|
|
| Biri Bana Anlatsın Ne? Ne zaman? Nerede? Nasıl? Neden? Kim? |
RUHUN KİMYASIBiri Bana Anlatsın içerisinde RUHUN KİMYASI konusu: Kusursuzluğun Avuncundaki Zihinlere
Rönesans Huzmeleri Altında Romantik Dönem Dersleri: PRELÜT
‘‘Sıradana gizemli bir görünüş, sonluya sonsuz bir anlam verdiğimde, onu romantikleştiririm…’’
Böyle bir başlık ve böyle bir giriş ile başladığımız ...

17-08-2009, 21:40
|
 |
Ebedî Arıza...
|
|
Üyelik Tarihi: 04-10-2008
Nerden: Şehr-i Şirin İstanbul
Yaş: 32
Mesajlar: 138
|
|
RUHUN KİMYASI
Kusursuzluğun Avuncundaki Zihinlere
Rönesans Huzmeleri Altında Romantik Dönem Dersleri: PRELÜT
‘‘Sıradana gizemli bir görünüş, sonluya sonsuz bir anlam verdiğimde, onu romantikleştiririm…’’
Böyle bir başlık ve böyle bir giriş ile başladığımız bu hikâyede tabi ki sıradan / alışılagelmiş bir şey değil “Bir Özge Masal” anlatacağız… Bu özge masal, zaman kavramını değer olarak aldığımızda, bizden uzak olmayan bir zaman diliminde(1750–1850) geçiyor...
Öyle bir devir ki, insanların 18'ini doldurmadan, nesillere yön verecek ve asla değerinden bir şey kaybetmeyen, en az üç kitap yazdıkları, yine 20'li yaşların ortalarında haklı meziyetler ile prof. unvanı aldıkları bir çağ...
Düşünmeden edemiyor insan, neye inanmışlardı dersiniz? Çizgiyi bir adım öteye, bir adım öteye, bir adım daha ileriye atarken neye inanıyorlardı diye evet, sormadan edemiyor insan... Belki Süpermenlere gerçekten inanıyorlardı! Hani küçüklüğümüzden beri aile bireylerimiz başta olmak üzere tüm yetişkinlerin söz birliği etmişçesine öğütledikleri "unutma ki hiç kimse mükemmel değildir" sözünü duymamışlardı! Kim bilir!
Hikâyemiz bu minval üzere devam edecek, yalnız burada yaşam öyküleri sıralamayacağız; zira bu tarih kitaplarında yeterince yapılıyor… Biz sadece o muhteşem hayatlara şöylece bir ‘dokunacağız’, tatmak, anlamak için…
Bu doğrultuda sormak gerekirse, ne idi Romantizm?
“Romantizm eleştiri çağının çocuğuydu ve değişim onun doğumundan sorumluydu ve kişiliğinin işaretiydi. Romantizm yalnızca yazın ve sanat alanında değil; imgelem, duyarlılık, beğeni ve düşüncelerde de değişimdi. Romantizm bir ahlâktı, bir kösnüydü, bir siyasetti, bir giyinme tarzı, bir yaşam ve ölüm biçimiydi. Asi bir çocuk, Romantizm ussal eleştirinin bir eleştirisiydi.” der, Octavıa Paz…
“Romantizm'de varolana karşı hoşnutsuzluk, düzen içinde sıkıntı duymak, kutsallığa, sonsuzluğa ya da başka şeylere yönelik sevgi söz konusudur. 18. Yüzyılın sonlarından 19. Yüzyılın ortalarına kadar süren romantizm kendini edebiyatta, felsefede, sanat ve müzikte göstermiştir. Romantikler uzak ve ulaşılamaz olanın özlemi içindeydi. Bu özlem geçmişe yönelik olabileceği gibi uzak doğu kültürlerine de duyulabiliyordu. Romantikleri gece, alacakaranlık, düşler, doğa, eski uygarlıklardan kalıntılar ve doğaüstü şeyler de çekiyordu. Varolanın karanlık yanıyla, kasvetli, gizemli, esrarengiz ve gizemli olana ilgi gösteriyorlardı. Romantik kişi kendi varlığında kendini uyumsuz, aykırı biri olarak duyumsar. Romantizmde yaratıcılık ve bireyselliğin vurgulanması söz konusudur.”
