Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür  & Sanat ve Mizah  Forumu Ana Sayfa İletişim Site Haritası

Geri git   Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür & Sanat ve Mizah Forumu > Kültür & Sanat > Bilimsel Mevzular

Bilimsel Mevzular Bir soru daha sorabilme sanatıdır bilim.

Nükleer Radyasyon mu?

Bilimsel Mevzular içerisinde Nükleer Radyasyon mu? konusu: Son günlerde hepimiz Japonya’da meydana gelen nükleer kazanın yarattığı radyasyona ve Mersin’de kurulması planlanan bir nükleer tesise dair haberlerle haşır neşiriz. Bu iki sürecin eşzamanlı olarak gerçekleşmesi, Türkiye’de nükleer tesis ...

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1 (permalink)  
Alt 31-03-2011, 20:14
Taze Arıza
 
Üyelik Tarihi: 01-02-2009
Mesajlar: 123
Standart Nükleer Radyasyon mu?

Son günlerde hepimiz Japonya’da meydana gelen nükleer kazanın yarattığı radyasyona ve Mersin’de kurulması planlanan bir nükleer tesise dair haberlerle haşır neşiriz. Bu iki sürecin eşzamanlı olarak gerçekleşmesi, Türkiye’de nükleer tesis kurulumuna yönelik belli bir tepkiyi de beraberinde getirdi elbet. Ama o da sınırlı boyutlarda kalmış gibi görünüyor.

Tepkiler, iktidardaki partinin nükleer tesis kurulumunun gerekliliğine dair açıklamalarına kör denebilecek düzeyde inanan halk kitleleri ve “nükleer tesis” denilince kafasında hiç bir şey canlanmayan kimselerin dışında, hep aynı insanlarca ve kesimlerce dile getiriliyor. Bu gerçekten de ilginç bir gözlem! Karşıki dağdan üzerimize, bulunduğumuz köye doğru bir yangın geliyor. Çoluk çocuk “Eyvah, yangın!” diyip sağa sola kaçışıyor. Lakin büyüklerde ve diğer çoğunlukta hiçbir telaş yok! Bundan neyi sorumlu tutabiliriz Yoksa içimizdeki görünmeyen bir yangın köyü çoktan yakıp yıktı da haberimiz mi yok?

Görünmeyen bir yangın, bir tür radyasyonla karşı karşıyayız. Tıpkı bir topluluğun fiziki olarak tahrip edilmesinden çok daha önce, içerden halledilmesi ve ele geçirilmesi gibi! Ama tam olarak öyle de değil. Bu radyasyon bizi binlerce yıl öncesinden çok daha köklü bir şekilde ele geçirdi. Kişilik ve beden yapımıza, yaşam biçimimize ve kültürümüze el attı. Her yeni doğan çocukta, hatta anne rahmindeki bebekte kendisini tekrar yenileyerek üretti. Böylece kuşaklar boyunca aktarılarak tüm dünyaya yayıldı. Günümüzde geldiğimiz noktada ise hepimiz bu görünmeyen radyasyonun esirliğinde ve etkisi altındayız.

“Şu aile içi şiddet örneği sergileyen dizi-filmlerin bir nükleer santralden ne farkı var?” sorusunu sordum tekrar bu sabah kendi kendime şiddetle. Bir televizyon kanalının dizi reklamında gördüğüm bir sahnenin, daima içimde olan bu soruyu sabahın sakinliğini bozması nedeniyle daha bir şiddetle sormamda etkisi oldu elbet. “Yeter!” dedim. Bu radyasyon değil midir? İnsan huzurunu ve yaşamını bir nükleer tesisten daha mı az bozmaktadır?

İçimizdeki radyasyon, yani uygar yaşam düzeni binlerce yıldır bir nükleer radyasyonun sahip olduğu tüm biyofiziksel ve diğer yıkıcı etkileri üzerimizde zaten göstermedi mi? Nükleer bir radyasyonun sebep olduğu patolojik etkileri, uygar denen yaşam düzeni korku, şidde ve yasak (bedenin aşırı kasılması, gerginlik, solunum ve enerji kapasitesindeki zamanla düşüş ve ardından gerçekleşen nihai dokusal bozulum) yoluyla binlerce yıldır üzerimizde etkili oldu ve giderek şiddetlenerek etkili olmaya da devam ediyor. Sebep olduğu savaşlar ve diğer toplumsal zorbalıklar gibi yıkıcı etkilerini hiç söylemeye gerek yok bu arada.

