Alıntı:
maviagac´isimli arızadan alıntı
Her canlı mükemmel miymiş?mükemmel neymiş?mükemmel denilen şeyi cidden bilmiyorum...mesela fotosentez yapsaydık daha mı az mükemmel olurduk...niye fotosentez yapamıyoruz?buharlaşıp tekrar yoğunlaşamıyoruz???iki gözümüz daha olsaydı?kulaklarımızın frekans aralığı daha geniş olsaydı?organlarımız kendini yenileyebilseydi?daha mı az mükemmel olurduk?neremiz mükemmel???berbatız...
müslümanlar karıncayı bile incitmez miymiş???başını bilgisayardan-din sitelerinden-soru cevaplardan kaldır,sanalda bu kadar boğulma ve bak bakalım müslüman ülkelerde olanlara...mesela ensest en çok hangi ülkelerde yaygın bi araştır?tecavüzler?cinayetler?
evet kuran bilimsel değil,olamaz da...peki niye onu bilimsel kılma telaşı...alelade bir kitap işte...sakın kutsallaştırma için bilim sömürüsü olmasın bunun adı?bilime kaynaklık etmiyor,bilimi geliştiremiyor ama insanlar ömürlerini çürüttükten-bir şeyler bulunduktan sonra e bak aslında burda bunu demek istemiş demek ne kadar ahlaki?
6-7 yaşındaki veletlere bile ezberletiliyor o kitap e peki niye müslümanlar bilimde hala bu kadar ilkel?zaten kitabınızda her şey yazıyor işte...ordan ipucunu alın ve sonuca varın...çok mu zor...bu kadar buraya yazacağıma senin yerinde olsaydım ve kuranda gerçekten bilimsel bir şeyler olduğuna inansaydım hemen kuranı açar bilim dünyası ve insanlık için bir şeyler araştırırdım-bulurdum...
ve bilim otoriten adnan oktarsa fena bir yoldasın...üzgünüm...adamın kariyeri ne?bilimsel bir eğitimi-çalışması var mı?güzel sanatlar ve fen edebiyat fakültelerinde ne zamandan beri biyoloji-fizik-kimya-matematik dersi veriliyor?ve oralardan mezun olanlar ne zamandan beri bilim insanı oluyor?temel biyolojiden arakladıklarıyla kitaplar yazıyor ve sen gibiler de adamı bir şey zannediyor
|
Burada senin anlamadığın zayıflıkla mükemmellik arasındaki fark, insan tabi kısıtlı bir güçle yaratılmış, mükemmelik sonsuz gücü ittiba eder, sonsuz bir güce sahip olsa dolayısıyla...
Mesela bir insanın iskeleti daha sağlam olsun diye çelikten olsaydı, 1 tondan daha ağır olurdu, bunu kas gücü hareket ettiremez, ettirdi diyelim müthiş bir güç harcamak gerekirdi, enerji ve kalp gibi zincir halkarı gibi diğer organlar da buna dayanamaz hale gelirlerdi.
Doğru söylediğin bir nokta, insan mükemmel değil; ama en güzel şekilde yaratılmış. Buradaki hata benden kaynaklanıyor, mükemmel değil, en güzel bir şekilde demeliydim. Mükemmel olan yalnızca Allah'tır. "en-NİSÂ : 28. Allah sizden (yükünüzü) hafifletmek ister; çünkü insan zayıf yaratılmıştır." Zaten bir çok ayette de Allah'ın noksan sıfatlardan münezzeh olduğu defaatle vurgulanıyor.
İnsanın sınırlı olarak yaratılmış, çünkü sınırsızlık Allah'a mahsus. İnsan yer yüzünde Allah'ın halifesidir, bu yüzden onun isimlerinin cüz'i yansımaları en çok insanda tecelli etmiştir.
Mesela külli iradesi yalnızca iki canlıda vardır, birisi insan, diğeri cin. Yani akıl yürütüp, iyi ve doğru olanı seçme ya da seçmeme, dolayısıyla hareketlerinde özgür olma işi yalnızca iki yaratığa aittir.
