Albert Camus, 1913 yılında, Cezayir'de, bir tarım işçisinin oğlu olarak dünyaya geldi. Cezayir Üniversitesi'nde zor koşullarda sürdürdüğü felsefe öğrenimini sağlık nedenleriyle yarıda bıraktı. 1938'de Paris'e gitti, ilk yapıtları
Tersi ve Yüzü ve
Düğün bu dönemde yayınlandı. İkinci Dünya Savaşı sırasında, direniş örgütünde etkin bir rol oynadı. Edebiyat dünyasına asıl girişini, 1942'de yayınlanan
Yabancı adlı romanı ve
Si-sifos Söyleni başlıklı felsefi denemesi belirledi. Birbirini tamamlayan bu iki yapıtta, varoluşçu izler taşıyan "saçma" felsefesini geliştirdi. Savaş sonrasında Combat gazetesinde yazı işlerinin başına geçtiyse de, 1947'de gazeteciliği bırakarak bütünüyle edebiyata yöneldi. 1947'de yayınlanan
Veba adlı romanı, 50'lerde kaleme aldığı
Başkaldıran İnsan ve
Yaz başlıklı denemeleri,
Düşüş, Sürgün ve Krallık isimli yapıtlarında hem edebiyat hem de düşünce alanlarında yetkinliğini kanıtladı. Bu dönemde, varoluşçuluktan çıkardığı sonuçlarda Jean-Paul Sartre'dan ayrılan Camus, başkaldırma ahlâkı ve insan varoluşuyla ilgili düşüncelerini tiyatro oyunlarıyla da dile getirdi.
Mutlu Ölüm ve
İlk Adam adlı romanları ölümünden sonra yayınlandı. 1957'de Nobel Edebiyat Ödülü'ne değer görülen ve bugün 20. yüzyıl edebiyat ve düşünce dünyasının en önemli adlarından biri kabul edilen Albert Carnus, 1960 yılında bir araba kazasında yaşamını yitirdi.
Can yayınları’ndan çıkan “Düşüş” isimli romanından alıntıdır.
"Beni tanıyan herkesin size söyleyeceği gibi, makbul biri değilim. Kötü adamı sevdim hep, kanunsuzu, hergeleyi. İyi işleri olan sinek kaydı traşlı, kravatlı tiplerden hoşlanmam. Ümitsiz adamları severim, dişleri kırık, usları kırık, yolları kırık adamları. İlgimi çekerler. Küçük sürpriz ve patlamalarla doludurlar. Adi kadınlardan da hoşlanırım; çorapları sarkmış, makyajları akmış, sarhoş ve küfürbaz kadınlardan. Azizlerden çok sapkınlar ilgilendiriyor beni. Serserilerin yanında rahatımdır, çünkü ben de serseriyim. Kanun sevmem, ahlak sevmem, din sevmem, kural sevmem. Toplumun beni şekillendirmesinden hoşlanmam."