|
|
Hallac-ı MansurBiyografiler içerisinde Hallac-ı Mansur konusu: Hallac-ı Mansur
Hayatı
858 yılında Tur şehrinde doğdu. Hallac "pamuk atan" demektir. Hallac'ın büyükbabası Zerdüştiydi. Hallac genç yaşında Kur'an'ı ezberlemişti ve sık sık kendini dünyevi meşgalelerden çekilip diğer sûfîlerin eserlerini ...
|

02-12-2007, 20:14
|
|
.........
|
|
Üyelik Tarihi: 21-08-2007
Yaş: 44
Mesajlar: 4,001
|
|
Hallac-ı Mansur
Hallac-ı Mansur
Hayatı
858 yılında Tur şehrinde doğdu. Hallac "pamuk atan" demektir. Hallac'ın büyükbabası Zerdüştiydi. Hallac genç yaşında Kur'an'ı ezberlemişti ve sık sık kendini dünyevi meşgalelerden çekilip diğer sûfîlerin eserlerini incelemeye adamaktaydı.
Evlendikten sonra bir sene kalacağı Mekke'ye Hac ziyaretinde bulundu. Daha sonra uzun seyahatlere çıktı ve eserini kaleme aldı. Hindistan ve Orta Asya'ya ziyaretlerde bulundu. Abbasilerin başkendi Bağdat'ta ikamet etti.
Hallac yaşamının ilk dönemlerinde sûfî üstadları olan Cüneyd-i Bağdadi ve Emr el-Mekki'nin talebeliğinde bulunduğu fakat daha sonra onlar tarafından reddedildiği söylenmektedir. Ancak Hallac'ın da dahil olduğu Bağdat tasavvuf okulu tevhid konusundaki öğretilerinde ileri bir seviyeye ulaşmışlardı ve öğretilerinin halk tarafından yanlış yorumlanacağı endişesiyle kendilerini gizlemekteydiler. Bu okulun ileri gelenlerinden Cüneyd-i Bağdadi'nin tasavvuf'un esrarını sadece yakın çevresiyle konuştuğu ve kapıları örttürdüğü söylenir. Cüneyd'in yakınlarından birine yazdığı ve ilk tasavvuf teorisyen ve tarihçilerinden Serrac'ın Luma adlı eserinde aktardığı mektubundaki ifadeler de bunu kanıtlamaktadır: "Seninle mektuplaşmama engel olan şey, mektubumun, senin bilgine mâlik olmayan birinin eline geçmesi endişesidir. Çünkü ben bir müddet önce Isfahan halkından bazı kimselere bir mektup yazmıştım, mektubum açılmış, kopyası alınmış. Onda yazılan bazı şeyler o insanlara yabancı gelmiş. Bu insanlara acımak lazımdır. İnsanlara bilmediklerini söylemek, onlara anlamadıklarıyla hitabetmek, onlara acıma gereklerinden değildir."
Öğretisi
Hallac diğer sûfîlerin halkla paylaşmayı uygun bulmadığı sûfî öğretilerini halkın önünde ve yazılarında açıkça ifade etmekten çekinmezdi. Bu tavrı düşman kazanmasına yol açtı ve yöneticiler tarafından varlığı tehdit olarak algılandı. Yaşadığı vecd hallerinden birinde "Enel Hakk", "Ben Hakikatim" anlamına gelen (أنا الحق) ifadeler sarfetti. Enel Hakk ifadesindeki Hakk'ın Allah'ın doksan dokuz isminden biri olması onun ilahlık iddiasında bulunduğu kanaatini doğurmuştu.
Abbasi yöneticileri Hallac'ın sözlerinin devletin güvenliğini tehdit ettiğini düşündüklerinden uzun bir mahkemeden ve onbir yıl Bağdat'da bir hapishanede tutulduktan sonra halkın gözü önünde işkence edilip öldürüldü. Bazı kayıtlar elleri ve ayaklarının kesildiğinden söz ederler. Yine bazı kaynaklarda Hallac'ın işkence sırasında bile sükûnetini bozmadığı ve kendisine işkence yapanlar için af dilediği yazılıdır. İnfazı 26 Mart 922'de gerçekleştirilmiştir.
Eserleri
Kitab-ı Tavasin
Ta Sin Al Azal
En-el Hak
En-el Hak (Arapça: أنا الحق, Anal Haq), "Ben Tanrı'yım" anlamına gelir. Evrendeki tüm varlıkların bir ve bütün olduğuna inananların, Tanrı'yı gönüllerinde, kendi benliklerinde duyumsayanların kullandığı sözcük.
Vikipedi
|

