Nükleer Radyasyon mu?
Son günlerde hepimiz Japonya’da meydana gelen nükleer kazanın yarattığı radyasyona ve Mersin’de kurulması planlanan bir nükleer tesise dair haberlerle haşır neşiriz. Bu iki sürecin eşzamanlı olarak gerçekleşmesi, Türkiye’de nükleer tesis kurulumuna yönelik belli bir tepkiyi de beraberinde getirdi elbet. Ama o da sınırlı boyutlarda kalmış gibi görünüyor.
Tepkiler, iktidardaki partinin nükleer tesis kurulumunun gerekliliğine dair açıklamalarına kör denebilecek düzeyde inanan halk kitleleri ve “nükleer tesis” denilince kafasında hiç bir şey canlanmayan kimselerin dışında, hep aynı insanlarca ve kesimlerce dile getiriliyor. Bu gerçekten de ilginç bir gözlem! Karşıki dağdan üzerimize, bulunduğumuz köye doğru bir yangın geliyor. Çoluk çocuk “Eyvah, yangın!” diyip sağa sola kaçışıyor. Lakin büyüklerde ve diğer çoğunlukta hiçbir telaş yok! Bundan neyi sorumlu tutabiliriz Yoksa içimizdeki görünmeyen bir yangın köyü çoktan yakıp yıktı da haberimiz mi yok?
Görünmeyen bir yangın, bir tür radyasyonla karşı karşıyayız. Tıpkı bir topluluğun fiziki olarak tahrip edilmesinden çok daha önce, içerden halledilmesi ve ele geçirilmesi gibi! Ama tam olarak öyle de değil. Bu radyasyon bizi binlerce yıl öncesinden çok daha köklü bir şekilde ele geçirdi. Kişilik ve beden yapımıza, yaşam biçimimize ve kültürümüze el attı. Her yeni doğan çocukta, hatta anne rahmindeki bebekte kendisini tekrar yenileyerek üretti. Böylece kuşaklar boyunca aktarılarak tüm dünyaya yayıldı. Günümüzde geldiğimiz noktada ise hepimiz bu görünmeyen radyasyonun esirliğinde ve etkisi altındayız.
“Şu aile içi şiddet örneği sergileyen dizi-filmlerin bir nükleer santralden ne farkı var?” sorusunu sordum tekrar bu sabah kendi kendime şiddetle. Bir televizyon kanalının dizi reklamında gördüğüm bir sahnenin, daima içimde olan bu soruyu sabahın sakinliğini bozması nedeniyle daha bir şiddetle sormamda etkisi oldu elbet. “Yeter!” dedim. Bu radyasyon değil midir? İnsan huzurunu ve yaşamını bir nükleer tesisten daha mı az bozmaktadır?
İçimizdeki radyasyon, yani uygar yaşam düzeni binlerce yıldır bir nükleer radyasyonun sahip olduğu tüm biyofiziksel ve diğer yıkıcı etkileri üzerimizde zaten göstermedi mi? Nükleer bir radyasyonun sebep olduğu patolojik etkileri, uygar denen yaşam düzeni korku, şidde ve yasak (bedenin aşırı kasılması, gerginlik, solunum ve enerji kapasitesindeki zamanla düşüş ve ardından gerçekleşen nihai dokusal bozulum) yoluyla binlerce yıldır üzerimizde etkili oldu ve giderek şiddetlenerek etkili olmaya da devam ediyor. Sebep olduğu savaşlar ve diğer toplumsal zorbalıklar gibi yıkıcı etkilerini hiç söylemeye gerek yok bu arada.
Dokusal bozulum-parçalanma nihayetinde günümüzde dahi tedavisi çok zor olan kanser, iltihabik-romatizmal ve mikrobik hastalıklar, sakat doğum ve kalp ve damar hastalıkları gibi birçok sayısız hastalığın da kritik geçiş aşamasıdır. Sağlıklı hücreler küçük keseciklere (granüllere) ayrışır ve oradan farklı örgütlenme yoluna giderler (Semptom). Nükleer radyasyon tüm bu süreci çok daha kısa sürede gerçekleştirir. Hücrelerin keseciklere ayrışmasını radyasyonun direk etkisiyle gerçekleştirir. Fakat etki alanı, yaygınlığı ve zararın boyutu açısından bakıldığında içimizdeki uygar radyasyon, nükleer radyasyonun etkilerini katbekat aşar ve onu da kapsar. Bu da demek oluyor ki aslında tek bir radyasyon vardır.
Modern tıp tüm bu gerçekleri ahlaki nedenlerden ötürü savsaklar, geçiştirir. Tıbbi prosedürlerde belli kalıpların dışına çıkılmaması dogmasını kendisine siper edinir. Aksine işaret eden bağımsız araştırmacıları hapse atar, yakar. Nitekim 20. yy. buna tanık olmuştur. Uygar ahlakın tıbba egemen olması onu amacının tam tersi bir köşeye itmiştir.
Neolitikten itibaren tarımla birlikte bir patlamayla ortaya çıkarak gelişen tahakkümcü-baskıcı uygar yaşamın günümüzde dahi içinden çıkılamayan hastalıkların da çıkış noktası olduğunu düşünürsek (ki bu tür antropolik kayıtlar da artık artıyor!), bu, radyasyonun uygar yaşamın mevcut olduğu tüm zaman dilimlerinde var olduğu anlamına gelmek demek değil midir? Bu durumda yeni bir yaşam tarzının gerekliliği kapıda görünmüyor hala sizce?
Konu T_N_T tarafından (31-03-2011 Saat 22:28 ) değiştirilmiştir..
|