Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür  & Sanat ve Mizah  Forumu Ana Sayfa İletişim Site Haritası

Geri git   Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür & Sanat ve Mizah Forumu > Kültür & Sanat > Bilimsel Mevzular

Bilimsel Mevzular Bir soru daha sorabilme sanatıdır bilim.


NEDEN ?? ALLAH BIR OLDUGUNU IDDA EDIYOR ??

Bilimsel Mevzular içerisinde NEDEN ?? ALLAH BIR OLDUGUNU IDDA EDIYOR ?? konusu: Alıntı: Xinharmonisi ´isimli arızadan alıntı Sonuç olarak, Allah tek tanrı olduğunda ısrar ediyor, çünkü zamanın gerektirdiği böyle. Kesinlikle...insan tanrı kavramını kendi bilincinde, kendi imgesine göre yarattığına göre ataerkilliğin hierarkik yapısına ...

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #61 (permalink)  
Alt 15-07-2010, 21:14
Kali - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Bu gece birileri ölecek!
 
Üyelik Tarihi: 16-03-2010
Nerden: Kali_fornia
Mesajlar: 1,401
Blog Başlıkları: 1
Alıntı:
Xinharmonisi´isimli arızadan alıntı Mesajı göster
Sonuç olarak, Allah tek tanrı olduğunda ısrar ediyor, çünkü zamanın gerektirdiği böyle.
Kesinlikle...insan tanrı kavramını kendi bilincinde, kendi imgesine göre yarattığına göre ataerkilliğin hierarkik yapısına uygun olarak tektanrılı dinlerin çoktanrılı dinlerden sonra moda olması doğaldır. Evrimsel olarak da mantıklı, insan bilinci geliştikçe tanrı kavramı azalıyor, fantezi bir gücün varlığına inanmak ihtiyacı azalıyor. Önce çoktanrılı dinler, sonra tektanrılı dinler, sonunda gerçek.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #62 (permalink)  
Alt 19-07-2010, 14:21
bekir_91 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Taze Arıza
 
Üyelik Tarihi: 01-07-2008
Mesajlar: 92
tek tanrılı dinlerin moda olması eğer sonraysa, tanrı kavramı giderek, insan evrimleştikçe azalıyorsa:
1-On bilnlerce ciltlik külliyatlar, kütüphaneler dolusu kitap, en geniş ve sonsuz gibi görünen araştırma alanı nasıl olmuş da tanrı kavramı zayıflarken ortaya çıkmış, her bir külliyatta binlerce konuya değinilmiş. Madem insan bu kadar tanrıdan uzaklaşıyor neden tanrı konusunda araştırmalar artmış.
2-Sırayla gidelim isterseniz önce ne olmuş, sonra ne olmuş:
Hind dini, VEDACILIK (Veda Hikmet, ilahi bilgi demektir), varlığın birliği ve birlik içinde çokluk ilkesine dayanır. Hind üst kastı, alt kastları egemenliği altında tutmak için çokluğu hiyerarşik bir düzene sokmuş ve bunu teolojilerştirmiştir. Vedacılığın ilk hali, Babil-İbrahim- tevhidciliğinden izler taşır.(YAHUDİLİK NEDİR-II - Ahmet Özcan - Haber 10)
Görüldüğü gibi tevhidden teslise arkasından politeist bir yapıya doğru gidiyor. Sıra şu:
1-İbrahim'in hanif tevhid(birleme) dini,
2-Vedacılık (Tanrılar biraz artmış),
3-Brahmanizm(Tanrı daha da artarken ruh ve mistisizm girmiş işin içine)
4-Hinduizm(Tanrı sayılamayacak kadar fazla)
5-Budizm(Hinduizme tepki)(bazılarına göre din, bazılarına göre değil)(Budizme göre tanrı madde ve ruh gibi fizik ve fizikötesi aleme müdahale etmez, bir bakıma ahlak sistemi denilebilir)
6-Hristiyanlık (önce tevhid(İznik konsilinde tevhid içeren inciller reddedildi, bunu savunanlar afaroz edildi)sonra teslis (üçleme)
7-İslamiyet

Tabi burada bazı değişik coğrafyalardan bahsetmedim. Çünkü ana etkileyici unsurlar bunlar. Bir de ayrı olarak Gök Tanrı inancı var eski Türkler'de. Tanrının gücü orada da aynı İslamiyet gibi. Herşeye hükmeden tek Tanrı. cennet yine var adı: uçamak, aynı şekilde ruh vs. Buradan bunun da aynı kökten türediği anlaşılıyor. Yine aynı şekilde şamanizm'de Tanrı ikiye çıkıyor ve biri iyi diğeri kötü oluyor.

İnsanların tanrıyı çoğatmaları kendi yaşadığı çevre şartlarını Tanrı için de geçerli saymasındandır. Oysa ki Allah mekandan münezzehtir. Dolayısıyla diğer boyutlar hız ve zaman boyutundan münezzehtir. Mekan boyutu madde ile alakadardır ve bu nedenle güç Allah için bir sorun teşkil etmez. Hatta buna zorluk denmez sadece "ol" yani künfeyekün" sırrı. İslam alimleri bunları detaylı olarak anlatmışlar zaten teferruata gerek yok.

Sonuç olarak insan aklı Tanrı'yı boyutlara mahkum olarak düşünüyor, zamanın, mekanın, hızın ve gücün sonradan yaratılmış boyutlar ve bu boyutların kanunları olduğunun farkında olmamasından onları simgeleştiriyor yani Tanrıları, sonra gücünün yetmediği şeyler oluyor (kendi kafasında), başka bir tanrı bu işle meşgul oluyor.

Çok tanrılılığın nedeni kaynaklarda tarihleriyle beraber detaylıca anlatılmış. Öncelikle Tanrıyı kafası almayan insan (Allah yaratılmış hiç bir varlığa benzemez, çünkü bu boyutta değildir(hatta çoğu kişi onu bir ışık olarak hayal eder bu yanlıştır)) önce melekleri onun kızları olarak gördüler(Yahudilik), sonra dallara çaputlar bağladılar, bu dal vesilesiyle (kutsal kabul ettikleri) ondan yardım dilediler, sonra ağacın kutsallığı arttı, hatta ikinci derece bir tanrı oldu işlere müdahale edebilen, arkasından tanrıya yardımcı bir sürü yardımcı Tanrı olan putlar yapıldı. Hz. Muhammed'in devrinde En büyük put haşa(Allah'tı(yüzbinkere haşa))diğer putlar da tanrıydılar.

Yani ara sıra Allah (c.c.) bu dünyaya peygamberler göndermiş, zamanına göre ancak insanlar peygamberlerin dediklerini ya inkar etmişler ya da o öldükten sonra zamanla saptırmışlar. Bunu da yapan din adamları olmuş. Çünkü kurallar onlardan öğrenilir ve onların hoşuna gitmediği şeyleri değiştirirlerdi. Kur'an'da onların yaptığı bu değiştirmeler bir çok yerde geçer. "Diyanet Meali - el-BAKARA : 79. Elleriyle (bir) Kitap yazıp sonra onu az bir bedel karşılığında satmak için "Bu Allah katındandır" diyenlere yazıklar olsun! Elleriyle yazdıklarından ötürü vay haline onların! Ve kazandıklarından ötürü vay haline onların! "
Eski Yunan ve Mısır'da ise de durum aynıydı. Yani özetlemek gerekirse -ki konu çok uzun- Mısır'ın ilahları etkilenme ile oluşmuştur. Hatta yunanlılarla karşılaşan Mısırlılar kendi ilahlarının daha güçlü olduğunu iddia etmişlerdir.Bunu biraz da ruhun gizemiyle besleyerek bir nevi şamannizm ve politeist yapı iç içedir. Yunan Tanrıları ise İranlılara bir tepkidir.


