Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür  & Sanat ve Mizah  Forumu Ana Sayfa İletişim Site Haritası

Geri git   Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür & Sanat ve Mizah Forumu > Kültür & Sanat > Bilimsel Mevzular

Bilimsel Mevzular Bir soru daha sorabilme sanatıdır bilim.



Bilimin henüz çözemediği 10 olgu

Bilimsel Mevzular içerisinde Bilimin henüz çözemediği 10 olgu konusu: Aşağıdakilerden en çok hangisi kafanızı karıştırıyor, içinizi ürpertiyor? Ya da hangisine yürekten inanıyor, hangisine şüpheyle yaklaşıyorsunuz? İşte bilimin bir türlü açıklayamadığı 10 gizemli olgu... Modern tıp artık pek çok hastalığın ...

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1 (permalink)  
Alt 10-08-2007, 20:36
non serviam - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
M€M€ÑTØ MØRÍ
BlackJack Champion, Desert Battle Champion, Rotation Champion, Lane Bowling Champion, Crash Down Champion, Gyroball Champion, Alien Invasion Champion, Penguin Bashing Champion, Sharpshooter Champion, Skeleton Park Champion, Metal Slug Champion, Graveyard Champion, Lasagna From Heaven Champion, Trotter Track Champion, Killer Bob Champion, Yeti Sports 1.5 Champion, KickUps Champion, Yankee Go Home Champion, Canyon Glider Champion, Alien Clones Champion, Bat and Mouse 2 Champion
 
Üyelik Tarihi: 31-12-2006
Nerden: Asrub
Yaş: 27
Mesajlar: 2,064
Blog Başlıkları: 6
Standart Bilimin henüz çözemediği 10 olgu


Aşağıdakilerden en çok hangisi kafanızı karıştırıyor, içinizi ürpertiyor? Ya da hangisine yürekten inanıyor, hangisine şüpheyle yaklaşıyorsunuz? İşte bilimin bir türlü açıklayamadığı 10 gizemli olgu...


Modern tıp artık pek çok hastalığın çaresini buluyor, son 10 yılda teknolojide gelinen nokta hayal sınırlarımızı zorluyor.
Ancak bütün bu sevindirici gelişmelere karşın, evren ve bizim güzel gezegenimiz dünya, hikmetini bir türlü çözemediğimiz sırlarla dolu. Üstelik bu konularda yürütülen çalışmalar, araştırmalar da en azından yakın gelecekte pek umut verici görünmüyorlar. Amerikan LiveScience dergisinde, yüzyıllardır gizemi çözülmeye çalışılan, varlığı ve yokluğu tartışılan, somut kanıtlara sahip olunamadığı için 'sır' olarak kalmayı sürdüren, bilimin bir türlü kesin ve akla yatkın bir açıklama sunamadığı tuhaf, ürpertici, merak uyandırıcı, en çok konuşulan '10 Gizemli Olgu'nun listesi yayımlandı. Hayaletlerden UFO'lara, psişik güçlerden 'déjà vu' duygusuna kadar tartışılan ve bir türlü açıklanamayan 10 fenomen sizi bekliyor.

1- Taos Uğultusu
ABD'nin New Mexico eyaletinde bulunan küçük Taos kentini ziyaret eden bazı turistler ve vatandaşlar, yıllardır, çöl havasında gizemli, güçsüz, düşük frekansa sahip bir uğultu ve titreşim duyduklarını anlatıyorlar. Bu iddiada bulunanlar, Taos vatandaşlarının sadece yüzde ikisini oluşturuyor. Bazıları bunun çöldeki garip birtakım akustik sorunlarından kaynaklandığını düşünürken, bazıları da bir çeşit kitle histerisi ya da uğursuz bir sır olduğuna inanıyor. Duyulduğu iddia edilen sese ister vızıltı, ister uğultu, ister titreşim deyin; ister psikolojik, ister doğal, ister doğaüstü olduğuna inanın... Hakkında bilinen bir tek gerçek var: O da şimdiye kadar hiç kimsenin bu garip sesin kökenini ortaya çıkaramadığı.

