hicri izgören
Hicri İzgören, görev yaptığı okulun köşesinde durur. Bir adım ötesi ana sokak, bir adım gerisi okul. Bir adım ötesinde sokaktaki adamlardan biridir, bir adım gerisinde okuldaki öğretmenlerden. Sokaktaki adamla okuldaki öğretmeni birbirine katmak istemez. Olabildiğince ayırmaya çalışır.
Öğretmen...
657 sayılı Devlet Memurları Kanunu...
Çocuklar, gençler boy verecek, filizlenecek, dal budak salacak. Uzanır bir el kırıverir o filizleri... Yetenekleri, duyarlılıkları daraltılan, körletilen öğrenciler tek tipe dönüştürülmeye çalışılır. Buna karşı durulmalı.
Geçim derdi... Derse girilmeli.
Öğrencilerini, onlarla arasının iyi olmasını önemsemesi belki de öğretmen olarak Hicri İzgören'i çekip götüren en önemli güç olur.
Diyarbakır Eğitim Enstitüsü'ne gidebilmek için sınava girdiğinde askerdir İzgören. Komutanı, söz verir ona, günü geldiğinde Diyarbakır'da sınava girebilmesi için gerekeni yapacaktır. Tam o sırada Kıbrıs çıkartması olunca altmış gün tüm izinler, teskereler kaldırılır. Üstelik Alpaslan Türkeş'in Diyarbakır'a gelmesi söz konusudur. Kaçak olarak sınava girer. Diyarbakır'da çıkan olaylar üzerine sorumluluk altına girmek istemeyen komutanı o an için firarını yazsa da daha sonra dosyasından çıkarıp kendi elleriyle yırtar.
Sınavı kazanır. Ailesinin ekonomik durumu elvermediği için gündüzleri defterdarlıkta maliye ve emlak memuru olarak çalışır, akşamları okula devam eder. Okul bitince Amasya'ya atanır, ancak Diyarbakır'da kalmak istediği için gitmez, memurluğu sürer. Yeniden öğretmenlik için başvurduğunda bu kez istediği olur, 1979'da Diyarbakır Ticaret Lisesi'nde göreve başlar.
Tiryakilik yaratan kentler, kendini özleten kentler, dişi kentler... Uzaklaşsanız da sizi hep çeken kentler... Diyarbakır, Hicri İzgören için böyle bir kenttir. İzgören ailesi Siverek'ten Diyarbakır'a 1967'nin sonunda göç eder. Bu göç bir yanıyla üçüncü dereceden bağlı oldukları İzol aşiretindeki kan davasından kaynaklansa da, babanın büyük kentte çocuklarını daha iyi okutacağını, büyük kentin onlara daha iyi olanaklar sunacağını düşünmesi de bu göçte rol oynar. Kendisi okuyamamış da olsa, ufku geniştir babanın, sekiz çocuğu için hep çabalar. Kız çocuklarının okula gönderilmediği bir dönemde büyük kızı dışında oğullarıyla birlikte kızlarını da okutacaktır. Siverek'teki iki katlı ahşap evleri satılır, Diyarbakır'ın kenar mahallelerinden birinde bir bakkal dükkânı açılır.
Geride ne bırakır İzgören ailesi?
Hicri İzgören 1950'de Siverek'te gözlerini dünyaya açar. Babanın ilk evliliğinden çocuğu olmaz. On beş yıl beklerler. O yıllarda böyle bir durumda erkeğin yeniden evlenmesi kaçınılmazdır. Erkek 40 yaşındadır artık. Karısı Fatma'ya da sorar, senin de beğendiğin biri varsa... Akrabadan bir kız, Emine, iyi kızdır. Fatma kocasının çocuklarına, öz annelerinden daha yakın olur. Çocuklar da uzun bir süre öz annelerinin o olduğunu sanırlar.
Anneannenin ocağın, mangalın başında anlattığı masallar İzgören kardeşler için en büyük eğlencedir.
İlkokula başlayana kadar sokakta, İstanbul'dan, Ankara'dan gelmiş memur çocuklarından çat pat Türkçe öğrenir.
Baba çocuklarının elinde ders kitabının dışında bir kitap görünce kızmayan bir babadır. Teksaslarla, Tommikslerle tanışır küçük Hicri, maceraya dayalı, küçük, çizgi romanlar... Ancak ramazan ayında camiye gittiklerinde, namaza başlamadan önce Kuran okunduğu sırada da çıkarıp bu çizgi romanları okuyunca babasının tersine, baskıcı bir adam olan amcaya şikâyet edilir. Okuduğu için işittiği ilk azar... Bu arada kitaplardan, dergilerden kendisine ezberletilenler doğrultusunda Osmanlı Devleti'ne, Kanuni Sultan Süleyman’a... ilişkin şiir demeye bin şahit de istense, dizeler sıralar alt alta. Öğretmenlerinden böylece aferin alacaktır. Hatta kısacık birkaç dizesini okula gelen dergilerden birine gönderir, şiir yayımlanır.