بكر
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #63 (permalink)  
Alt 19-07-2010, 14:59
maviagac - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
hiperuyuşuk
 
Üyelik Tarihi: 26-03-2009
Mesajlar: 695
Blog Başlıkları: 1
allahı yaratanlar onu güçlü kılmak istedikleri için...ama hayal güçleri ancak bu kadarına yetebiliyor işte...güçlü,tek,merhametli,adil,bilmem ne,bilmem ne...

oysa iyi bir yazarın elinden çıkmış olsaydı çok daha inandırıcı olabilirdi...tanrı yaratılırken şanssızmış işte...aklı ve hayal gücü sınırsız biri tarafından ortaya atılmadığı için...

yoksa bir insanın bile çıkıp bakın ben tekim,benden başkası yok,en iyi,en doğru benim demesi saçmalıktan başka bir şey değilse ki insan olan-yaşayan bir organizma en azından...

olmayan bir şeyin kitaplar yazması-peygamberler göndermesi vs vs de saçmalıktan başka ne olabilir...

o peygamberler şizofren değiller de nedirler...hayali dostlarına tanrı ya da allah diyen şizofrenler...

ama bir yandan da haksızlık yapılıyor...3-5 şizofren kutsallaştırılıp diğerleri akıl hastanelerine kapatılıyor...sebep...tanrı-alah-kitap diye saçmalamadıkları için mi...
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #64 (permalink)  
Alt 19-07-2010, 23:01
elvito - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Taze Arıza
 
Üyelik Tarihi: 22-06-2010
Mesajlar: 9
Alıntı:
maviagac´isimli arızadan alıntı Mesajı göster
allahı yaratanlar onu güçlü kılmak istedikleri için...ama hayal güçleri ancak bu kadarına yetebiliyor işte...güçlü,tek,merhametli,adil,bilmem ne,bilmem ne...
bizi hayrete düşüren şey nedir? picasso nun tablosuna milyonlarca kişiden ancak bir kaçı anlam verebilir.. ya da verdiğini sanır!? kim bilebilir O' nun iç dünyasını?
anlamsız şekillerin, uyumsuz renklerin milyar dolar edebileceğini hayal etmiş midir? ne anlatmak istemişti picasso...

bize anlatmak istediğini anladığımız kadar tanıyoruz O' nu..
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #65 (permalink)  
Alt 21-07-2010, 01:30
maviagac - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
hiperuyuşuk
 
Üyelik Tarihi: 26-03-2009
Mesajlar: 695
Blog Başlıkları: 1
Alıntı:
bizi hayrete düşüren şey nedir? picasso nun tablosuna milyonlarca kişiden ancak bir kaçı anlam verebilir.. ya da verdiğini sanır!? kim bilebilir O' nun iç dünyasını?
anlamsız şekillerin, uyumsuz renklerin milyar dolar edebileceğini hayal etmiş midir? ne anlatmak istemişti picasso...

bize anlatmak istediğini anladığımız kadar tanıyoruz O' nu..

o da kim...picasso mu...yoksa tanrı sanrısı mı...öyleyse umrumda değil...

başkalarının hayali dostlarından bana ne...kendi düşlerime inanırım...kutsalsız,tanrısız hayatıma...

onu anlayan zekiler anlamadıklarıyla kalsın...

...
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #66 (permalink)  
Alt 21-07-2010, 21:32
Kali - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Bu gece birileri ölecek!
 
Üyelik Tarihi: 16-03-2010
Nerden: Kali_fornia
Mesajlar: 1,401
Blog Başlıkları: 1
Alıntı:
bekir_91´isimli arızadan alıntı Mesajı göster
Görüldüğü gibi tevhidden teslise arkasından politeist bir yapıya doğru gidiyor
Yaa, körün fil kuyruğunu tutup yılan zannetmesi gibi, topyekün künfeyekün-bakara fukara allah saplantısı ile antropolojinin altından gir, üstünden çık sonra da üzerine biraz şovenizm serpiştir ve olsun Tengri eski Türkler'in allahı. Yer-sub,Umai,Erlik,Koyaş gibi öteki ufak tanrıları görmezliğe gel de Tengri eski Türkler'in Zeus'u olmasın. Bir hayvandan(Asena) türediğine inanan bir inanç "aynı İslamiyet gibi" olsun.
Kurandan antropoloji öğrenirsen tabii ki "mışlı-muşlu" tarih yazarsın.
Al biraz oku:
Tengricilik Tengricilik

Yaklaşık 3,500 yıl önce Zerdüşt tarafından İran'da kurulmuş olan Zerdüştçülük ilk semavi dindir. Yahudiler (musevilik) ve onun uyarlamaları olan hristiyanlık ve islam tarihlerini "hazreti" Adem (ama Hz. Havva değil, tersine ilk günahı işleyen insandır tatlı Havva. BKZ: ataerkillik) ve Nuh'a dayandırsalar da, bu TSK'nin 1970'lerde kuruluş tarihini, Yeniçeri Ocağının kurulduğu 1363 yılından Mete'nin tahta geçtiği M.Ö. 209'a değiştirmesi gibi daha çok otorite ve meşrutiyet sağlamak için kullanılan bir taktikdir. Antropoloji ruhani "alimlerin" anlattıklarını kanıt olarak kabul etmez, konu uzun-muzun değil, güneşi balçıkla sıvamaya çalışmak zaman alıyor. Belki bakara-takara yerine biraz ilim-bilim yapsan kendini komik etmezsin.
Bir de sormuşsun:
"tanrı kavramı giderek, insan evrimleştikçe azalıyorsa: 1-On bilnlerce ciltlik külliyatlar, kütüphaneler dolusu kitap, en geniş ve sonsuz gibi görünen araştırma alanı nasıl olmuş da tanrı kavramı zayıflarken ortaya çıkmış, her bir külliyatta binlerce konuya değinilmiş. Madem insan bu kadar tanrıdan uzaklaşıyor neden tanrı konusunda araştırmalar artmış"
Anlatayım: Boş mağaraya çok bağırırsa birisinin çıkıp geleceğini ümit ediyor insanoğlu. Sesinin yankılandığı anlayıncaya kadar da haykıracak. İnsan psikolojini inceleyenler bilirler, bir davranış tamamen sönümlenmeden önce şartlı davranışta ani, sıklıkla güçlü bir artış ortaya çıkar. Sanki organizma, yeterince çok denerse ödülü alacağını düşünmektedir. Bu artışa sönümleme patlaması denir.(extinction burst)

Dediğim gibi, biraz ilim-bilim yapsan bakara-takara yerine, hem komik olmazsın hem de içinde patlamaz.

Konu Kali tarafından (21-07-2010 Saat 21:55 ) değiştirilmiştir..
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #67 (permalink)  
Alt 23-07-2010, 20:57
no faith - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
1.T.Ş.
 
Üyelik Tarihi: 03-03-2009
Mesajlar: 531
NEDEN ?? ALLAH BIR OLDUGUNU IDDA EDIYOR ??

soru yanlış.. insanlar "allah"ın bir olduğunu idda ediyo..


