluğu, burada, bu evde, kendisinin sadece onun mutluluğu ve varlığı üzerinde düşünürken varolmasının üzerine kuruludur. Kendisine bunun hiç de kötü birşey olmadığını ve sadece kapris yaptığını telkin etmeye çalışır ama birden Virgina Woolf'un iki cep dolusu taş ile nehire doğru yürüyen hayali ile sarsılır. Bir diğer "umutsuz evkadını" ile kurulan bu psişik iletişim, arka kapıdaki taklama ile sonlanır.

Gelen Laura'nın komşusu Kitty'dir. Laura panik içinde ve heyecanlıdır. Kitty'yi görmek istemektedir ama hazırlıksız yakalanmıştır, çok fazla bir "kederli kadın" görünümünde olduğunu düşünmektedir. Yine de Kitty'yi içeriye buyur eder. Onun savaş sonrası yaratılmış bu kasıtlı evcilleştirmeye çok da fazla çaba harcamadan uyum sağlayan bir hali vardır; hatta sanki bunun için yaratılmış gibidir. Kitty tam da Laura'nın ürktüğü gibi onun kek yapmak konusundaki amatör çabalarını farkeder. Böylece Laura bu dayatılmış evcil hayata hiç de uygun olmadığını ve bu duruma kayıtsız da kalamadığını farkeder; iki dünya arasında sıkışıp kalmıştır. Yine de Kitty'nin görünürdeki özgüveninin ima ettiği o mükemmel dünyaya sahip olmadığını da farkeder. Örneğin, çocuk sahibi olmaya yönelik arzusuna rağmen Kitty bu konuda kısır kalmıştır. Öte yandan bu evcil fanusta Laura'nın uzmanlaştığı tek şey ise hamile kalıyor olmak gibidir.

İki kadın kahvelerini yudumlarken Kitty birkaç günlüğüne hastanede kalması gerektiğini itiraf eder ve Laura'dan köpeği ile ilgilenmesini ister. Adeta kaçamak bir şekilde Laura'ya problemin, belki de kısırlığının sebebi olacak şekilde, rahiminde olduğunu söyler. Laura Kitty'yi teselli etmek için ona sarılır. Bunu yaparken bir yandan da bir erkek olmanın ne demek olabileceğini düşünür ve Kitty'nin kocası Ray'i kıskanır. İki kadın da yaşadıkları ana ve birbirlerine yaslanmaya teslim olurlar. Laura Kitty'nin alnını öpmektedir, neden sonra Kitty başını kaldırır ve iki kadın birbirlerini dudakları ile öpmeye başlarlar."

İlk geri çekilen Kitty olur ve Laura bir panik şokuna uğrar. Sanki bu muazzam gelişmedeki avcı rolü ona verilmiş ve ikisi sessizce bunun böyleliğini kabul etmiş gibi hisseder. Aynı zamanda oğlu Richie'nin olup bitenleri seyretmiş olduğunu da farkeder. Ne ki Kitty çoktan kapıya yönelmiştir ve anlık varlığı geçip gitmek üzeredir. Öpücükle ilgili hiçbirşey söylenmez, Laura'nın yardım taleplerini kibarca savuşturup evden ayrılır. Laura'nın yaşayışı sarsılmıştır. Bu tıpkı bir Virginia Woolf romanı gibidir, yani çok fazladır. Bildiği dünyaya geri dönebilmek üzere oğluna tekrar ilgi gösterir ve hiç tereddütsüz taze pişmiş kekini çöpe yollar. Yeni ve daha iyi bir kek yapacaktır.

"Neden ne verirse versin, ama ne verirse versin hep aynı şaşmaz tepkiyi aldığını merak etmektedir. Zaten sahip olduğu herhangi birşeyin ötesinde sahiden acaba hiç bir şey istemekte midir? Bunun bir erdem olduğunu kendisine hatırlatır." (Laura kocasının insafsız kanaatkarlığı üzerinde düşünürken.)

"Keki tam bir fiyaskoydu ama o yine de seviliyordu. "Hediyelerimin kabul edileceği şekilde, yani iyi niyetle verildikleri için, varoldukları için, ekilenin biçildiği bir dünyanın parçası oldukları için, yani birşekilde seviliyorum işte" diye düşündü." (Laura)

"Onunla neden evlenmişti? Aşk yüzünden. Suçluluk yüzünden; yalnız kalma korkusu yüzünden; vatanseverlik yüzünden." (Laura kocası ile evlenmesinin karmaşık nedenlerini sorgularken.)