2- Büyük Ayak
Bu gizem de Amerika'dan... Yeni Kıta'da yıllar boyunca, insana benzeyen, bol tüylü, son derece iri boyutlara sahip, 'Büyük Ayak' adlı bir yaratığı gördüğünü iddia eden sayısız insan ortaya çıktı. Tüm kıta çevresinde kaydedilen iddialar eğer doğruysa, aslında binlerce Büyük Ayak'ın yaşıyor olması gerekirdi. Ancak bugüne kadar bu korkunç yaratığa ait tek bir ceset bile bulunamadı. Ortada belirsiz fotoğraflar, video kayıtları ve tanıkların açıklamalarından başka bir şey yoktu. Görünen o ki bilim mantıklı bir açıklama getiremediği sürece Büyük Ayak da, İskoçya'nın varlığı bir türlü kanıtlanamayan ünlü Loch Ness canavarı gibi gizemler dünyasındaki yerini koruyacak.

3- Önsezi
İster altıncı his, ister önsezi, ister kötü hisler diyelim; hepimizin hayatımızda en az bir ya da birkaç kez garip sezgilerimizi rehber alarak hareket ettiğimiz olmuştur. Elbette bu karamsar hislerimiz çoğunlukla yanlış çıkar. Ancak kimi zaman kimi insanların altıncı hisleri -ne yazık ki- doğru alarm verir. Psikologlar bu durumu açıklarken insanların bilinçaltlarında, farkında olmadan çevremizdeki dünya hakkında bilgi topladığını vurguluyorlar. Bu şekilde biz aslında sadece 'görünüşte bilmediğimiz' bazı şeyleri biliyor ya da hissediyoruz. Ancak söz konusu bilgiler bilinçaltımızın derinliklerinde yaşadığı için, bunun nasıl olduğunu bir türlü anlayamıyoruz. Bu açıklama kimileri için tatmin edici olsa da pek çok araştırmacıya göre önsezi kanıtlanması ve üstünde çalışılması zor bir konu.

4- Asla bulunamayan kayıplar
İnsanlar bazen ortadan kaybolur. Bazıları yaşadıkları hayattan kendi istekleriyle kaçar, bazıları büyük çaplı ve cesetlerin tanınamadığı kazalarda yitip gider, bazıları cinayet kurbanı olur. Kayıplar ölü ya da diri bulunur. Ancak bazı insanlar vardır ki neredeyse tek bir iz bırakmadan ortadan kaybolurlar, adeta buharlaşırlar. 1872'de Portekiz yakınlarında bulunan 'hayalet gemi' Marie Celeste'in mürettebatı, Amerikan işçi lideri Jimmy Hoffa bu şekilde kayıplara karışan insanlardan sadece bazıları. Kaybolan insanlar, normal şartlarda polis soruşturması, itiraflar ya da tesadüf sonucu bulunuyor. Ancak ortada hiçbir olay ve kanıt olmadığı zaman insan ister istemez psişik detektiflerin işe ele atması gerektiğini düşünüyor.

5- Hayaletler
"Ölü insanlar görüyorum" repliğiyle zihnimize kazınan 'Altıncı His' filminden, lisedeyken ev partilerinde pek çoğumuzun katıldığı masum ruh çağırma seanslarından, çocukken masal gibi dinlediğimiz korkulu hayalet hikâyelerine kadar ruhlar üzerine hep konuşulur. Hayaletlerin varlığı hakkında ciddi bir kanıt olmamakla birlikte, onları gördüğünü, onlarla konuştuğunu, onların fotoğraflarını çektiğini ısrarla anlatan -içten ya da değil- şahitler pek çoğumuzun yakın çevresinde bile mevcut.

6- Déjà vu
Fransızca bir kelime olan 'déjà vu', Türkçede 'daha önce görülmüş' anlamını taşıyor. Açıklamak istediği durum ise kısaca şu: Özel bir anı ya da birtakım koşulları, aynı şekilde daha önceden de yaşamış olduğunuzu hissetme hali. Herkesin hayatında bir ya da birkaç kez yaşadığı bu duygu, şaşırtıcı, anlaşılmaz, gizemli ve evet ürkütücüdür. Birçok kişi 'déjà vu' hissini psişik bir deneyim olarak algılar. Birçok kişiye göre ise bunlar önceki hayatlarımızdan davetsiz çıkıp gelen anlık karelerdir. Araştırmacılar 'déjà vu' ile ilgili bazı açıklamalar yapmaya çalışsalar da de bu tuhaf hissin nedeni bir gizem olmayı sürdürüyor.