You are young and life is long and there is time to kill today
And then one day you find ten years have got behind you
No one told you when to run, you missed the starting gun
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #68 (permalink)  
Alt 28-07-2010, 22:01
bekir_91 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Taze Arıza
 
Üyelik Tarihi: 01-07-2008
Mesajlar: 92
Alıntı:
Yaklaşık 3,500 yıl önce Zerdüşt tarafından İran'da kurulmuş olan Zerdüştçülük ilk semavi dindir. Yahudiler (musevilik) ve onun uyarlamaları olan hristiyanlık ve islam tarihlerini "hazreti" Adem (ama Hz. Havva değil, tersine ilk günahı işleyen insandır tatlı Havva. BKZ: ataerkillik) ve Nuh'a dayandırsalar da, bu TSK'nin 1970'lerde kuruluş tarihini, Yeniçeri Ocağının kurulduğu 1363 yılından Mete'nin tahta geçtiği M.Ö. 209'a değiştirmesi gibi daha çok otorite ve meşrutiyet sağlamak için kullanılan bir taktikdir. Antropoloji ruhani "alimlerin" anlattıklarını kanıt olarak kabul etmez, konu uzun-muzun değil, güneşi balçıkla sıvamaya çalışmak zaman alıyor. Belki bakara-takara yerine biraz ilim-bilim yapsan kendini komik etmezsin.
Dediğim gibi, biraz ilim-bilim yapsan bakara-takara yerine, hem komik olmazsın hem de içinde patlamaz.
İlişikte verilen makaleyi görseydin (bakmak görnek değildir) Zerdüştlük hakkında detaylı bilgi vardı zaten. Benim söylediğim Zerdüştilikten eski bir din. Zerdüştilik bir kaç bölgenin savaşlar sonucu birbirinden etkilenmesi sonucunda oluşmuş bir din. Arada bu dini söylememin nedeni bölgesel olarak farklılık arzettiği gibi onun etkilendiği din daha önemli.
2. olarak ben burada bilimsel bir şey yazdığımı iddia da etmedim. Sadece yazdığım şeylere bir kaç tutanak ekledim. Eğer mevzu-u bahis bilimsellikse Kur'an herkesi susturmaya yeter zaten. Yazının sonuna örnekler de ekleriz,tanık göstermede de bulunuruz.
3.Küllüyatların içinin boş olduğunu söylemişsin (hepsini okumaya ömrün yetmez bari biraz içeriğine ya da hiç olmazsa konubaşlıklarına ya da bazılarının içindekiler bölümüne baksaydın) Boş dediğin külliyatlardan bir örnek
Deccalin bir günü 1 yıl, 1 günü ay, 1 günü 1 hafta ve 1 günü de normal bir gün gibi olacaktır. hadisi şerifine binaen kutuplarda namaz ve oruç vakitlerinin belirlenmesi Ebu Hanife (699) gibi İslam alimlerince olmuştur. Akıl yürütme sistemi ise şudur:
Kutuplarda altı ay gece ve altı ay gündüz yaşanır, dolayısıyla 1 gece+1 gündüz=1 gün ise deccalin çıkacağı yer kutuplardır ve zamanla aşağı gelecektir.
Ya da Allah'ın madem gücü sınırsız başka bir ilah yaratabilir mi?,
Alıntı:
Sonsuz güç, madde, zaman, hız ve enerjiye tamamen hükmetmek belki insanın aklına şu soruyu getirebilir. “Allah c.c. başka bir Tanrı yaratabilir mi?
Bu soru aslında konu başlığında da belirtildiği gibi Allah’ı kendi mantık ve kendi çevre şartlarımız çerçevesinde düşünmekten kaynaklanır.
Aslında ilk sorulan soru şu: Allah c.c. istese kendisinden bir tane daha yaratabilir mi? (Haşa)(Aşağıda neden bu soruya dönüştüğü açıklanmıştır)
Allah’ın bazı isimlerinin iktizası gereği:
Ehad: Bir olan demektir. Yani Allah’ın varlığı bir noktada bitmediği için ikinci bir ilah olamaz. Eğer ikinci bir tanrı olsa bu isme aykırı olurdu. Onun varlığı, gücü bir noktada bitmeli veya tükenmeli ki (haşa) başka bir Tanrı olabilsin.
Kadîr: Her şeye gücü yeter. Dolayısıyla ikinci bir Tanrı’nın varlığı gücünün yetmediği sınır anlamına gelir ki bu ismin iktizası gereği bu mantıksız olur.
Hakîm: Sonsuz hikmet sahibi demektir. Yani abes iş yapmadığı gibi, mantıksız da yapmaz. Yaptığı her işte bir hayır vardır. Biz belki sınırlarımızla bu hikmetleri göremesek de.
Samed: Allah’ın hiçbir şeye ihtiyacı yoktur. Var olmak için de, aklınıza ne gelirse. Dolayısıyla yaratılmış olan bir ilah belki ilah olur ama (o da mantık çerçevesinin yanlış algılamalarını baz alırsak) Allah (c.c.) olamaz. Dolayısıyla mantıksız olur. Çünkü yaratılmış İlah olmaz. Çünkü var olmak için bir başkasına ihtiyaç duyar.
Gelelim hadi yaratılan Allah’ın c.c. sıfatlarına sahip olmayan bir başka tanrı olsun (hâşâ).
Aslında bu da mantık yanlışlığından kaynaklanan bir sorudur. Çünkü bir tanrının varlığı eğer Allah’ın (c.c.) özelliklerine sahip değilse zaten Tanrı olamaz. Çünkü hep bir noksanlık ve eksiklik, bir bakıma zayıf nokta oluşacaktır ve gücünün yetmediği her zaman bir sınır olacaktır. Örnek vermek gerekirse çok basit bir yaprak yaratılacak:
1-Bütün kimya bilgilerine sahip olmak gerekir, çünkü yaprağın yaratılması madde ile olacaktır. Yapraktaki kullanılacak elementler, iyonlar, bağlar, bileşikler ve reaksiyonlar ancak böylece mümkün olabilir.
2-Bütün biyoloji ilmine vâkıf olmak gerekir. Çünkü en küçük proteinden tut da DNA sarmallarının her bir kromozomunun her bir bağının ne işe yaradığını bilmek zorundadır. Her organelin ne işe yaradığını ve nasıl çalıştığını bilmek zorundadır. Bir kromozomun bile yapısının bilinmemesi ortaya bir yaprağın çıkmasına engel olacaktır. (örneğin yoğun radyasyondan DNA’ları etkilenen çocuklar ya sakat doğmaktalar ya da ölü)
3-Sınırsız bir icat aklı olmalı ki bunları yerli yerine, amacına göre yerleştirebilsin. Sınırsız olasılıkları hesaplayabilsin.
4-Elde olan malzeme ile iş göremez. Çünkü yaratmak Allah’a mahsustur. Bir bakıma yeni bir yaprak yaratmak için önce enerji, sonra atom altı parçacıkların oluşturulması, daha sonra atom parçacıklarının oluşturulması, daha sonra proton ve nötronların uygun sayıda çekirdeğe yerleştirilmesi, diğer elementlerle bağların doğru kurulabilmesi ve bileşiklerin oluşturulabilmesi için elektronların uygun sayıda yerleştirilmesi, vs. vs. bir sürü aşama daha devam edip gider. Dolayısıyla yaratmak zorundadır yani yoktan var etmek.
5-Teorik olarak bütün elementleri yaratabilse de -atom numaraları elementlerin kimyasal özelliklerini belirler, dolayısıyla atom numarası değiştikçe elementler de değişir- belki farklı icatların olma ihtimaline karşı, daha iyisinin olma ihtimaline karşı bütün evreni bilmelidir.
