Asrın müceddidi, allâme Hz. Beyaz-ı lâîkçi hoca efendi hazretleri...!
Tarih sahnesine 70’li yıllarda çıktı. Milliyetçi hareketin içindeki bir kaç din adamından biriydi. İslam’da Milliyetçilik kitabı ve müftülük kariyeri hareket içinde şöhret basamaklarını kısa zamanda tırmanmasına yol açtı.
Ama asıl şöhretini Ecevit iktidarı döneminde yaptı.. Terörün kol gezdiği bir dönemde Tunceli müftülüğüne atanınca, kıyamet koptu. Vurulmak için Tunceli’ye gönderildiği milliyetçi basın yayın organlarında günlerce yazıldı. Milliyetçilerin sembol din adamı haline geldi. Aslında İslam’da milliyetçilik kitabı bir çok yanlışlarla doluydu. Ama o hercümerç içerisinde kimse buna dikkat etmedi. Milliyetçi camia için, yazdıklarından çok, bir din adamı olması önemliydi. MSP ile rekabet edebilmek için kitapları değil, kendisi lazımdı.
Müşarünileyh'in (Adı geçen)Tunceli macerası, -Kanuni dönemi sadrazamlarından kehle-i ikbâl Rüstem paşa gibi (Bit’i yüzünden ikbale erişen)- bahtının açılmasına vesile oldu..Tunceli’ye vurulmaya gönderilen müftü, birilerinin dikkatini çekti. "Komünizmle mücadele"(!)nin sürdüğü o yıllarda, bu mücadelenin dinin bir gereği olduğunu anlatacak din adamlarına ihtiyaç vardı. Hemen derin bir el, elinden tutarak Üniversite’ye aldı. Hiç bir kazaya uğramadan ikbâl merdivenlerini süratle tırmandı.
Batı dillerinden hiç birini bilmemesine rağmen, çat-pat Arapça’sıyla Profesör bile oldu.
Gerek müftülüğü, gerekse Üniversite döneminde boş durmadı. Bir ara Gaziantep’te MHP’den milletvekili aday adayı oldu. Türkeş bu muhteris din adamının yerine, Dr. Cengiz Gökçek’i birinci sıraya koyarak milletvekili yapınca, sağda solda
Gökçek’in ailesinin tesettürlü olmadığını, kendi ailesinin tesettürlü olduğunu anlatıp durdu.
İran devrimi olunca yeni meşgaleler edindi. Müstear isimlerle kitaplar yazarak Humeyni rejiminin yerden yere vurdu. Şiiliğin Müslümanlıkla bağdaşmadığını ifade ederek gençlerin İran’ın çekim alanına girmesine engel olmaya çalıştı. Yazdıkları bir ara Kızıl Çin’den neden kaçtım, Eski bir komünistin Rusya hatıraları gibi yazdırılmış kitaplara benziyordu.
28 Şubat’a kadar ufak tefek çıkışları dışında pek gündeme gelmedi. Unutulduğu sıralar MHP’den Genel Başkan adayı olduğunu ilan ederek hafızalarımızı tazelememize vesile oldu. Ülkücüler kendisini salon kapısında beklediklerini söyleyince, öpülmekten korktuğu için kurultay salonuna gidemedi. Böylece unutanlara adının altını çizerek ben buradayım demiş oldu.
28 Şubat’ta kılıç kalkan oyunu oynayarak çıktığı TV programlarında yeniden şöhreti yakaladı. Konuşmaları savaş meydanlarındaki kılıç şakırtıları gibiydi. Önce herkese ve her şeye karşıydı. Zamanla ortama uyum sağlayarak herkese ve her şeye hazır hale geldi. İlgi alanını genişletti. Beş yıldızlı otellerde bilim adına o biçim filmlerin analizini yapacak kadar fedakarlıklarda bulundu. İlahiyat fakültesindeki dekanlığı sırasında bir öğrenci, orasına burasına bir iki çizik atınca gazi oldu.
Tarihe ilk ve tek 28 Şubat gazisi olarak altın harflerle geçti.
Din adamlığı vizyonunu magazin programlarına kadar taşıdı. Emri maruf, nehyi münker yapmak için fedakarlığın zirvesine çıktı, dansözlerle, mankenlerle bile tebliğ amaçlı programlar yaptı. Ciguli hariç tüm hânendeleri, sâzendeleri programına çağırıp irşâd eyledü... Bu güzide hatunların tamu’ya gitmesine gönlü razı olmadığı için Türban’ı evamir-i diniyyeden çıkararak, havf-ı İlahi’den kurtulmalarına vesile oldu.
Müşarünileyh'in bu son içtihadı program yaptığı ihlas tacirlerinin eski Televizyonundan kovulmasına sebep oldu. Fokus TV deki amirleri vefa etseydi, gece çalışıp, gündüz yatan bu hatunlar için namaz vakitlerini vardiye usulüne çevirmeyi, orucu da uyku saatlerine aldırmayı düşündüğü rivayet ediliyor. Şu sıralar gözden düşen müşarünileyh kapı, kapı dolaşıp,
"ben de Ergenekoncuyum, bre benim neyim eksik" deyu, mahpusa girmek içün, müdde-i umumilere yalvardığı söyleniyor.
Alıntıdır.