Güzel yaratmanın örneklerini de senden alalım hadi:insanlar fotosentez yaparsa:
-Filmlerde de kullanılan yaratık rengi yeşil olurdu herkes. Başta eğlenceli olurdu ama sonuçta psikolojik bir patlama yaşanırdı her halde,
-İnsan yapraklara sahip değil, birim kareye düşen foton sayısını artırmak gerektiğinden yaprak lazım, yaprakar hareketli bir canlıda hemen dökülür,
-Enerji ihtiyacımızı karşılamayacak kadar az enerji elde edebilirdik, örneğin bir salatalık, domates, patates ya da patlıcan bir yılda, en az üç aylık bir zaman zarfında enerji depolarlar ama biz bunu sadece bir öğünde tüketiriz. Bu şuna benzer, insan bütün dünyada 400 senede oluşabilecek petrolü, 1 yılda tüketmektedir. Yani oluşumundan binlerce kat hızlı. Sonuç olarak petrol deki enerjide zamanında hücrelerde depolanmış ama günümüzde ortaya çıkarılan bir fotosentez ürünüdür. Veya günümüzde güneş enerjisiyle çalışan arabalara bir göz atabilirsiniz, güneş ışını alan alanı artırmak için ne kadar uğraşıyorlar, akülerini güneş panelleriyle şarj saatlerce şarj ediyorlar, her şeyi hafif malzemelerden yapıyorlar. Bitkiler sadece yerinde durup fazla enerji harcamayan bir bakıma enerji depolarıdır.
-Hayvansal hücre ile bitkisel hücrenin farklı olmasının nedeni yine fotosentezdir. Bazılarında bazı organeller vardır, bazılarında yoktur. Birinde kimi organel büyük, diğerinde ise küçüktür. Hücre zarının sertliğinden tutun da şekline kadar fotosentezden başlayan bir zincirin halkarı o hücrenin öyle olmasına sebeptir.
-İnsan, yiyecek ve içeceklerden zevk alır, dolayısıyla fotosentez olsa yeme içme zevki de olmazdı.
-Geceleri enerji elde edemez sadece cepten yerdik, her gece yorgunluk, halsizlik olurdu.
-Bazen günlerce yağmur yağıyor ya da hava bulutlu oluyor, enerji kıtlığı,
-Kutuplarda ve 60. enlemlerden sonra canlı yaşamazdı,
-İnsanların daireleri daha güneşlik olmak zorunda olurdu,
Kışın insanların ölme riski kat kat artardı, gelen güneş ışını ve güneş ışınındaki enerjinin azlıığından dolayı,
-Fotosentez yapmak için ya kökün olacak ya da ağzından yine de birşeyler yiyeceksin, çünkü hem su hem de minarel ihtiyacı ortaya çıkacaktır, Sonuç olarak bir şey yesen yemek ye, lezzet al, enerji al. Kök demek hareketsizlik demek.
vs. vs. uzar,
--Hem fotosentez hem yemek yesek olmaz mı?
-Hazır enerji varken neden fotosentez?
-Fotosentez için gerekli olan bütün organel ve dokuların sonucunda hayvansal ve bitkisel dokuların uyumluluğu söz konusu değil.
Buharlaşıp tekrar yoğunlaşacaksın da sen bana söyler misin madem ruh yok, bu madde neye göre, ne şekilde geri birleşecek, bütün katı, gaz ve sıvı maddeler ayrılacak sonra yerli yerine gelecek, madde birbirinden ayrıldığı zaman (beyin de içinde) o zaman hem işlevlerini kaybedecek, hem de artık havadaki diğer elementlerle bileşik veya alaşım oluşturmaya başlayacaktır. Ayrıca buharlaştığı için kaçışan zerreleri yeninden birleştirmek sadece fizik kurallarının değişmesiyle imkanlı hale gelebilir. Oysa Allah Kur'an'da defalarca söylemektedir. Onun adetullahında bir değişme olmaz.
Neden dört göz, arkada mı,

hem estetik olarak hoş olmaz, hem de akıl kapasitesi buna yetmez, yani 2 ayrı görme merkezini işleyecek kapasitede değil akıl veya ruh, çünkü bir insan bir şeyle ilglilendi mi diğer şeylerle ilgilenemez.