Dolayısıyla bir tek atomu bilmeyen bir evrene hükmedemez, evrene hükmeden de her zerreye ayrı ayrı hükmetmelidir. Aynı bir zincir gibi, eğer zincirle bir şey çekiyorsanız oradaki bütün halkalara hükmetmek zorundasınız; çünkü bir halka isyan etse çektiğiniz nesneyi çekemezsiniz. Bu evrende de her şey bir biriyle böyle alakalıdır. En küçük bir şey yaratmak için bile her şeye sözünüz geçmeli, her şeyi yaratmak içinse en küçük zerrelere sözünüz geçmelidir. Dolayısıyla oluşacak ikinci bir tanrı diğerine acizlik getireceğinden ikisi de Tanrı olma özelliğini kaybeder. En küçük bir acizlik ise bütün evrenin karşısında aciz olmak demektir.
Aynı bunun gibi en küçük bir zerreye hükmedemeyen uzaya, mekana, mekana hükmedemeyen zamana, zamana hükmedemeyen hız ve güce hükmedemez. Dolayısıyla en küçük acizlik bütün kainatın karşısında acizlikken öyle de en ufak özellikleri ve noksan sıfatları bulunan ilah olamaz.
Sonuç olarak bu sıfatlardan birinin eksikliği bütün hepsine sirayet edeceğinden ilahın kesinlikle Allah’ın tüm özelliklerine sahip olması gerekmektedir. Bu durumda ise başta verdiğimiz Allah’ın isimlerinden dolayı başka bir ilah olabilir mi sorusu saçma olacaktır.
Matematikte bu konu limit içerisinde işlenirken sonsuz-sonsuz belirsizliği adı altında işlenir. Yani matematik bile saçma diyor. Burada unutulmamalıdır ki bizim soruya saçma dememizin nedeni kendi çevre şartlarımıza göre düşündüğümüz soruları Allah hakkında sormaktır. Bu soru aslında “3 elmadan 2 armut çıktı mı kaç kiraz kalır?” cinsinden bir sorudur.
Mekâna nispeti gibi zamana ve hıza ve güce nispeti birdir. Bu nedenle zamana nispeti de birdir. Zaman onu bağlamadığı gibi bütün zamanlara da onun nispeti birdir. Yani geçmişte olanları bildiği gibi, gelecekte olacakları da bilir. Ve bütün kâinat onun kudret kalemiyle anbean yazılıyor. Kâinatta atomların titreşimlerinden tutun da galaksilerin hareketlerine kadar.
Peygamber efendimizin (s.a.v.) Miraç mucizesinden anlıyoruz ki zaman izafidir(göreceli). Çünkü “Bir gece, kendisine âyetlerimizden bir kısmını gösterelim diye (Muhammed) kul unu Mescid-i Harâm'dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ'ya götüren Allah noksan sıfatlardan münezzehtir; O, gerçekten işitendir, görendir. “ (17;1) ayetinde de belirtildiği gibi Peygamber efendimiz Mescid- i Haram yani Kabe’nin çevresinden Kudüs’e götürülmüştür. Arkasından gökyüzü semalarını ve oradaki harikalıkları görmüştür. Hatta bir yerden sonra Cebrail a.s. dahi kendisiyle birlikte gelememiştir. Süleyman Çelebi’nin Mevlid (Vesilet'ün Necât) adlı eserinde bütün Miraç mucizesi bitip Hz. Muhammed (s.a.v) geldiğinde yatağının hâlâ sıcak olduğu yazar.
Bununla aynı paralelde Albert Einstein izafiyet teorisini ortaya atmıştır. Ancak 1900’lü yıllarda. Bunu da sonradan diğer bilim adamları zamanla doğrulamıştır.
yukarıdaki yazı islam alimlerinin görüşlerine eklemeler yapılarak oluşturulmuştur.
Kaldı ki benim hemen aklıma geliveren bir kaç soru bunlar: Daha külliyatları okursan aklına dahi gelmemiş sorulara çok zekice cevaplar verildiğini göreceksin.
Bakara Suresiyle dalga geçmişsin, gariptir ki Bakara Suresinin içinde senin gibi alay edenlere en güzel cevap veriliyor. Ben söylemeyeyim. Biraz oku da kültürün artsın.
Kur'an'ı hafife almışsın bir bakıma ama okumadığın belli. Okuyup iyice tetkik edenler bak ne diyorlar (Sadece batılı araştırmacılardan örnek verdim zaten bizde örnek dolu)
Dr. Johnson (Düşünür)
Kur'ân şiir midir? Değildir. Fakat onun şiir olup olmadığını ayırt etmek zordur. Kur'ân, şiirden daha yüksek bir şeydir. Bununla beraber Kur’ân ne tarihtir, ne de İsa’nın (as) dağda söylediği öğüt ve nasihat gibi bir manzum eser değildir.
Hatta Kur'ân, ne Buda'nın telkinatı, ne mantık kitabı, ne de Eflâtun'un herkese yaydığı nasihatler gibidir.
Bu, bir Peygamber'in sesidir. Öyle bir ses ki, O’nu, bütün dünya dinleyebilir. Bu sesin aksi, saraylarda, çöllerde, şehirlerde, devletlerde çınlar.
Rodwell (papaz)
Kur'ân, Arabistan'ın basit bedevîlerini öyle bir değişime uğratmıştır ki, bunların adeta meşhur olduklarını zannedersiniz. Kur'ân putperestliği imha ederek; Allah'ın (cc) vahdaniyet akidesini tesis edip; cinlere, perilere, taşlara ibadeti kaldırıp; çocukları diri diri gömmek gibi vahşî âdetleri izaleyle; hurafeleri ve çok evliliği kaldırmakla, bütün Araplara İlâhî lütuf ve nimet olmuştur.
Kur'ân bütün kâinatı yaratan, gizli ve açık her şeyi bilen Kadîr-i Mutlak sıfatıyla kudret ve azamet sahibi Allah’ı (cc) tasdik edip yücelttiğinden, her övgüye şayandır. Kurân'ın ifadesi veciz ve mücmel olmakla beraber, en derin hakikati, en kuvvetli ve mühim hikmeti takrir eden kelimeler ile söylemiştir. Kurân'ın esaslarıyladır ki, Füsdat, Bağdat, Kurtuba, Delhi, bütün Hıristiyan Avrupa'yı titreten bir azamet ve haşmet ihraz etmişlerdir.
Corselle (Düşünür – Kur’ân tercümesi yapmıştır)
Kur'ân Arapça'nın en mükemmel ve pek sağlam bir eseridir. Bir insan kalemi, bu mucizevî eseri vücuda getiremez. Kur'ân, zatıyla daimî bir mucizedir; hem öyle bir mucize ki, ölüleri diriltmekten daha yüksektir.
Bu mukaddes kitabın ta kendisi, kaynağının semavî olduğunu ispata kâfidir. Arabistan'ın çıplak ve kısır çöllerini aydınlatan, şair ve hatiplere meydan okuyan Kur'ân, bir âyetine bir benzer istemiş; hiçbir kimse bu meydan okumaya karşı gelememişti.
Marmaduke Pickthall (İngiliz yazar)
Kurân'ın telkin ve Hz. Muhammed'in (asm) tebliğ ettiği esaslardan mükemmel bir “ahlâk hukuku” kitabı vücut bulur. Kur’ân esaslarının muhtelif memleketlerde insanlığa ettiği iyiliği ve Allah'a (cc) yakınlaşmak isteyen insanları Allah’a (cc) bağladığını inkâr etmek mümkün değildir.
Yaratıcının hukukuyla yaratılanın hukukunu en mükemmel surette ancak Kur’ân tarif etmiştir. Bunu yalnız Müslümanlar değil, Hıristiyanlar da, Museviler de itiraf ediyorlar.
Goethe (Alman edebiyatçısı)
Elimize her aldığımızda… Kısa bir süre içinde bizi cezbeden, hayretler içinde bırakan ve en sonunda önünde eğilecek kadar hayran bırakan bir eserdir… Kurân'ın üslubu, içeriğine ve amacına uygun olarak çok kuvvetli, yüce ve muhteşemdir… Bu kitap tüm çağlar boyunca en etkili kitap olarak kalacaktır.
Doktor Maurice (Arap edebiyatında ileriye gitmiş ve Kurân’ı tercüme eden meşhur yazar)