02-12-2007, 20:57
|
 |
.....
|
|
Üyelik Tarihi: 11-11-2007
Mesajlar: 91
|
|
Hallâc-ı Mansûr'un idâmına sebeb olan "Enel-Hak" sözü, onun tasavvuf yolunda sâhib olduğu kendi hal ve derecesine uygun ve kendi aşk sarhoşluğu içinde söylediği doğru bir sözdür. Zâhiren kelime mânâsı; "Ben Hakk'ım" demek olan bu sözün hakîki mânâsı: "Ben yokum. Hak vardır." demektir. Nitekim İmâm-ı Rabbânî hazretleri Mektûbât kitabının 2. cild 44. mektûbunda bu husûsu şöyle açıklamaktadır: "O büyüklerin "Her şey O'dur" demeleri, hiçbir şey yoktur. Yalnız O vardır demektir. Meselâ, Hallâc-ı Mansûr Enel-Hak (Ben Hakk'ım) dedi. Böylece, ben Hakk'ım, Hakk teâlâ ile birleştim, demek istemedi. Böyle diyen kâfir olur ve öldürülmesi lâzım olur. Onun sözünün mânâsı "Ben yokum, Hakk teâlâ vardır." demektir. İşte sofiyye (evliyâ) her şeyi Hakk teâlânın isimlerinin ve sıfatlarının görünüşü, onların aynası bilir. Zâtın (kendisinin) bunlarla birleştiğini, zâtında değişiklik olduğunu söylemez. Meselâ, bir insanın gölgesi, kendinden hâsıl oluyor. Gölge, o kimse ile birleşmiş, onun aynıdır veya o kimse o gölge şekline girmiştir, gibi şeyler söylenemez. O kimse, kendi kendinedir. Gölge, onun bir görünüşüdür. Bu kimseyi aşırı seven, gölgeyi filân görmez. Ondan başka bir şey görmez. Gölge, o kimsenin aynıdır, diyebilir. Yâni gölge yoktur, yalnız o insan vardır, der. Bundan anlaşıldı ki, sofiyye, eşyâya, Hakk teâlâdan meydana gelmiştir. Hakk teâlâ değildir, diyor. O halde, sofiyyenin; "Her şey O'dur." sözleri; "Her şey O'ndandır." demektir ki, âlimler de böyle söylemektedir. İki taraf arasında bir fark yoktur. Yalnız şu fark vardır ki, sofiyye, eşyâya, Hakk'ın görünüşü diyor. Âlimler bunu söylemekten çekiniyor. Eşyâ ile birleşmek, eşyânın içinde bulunmak anlaşılmasın diye, bu sözü söylemiyor."
__________________
izm'ler idrakimize giydirilmiş deli gömlekleridir... (Cemil MERİÇ)
|