İki gözün hikmetlerine gelince:
-İki göz birbirine parelel iki noktadan görüntü aldığından oluşan görüntünün üç boyutlu olmasını sağlamaktadır.
-Uzaklık algısının daha da sağlam olmasını sağlamaktadır. Aslında bunu sağlayan diğer bir organ göz merceği ama göz merceği ortalama beş metreden sonra algı yanılmalarına düşer, çünkü o mesafeden sonra ışınlar artık az farklar da olsa parelel geldiği farzedilir. Şöyle söyleyeyim, bilgisayarda bazı ilizyonlara bakarken görürsünüz, aynı boyutta görülür iki cisim ama birisi uzakta ve büyüktür, diğeri yakında ve küçüktür. Fark ayırt edilemez, çünkü görüş noktası tektir, diğer yandan iki göz artık iki farklı noktadan olayı vakıf olduğundan uzaklık saptaması yapabilir. İnanmazsanız iğneyi ipliğe tek gözünüzle bakarak geçirmeye çalışın. Zor olacaktır, imkansız değil. İmkansız olmamasının nedeni yakından göz merceğinin netlik ayarı yapması ve el ayarının tahminidir. İsterseniz bir de başka birinin tuttuğu iğneye -daha sonra yanına tek göz kapalı giderek- ipliği sokun.
Senin dediğin frekans aralıkları duyum eşiğiyle ilgili,
Yüsek ve düşük frekans aralığında sesleri duyabilseydik
-Dünyanın ve diğer gezegenlerin yüksek manyetik alanından doğan ses sizi fazla akıllı yaşatmaz, intihar ettirir.
-En küçük böcek seslerini dahi duyar, vücudunuzdaki kan akışının sesini, gaz akışı sesi insanı uyutmazdı. Her an vücdumuzla, yerle bir yerler sürtünüyor, bu sesler artk şiddetli olacağından rahatsız edecektir.
-Aynı şeyin benzerlerini de gözümüz ve diğer organlarımız için söyleyebiliriz. Duyum eşiği insanın beyin kapesitesine uygun yaratılmıştır.
Kesilen kopan bir organ ise eğer, adı üzerinde organ olduğu için yenilenmez. Organ bir bütündür, yara alırsa iyileşir, o dokuya uygun dokuyla kapatılır. Ancak Organın yenilenmesi diye bir şey yoktur, çünkü bu iyileşme değil, yeniden doğma gibidir. Her insanın bütün organları bir kere yaratılır, iki değil.
-Konunun diğer bir boyutu sinir hücreleriyle alakalıdır. Sinir hücreleri tamir edilmez. Çünkü sinir hücreleri bilgi mekanizmasıdır, bilgi statik olmazsa vücutta denge denen, kural, uyum denen bir şey kalmaz, DNA'nın varlığının hiç bir anlamı olmamış olur.
Berbatlığa gelince, her şey bakış açısıyla ilgilidir. Mavi bir camın arkasından bakarsan bütün dünya mavi, siyah bir camın arkasından bakarsan siyah olur. Hatta koyuluğu fazla olursa güneşi bile sönük görür.
Gelelim Adnan Oktar'a,
Adnan oktar benim söylediğim en önemli referanslar arasında değildi dikkat edersen, hiç olmazsa Adnan Oktar'a bakabilirsiniz dedim, çünkü bazıları da o telden çalıyor, ondan anlıyor, bu konuların anlatıldığı diğer kitaplar ağır geliyor.
Diğer yandan bir insanın fen edebiyat fakültesi mezunu olması gerekmez o konuda konuşması için. Ayrıca tek de çalışmıyor, her biri farklı mesleklerden olan değişik kişilerle çalışıyor. Öyle olmasaydı da bu bağlayıcı olmazdı, bir kişinin o mesleğe mensup olmaması onu o konuda bilgisiz yapmaz, örnek Mehmet Akif baytar mektebi mezunu, Fransızca, ve Arapça'yı ana dili seviyesinde, İngilizce ve Farsça'yı iyi derecede bilen, hem doğuyu hem de batıyı görmüş bir âlim. Ama dikkat edersen son yıllarında Mısır üniversitesinde edebiyat dersi vererek hayatını devam ettirmiştir. Bu insan baytar mektebi mezunuysa neden üniversiteye alınıyor, ondaki edebiyat bilgisinin yeteneğini saymasak da bir çok hocada günümüzde olmadığı aşikardır. Hayatını ve eserlerini inceleyenler bilirler. Çanakkale şehitlerine isimli eserini her okuduğunda insan hep başka bir şeyler, anlamlar buluyor.