Kur'ân nedir? Her tenkidin fevkinde bir fesahat ve belâgat mucizesidir. Kurân'ın, 350 milyon Müslüman’ın göğsünü haklı bir gururla kabartan meziyeti, onun, her manayı güzel ifade etmesi itibarıyla, nazil olan kitapların en mükemmeli ve ezelisi olmasıdır. Hayır, daha ileri gidebiliriz;
Kur'ân, ezeli kudretin, lütuf ile insana bahşettiği semavi kitapların en güzelidir. Beşeriyetin refahı noktasından bakıldığında Kurân'ın beyanatı, Yunan felsefesinin ifadelerinden pek ziyade ulvîdir.
Kur'ân, arz ve semanın yaratıcısına hamd ve şükranla doludur. Kurân'ın her kelimesinde ki mükemmellik, her şeyi yaratan ve her şeyi sahip olduğu kabiliyete göre sevk edip yol gösteren kudret sahibi Allah’ın azametinde gizlidir.
Edebiyatla alâkadar olanlar için, Kur'ân, bir edebiyat kitabıdır. Dil mütehassısları için Kur'ân, bir kelimeler hazinesidir. Şairler için Kur'ân, bir ahenk kaynağıdır. Bundan başka bu kitap, hüküm ve fıkıh namına her ilmi içine alır.
Bizans Hıristiyanlarını, içine düştükleri sahte inanç ve çıkmazlardan, ancak Arabistan'ın Hira Dağı’nda yükselen ses kurtarabilmiştir. İlâhî kelimeyi en ulvî makama yükselten ses, bu ses idi. Fakat Rumlar bu sesi dinleyememişlerdi. Bu ses, insanlara en temiz ve en doğru dini öğretiyordu.
Mr. John Davenport (Yazar -düşünür)
Kurân'ın sayısız hususiyetleri içinde bilhassa ikisi fevkalâde mühimdir.
Kudret ve azamet sahibi Allah’ı (cc) ifade eden ayetlerin ahengindeki ulviyettir. Kur'ân-ı Kerim, beşerî zaaflardan herhangi birisini Allah’a (cc) isnattan uzaktır.
Kur'ân, başından sonuna kadar, gayr-ı beliğ, gayr-ı ahlâkî yahut terbiyeye muhalif fikirlerden, cümlelerden ve hikâyelerden tamamen münezzehtir.
Hâlbuki bütün bu kusurlar, Hıristiyanların ellerindeki tahrif edilmiş Kitab-ı Mukaddes'te çokça vardır.
Edward Gibbon ( İngiliz tarihçi ve eğitimci)
Ganj Nehri ile Atlas Okyanusu arasındaki memleketler, Kurân'ı, bir anayasa ve şeriata dair hayatın ruhu olarak tanımışlardır. Kurân'ın nazarında, ezici bir hükümdarla, zavallı bir fakir arasında fark yoktur. Kur'ân, bu gibi esaslar üzerinde öyle kanunlar vücuda getirmiştir ki, dünyada bir benzeri yoktur.
Kur'ân, Allah'ın (cc) birliğine en kuvvetli delildir. Filozofane bir dimağa sahip olan ve Allah’ın (cc) birliğine inanan biri, İslamiyet’in nazara verdiği bu noktayı kabul etmekte hiç tereddüt etmez. Müslümanlık, belki bugün düşündüğümüz seviyesinden daha yüksek bir dindir.
Müsteşrik Sedio (Batılı felsefeci)
Kur'ân, insanlara Allah’ın (cc) hukukunu tanıtmış, mahlûkatın yaratıcısından ne bekleyeceğini ve yaratıcısıyla münasebetini en açık şekilde öğretmiştir. Kur'ân, ahlâk ve felsefenin bütün esaslarını içine alır.
Fazilet ve rezilet, hayır ve şer, eşyanın hakiki mahiyeti, kısaca her mevzu Kurân'da ifade olunmuştur. Hikmet ve felsefenin esası olan adalet ve eşitliği öğreten ve başkalarına iyilik etmeyi, faziletli olmayı ders veren esaslar, bunların hepsi Kurân'da vardır. Kur'ân, insanı iktisat ve orta yola sevk eder, sapkınlıktan korur, ahlâkî zaafların karanlığından çıkarır, yüksek ahlâkın nuruna ulaştırır, insanın kusurlarını, hatalarını yüceliğe ve olgunluğa çevirir.
Thomas Carlyle (Meşhur İngiliz Düşünür)
Kurân'ı bir kere dikkatle okursanız, onun kendine has özelliklerinin ortaya çıktığını görürsünüz. Kurân'ın güzelliği, diğer bütün edebî eserlerin güzelliklerinden ayrıdır. Kurân'ın başlıca hususiyetlerinden biri, onun tahrif olmamasıdır.
Benim fikir ve kanaatime göre, Kur'ân, baştanbaşa samimiyet ve hakkaniyetle doludur. Hz. Muhammed'in (asm) cihana tebliğ ettiği davet, hak ve hakikattir.
Prof. Gerald C. Goeringer ( Georgetown Üniversitesi tıbbi embriyoloji doçenti)
Bazı Kur’ân ayetleri hücre karışımından organların yaratılışına kadar insan gelişiminin son derece kapsamlı tanımını yapar. Aşamaları, terminolojisi ve açıklaması ile insan gelişiminin böylesine açık ve eksiksiz kaydı daha önce var olmamıştı. Hepsinde olmasa bile çoğu durumda bu açıklama, geleneksel bilim literatüründe kayıtlı olan insan embriyosu ve insan cenini gelişiminin pek çok aşamasını yüzyıllar öncesinden bildirmektedir.
Jochahim Durulph (Batılı bilgin)
Evvelâ şunu itiraf etmek lâzımdır: Kur'ân, bütün dini kitaplardan üstündür. Kurân'ın tarif ettiği basit fakat mükemmel sıhhi kaideleri nazar-ı dikkate alırsak, bu mukaddes kitap sayesinde, bütün dünyanın bazı kısımlarıyla, haşarat mahşeri olan Asya'nın müthiş bir tehlike olmaktan kurtulduğunu görürüz. Müslümanlık nezafeti, temizliği, nezaheti bütün Müslümanlara farz etmekle, birçok tahripkâr mikropları imha etmiştir.
Prens Bismarck
“Muhtelif devirlerde insanları idare etmek için Allah (cc) tarafından gönderildiği söylenen bütün indirilmiş ve semavi kitapları tam ve etraflı surette tetkik ettimse de hiçbirinde bir hikmet ve isabet göremedim. Bu kanunlar değil bir cemiyeti, bir hane halkının saadetini bile temin edecek mahiyetten pek uzaktır.
Lâkin Müslümanların Kurân’ı bu kayıttan azadedir. Ben Kurân’ı her cihetten tetkik ettim. Her kelimesinde büyük hikmetler gördüm. Müslümanların düşmanları, bu kitabın Muhammed’in sözü olduğunu iddia ediyorlarsa da, en mükemmel ve hatta mütekâmil bir dimağdan böyle harikanın doğacağını iddia etmek, hakikatlere göz yumup kin ve garaza âlet olmak manasını ifade eder ki, bu da ilim ve hikmetle bağdaşmaz.”
“Ben şunu iddia ediyorum ki, Muhammed mümtaz bir kuvvettir. Kudret elinin böyle ikinci bir vücudu, imkân sahasına getirmesi ihtimalden uzaktır.”
“Ben sana çağdaş olamadığımdan müteessirim, ya Muhammed! Öğreticisi ve naşiri olduğun bu Kitap, senin değildir. O, İlâhîdir. O’nun ilâhî olduğunu inkâr etmek, mevzu ilimlerin batıl olduklarını iddia etmek kadar gülünçtür. Bunun için insanlık senin gibi mümtaz bir kudreti bir defa görmüş, bundan sonra görmeyecektir. Ben sevgi dolu huzurunda derin bir hürmetle eğilirim.”
Johon Jacobreisi (Alman filozof)
“Biraz Arapça öğrenen bazı kimseler, Kur’ân ile istihzaya kalkışıyor. Fakat bunlar Kurân’ın tesirli, fasih ve inananları elektrikleyen okunuşunu dinlemiş olsalar, Hz. Muhammed’in ashâbına Kur’ân anlatırken kullandığı, akıllara hayret verici lisanı duysalar, Allah’ın (cc) huzurunda secdeye kapanırlar ve hepsi de: “Ya Resulallah! Bizim elimizden tut ve bizi senin ümmetin dâhil olmak şerefinden mahrum etme, derlerdi.”