"Görünüşe göre soru sessizce sorulmuş ve sessizce de yanıtlanmıştı. İkisi de ısdırap çekmiş ve kutsanmıştı, gizli sırlarla dolu, her anı yakalamak için çabalamaktaydı. Her ikisi de birisini oynuyordu. Usanmış, abluka altına alınmışlardı; omuzlarında muazzam birer yük vardı." (Laura ve Kitty mutfakta sarılırken.)

Bayan Woolf

Virginia Leonard ve Ralph'a basım işinde yardım ederken bir hizmetçi Virginia'nın kız kardeşinin geldiğini haber verir. Vanessa, Virginia'nın kardeşi, birbuçuk saat erken gelmiştir. Leonard bu nedenle basım işine ara vermek istemez ve Virginia Vanessa'yı tek başına karşılar. Virginia ve Vanessa bahçeye çıkarlar, Vanessa'nın çocukları orada ölmek üzere olan bir kuş bulur. Vanessa, tıpkı Bayan Brown'ın kısa hikayesindeki Kitty'yi yansıtmaktadır; ister hizmetçiler, ister çocuklar olsun, hayatın bu detayları ile fazla çaba harcamadan başa çıkabilen bir rekabet gücüne sahiptir. Onun bu rekabet gücü, hayatın kendi payına düşen kısmındaki kendi biçimsizliğini Virginia'nın adeta gözüne sokar. Vanessa'nın çocuklarını seyrederken Virginia, hayatta gerçek başarının kendisinin yaptığı gibi onu anlatmayı deney(im)lemek değil, tıpkı kızkardeşinin başarmış olduğu gibi, çocuklar dünyaya getirip yetiştirmek olduğuna kani olur. Böyle bir toplumda ise Virginia'ya yer yoktur.

Çocukların bulduğu kuş ölür ve çocuklar, büyüklerinin de yardımıyla bir cenaze düzenler. Virginia cenaze ile kendisi ile beraber küçük kız yeğeninin, muhtemelen kadınların arkasından kıkırdayan diğer erkek yeğenlerine kıyasla çok daha ilgili olduğunun farkındadır. Virginia ölü kuşa adeta imrenerek uzun uzun bakarken birden keşfeder: onun karakteri, Clarissa Dalloway, kendisi gibi değildir ve intihar etmeyecektir. Tıpkı ölü kuşun üzerinde yattığı o cenaze yatağı gibi, Clarissa da Virginia'ya soğuk, şefkatsiz hatta adeta budalaca gelmektedir. Bu nedenle Clarissa, Virginia'nın intihar ettireceği karaktere de aynı şekilde bu ölü yatağını temsil ediyor olacaktır.

"Virginia bu mütevazı çalı-çırpı ve çiçek çemberine, bu çılgın ölü yatağına umulmadık bir zevk içinde bakıyordu. Ölü yatağının üzerine kendisi yatmak isterdi. (Bir kuşun cenazesinin aniden Virginia'nın ölümü arzulamasına neden olmasının tarifi)

"Virginia gülden çemberler arasında yatan ölü kuştan ayrılmamak için biraz daha oyalandı. Bu çemberler bir çeşit şapka olabilirdi. Bu, süslü kadın şapkaları ve ölüm arasındaki kayıp bağlantı olabilirdi." (Virginia yaşamın getirdikleri içindeki sıradanlığı ve enginliği ironik bir yaklaşımla algılarken.)

Bayan Dalloway

Clarissa bir yandan Richard'ın partisinin hazırlıklarına devam eder, diğer yandan muhtemel sıradanlığına rağmen ona mükemmel bir armağan sunacağını düşünürken, Richard'ın eski sevgilisi Louis onu ziyarete gelir. Bu ziyaret diğer hikayede yer alan Kitty'nin Laura'yı ziyaretinin yansımasıdır. Bu ziyaret Clarissa'yı altüst ve hatta iptal eder; tıpkı Kitty'nin Laura'yı ve Vanessa'nın Virginia'yı ettiği gibi.