Ayrıca bu insan diğer insanların yapmadığı bir şeyi yapıyor, bazıları diyor bilim felsefesi ama sadece dilde. Herkes okulda elektronların kararlı hale gelmek için 8 enerji seviyesine ulaşması gerektiğini okulda öğrenir de bunun nedenini sorgulamaz. (Aklıma ilk gele bu; çünkü bütün bileşiklerin, alaşımların, bağların kökeninde bu basit kural yatıyor)
Bana ensest, cinsel tecavüzden bahsediyorsun. Ben de sana medyadan. Doğan grubunun gazetelerinden her hangi birisini al eline, ilk sayfalarına bakman yeterli. Özellikle posta sanki porno gazetesi.
İnsanların hislerini galeyana getirip, sokaklarda azmış, abaza erkekler yaratan bu zihniyetten başka bir şey değildir. İnsanları o denli uyarıyorlar ki insanlar kendini dünyaya çiftleşmek için gelmiş hayvanlar gibi gezerken buluyor. Akılları artık çalışmıyor, amaç cinsel ilişkiden başka bir şey değil. Hedefi kadınlar olan zombi erkekler geziyor sokaklarda. Bu ihtiyacını gideremeyince de sonuç hezimet oluyor. Avrupa ülkelerinde olmaz bunlar, çünkü adam veya kadın seçer, beğenir, yatar kalkar, sonra yırtık çorap gibi bir kenara atar. Peygamber efendimiz bu gibi kötü durumların çıkar yol olarak evliliği ise özellikle vurgulamıştır,
"Evlenmek benim sünnetimdir, kim gücü yettiği halde sünnetime uymazsa benden değildir"
"içinizde evlenme çağına gelmiş ve gücü yetenler hemen evlensin"
"Kim bir fakiri evlendirirse......(unuttum sonunu)"
"Kimin aklına zina fikri gelirse karısının yanına gitsin"
Bunun dışında kitaplarda bunun en büyük nedeninin bu olduğu da belirtiliyor. Çözüm yollarını da kimse okumaz ben özetleyeyim:
-Bu hisler sıcak havalarda yüksek olur, bu nedenle sıcaktan ziyade soğuğu tercih edin,
-Cinsel organınızı soğuk suyla yıkayın,
-Küçük abdest geldiğinde beklemeyin, (hem dinen, hem de biyolojik olarak kötü de ayrıca)
-Boş kalmamaya çalışın, kendinize bir meşgale bulun,
-Spor yapın,
-Çok sıcak günlerde soğuk suyla duş alın,
-Aklınızda durmadan böyle hayal kurmayın,
-Açıklara bakmayın,
-Açık renk ve bol elbiseleri tercih edin,
-Yatarken sırt üstü ya da yüzünkoylu yatmayın,
-(bu kitaplarda yazmıyor ama: aklı boş olanlar, kafada bilgi olmayınca başlıyor abazaca hayallere, birbirlerine hikaye anlatıp duruyor, bir çoğu yalan ve tatmin etme içerikli olan bu yalanlara inananlar kızları, ya da hepsini öyle zannediyor, reddedilmeye de dayanamayınca.....)
-Zina tehlikesiyle karşılaştıysanız mastribasyon vaciptir.
Cinayetlere gelince, sömürgeciler herkesi sömürdü, sömürüyor, bizim hatamız cahil kalmamızdı. Cahillik farkirliği ve sömürge olmayı getirdi, sadece müslüman ülkelerde değil, afrikada hristiyanlarda da var, çinde de var aynıları.