7- UFO'lar
UFO deyince genelde insanların aklına uçan daireler, kısacası uzay gemileri gelse de UFO'nun açılımı 'Tanımlanamayan Uçan Nesne'... Ve bu nedenle evet UFO diye bir şey var. Çünkü dünyanın her tarafında, gökyüzünde ne olduğunu tanımlayamadıkları birtakım objeleri gördüğünü söyleyen insanlar var. Ancak bu obje ve ışıklar, aslında uçak mıdır, meteor mudur yoksa gerçekten Marslıların son model uzay gemisi midir, bu bir türlü açıklığa kavuşamıyor.

8- Ölümden sonra hayat
Hayatlarında bir kez ölüme yakın deneyim geçirmiş kişilerin bazıları, karanlık bir tünelde yol alıp, sonunda beyaz bir ışık huzmesine kavuştuklarına dair hikâyeler anlatır. Bunlar arasında sevdiklerinize kavuşmak, garip bir huzur hissetmek gibi daha renkli öyküler de mevcuttur. Bu deneyimler son derece etkileyici olmakla beraber maalesef kimse 'öbür taraf'tan elinde bir kanıtla ya da doğrulanabilir bir bilgiyle geri dönmeyi başaramıyor. 'Öbür dünya' meselelerine kuşkuyla yaklaşanlar, söz konusu deneyimlerin travma geçirmiş bir beynin gördüğü halüsinasyonlar olduğunu vurguluyorlar. Tabii bu nedenle de son derece doğal ve açıklanabilir olduklarını... Ölüp de geri dönen olmadığına göre, bu konu gizemini koruyacak.

9- İçine doğmak
Hem Doğu hem de Batı toplumlarında, 'önsezi'nin -ki biz bunu halk arasında 'içine doğmak' olarak adlandırıyoruz- bir çeşit psişik güç olduğuna inanılıyor. Bugüne dek psişik güçleri olduğunu iddia eden kişiler, araştırmacılar tarafından pek çok teste tabi tutuldu. Ancak elde edilen sonuçlar her seferinde ya olumsuz ya da muğlak ve şüpheliydi. Altıncı hissin gücüne inanan pek çok kişi, psişik güçlerin test edilemeyeceğini, çünkü bir nedenle kendilerine şüpheyle yaklaşanların ya da bilim adamlarının yanında azaldığını vurguluyor. Eğer bu tespit doğruysa, bilimin psişik güçlerin varlığını, gelecekte de ne ispat edebilmesi ne de çürütebilmesi mümkün görünmüyor.

10- Beden/Zihin Bağlantısı
Bir efsaneye dönüşen 'plasebo etkisi' zihinle beden arasındaki muhteşem ilişkinin en basit kanıtı. Bu etki kendini şöyle gösteriyor: Sahte, yani aslında ilaç olmayan bir ilaç aldıklarından habersiz hasta denekler, dertlerine derman olacak bir ilaç içtiklerini ve dolayısıyla iyileşeceklerini düşündüklerinden kendilerini çok daha iyi hissediyorlar. Üstelik etki kimi zaman bununla da kalmıyor, tıbbi belirtilerde de bir düzelme görülüyor. Bazen de yine bu 'yalancı' ilaçların işe yaradığını kanıtlamak istercesine ilacın etkisiyle acı çekiyorlar. Plasebo deneklerine bakınca, insan ister istemez zihni neye inanırsa bedeninin de onu yaşadığına hüküm getiriyor. Bu inanılmaz bağlantı çok sınırlı biçimde açıklanabiliyor. Ancak pek çok uzman, zihnin yardımıyla bedenin kendi kendini iyileştirebilme kabiliyetinin, modern tıbbın yaratabileceği herhangi bir mucizeden kat be kat büyüleyici olduğuna inanıyor.