Ondan dört yaş büyük olan abisinin kitapları küçük Hicri'yi Teksasların, Tommikslerin dünyasından Orhan Kemallerin, Sait Faiklerin dünyasına taşır. Şiiri çok seven abinin Olvido'ydu, Seranat'tı, Han Duvarları'ydı, sevdiği şiirleri topladığı bir de defteri vardır. Hicri, artık ortaokul öğrencisidir, bu kez de abisinin defterindeki şiirlere öykünerek şiirler yazar. Bu arada gazetelerde küçük küçük duyurular yer alır, şiir antolojisi hazırlıyoruz, şiir yazanlar şu kadar para yatırıp antolojide yer alabilirler diye. Hicri İzgören'in iki şiiri bir antolojide bu biçimde yer alır. Arkadaşları, Hicri'nin şirini gördün mü, diyeceklerdir birbirlerine, hele de kız arkadaşların okurken sen göz ucuyla bakacaksındır. Bu arada abi, kardeşinin ilk eleştirmeni olur, çoğu zaman da kardeşinin yazdıklarını beğenmez.
Hicri İzgören, Diyarbakır'da Ziya Gökalp Lisesi'ne gider. Siverek'te lise olmadığı için ancak ortaokula kadar okuyabilirdi. İzgören kardeşler öğrenimlerini sürdürürler. Genç Hicri'nin çok iyi öğretmenleri olur. Özellikle de Edebiyat Öğretmeni Gülseren Hanım'ın Hicri'nin üzerinde büyük bir etkisi vardır. Platonik bir aşkla bağlıdır ona. Bütün dersler edebiyat dersi olsun ister. Öğretmeni şiirler okur onlara, kitaplar getirir, hatta Hicri'yi kitaplığına götürüp istediği kitabı almasını bile söyler. Bu sırada Nazım Hikmetlere, Ahmet Ariflere öykünerek şiirler yazar. 12 Eylül'de kapatılana kadar Demokrat gazetesinde şiirleri sürekli yayımlanır. Sonrasında bunların çok azını şiir olarak görüp kitaplarına alacaktır Hicri İzgören.
Lise bitince bir süre İstanbul'a, abisinin yanına gider Hicri İzgören. Abi, Gazetecilik Enstitüsünde öğrencidir. Öğrenci Derneğinin de başkanıdır. Abisinin yanında olmak Hicri'nin ufkunu genişletir. Çiçek Pasajı'nda bir akşam, arkadaşlarıyla bira içerler. Ya Denizler'in asıldığı gündür, ya da bir gün sonrası. Deniz'den, Hüseyin'den, Yusuf'tan söz etmemek olası değildir. Yan masada konuşmalarını dinleyen bir adam, yanlarına yaklaşıp bira da ısmarlar onlara, katılır söyleşilerine. Ardından da Beyoğlu karakoluna gidip komünizm propagandası yaptıkları gerekçesiyle gençleri şikâyet eder. Hicri İzgören ve arkadaşları Selimiye'de 45 gün gözaltına alınırlar, ardından serbest bırakılırlar.
Sınava girdiği ilk yıl Adana Ticari İlimler Akademisini kazanan Hicri İzgören, kayıt parasını ödeyemediği için okula giremez. Asker olarak önce Sivas Temeltepe'ye, ardından da Ağrı Patnos'a gider. Uğur Mumcu'nun "Sakıncalı Piyade" adlı kitabında anlattığı kışlada askerliğini yapar.
Hicri İzgören, her şeyin insanın kendisinde olduğuna inanır.
Yüz tane ömrünüz olsa, siz bunları şiire verseniz, şiiri yine de bitiremeyeceğinizi düşünen İzgören edebiyatın başka dallarıyla ilgilenmek istemez. Yalnızca şiir yazar.
Şiir bir derinleşme olayıdır. Şiir hepimizin gözden kaçırdığı ayrıntılarda yatar. İç dünyamızda herkesin yaşadığı kadar yaşadığımız bir çığlığı, bir depremi, bir sevinci dizeye, imgeye dökebilmek... Şiir bu kadar küçük ve bu kadar büyük ...
1980'de yayımlanan ilk kitabı Acıyla Diri'den 1999'da yayımlanan Suç Duyurusu'na kadar gelen beş kitabın ardından İzgören şiir yazma konusunda giderek cimrileştiğini, kendisini yazmaktan zaman zaman alıkoyduğunu ayrımsar. Yazdıklarını beğenmesi artık daha uzun zaman alır.
Gecenin bir yarısı belki telefonu çalar; telefonda, hiç yüz yüze gelmediği biri, sizi izliyorum, der, kitaplarınızı kaçırmıyorum, yayımlanmış bir şiiriniz olsun da ezberime geçmesin. İki dize yazmışsınızdır bu gece, birini okumazsanız bana...
İzgören "şiirlere vurur kendini, başını kitaplara yaslar". Yaşamı şiire çevirmek ister.
SEVDA YÜKSEL/ karahat com alıntı
|