03-12-2007, 01:28
|
|
.........
|
|
Üyelik Tarihi: 21-08-2007
Yaş: 44
Mesajlar: 4,001
|
|
Hallac-ı Mansur'u idama götüren sebepler
Hallac-ı Mansur’un düşünceleri “insan-tanrı- evren” konularını içeren, varlık birliğini savunan, bu nedenle de şeriat anlayışına aykırı sayılan bir niteliktir. Hallac’a göre; gerçek olan, var olan,”Bir”dir. “Çokluk” bir görüştür. “Bir’in değişik biçim ve nitelikte yansımasıdır. Bu “Bir” de Tanrı’dır. Ancak, evren ve insan bu “Bir’in dışında değil, içindedir, onunla özdeştir. Bu nedenle insanın “Enel Hak” demesi doğrudur, gereklidir.[v] İnsan konuşan, dolaşan, düşünen, sevinen, gülen, üzülen, öfkelenen bir Tanrı'dır. Tanrının bütün nitelikleri insanda, insanın bütün özellikleri Tanrı’da, evrende bir birlik, bütünlük içindedir. Ölüm gerçek değildir, bir değişmedir, bir görünüştür. Bundan dolayı kişinin ölümü yaşamında, yaşamı da ölümündedir. Hallac-ı Mansur bu düşüncesini, çevresinde toplanan büyük bir kalabalığa “Beni öldürün. Beni öldürün, yaşamım ölümümde, ölümüm yaşamımdadır.” Sözleriyle açıklamıştır.
Hallac, Hz Muhammed’in ilahiliği üzerinde ısrarla duran ve Tavasin’de onun ebedi ve ilahiliği açıkça belirten ilk süfilerdendir. Buna rağmen Suni İslam ulamasının boy hedefi olmaktan da kendini kurtaramamıştır. Sünni İslam ulamasını kızdıran ve hatta idamına ferman edilen Hallac-ı Mansur Hz. Muhammed için;
“Hz. Muhammed’in varlığı yokluktan öncedir. Adı ise kelamdan önce gelir. Cevher ve arazlardan önce ve sonranın hakikatlarından önce bilinmekte idi. Ne doğulu ne de batılı bir kabileden gelir.
Hz. Muhammed sürekli olarak sufilerin kalplerini yakan, sönmeyen bir nur’dur. Bütün peygamberler ve veliler “Nur’larını” (bilgilerini) ancak Peygamberlerin Nur’undan alırlar. Onun nur’u kelam’inkinden daha parlak ve daha ezelidir.”
Diğer bir söylenceye göre de:
“Eğer bir gün Hz. Muhammed ile görüşmem nasip olsaydı ona: “Mi’rac gecesinde niçin yalnız kendi ümmetin için mağrifet istedin? Diğer bütün kafirler için de merhamet isteseydin elbette esirgenmezdi derdim.. demiº. Bunun üzerine Rasul-ullah (Hz. Muhammed)in ruhu ortaya gelerek.ona görünmüº ve hiddetle: “ Benim Tanrı iradesinden başka bir şey istememin imkanı var mıydı?” deyince Mansur niyaz edip özür dilemiş ise de kabul edilmemiş, başın fedası ile sulh olunacağı kendisine söylenmiş. Mansurun idamıda bu nedenle yerine getirilmiş. [vi]
Acaba Halac-ı Mansur’u ölüme götüren, Sunni İslam ulamasının yoğun tepkisini üzerine çekerek işkence ile öldürülmesine fetva veren Hambeli kadısını zorlayan Hallac’ın bu sözleri mi ? yoksa Halac’ı Karmati’lerle ilişkilendirip, isyancı gösterip, halkın gözünden düşürerek ondan kurtulmayı isteyen Abasi Halife’lerinin hileli oyunları mı?
Yusuf Güneş.
Sn. yas, göstermiş olduğunuz sünni bilgin İmâm-ı Rabbânî'nin yorumu ile anlatmaya çalıştığınız aslında Halac-ı Mansur öyle dememişti böyle demişti babındaki mesajınıza karşılık olarak netten bulduğum karşı bir görüşü ekledim. Görüldüğü üzere Sizin görüşünüze zıt bir yorum ile yaklaşan yazar, Halac-ı Mansur’un öldürülüş sebebini gayet mantıklı açıklıyor. Aklıma geldi, Halac-ı Mansur’un Galile kadar aklı yokmuydu? 8 sene halifenin zindanında hapis yatarken kendisini ziyarete gelenler vasıtası ile ısrarla neden sünnilerin halifesini dinlemekten kaçındı? İdamına kadar geçen süreçte halifenin onu bir çok kez görmeye gittiğini biliyoruz, koskoca islam halifesi neden bir münafıkı görmek için kendi hapsettiği zindana gitsin? Bu süreçte eğer İmâm-ı Rabbânî'nin iddia ettiği gibi bir yorumu varsa neden serbest bırakılmadı? Sizce ortodoks sünni inancı herşeyden üstün görmek doğru bir şeymidir? Halac-ı Mansur’un söylemediği şeyleri, söylemiş gibi göstermek doğru bir şeymidir? böyle yapmakla sünni ortodoks islam ne kazanmaktadır? kendi kaynaklarıma ulaşana kadar benim konu hakkında aklımda kalan bilgilerden bazı sorular oluştu şimdilik size söyleyebileceğim.
saygılar.
|