Mesela cahillik ve fakirlik. Yoksa müslümanlıkla alakası yok. Veda hutbesinde kan davalarının yasaklandığı bildirildi, bir sürü hadis var bununla ilgili örneğin "bir insanı öldüren bütün insanlığı öldürmüş gibidir". Dolayısıyla kişilerin ve sistemin getirdiklerini İslam'a mâl edemezsin.
Bizde de güneydoğuda vardı eskiden kan davaları, veda hutbesini okuyan kimse gidip kendi başına adam öldüremez. Ha bazıları bunu da dine yıkmaya çalışıyor diyor: Dinde kısas var. İslam hukukunda ferdi kimse bunu yapamaz, mahkeme buna karar verir. Mahkemece karar verilmemiş bir idamı var farzedip adam öldürenler katildir. Ayrıca kısas olması için durduk yere, yanlışlık olmadan öldürülmesi gerekir, Hafifletici unsurlar varsa ya da kardeşi bunu fidyeye çevirecekse öldüremez. Mahkeme karar vermeden kendi öldürdüğü takdirde, aynı suçu o da işlemiş olur ki mahkeme ölüm cezasının da nasıl olacağı hususunda bağlayıcıdır.Cahillik dünyanın başındaki maalesef en büyük dert.
Kur'an bilimsel diye bir şey söz konusu olmaz. Dediğim şeyin özü şu:
Kur'an Allah'tan geldiğinden içinde hiç bir yanlışlık, çelişki yoktur, konunun başına verdiğim yörüngeler, atmosferin yedi katmanlı olması, vs. o zamanda bilinmeyen, anlaşılamayan şeylerdi, hatta şimdi bazılarının anlamadığı şeylerde olduğu gibi bu ayetleri inkar vesilesi sayıyorlardı. Yoksa bilim ne ki, insan aklı ne... Allah bütün evrendeki her zerreciğin her hareketinden her an haberdar olacak sınırsız bir akıl ve bilgiye sahip, insanlara güzel yaşamanın ve yaşama gayesinin ne olduğunu anlatan bir kitap, biz bu bilimsel olarak son zamanlarda ortaya çıkan gelişmelerin yüzyıllar öncesinde yazılmış olduğunu söylüyoruz ki, bunları da satır aralarından çıkarıyoruz. Yoksa Allah ayet-i kerimede de söylediği gibi dünyada bütün denizlerin üç misli mürekkep, bütün ağaçlar da kalem olsa yine de Allah'ın söyleyecek sözü bitmez.
Allah'ın aklı ve ilmi karşısında yoksa insanınki nedir ki?
-Adetullah da, ilim öğrenmek de farz. Bu emri uygulasaydı müslümanlar durmadan araştırma yapmaları gerekirdi.
Ama yine bunda biz suçluyuz. Avrupa'ya hep Akif gibi adam gitmemiş ki, bazıları da kendi benini tanımadan gitmiş, edebiyat dersindeki ünlü şairlere bakıyorsun, zamanında fen öğrenmesi için göderilmiş, adam şiir yazıyor (örn.: Necip Fazıl K. (o zamanlar solcuydu, bir alimle karşılaştıktan sonra dindar bir müslüman oldu)). Sonra parasız kalıp masonların maşası haline geliyor. Ülkelerine döndüklerinde ise din=ibadet mantığyla hareket edip, gazetelerde bu mantıklarla propaganda yapıyor. Günümüzde ise Kanal D. Adama nobel ödülü verilmiş Orhan Pamuk: tanımıyor bizi kitabından alıntı "imam caminin balkonunda ezan okudu" Camiden ezan okunmaz, minare, balkon değil şerefe, imam ezan okumaz, müezzin vs. Dolu, Kanal d haberi artık komedi yerine izliyorum, tanımıyorlar yaw, bu insanların bazen bu ülkede yaşadıklarından şüphe duyuyorum, bu kadar da olmaz dediğim kaç yer oldu.
Hala bilimsel icat, bir şeyler öğrenmek istiyorsan İslam tarihine bak, orada görürsün neler, nasıl değişmiş, halifeler nasıl değiştirmiş, ama şu şu kadar yöneticilik yaptı babında bakma, detaylarda görürsün.