H. Leider (İngiliz Bilgini)
“İslam çocukları tahsillerine Kur’ân ile başlıyorlardı. Çünkü Kur’ân bütün din ve dünya faziletlerinin kaynağıdır. Fakat bu mekteplerin yanlarında yine Kurân’ın ilhamıyla felsefe ve hikmet dersleri okunan medreseler vardı, sonradan bu medreseler üniversite olmuştur. Bundan dolayıdır ki, Afrika’nın o zamanlar dünyanın en karanlık noktası denen köşeleri, maddî terakkîler itibariyle, çağdaşı olan Avrupa ülkelerinden çok yüksek bulunuyordu.”
Edmond (İngiliz siyaset adamı)
“Kurân’ı tetkik ettikçe, O’nun kemal ve yüceliğini tanırız. Önce insanı cezbeden Kur’ân, sonra onu hayrete sürükler, sonra da onda bir tutkunluk uyandırır, insanı kendisine hürmete mecbur eder ve bu suretle herkesi derinden etkiler.”
Dr. Maurice Bucaille (Paris Üniversitesi, Cerrahi Klinik Başkanı)
Modern bilginin ışığında Kur’ân tamamen objektif olarak incelendiğinde, pek çok kereler belirtildiği gibi ikisi arasındaki uzlaşma fark edilir. Hz. Muhammed’in zamanındaki bir kişinin o günün bilgisiyle böyle ifadelerin sahibi bir yazar olması düşünülemez. Bu tür düşünceler Kurân'ın eşsizliğini gösteriyor ve tarafsız bilim adamını, materyalist sebeplere dayanan bir açıklama getirmedeki yetersizliğini kabul etmeye zorluyor.
Prof. Joe Leigh Simpson (Jinekoloji, moleküler ve insan genetiği profesörü)
“Bence genetik ve din arasında hiçbir çatışma yok, bilakis din, bazı geleneksel bilimsel yaklaşımlara vahiy ekleyerek bilimi yönlendirebilir ki bunlar da Kurân'da var olan sözlerdir, asırlar sonra geçerli olduğu gösterilmiştir ve Kurân'daki bu bilgi desteği Allah'tandır.”
Carlyle (Amerikalı filozof)
"Kur'ân hakikatleri ortaya çıktığı zamandan beri, ateş gibi bütün dinleri yuttu. Zaten bu onun hakkı idi. Çünkü Nasârâ ve Yahudilerin hurafelerinden bir şey çıkmadı."
Dr. City Youngest (Arap-İngiliz dili ve edebiyatı uzmanı)
Kur'ân, insanların istifade ettiği eserlerin en büyüklerinden biridir. Kurân'da büyük bir insanın ahlâkı, en açık şekilde görülmektedir.
Carlyle "Kurân'ın ulviyeti, onun cihan-şümul hakikatindedir." dediği zaman, şüphesiz, doğru söylemişti.
Kur'ân, akaid ve ahlâkın, insanlara hidayet ve hayatta muvaffakiyet temin eden esasların mükemmel kaynağıdır. Bütün bu esasların en önemlisi, âlemin bütün kaderini elinde tutan kudret ve azamet sahibi Allah’a (cc) imandır.
Kuran'ın İlahi Bir Kitap Olması ve İnsanlar Üzerindeki Etkisi Hakkındaki Yorumlardan Bazıları
Bütün olarak Kuran'da en zeki insanlar, en büyük filozoflar ve en yetenekli politikacılardan alınabilecek bir akıl koleksiyonu buluruz. Ama Kuran'ın ilahi kaynaklı olduğunun başka bir kanıtı daha bulunmaktadır; vahyedildiği günden bugüne kadar çağlar boyunca bozulmadan korunmuş olması... Müslüman dünya tarafından tekrar tekrar okunan bu kitap, iman eden kişide hiçbir bıkkınlık meydana getirmez, aksine tekrarları yoluyla her gün daha da çok sevilir. Onu dinleyen ya da okuyan kişide derin bir huşu ve saygı hissi uyandırır... Dolayısıyla, İslam'ın büyük ve hızlı bir şekilde yayılmasını sağlayan, her şeyden öte, bu kitabın Allah'ın kitabı olmasıdır...258 (Laura Veccia Vaglieri'ın Apologie de I'Islamisme (İslamiyet Adına Bir Açıklama) adlı kitabından)
Kuran çok sayıda mükemmel ahlaki tavsiyeler içerir ve içeriği küçük bağlantısız parçalardan oluşur, öyle ki tüm insanların onaylaması gereken özdeyişler bulmadan tek bir sayfasını bile geçemeyiz. Kuran'ın bölümler halindeki bu yapısı hayattaki herhangi bir olayda sıradan insanlara uygun olan, kendi içinde bir bütün olan metinler, özdeyişler ve kurallar meydana getirir.259 (John William Draper'ın A History of the Intellectual Development of Europe (Avrupa'nın Entelektüel Tarihinin Gelişimi) adlı kitabından)
[Allah'ın] Güç, bilgi ve evrensel İlahi takdir ve birliği (göklerin ve yerin sahibi tek bir Allah'a olan inanç ve güven) niteliklerine atfen Kuran'da geçen İlahi doğa anlayışı, ayrıca yüksek ve derin ahlaki azim, öğüt verici akli konuların Kuran'da yer alması ve güçlü milletler ve büyük imparatorlukların kurulacağını ispatlayan bölümler bulunması sebepleriyle Kuran'ın en üst derecede övgüye layık olduğu da kabul edilmelidir.260 (Aziz J. M. Rodwell’in Arapça’dan tercüme İngilizce Kuran mealinin önsözünden)
… Edebi bir ürün olarak onun değeri bazı subjektif ve estetik zevklerin ön yargıları ile ölçülmemelidir, ancak Hz. Muhammed (sav)'in çağdaşları ve hemşehrilerinde oluşturduğu etki göz önünde bulundurulmalıdır. Şimdiye kadar düşman olan elementleri tek bir vücutta birleştirmenin yanı sıra, eğer dinleyenlerin kalbine bu kadar güçlü ve ikna edici sesleniyorsa, şimdiye kadar Arapların zihniyetinin ötesinde olan fikirleri canlandırıyorsa belagatı mükemmeldir, çünkü kabilelerden medeni bir ulus kurmuştur... (Dr. Steingass'ın, T. P. Hughes'un Dictionary of Islam (İslam Sözlüğü) adlı kitabında yer alan bir sözü)
… Arapça Kuran'ın yüce belagatını zayıf da olsa yansıtacak bir şeyler üretme girişimim, mesajın kendisinin yanı sıra, kompleks ve zengin kafiyeleriyle çeşitlenmiş insanlığın en büyük edebi başyapıtı olan Kuran'ın karşısında sönük kaldı... Müslüman Pickthall'ın Kutsal Kitabı tarif ederken kullandığı tabirle bu "taklit edilemez ahenk" daha önceki tercümanlar tarafından neredeyse tümüyle göz ardı edilmiştir; bu yüzden muhteşem şekilde süslenmiş orijinaliyle kıyaslandığında (meallerin) donuk ve düz seslere sahip olması şaşırtıcı değildir. (Arthur J. Arberry'nin The Koran Interpreted (Açıklamalı Kuran) adlı kitabından)
Modern bilginin ışığında Kuran tamamen objektif olarak incelendiğinde, pek çok kereler belirtildiği gibi ikisi arasındaki uzlaşma fark edilir. Hz. Muhammed (sav)'in zamanındaki bir kişinin o günün bilgisiyle böyle ifadelerin sahibi bir yazar olması düşünülemez. Bu tür düşünceler Kuran'ın eşsizliğini gösteriyor ve tarafsız bilim adamını, materyalist sebeplere dayanan bir açıklama getirmedeki yetersizliğini kabul etmeye zorluyor. (Dr. Maurice Bucaille, Paris Üniversitesi, Cerrahi Klinik Başkanı)263