Bunlar, detayına inildiğinde, gündelik hayatın yapışkan ve boğucu ilerleyişindeki o çözümlenemeyen usancın üstesinden gelebilecek anahtarlardır... Sanıldığının aksine yaşamdan kopuş değil; kendi içinde tüm afakanlarını öldürmüş bir dimağ, bu yaşantısı içerisinde her hareketinden gizemli bir keyif alacaktır... Böylelikle Romantik bir düşüncenin merkezinde uzayıp giden hayat, büyülü bir atmosferde geçmiş olacaktır...
Tüm varoluşumuzun canlı görüntüsü de burada gizli olmalı!
Her ne kadar bir Romantik Dönem özdeyişi “İşsizlik dehanın ideali, tembellik Romantizmin özüdür” olsa da, o Romantikler ki, ‘deha’larının getirisi olan zihinsel yoğunluklarının ötesinde, bu dünyadaki günlük meşgalelerinde de olağanın ötesinde bir beceri sergilemişlerdi... Bu slogan daha çok ince bir ironidir olsa olsa...
Bu uzun soluklu araştırmaya yeltenmemin nedeni ‘Romantizm’ kavramının günümüz insanı için ne kadar çarpıtılmış bir anlamı/yönelimi ifade ettiğini vurgulamak ve aynı zamanda bu kavramın kuramsal altyapısını yeniden belirleyip en azından bir kavramın daha anlamından uzaklaştırılıp popüler kültürün ucuz düşünce atmosferinden kurtarılmasını sağlamak…
Bunu yaparken de tüm notlarımın altına düştüğüm sloganı yinelemem gerekirse, bu: “Popüler Kültürün Gelişimi ve Daha Anlaşılabilir Bir Dünya İçin”…
Bu giriş denemesinde, “Tarihin Bir Bölümüne Yeniden Bakmak” olarak adlandırdığım bu çalışmada Romantiklerin sonuna da değinmek gerek; Usçuluğun o çılgınca deliliğine yenilen sonuna:
Tıpkı başlangıcı gibi bitişi de tuhaf öykünün; yerkürenin böyle bir devir yaşantıladığına inanmak istemiyor bellekler... Her Romantik söz birliği etmişçesine kendi çizdikleri yollarda hayatlarına tekrar kendileri sınır çektiler bir bir... Hepsi mi? Hayır... Evet, ama hepsi! Çizgiyi ebediyete çekmeyenlerse 30'lu yaşlarından sonra romantik olmaktan vazgeçtiler, Goethe gibi... Kısacası tüm Romantikler 30’undan gün almadan bir şekilde veda ettiler bu yaşama…
Sonraları, bu dönemin bir ‘son’ değil bir başlangıç olduğu anlaşıldı: Zira sürüp giden bir şey vardı hala, o çağı bilenlerin özlemleri... Sokağa her adım atışlarında gözleri bir "Ayaklı Kütüphane, bir Romantik" arar, durur oldu, o çağın özlemiyle... İşte bu nedenledir ki bu özge masal:
Realitelerini Düşlerinden Yaratanlara Adanmıştır...
DipNot: Yararlanılan kaynak dizini en son ders işlendikten sonra verilecektir…
Son Dipnot: İşte size answer; ne, nasıl, biri bana anlatsın ve benzeri sorular için bir kaçış düşüncesi olmasını umarım bu başlık altında sıralanacakların...
Tüm o gezegenleri çarpıştırıp yok etme hülyasına karşın bazen böyle iyi de olabiliyorum işte kahretsin...
:P
Schopenhauer, Nietzsche, Cioren, Pavese ve envai çeşit kötümserleri benim gelişime hazırlık yapan müritler olarak görüyorum...
|

18-08-2009, 15:55
|
 |
Ebedî Arıza...
|
|
Üyelik Tarihi: 04-10-2008
Nerden: Şehr-i Şirin İstanbul
Yaş: 32
Mesajlar: 138
|
|
Novalis
Kusursuzluğun Avuncundaki Zihinlere
Rönesans Huzmeleri Altında Romantik Dönem Dersleri: 1
“Düşümüzde düş görmeye başlayınca, uyanma zamanı yakındır.”
