François-René de Chateaubriand (d. 4 Eylül 1768 – ö. 4 Temmuz 1848), Fransız yazar, politikacı ve diplomant. Fransız edebiyatı'nda Romantizm'in kurucusu kabul edilir.
Gençlik günleri ve sürgün
Saint-Malo'da, on çocuklu bir ailenin en küçük çocuğu olarak dünyaya gelen Chateaubriand ailesinin Combourg, Brittany'deki şatosunda büyüdü. Babası René de Chateaubriand (1718-86), eski bir gemi kaptanı, gemi sahibi ve esir taciriydi. Annesinin kızlık soyadı Apolline de Bedée idi. Chateaubriand'ın babası asık suratlı, ketum bir adamdı. Chateaubriand kasvetli bir atmosferde büyüdü. Tek arkadaşı kız kardeşi Lucile idi ve yaptığı tek etkinlik Breton'a uzun yürüyüşlerdi.
Chateaubriand, Dol, Rennes and Dinan'da eğitimine devam etti. Bir süre deniz subayı mı yoksa bir papaz mı olacağına karar veremedi. Fakat on yedi yaşına geldiğinde askeri kariyeri tercih etti v Fransız ordusuna teğmen olarak girdi. İki sene sonra yüzbaşılığa kadar yükseldi. 1788'de Paris'i ziyaret etti ve Jean-François de La Harpe, André Chénier, Louis-Marcelin de Fontanes ve dönemin diğer önemli yazarlarıyla tanıştı. Fransız Devrimi gerçekleştiğinde Chateaubriand olaya sempatik yaklaştı. Fakat Paris'teki olaylar vahşileşince 1791 yılında Kuzey Amerika'ya seyahat etmeye karar verdi.
Devamını merak edenler vikiden baksın ..
İlginçtir bazılarının hayatları ergenlik yaşlarında hayal ettiklerinden daha canlı , maceralı, tehlikelerle ve iniş çıkışlarla geçebiliyor..
Belkide Chateaubriand bunun böyle olacağını önceden hissediyordu kim bilir?
Halbuki Bretagne da Combourg şatosunda her türlü tehlikeden uzak soylu bir ailede yaşıyordu ancak dönem Fransanın en karmaşık ve korkunc olaylarına gebe bir zamana aitti. Fransız devrimi, Amerika'nın bağımsızlık hareketlerine katılış, bitmez tükenmez iç savaşlar, soylu ve sivil katliamları, sürgünler, aile fertlerinin tümünün katledilmesi veya kahırdan ölmesi, tüm maddi varlığının elinden alınması, dağınık ülkelerde yaşam, aşklarının darmadağın olması, ruhi ve maddi sefaletin korkunç bir kabus üstüne çökmesi ve tüm bu kaos içinde tek sığınağı olan yazılarına sığınmak..
yazmak, yazmak ve yazmak...
İşte Chateaubriand böyle biriydi dostlarım; ama bir fazlası daha vardı; O da inanılmaz duyarlılığı, ifade gücü ve Fransız kültürünün en kaymak tabakası denebilecek dile ve edebiyatına hakimiyeti..
17 yaşındayken bir tüfekle intahar etme girişimini başaramaması belkide kaderin bir cilvesiydi çünkü bir süre daha yaşayıp bizlere ölümsüzlüğün yolunu gösterecekti...
Son cümlem fazla mı iddialı oldu nedir..ee Severim keretayı