… Kuran, başlangıç noktası olarak değişmeyen yerini muhafaza etmiştir… Herkesin anlayabileceği özlü bir anlatıma sahip olan bu din, insanların vicdanını harekete geçirmeye yönelik üstün bir güce de sahiptir.264 (Ünlü Fransız aydınlardan Edward Montet)
… Hem korunmuş olması hem de özü itibariyle tamamiyle eşsiz bir kitap var… hiç kimsenin ciddi bir şüphe ortaya atmayı başaramadığı gerçek bir otorite.265 (Aziz Bosworth Smith'in Mohammed and Mohammadanism (Hz. Muhammed ve Muhammedçilik) adlı kitabından)
… Kuran, vicdan özgürlüğünü açık bir şekilde destekler.266(James Michener'ınn "Islam: The Misunderstood Religion" (İslamiyet: Yanlış Anlaşılan Din) adlı makalesinden)
Adalet anlayışı, İslam'ın harikulade ülkülerinden biridir, çünkü Kuran'ı okuduğumda hayatın bu dinamik prensiplerini görüyorum; bunlar mistik değiller, aksine tüm dünyaya uyan, hayatın günlük seyrine uygun pratik ahlak sistemini görüyorum.267(Speeches and Writings of Sarojini Naidu (Sarojini Naidu'nun Konuşma ve Yazıları) adlı kitapta yer alan "The Ideals of Islam" (İslamiyetin İdealleri) konulu bir konferanstan)
Kuran'ı bir kaynak, bilimlerin başı olarak bulmak bizi şaşırtmamalı. Kuran'da gökler ve yerle, insan hayatıyla, ticaret ve çeşitli işlerle ilgili her konudan söz edilmektedir ve bu da kutsal kitabın bölümlerindeki tefsirleri oluşturan tek bir konuyla ya da bir konunun tek bir yönüyle ilgili metinleri meydana getirmektedir. Kuran bu şekilde Müslüman dünyasındaki tüm bilim dallarındaki muhteşem gelişmelerin temel sebebidir... Bu sadece Arapları etkilemekle kalmamış aynı zamanda Yahudi felsefecilerin metafizik ve dini konulara Arap metotlarıyla yaklaşmalarına neden olmuştur. Son olarak, Hıristiyan skolastisizminin Arap din felsefesi ile ne şekilde harmanlandığı hakkında daha fazla tartışmaya gerek yoktur.
İslami sınırlar içinde uyanan manevi hareket, sadece dini tahminlerle sınırlı değildir. Yunanlıların felsefi, matematiksel, astronomik ve tıbbi yazılı eserleriyle olan tanışıklık bu çalışmaların devamlılığına yol açmıştır. Hz. Muhammed (sav) açıklayıcı vahiylerle Allah'ın mucizelerinin bir parçası olarak insanın hizmetine verdiği, dolayısıyla tapınılmaması gereken gök cisimlerinin hareketlerine defalarca dikkat çekmiştir. Tüm ırklardan Müslümanların astronomi ilmi üzerinde nasıl başarıyla çalıştıkları onların yüzyıllarca bu ilmin başlıca destekçisi olmalarından anlaşılmaktadır. Şimdi bile pek çok Arapça yıldız ismi ve teknik terim kullanımdadır. Avrupa'da Ortaçağ astronomları Arapların öğrencileri olmuştur.
Aynı şekilde Kuran tıbbi çalışmalara da güç vermiş, genel olarak doğa üzerinde düşünmeyi ve çalışmayı tavsiye etmiştir. (Prof. Hartwig Hirschfeld'ın New Researches into the Composition and Exegesis of the Qur'an (Kuran'ın Yapısı ve Tefsiri Üzerine Yapılan Yeni Araştırmalar) adlı kitabından)
Kuran genel kabulle dünyanın büyük İlahi kitapları arasında önemli bir yer tutar. Çağ açan çalışmaların en yenileri edebiyat sınıfına ait olsa da, bunların hemen hiçbiri büyük insan kitleleri üzerinde böyle muhteşem bir etki bırakmamıştır. Kuran insan düşüncesinde yeni bir evre ve taze bir özyapı meydana getirmiştir. Önce Arap Yarımadası'nın birbirinden farklı çok sayıdaki çöl kabilesini kahramanlar milletine dönüştürmüş, daha sonra da bugün Avrupa ve Doğu'nun en büyük güçlerden biri olarak dikkate alınması gereken Hz. Muhammed (sav) döneminin çok geniş politik-dini organizasyonlarını oluşturmaya devam etmiştir.269 (Aziz J. M. Rodwell’in Arapça’dan tercüme İngilizce Kuran mealine, G. Margoliouth tarafından yazılan giriş bölümünden)
… elimize her aldığımızda… kısa bir süre içinde bizi cezbeden, hayretler içinde bırakan ve en sonunda önünde eğilecek kadar hayran bırakan bir eserdir… Kuran'ın üslubu, içeriği ve amacına uygun olarak çok kuvvetli, yüce ve muhteşemdir… bu kitap tüm çağlar boyunca en etkili kitap olarak kalacaktır. (Goethe'nin T. P. Hughes'un Dictionary of Islam (İslam Sözlüğü) adlı kitabında yer alan bir sözü)
Bilim Adamlarının Kuran Hakkındaki Yorumlarından Bazıları
… (Kuran'da) çok fazla doğru var ve tıpkı Dr. Moore gibi ben de bu açıklamaları yaptıranın İlahi bir ilham olduğu konusuna inanmakta kesinlikle zorlanmıyorum. (Prof. T. V. N Persaud, Manitoba Üniversitesi'nde anatomi, pediatri ve çocuk sağlığı, obstetrik, jinekoloji alanlarında profesör)
… Bence genetik ve din arasında hiçbir çatışma yok, bilakis din, bazı geleneksel bilimsel yaklaşımlara vahiy ekleyerek bilimi yönlendirebilir ki bunlar da Kuran'da var olan sözlerdir, asırlar sonra geçerli olduğu gösterilmiştir ve Kuran'daki bu bilgi desteği Allah'tandır. (Prof. Joe Leigh Simpson, obstetrik, jinekoloji, moleküler ve insan genetiği alanlarında profesör)
Bir bilim adamı olarak, sadece kesin olarak gördüğüm şeylerle ilgilenebilirim. Embriyoloji ve gelişimsel biyolojiyi anlayabiliyorum. Kuran'dan bana tercüme edilen kelimeleri de anlayabiliyorum. Daha önce vermiş olduğum örnekte olduğu gibi eğer kendimi o çağa götürebilseydim, bugün bildiklerimle ve tanımlayabildiklerimle, o zaman tarif edilmiş olan şeyleri tanımlayamazdım… Öyleyse (Kuran'da) yazılan herşeyde İlahi müdahalenin olduğu düşüncesi ile hiçbir çelişki göremiyorum. (Prof. E. Marshall Johnson, Thomas Jefferson Üniversitesi'nde anatomi ve gelişimsel biyoloji profesörü)
Bazı ayetler (Kuran ayeti), hücre karışımından organların yaratılışına kadar insan gelişiminin son derece kapsamlı tanımını yapar. Aşamaları, terminolojisi ve açıklaması ile insan gelişiminin böylesine açık ve eksiksiz kaydı daha önce var olmamıştı. Hepsinde olmasa bile çoğu durumda bu açıklama, geleneksel bilim literatüründe kayıtlı olan insan embriyosu ve insan cenini gelişiminin pek çok aşamasını yüzyıllar öncesinden bildirmektedir. (Gerald C. Goeringer, Georgetown Üniversitesi'nde tıbbi embriyoloji dalında doçent)
İnsanın gelişimi hakkında Kuran'daki ifadelerin açıklanmasında yardımcı olmak benim için çok büyük bir zevk. Ben kesin olarak söylüyorum ki bu ifadeleri Hz. Muhammed (sav)'e Allah vermiştir, çünkü bu bilginin çoğu pek çok yüzyıl sonrasına kadar keşfedilmedi. Bu bana şunu kanıtlıyor ki, Hz. Muhammed (sav) Allah'ın elçisidir. (Prof. Keith L. Moore, Toronto Üniversitesi anatomi ve hücre biyolojisi profesörü, seçkin bir embriyolog ve pek çok tıp ders kitabının yazarı)