03-12-2007, 11:45
|
 |
Gözüm apla...
|
|
Üyelik Tarihi: 31-07-2007
Nerden: Ankara
Yaş: 34
Mesajlar: 3,878
|
|
"Dinde açtığı gedik öyle büyüktü ki bunu ancak başıyla kapayabilirdi" der Erol Toy Azap Ortakları'nda..
eline sağlık sn:fenasi
__________________
Ağzımda Bal Gibi Tatlı Bir Türkü.
Bir İner Bir Çıkarım Bu Yokuşu
|

03-12-2007, 14:00
|
 |
vamos
|
|
Üyelik Tarihi: 26-11-2007
Nerden: ....
Yaş: 26
Mesajlar: 496
|
|
Yılmaz Odabasi da dedigi gibi ''Hallaci Mansur’un küllerinden geliyoruz''...
tskürler fenasi...
__________________
pire için yorgansız yatarım
yorganı satar pire beslerim
beslediğim pireyi satar tekrar yorgan alırım
böylece pire sosyalleşmiş olur...
|

18-12-2007, 11:26
|
|
.........
|
|
Üyelik Tarihi: 21-08-2007
Yaş: 44
Mesajlar: 4,001
|
|
Hallacı Mansur, Anadolu'nun iki büyük İslam düşünürüne de büyük etki yapmıştır, beni çok etkiler bu açıdan. Hacı Bektaş ile Mevlana, iki ayrı kutup gibi çeker insanları kendine, ikiside derin bir şekilde etkilenmiştir Mansur'dan. Hallac'ın öğretisini iki büyük İslam düşüncesine eviren bu iki büyük alim, yaşadıkları dönemde her zaman Mansur'un hakkını vermelerine rağmen, ardılları ikdidar kaygısı ile inandıkları sisitemin temel taşı olan Hallacı telin etmeyi tercih etmişlerdir çoğunlukla.
|

18-12-2007, 14:36
|
 |
Raporlu Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 20-06-2007
Nerden: İstanbul
Yaş: 31
Mesajlar: 897
|
|
teşekkürler
|

18-12-2007, 20:17
|
 |
is god and unhappy
|
|
Üyelik Tarihi: 07-11-2007
Nerden: istanbul
Mesajlar: 342
|
|
Alıntı:
fenasi´isimli arızadan alıntı
Hallacı Mansur, Anadolu'nun iki büyük İslam düşünürüne de büyük etki yapmıştır, beni çok etkiler bu açıdan. Hacı Bektaş ile Mevlana, iki ayrı kutup gibi çeker insanları kendine, ikiside derin bir şekilde etkilenmiştir Mansur'dan. Hallac'ın öğretisini iki büyük İslam düşüncesine eviren bu iki büyük alim, yaşadıkları dönemde her zaman Mansur'un hakkını vermelerine rağmen, ardılları ikdidar kaygısı ile inandıkları sisitemin temel taşı olan Hallacı telin etmeyi tercih etmişlerdir çoğunlukla.
|
mevlana der ki hallac-ı mansurla ilgili: o sarabın bi yudumundan sarhos oldu,ben küplerle içerim de bana bi sey olmaz.gerçekten bugün bazı düsünürler çıkıp en el hak diye bağırmasını tartısırlar zira tasavvuf mahrem bilgiler içerir
__________________
her ne kadar inanmasam da,bir tanrının varolduğunu kabullenmek gerekir
|
|
Konuyu toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 misafir)
|
|
|
| Konu Araçları |
|
|
| Stil |
Normal
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 18:22 .
Powered by vBulletin® Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2009, Crawlability, Inc.
Copyright ©2007 - 2008 khAos.info
|
|
|
|