Romantizmin gelişimi üzerinde büyük etkisi olmuş ilk romantik şair ve kuramcılarından biri olan Novalıs (Frıedrıch von Harderberg 1772–1801), veremden ölen 14 yaşındaki nişanlısı için yazdığı "Geceye Kasideler" ve 29 yıllık ömrünün sonuna doğru yazdığı ansiklopedik ve felsefî çalışmalarıyla tanındı... Evet, Novalıs, 1801 yılında öldüğünde 29 yaşındaydı…
Novalıs'in düşlerinin ana imgesi olan "mavi çiçek", Novalıs’in çağdaşı romantik şairler arasında Romantizmin özlemlerinin bir simgesi haline gelmişti...
"Her şey en sonunda şiire dönüşür."
Genç dehalardan biriydi ve “dünya hayal olur hayal gerçek” diyordu; olmayan gerçekçiliğine kendini kaptırmışlar dünyasında hayalin gerçek olamayacağını söylemeye çalışıyordu…
Öldüğünde yarım kalan romanında, rüyasında gördüğü mavi bir çiçeği arayan birini anlatıyordu: “Ya uyusan? Ve ya uyurken rüya görsen? Ve ya rüyanda cennete gidip orada çok garip ve çok güzel bir çiçek bulsan? Ve ya uyandığında çiçeği hala elinde tutuyor olsan? Ah, ya sonra?”
'Geceye Ezgiler' adlı eserinde gecenin gündüze üstünlüğünden, gizemli karanlıkların ayartıcılığından söz etmiştir... Novalıs’e göre gizemli yol içe açılandır... Doğa uçsuz Bucaksız bir simgedir... Evren insanın içindedir ve insan evrenin sırlarını çözmek için kendine yönelmelidir...
"Aşk dilsizdir, yalnızca şiir konuşturur onu..."
Novalıs tüm dünyaların ve çağların hayal etmenin büyüsü ile birleştirilebileceğine inanıyordu... Savaş hakkındaki yurtsever edebiyatın gelişmesiyle birlikte, "ruhun dansı" denen bu düşünce toplumun geniş kitlelerine de yayılmış oldu…
Bir Vaat Olsa Söylenecek;
“…
Uzun süre tereddüt etmeyecektir o güzel yabancı.
Sıcaklık yaklaşıyor, sonsuzluk başlıyor.
Deniz ve kara aşk ateşiyle eriyip giderken,
Uzun düşlerden uyanır kraliçe.
Fabllar ancak eski haklarını kazandığında,
Soğuk gece gelip toplayıp gidecektir bu mekânı.
Freya'nın kucağından tutuşacak bu dünya
Ve her bir özlem kendi özlemini bulacak.”
Ve Her Bir Özlem Kendi Özlemini Bulacak...
Yerküre Seni Kutsuyor, Kutlu Savaşçı Novalıs!
Bir şövalyenin güzel sözlerle incitilmesi yerine savaş meydanında cesurca ölmeyi tercih ettiği dönemleri yâd ederek bu bölümü bitirir iken ‘içli’ bir Romantik tavırla yakınıyoruz: Tuhaf olan, bizlerin aynı masalı dinliyor oluşumuz, ama aynı derin sezgileri duyumsayamıyoruz...
Schopenhauer, Nietzsche, Cioren, Pavese ve envai çeşit kötümserleri benim gelişime hazırlık yapan müritler olarak görüyorum...
|

19-08-2009, 22:49
|
 |
Ebedî Arıza...
|
|
Üyelik Tarihi: 04-10-2008
Nerden: Şehr-i Şirin İstanbul
Yaş: 32
Mesajlar: 138
|
|
Nerval
Kusursuzluğun Avuncundaki Zihinlere
Rönesans Huzmeleri Altında Romantik Dönem Dersleri: 2
“Ömrümün hatta daha önceki varoluşlarımın hesabını sorarak yaşadım. İyi olduğumu önce kendime kanıtlayarak anladım ki ben hep iyi olmak zorundayım. Kötü müydüm yoksa? Öyle olsam bile günahımı ödemek için çektiğim acılar yetmez mi? Belki sonsuza dek o mutsuzlardan biri de ben olacaktım. Kendimi soğuk bir suya dalmış gibi duyumsadım ve daha soğuk bir su akıyordu alnımdan.”