Dokusal bozulum-parçalanma nihayetinde günümüzde dahi tedavisi çok zor olan kanser, iltihabik-romatizmal ve mikrobik hastalıklar, sakat doğum ve kalp ve damar hastalıkları gibi birçok sayısız hastalığın da kritik geçiş aşamasıdır. Sağlıklı hücreler küçük keseciklere (granüllere) ayrışır ve oradan farklı örgütlenme yoluna giderler (Semptom). Nükleer radyasyon tüm bu süreci çok daha kısa sürede gerçekleştirir. Hücrelerin keseciklere ayrışmasını radyasyonun direk etkisiyle gerçekleştirir. Fakat etki alanı, yaygınlığı ve zararın boyutu açısından bakıldığında içimizdeki uygar radyasyon, nükleer radyasyonun etkilerini katbekat aşar ve onu da kapsar. Bu da demek oluyor ki aslında tek bir radyasyon vardır.

Modern tıp tüm bu gerçekleri ahlaki nedenlerden ötürü savsaklar, geçiştirir. Tıbbi prosedürlerde belli kalıpların dışına çıkılmaması dogmasını kendisine siper edinir. Aksine işaret eden bağımsız araştırmacıları hapse atar, yakar. Nitekim 20. yy. buna tanık olmuştur. Uygar ahlakın tıbba egemen olması onu amacının tam tersi bir köşeye itmiştir.

Neolitikten itibaren tarımla birlikte bir patlamayla ortaya çıkarak gelişen tahakkümcü-baskıcı uygar yaşamın günümüzde dahi içinden çıkılamayan hastalıkların da çıkış noktası olduğunu düşünürsek (ki bu tür antropolik kayıtlar da artık artıyor!), bu, radyasyonun uygar yaşamın mevcut olduğu tüm zaman dilimlerinde var olduğu anlamına gelmek demek değil midir? Bu durumda yeni bir yaşam tarzının gerekliliği kapıda görünmüyor hala sizce?

Konu T_N_T tarafından (31-03-2011 Saat 22:28 ) değiştirilmiştir..
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #2 (permalink)  
Alt 31-03-2011, 20:43
Orgon - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
CoSmiC VoiCe
 
Üyelik Tarihi: 16-12-2009
Mesajlar: 1,402
Anarşi şart, uyum bir yere kadar. Dizi filmlerde aylarca içinde kaldığı çıkmazdan kurtulamayan şiddete maruz kadının kendi kanununu uygulama zamanı. Eğer açlık ve sefalet olağan hale dönüşmüşse hırsızlık suç değildir. Şiddet adli bir vaka olmanın dışına binlerce kurbana rağmen çıkamamış ise zorbalara karşı işlenen cinayet bir suç değil gerekliliktir. Birileri çocuklarınızı kaçırıp organlarını satışa çıkarıyor, yakalanamıyor,yakalandığında suçlanamıyorsa o kişilerin derisini yüzüp akbabalara canlı canlı yem yapmak vahşet değil adalettir. Onca kadın tecavüze uğramış olduğu halde gözü çizilerek sunulurken tecavüzcüler kameralara sırıtabiliyorsa onları iğdiş etmek insanlık suçu değil, cinsel özerklik haklarının geri teslim edilmesidir.

Uygarlık denilen kıpırtısızlık geleneği binlerce yıldır insanları daha iyi yaşam için aldatıp, bir avuç hırsızı yasallaştırıp diğerlerinin tüm hislerini gömmeleri ve unutup reddetmeleri üzerine kurulmuştur. Vahşi doğada kimseye özel hak verilmez. Öyleyse öfke ve onunla gelen saldırganlık DOĞAL bir davranıştır, sadece sömürücüler ve asalaklar yasal güvenliği çıkarları için kullanabilir, fırsat kollayıp suistimallere kalkışırlar onlara acımak ve yaşama hakkı tanımak lüzumsuzdur. Onlar öfke duymazlar,hissetmezloer sadece kin ve nefret beslerler, yalan söylerler. Bunu hepiniz biliyorsunuz. : )

Konu Orgon tarafından (31-03-2011 Saat 20:47 ) değiştirilmiştir..
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler
nükleer, radyasyon


Konuyu toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Nükleer Santraller Kurulmalı mı ? detays Anketler 63 06-04-2012 02:18
Nükleer Sarsıntı Orgon Güncel Mevzular 1 15-03-2011 20:39
İncirlik nükleer bomba üssü kurtulush Güncel Mevzular 2 29-06-2008 21:43
17 yaşında nükleer füzyon yaptı! SberK Bilimsel Mevzular 1 04-01-2008 21:24
Nükleer Kıyamet: Atom Bombası non serviam Tarih 7 09-09-2007 00:13


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 22:02 .
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2009, Crawlability, Inc.

Copyright ©2007 - 2008 khAos.info