Bilimin çözemediği 10 olgu - Hürriyet


"Beni tanıyan herkesin size söyleyeceği gibi, makbul biri değilim. Kötü adamı sevdim hep, kanunsuzu, hergeleyi. İyi işleri olan sinek kaydı traşlı, kravatlı tiplerden hoşlanmam. Ümitsiz adamları severim, dişleri kırık, usları kırık, yolları kırık adamları. İlgimi çekerler. Küçük sürpriz ve patlamalarla doludurlar. Adi kadınlardan da hoşlanırım; çorapları sarkmış, makyajları akmış, sarhoş ve küfürbaz kadınlardan. Azizlerden çok sapkınlar ilgilendiriyor beni. Serserilerin yanında rahatımdır, çünkü ben de serseriyim. Kanun sevmem, ahlak sevmem, din sevmem, kural sevmem. Toplumun beni şekillendirmesinden hoşlanmam."
Alıntı ile Cevapla
  #2 (permalink)  
Alt 11-08-2007, 20:37
pechorin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
защитник
 
Üyelik Tarihi: 22-05-2007
Nerden: USA
Mesajlar: 55

İnsanlar çok şeyi gördüklerini ve duyduklarını söyleyebiliyorlar ama maalesef genelde bunların çok büyük bir kısmı asılsız çıkıyor veya gördükleri şeyler alakasız şeyler oluyor. Adam venüs'e bakıp ufo gördüm filan diyor. Bir ara kanal D ve diğer kanallarda UFO görüntüleri yayınlanırdı ben daha küçükken. Görüntülerde gökyüzündeki sabit bir cismi kamerayı sallayarak hareketliymiş gibi gösterirlerdi filan.. Komikti ama haber bültenine çıkabilmiş olması garip gelirdi bana hep. İnsanlar gizemli şeyler hakkında birşeyler okumayı, dinlemeyi seviyorlar , her ne kadar teknoloji ve bilim çağı içinde yaşasakta yine de din vs. derken mitlerle büyüyoruz
Alıntı ile Cevapla
  #3 (permalink)  
Alt 11-08-2007, 20:51
...Dengesiz...
 
Üyelik Tarihi: 01-02-2007
Nerden: İstanbul
Yaş: 26
Mesajlar: 2,261

UFO bilimle değil teknoloji ile çözülecek bir olgu bence.
Zira UFO demekte yanlış bir nevi.
"Dünya Dışı Yaşam" demek kanımca daha doğru.
Alıntı ile Cevapla
  #4 (permalink)  
Alt 11-08-2007, 21:38
pechorin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
защитник
 
Üyelik Tarihi: 22-05-2007
Nerden: USA
Mesajlar: 55

Alıntı:
detays´isimli arızadan alıntı Mesajı göster
UFO bilimle değil teknoloji ile çözülecek bir olgu bence.
Zira UFO demekte yanlış bir nevi.
"Dünya Dışı Yaşam" demek kanımca daha doğru.
Başka yıldızlara ulaşacak teknolojiyi geliştirerek, o açıdan mı?
Alıntı ile Cevapla
  #5 (permalink)  
Alt 11-08-2007, 21:45
...Dengesiz...
 
Üyelik Tarihi: 01-02-2007
Nerden: İstanbul
Yaş: 26
Mesajlar: 2,261

Alıntı:
pechorin´isimli arızadan alıntı Mesajı göster
Başka yıldızlara ulaşacak teknolojiyi geliştirerek, o açıdan mı?

Kesinlikle..
10.değil 256.gezene gitmek lazım.
Böyle radyo dalgaları ile uzaya ses gönderip canlı aramak çok komik kaçıyor bana.

Gerçi ben inatla ABD'nin bu dünya dışı varlık dediğimiz canlılardan haberdar diyorum ve bahisi yükseltip iletişimde diyorum.
Alıntı ile Cevapla
  #6 (permalink)  
Alt 11-08-2007, 21:59
pechorin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
защитник
 
Üyelik Tarihi: 22-05-2007
Nerden: USA
Mesajlar: 55

Alıntı:
detays´isimli arızadan alıntı Mesajı göster

Kesinlikle..
10.değil 256.gezene gitmek lazım.
Böyle radyo dalgaları ile uzaya ses gönderip canlı aramak çok komik kaçıyor bana.