Romantikler içerisinde en bedbaht olanı Nerval idi belki de...
Şair, öykücü ve tiyatro yazarı Gerard de Nerval (1808–55) El Desdıchado şiiriyle Sembolizmin, Ejderha Kızlar'da (Les Chımeres) yer alan ünlü soneleri ve Aurelıa (Rüya ve Yaşam) adlı öyküsüyle Gerçeküstücülüğün öncülerindendi...
“…
Boynun esnek ve uysal, peki bu dik baş nedir
Yüreğinde bunca kin neden? Diyorsun bana;
Attığı mızrakları atarım tanrılara
Çünkü kanım ve soyum öfkeli Antée'dendir.”
Yapıtlarının yanı sıra, tıpkı diğer çağdaşları gibi, yaşamı ve ölümüyle efsaneleşti Nerval...
“Çok şey vardı onarmam gereken, güçsüzdüm, beni bekleyen çabalar altında eziliyordum.”
Mistik hezeyan krizlerinin ardından sekiz ay tımarhanede kalmış olan Nerval bu dönemden sonra simyacılığa, parapsikolojiye, metafiziğe, mitolojiye ilgi göstermiş ve bu konuları araştırmıştır.
Umutsuz aşkı bu elim hastalığını ilerletmişti:
“…
Küçük kız, güzel kız, yalvarırım sana;
N’olur bırak beni, bakma boşuna,
Yüreğini tazelerim diyorsun,
Yaralıyım, üzgünüm, acılıyım,
Gençliğini tüketmiş solgun alnım
Mutluluğa gülemez görmüyor musun?”
“Gecelerin meleği sürgün ediyor beni. Şu yalnız ve şu yaslı gözlerimden okuyabilir misin? Her şey ölecek benle?”
Yazınsal üretimleri sürerken delilik krizleri de tekrarlanıyordu... En güzel yapıtları olan, Ejderha Kızlar'daki sonelerini, Sylvıe ve Aurelıa adlı öykülerini tımarhanelerde yarı delilik, yarı trans halinde yazdı... Ömrü, düşlerle gerçek arasındaki zaman yolculuğunda geçti... Uyumun özlemini duyan Nerval gittikçe kendisine ve topluma yabancılaşmıştı; kim bilir belki de insan yığınlarının kendilerine ve doğaya olan duyarsızlıklarıydı onu bu yabancılaşmaya iten...
Şiirleri hep umutsuzluk ve mutsuzluğun dile gelişidir… Nerval romantik olduğu kadar sembolisttir de… Şiirlerinde ve düz yazılarında rüyalar ve düşlerden yola çıkıldığı, geçmiş, gelecek iç içeliği göze çarpar…
Bu melânkolik şair 1855 yılında sürdürdüğü başıboş, aylak ve parasız yaşantısına soğuk bir kış gecesi karanlık bir sokakta, sokak lâmbasına kendini asarak son vermiştir…
“Bu akşam beni bekleme çünkü gece siyah beyaz olacak.”
Trajik yaşantıya dramatik bir son; sanki cehennemde yaşamış gibi…
Nerval trajik, yalnız ve düşlerle dolu yaşamıyla tarihin en melânkolik ruhlarından biridir... Onunla birlikte bir 'Kutlu Savaşçı' daha ayaklarını sürüyüp gitmiştir bu yaşlı topraklardan...
Schopenhauer, Nietzsche, Cioren, Pavese ve envai çeşit kötümserleri benim gelişime hazırlık yapan müritler olarak görüyorum...
|
|
Konuyu toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
|
|
|
| Seçenekler |
|
|
| Stil |
Normal
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 22:04 .
Powered by vBulletin® Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2009, Crawlability, Inc.
Copyright ©2007 - 2008 khAos.info
|
|
|
|