"Saatler"deki Karakterler

1923

* Virginia Woolf
* Leonard Woolf, Virginia'nın kocası
* Vanessa Bell, Virginia'nın kızkardeşi
* Nelly, Virginia ve Leonard'ın aşçısı

1949

* Laura Brown
* Dan Brown, Laura'nın kocası
* Richie Brown, Laura'nın oğlu
* Kitty, Laura'nın komşusu

1999

* Clarissa Vaughn
* Sally, Clarissa'nın sevgilisi
* Richard Brown, Clarissa'nın arkadaşı, Laura Brown'ın oğlu
* Louis, Richard'ın eski sevgilisi, Richard ve Clarissa'nın arkadaşı
* Julia, Clarissa'nın kızı
* Mary Krull, Julia'nın arkadaşı

Romanda İşlenen Ana Temalar

"Saatler" lezbiyenlikleri veya biseksüellikleri sorgulanabilir üç kuşak kadının hikayesiyle ilgilidir. Bu marjinal karakterler aynı zamanda değişik cinsel yönelimler sergilerler. Virjinia Woolf'un kadınlarla ilişkileri olduğu bilinmektedir, Laura Brown komşusu Kitty'i mutfakta öper, ve Clarissa Vaughn evveliyatında Richard ile bir deneme yaşamış olmasına rağmen Sally ile bir lezbiyen ilişki içindedir.

Roman bir yere kadar müteakip bu üç kuşağın bireylerinin cinselliklerini topluma ve hatta kendilerine cesurca ifade edebilme özgürlüklerini sorgulamaktadır. Öyle ki, Virginia Woolf ve Laura Brown karakterleri için sınırları belli bir cinsellik tarifi vermek oldukça güçtür. Yazarı Michael Cunningham'ın da dediği gibi, bu karakterler zamanlarından daha ilerki tarihlerde doğmuş olsalardı lezbiyen olabilirlerdi. Ancak bu Virginia ve Laura için, onların zamanında bir cinsel tercih özgürlüğü kavramı olsaydı bile, yine de son derece zordur. Böyle bir durum homoseksüelliğin çoğunlukla yasadışı olduğu, hastalık kabul edilip tedavi edilmeye, en azından terapi altına alınmaya çalışıldığı, kısaca bireylerinin büyük çoğunluğu tarafından kaçınılan ve kabul edilemez bir cinsel eğilim olarak kabul edildiği toplumlarda son derece aşırı sonuçlara sebep olurdu. Katlanılması çok zor olan bu durumun anlaşılabilmesi karakterlerin, özellikle Laura Brown'un gizliden gizliye çektiği ısdırabı net olarak açıklanabilir kılmaktadır. Bu anlayış olmaksızın Laura'yı bir nankör ya da bir yıldız kaprisinde algılamak pekala mümkündür, ki Virginia Woolf'un "Bayan Dalloway"i ilk basıldığında okurların çoğu da Bayan Dalloway'i aynen bu şekilde algılamışlardır.

Kitap, muhtemelen "homoseksüel karakterler"e değil de "homoseksüel olduğu düşündürülen karakterler"e sahip olduğu için, homoseksüellik üzerine yazılan çoğu romana kıyasla daha ılımlı bulunmuştur.

Akıl Hastalığı

Cunningham'ın romanı bir yere kadar, algılanan aklî rahatsızlığın aslında bakış açısının meşru bir ifadesi olduğunu ileri sürer. Aklıselim olma durumunun aslında bir bakış açısı meselesi olması fikri, Virginia Woolf'un başkalarının (hatta kendisinin bile) onu aklıselim algılaması için gerçek kendisini sansürlemesi girişiminde görülebilir; Cunningham'ın modern çözümlemesi Virginia'nın bu aklî durumunu bir hastalık olarak algılamaktan çok uzaktır.

"Yıllar içinde öğrenmişti ki aklıselimiyet denen şeyin içinde biraz da kişinin kendisinin olması gerekiyordu; her zaman ille de kocasının ya da hizmetçilerinin değil ama önce ve asıl önemlisi olarak insanın kendi iyiliği için. (Virginia Woolf)

"Richard'ın evine doğru yürürken Clarissa Vaughn Meryl Streep'i gördüğünü sanır."

Gerçekte ise Meryl Streep, Stephen Daldry'nin bu romandan uyarladığı "Saatler" filminde Clarissa Vaughn'ı canlandırmıştır.

Notlar

Bu yazıdaki tüm yorumlar Michael Cunningham'ın Fourth Estate (İngiltere) Yayınevinden çıkan "Saatler" romanının 1999 baskısına binaen yapılmıştır.


Kaynak: The Hours (novel - Wikipedia, the free encyclopedia) / (Çevirimdir)
__________________
Tökezlemişliğim 2. basamaktan geliyor
Alıntı ile Cevapla
Cevap

Etiketler
virginia, woolf


Konuyu toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 misafir)
 
Konu Araçları
Stil



Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 13:04 .
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2009, Crawlability, Inc.

Copyright ©2007 - 2008 Khaos.info