Gerçi ben inatla ABD'nin bu dünya dışı varlık dediğimiz canlılardan haberdar diyorum ve bahisi yükseltip iletişimde diyorum.
Haklısın, ulaşabilecek teknoloji olsa harika birşey olurdu, ama bir yandan da düşünüyorum da aslında insanların diğer uzaylı canlı türlerine ulaşamamaları belki de onlar için en iyisi, eğer şu an ki metalite ile gidebilseydik eminim katlederdik çoğunu..
Radyo dalgaları şu an için elde olan kullanılabilir tek yöntem, o yüzden her ne kadar birşey yakalama ihtimalimiz çok çok az olsa da hiç birşey yapmamaktan iyi bence..
Bir de teknolojik olarak çok zor görünüyor, ışık hızına yakın yüksek hızlara ulaşabilmemiz. Bir ara okuduğum bir kitabında Asimov'un bahsettiği başka bir yaklaşım vardı insanların galaksiyi kolonize etmesi fikri üzerine, o çok mantıklı geldi bana.

Kısaca, kendine yetebilen,kendi gıdasını yetiştirebilen filan uzay istasyonları yapıp, uzaya salma fikrine dayanıyor. Yani onlar binlerce yıl yavaş yavaş gidecekler uzayda, istasyon içinde kuşaklar sürekli değişecek filan ama sonunda gidecekleri yere ulaşacaklar, gerekli madde ihtiyacını da astroidlerden filan karşılama ve zengin astroidler bulunduğunda, yeni istasyon yapımına girişerek, bölünme şeklinde özetlenebilir fikir.

ABD konusunda ben biraz şüpheliyim, zannetmiyorum öyle bir iletişimleri olduğunu, olsaydı daha farklı olurdu bence, daha bariz bir teknolojik üstünleri oldurdu filan.
Alıntı ile Cevapla
  #7 (permalink)  
Alt 17-10-2007, 22:17
asmara - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Raporlu Arıza
 
Üyelik Tarihi: 12-10-2007
Nerden: istanbul
Mesajlar: 730

bu olguların bilimsel bir yanı var mı tartışılır.
ama...
bilimin çözemediği olgu yoktur...
bilimin ŞİMDİLİK çözemediği problemler vardır.
bu, yarın çözemeyeceği anlamına gelmez.
Alıntı ile Cevapla
  #8 (permalink)  
Alt 18-10-2007, 15:52
possible_outside
Guest
 
Mesajlar: n/a
Standart Bilim nasıl ve ne kadar "yardımcı"dır?


Alıntı:
asmara´isimli arızadan alıntı Mesajı göster
bu olguların bilimsel bir yanı var mı tartışılır.
ama...
bilimin çözemediği olgu yoktur...
bilimin ŞİMDİLİK çözemediği problemler vardır.
bu, yarın çözemeyeceği anlamına gelmez.
BİLİM NASIL VE NE KADAR "YARDIMCI"DIR?
-
Bilim'den yana olan bir insanın Bilim'in sınırları üzerine yazması-

Bir forumdaşın yazısından esinlenerek şunları yazmayı uygun buldum:
Bilim bazı şeylerin cevabını bulamamıştır; ve asla da bulamayabilir. Bilim'in her bulduğu "iyi"dir, diye düşünmemeliyiz. Kayıtsız şartsız bir Bilim desteğine gitmemeliyiz. 1945'de Hiroşima ve Nagazaki'de hidrojen bombaları patlatılmadan çok önce iki büyük fizikçi, Robert Opponheimer ve Albert Einstein atomun parçalanabileceğini olası ki 1939'dan da önce biliyorlardı -ama bu sınırın aşılmasını istemediler, nerede duracaklarını biliyorlardı. (ilk 1939'da Almanya'da bir labaratuar'da Uranyum atomuyla yapılan bir deney, hidrojen bombasına giden sürecin yolunu açmıştır) Bilim'in insanlığa büyük katkılarını yadsıyamam, ama her şeyin Bilim'in ellerinden beklenmesini akılcı bulmuyorum. 1700'lü yılların sonunda Mekanik bilimi ilerleyince şu hayallere rastladık tarihte: Makineler, işgücüne ayrılan zamanı kısaltacak ve insanlar daha az çalışarak daha yüksek verimlilikteki toplumsal üretimden daha çok faydalanacaklardır: Daha çok varsıllık toplumun bütününde ve "daha çok boş zaman". Bu daha çok boş zaman ise insanların çalışma hayatlarından, zorunluluktan kurtulup, insani yaşantılara, dostluğa, aşka, hatta Felsefe'ye ve Sanat'a daha çok zaman ayırabilecekleri anlamına geliyordu. Peki n'oldu? 19. yy' da toplu işçi çıkarımlarına neden oldu makineler; ve bu tarihler işçilerin fabrikalara el koyup makineleri kırmasına giden pek çok isyan ile doludur. 19.yy'ın başlarında toplumsal sefalet arttı. Günümüzde internet var ve: günümüz insanları bilgide, kültürde 19.yy aydınlarından ya da Rönesans kuşağından ya da Antik Yunan'ın filozoflarından, oyun yazarlarından daha mı bilgili, daha mı kültürlü insanlar?.. "Genetik yiyecek"lerin Avrupa'da aldığı tepkileri de düşünebiliriz... Rousseau, İlkel insanların uygar insanlardan genelden daha mutlu ve daha sağlıklı yaşamlar sürdüğünü ileri sürmüştü...

Dahası Bilim'de "mutlak gerçek"ler değil, "kararlı gerçek"ler sunabilir ancak. Galileo'ya kadar Aristoteles'in Fiziği hakimdi ve örneğin, hafif cisimlerin ağır cisimlerden daha yavaş yere düştüğü, yerin çekiminin hafif ve ağır cisimler arasında fark gözettiğine inanılıyordu.

"Galilei'nin tüm cisimlerin kütle çekim alanında eşit hızda düşeceklerini söyleyen muazzam sezgisini anımsayın. (Bu, doğrudan gözleme dayalı olmadığı için bir sezgidir; çünkü, hava direnci nedeniyle tüyler ve kayalar aynı hızda düşemezler! Galilei'nin sezgisi, hava direncinin sıfıra indirilmesi durumunda, tüm cisimlerin birlikte düşeceklerini anlamasıydı.)"

Kralın Yeni Usu, Fiziğin gizemi 2. cilt, Roger Penrose. Tübitak yay. Syf. 68, 5. basım, Kasım 2005.


Dahası da var. Galileo (Galileo Galilei) bu konuda kesin gerçeği bulamamıştı. Çok sevdiği Aristoteles Fiziği'nden yıktığı şeylerden sadece biriydi bu. Ama Galileo-Newton Mekaniği'nde de pek çok şey yıkılacaktı. Bu kez onları çok seven Einstein tarafından... Galileo'nun deneylerinden sonra Newton her cismin Yer tarafından aynı hızda, aynı etkiyle çekildiğini ileri sürdü ve buna inanıldı. Yaşamının olgunluk dönemlerinde Newton her cismin birbirini çektiğini bulup bunu formülleştirdi. Yani yüksekten atılan 5kg'luk da 1kg'luk ağırlık da "yer"e çekimde bulunuyordu. Ama bu da tam gerçek değildi. Günümüz fiziği bu çekim kuvvetinin atom çekirdeğinde yer aldığını buldu. Atom çekirdeğinde bulunan 4 kuvvetten ikisi güçlü ve zayıf çekim kuvvetleri'dir. Diğer ikisinden biri Maxwell'in elektromanyetik kuvveti, biri de Newton'dan kalan kütle çekim kuvvetidir: Ama bu kuvvet Newton zamanlarından, Newton mekaniğinin tüm görkemiyle hüküm sürdüğü, tartışılmadığı zamanlardan kalan ama artık daha çok Einstein'ın genel göreliliği ile açıklanan uzun erimli olmasına karşın güçsüz bir kuvvettir:

"Kütle çekimi 1915'de Einstein tarafından ayrıntılı yapısı bulunan ve bu yapının uzay ve zaman dokusunun eğriliğine bağlı olduğu gösterilen çok temel bir kuvvettir."

Öte yandan eski bilimsel ve kati gerçek konumundan eser kalmamıştır:
"Kütle çekimi kuvveti öylesine zayıftır ki, iki temel parçacık arasındaki karşılıklı kütle çekim kuvvetini deneysel olarak ölçmek belki de hiçbir zaman mümkün olmayacaktır."

Maddenin son yapıtaşları, Gerard 't Hooft. Tübitak yay, 2. Basım, Ekim 2000, syf. 33

Laplace Newton Fiziği'nden etkilenerek deterministik bir Evren tablosu kurmuştu -oysa ortaya çıktı ki, ya "saltık determinizm", ya da Evren'i sadece determinizm ile açıklamak yanlıştı. Bilim Tarihi Laplace'da da mutlak gerçeği bulamaz:

"...uygarlık ilerledikçe, özellikle son 300 yılda yeni birçok yasa ve düzen bulundu. Bu yasaların başarısı, ondokuzuncu yüzyılın başında Laplace'ı bilimsel belirlenirlik ilkesini ortaya atmaya yöneltti, yani evrenin belli bir andaki durumu bilindiğinde, onun evrimini belirleyecek bir yasa takımı olması gerekiyordu...Şimdi biliyoruz ki, Laplace'ın belirlenirlik umutları gerçekleşemez, en aznıdan onun aklından geçtiği biçimiyle. Tanecik mekaniğinin belirsizlik ilkesi, bir parçacığın konumu ve hızı gibi bellli nicelik çiftlerinin aynı anda her ikisinin de kesin doğrulukla saptanamayacağını söylemektedir."
Zamanın Kısa Tarihi -Büyük Patlama'dan Kara Delik'lere- Stephen W. Hawking. Doğan kitapçılık, syf. 180


Bilimsel "gerçek"ler de değişebilir nitelikte olabilir. Tıpkı "kurtarıcı" veya "yaşamımıza kolaylıklar", "hepimize refah ve esenlikler" getirmesi gerekmediği gibi her bilimsel gerçeğin bengi, mutlak gerçeklikler olması da gerekmez -keşke gerekseydi...
Alıntı ile Cevapla
  #9 (permalink)  
Alt 22-10-2007, 21:15
ÖZGÜRLÜK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
*** FİLOZOF ***
 
Üyelik Tarihi: 19-10-2007
Nerden: DÜnya
Mesajlar: 189

son maddeye takıldım ben..
burada tamamıyla insan beynini muazzam gücü görülmektedir..
insan beynini kullanarak cisimleri hareket ettirebiliyor, pencereyi , evin ışığını açıp kapatabiliyor.. ve bunları yapan beyinlerin en güçlüsü, beyninin çok çok küçük bir bölümünü kulkanarak yapıyor..
bu kadar güçlü bir şeyin bağlı bulunduğu canlı tuttuğu varlığa bu kadar etki etmesi hiç de yadırganası bişey değildir bence..
beynimizin yaydığı enerjiler bırakın kendşi bedenini tüm evreni etkileyebilecek güçtedir dostlar..


Beynimdeki fırtınalar besliyor onu...
Alıntı ile Cevapla
  #10 (permalink)  
Alt 22-10-2007, 21:43
asmara - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Raporlu Arıza
 
Üyelik Tarihi: 12-10-2007
Nerden: istanbul
Mesajlar: 730

ben hiç cisimleri düşünce gücüyle hareket ettiren birini görmedim.
kendi gözümle görmeden de inanmam.
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler
bilimin, cozemedigi, olgu


Konuyu toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Bilimin çözemediği 10 olgu!! perhaps... Bilimsel Mevzular 9 Dün 02:35
Bilimin en büyük kan davası... non serviam Tarih 1 14-01-2008 19:55


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 11:40 .
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2009, Crawlability, Inc.

Copyright ©2007 - 2008 Khaos.info