... İnsan embriyosunun geçirdiği evreler kompleks olduğundan -ki bunu gelişim sırasındaki sürekli değişim sürecine borçludur- Kuran ve sünnetteki deyimler kullanılarak yeni bir sınıflama sistemi önerilmiştir. Önerilen sistem basittir, çok kapsamlıdır ve günümüzdeki embriyolojik bilgiyle tam uyum halindedir. (Prof. Keith L. Moore, Toronto Üniversitesi anatomi ve hücre biyolojisi profesörü)276
Son dört yıldır Kuran ve hadislerle ilgili yapılan yoğun çalışmalar sonucunda, insan embriyosunu bölümlere ayıran yeni bir sistem ortaya çıkmıştır ki, bu MS 7. yüzyılda kaydedildiği için çok şaşırtıcıdır... Kuran'daki açıklamalar MS 7. yüzyıldaki bilimsel bilgiye dayalı olamazlar... (Prof. Keith L. Moore, Toronto Üniversitesi anatomi ve hücre biyolojisi profesörü)277
(Hz. Muhammed’in) evrenin ortak kökeni gibi konuları bilmesinin imkansız olduğunu düşünüyorum, çünkü bilim adamları bunu son derece komplike ve gelişmiş teknolojik metotlar kullanarak son birkaç yıl içinde bulabilmişlerdir… 1400 yıl önce nükleer fizik hakkında hiçbirşey bilmeyen bir kişi, örneğin; yeryüzünün ve gökyüzünün aynı kaynaktan geldiğini veya burada tartıştığımız diğer soruların cevaplarını kendi bulamaz. (Prof. Alfred Kroner, Almanya, Mainz Üniversitesi jeobilim profesörü, dünyanın en ünlü jeologlarından)278
Tüm bunları birleştirirseniz ve Kuran'da dünya hakkındaki konular ile dünyanın oluşumu ve genel olarak bilim ile ilgili tüm bu ifadeleri birleştirirseniz, pek çok şekilde burada açıklanmış ifadelerin kesinlikle doğru olduğunu ve şimdi bunların bilimsel metotlar ile teyit edildiğini… söyleyebilirsiniz. Kuran'da geçen ifadelerin pek çoğu o zaman için henüz kanıtlanmamıştı, fakat modern bilimsel metotlar şimdi Hz. Muhammed (sav)'in 1400 sene önce söylemiş olduklarını kanıtlayan bir pozisyonda. (Prof. Alfred Kroner, Almanya, Mainz Üniversitesi jeobilim profesörü)279
Kuran'da doğru astronomik gerçekleri bulduğum için çok fazla etkilendiğimi söyleyebilirim ve bizim gibi evrenin en ufak parçasını dahi inceleyen modern astronomlar için özellikle. En küçük parçayı dahi anlamak için çabalarımızı yoğunlaştırıyoruz. Çünkü teleskoplar kullanarak tüm evreni düşünmeden sadece gökyüzünün en küçük kısımlarını görebiliyoruz. Öyleyse Kuran okuyarak ve soruları Kuran'dan cevaplayarak evren araştırmalarım için gelecekteki yolumu bulabileceğimi düşünüyorum. (Prof. Yushidi Kusan, Japonya, Tokyo Rasathanesi Direktörü)280
Kesinlikle gördüğümüz şeyin harikulade olduğunu (belirtmek) isterim. İster bilimsel açıklamayı kabul etsin ister etmesin, gördüğümüz bu yazıları değerlendirmek için bizim sıradan bir insan tecrübesiyle anlayacağımızın çok daha ötesinde bir şey olmalı. (Prof. Armstrong, NASA'da görevli astronomi profesörü)281
Böyle bir bilginin o zaman yani 1400 sene önce var olduğunu hayal etmek son derece güç. Belki bazı şeyler basit birer fikir olabilirdi, ama bunları çok detaylı bir şekilde anlatabilmek son derece zor. Öylese bu kesinlikle insan bilgisi değil. Normal bir insan bu olguyu bu kadar detay ile açıklayamaz. Öyleyse bilgi doğaüstü bir kaynaktan gelmiş olmalı diye düşünüyorum.(Prof. Dorja Rao, Suudi Arabistan, Jeddah, Kral Abdulaziz Üniversitesi'nde deniz jeolojisi profesörü)282
… Ben inanıyorum ki Kuran'da 1400 sene önce ifade edilmiş olan herşey doğrudur ve bilimsel yollar ile kanıtlanabilir… Bu, tüm bilimleri bilen Allah'ın ilhamıdır. Böylece, şunu söylemenin vakti gelmiştir, "Allah'tan başka İlah yoktur ve Hz. Muhammed (sav) O'nun elçisidir". (Prof. Tejatat Tejasen, Tayland, Chiang Mai Üniversitesi embriyoloji ve anatomi departmanının başkanı)283
Kuran birkaç yüzyıl evvel gelmiştir ve ne keşfettiysek teyit etmiştir. Bu demektir ki Kuran, Allah'ın sözüdür. (Prof. Joly Sumson, jinekoloji ve obstetrik profesörü)284
Bu kitap (Kuran)geçmişten, yakın zamandan ve gelecekten bahsediyor. Hz. Muhammed (sav)'in döneminde insanların kültürel seviyesini bilemiyorum ve bilimsel düzeylerini de bilemiyorum. Eğer bu geçmiş dönemde bildiğimiz düşük bilim düzeyi ise ve teknoloji yok ise, hiç şüphe yok ki, bugünlerde Kuran'da ne okuyorsak hepsi Allah'ın ışığıdır. Bunu Hz. Muhammed (sav)'e ilham etmiştir. Böylesine mükemmel bir bilgi olabilir mi diye Ortadoğu'daki medeniyetin başlangıç tarihi hakkında bir araştırma yaptım. Bu Allah'ın Hz. Muhammed (sav)'i gönderdiği inancını daha da güçlendirdi. Ona engin biliminden yakın zamanda keşfettiğimiz küçük bir parça gönderdi. Jeoloji alanında Kuran'la bilimin sürekli bir diyaloğu olmasını umuyoruz. (Prof. Palmar, Amerika'da jeoloji alanındaki önemli bilim adamlarından biri)285
Kuran'da dağların yeryüzünü sabitleme fonksiyonu hakkında yapılan bir sohbette:
İnanıyorum ki bu (Kuran bilgisi) çok çok ilginç ve neredeyse imkansız. Kesinlikle inanıyorum ki ne söylüyorsanız haklısınız, bundan dolayı bu kitabın (Kuran'ın) duyurusu çok değerli, size katılıyorum. (Prof. Syawda, Japonya'da ve dünyaca ünlü okyanus jeolojisi alanındaki Japon bilim adamı)286
Kuran Hakkında Söylenmiş Diğer Sözlerden Seçmeler
Herşey son derece mantıklı geldi. İşte bu Kuran'ın güzelliği, sizden tepki vermenizi ve akletmenizi bekler... Kuran'ı daha fazla okuduğumda, duadan, iyilikten ve yardımdan bahsediyordu. O zamanlar daha Müslüman olmamıştım, ama benim için tek cevabın Kuran olduğunu ve Kuran'ı Allah'ın göndermiş olduğunu anladım.(Yusuf İslam [Cat Stevens], eski İngiliz pop starı)287
"Allah'a teslim olmuş kişi" anlamında bir "Müslüman" olduğumu umuyor olmama rağmen, alışıldık anlamıyla bir Müslüman değilim. İnanıyorum ki benim ve diğer Batılıların Kuran ve diğer İslami düşünceyi yansıtan kaynaklarda iyice işlenmiş ve daha öğrenmemiz gereken çok büyük İlahi gerçekler vardır. Ayrıca, İslam kesinlikle geleceğin tek dininin temel çatısını oluşturacak en kuvvetli adaydır. (Islam and Christianity Today (Günümüzde İslam ve Hıristiyanlık) adlı kitaptan)288
Benim, dinimi değiştirerek İslamiyet'i seçmemin en önemli etkenlerinden biri Kuran'dı.Ben, İslam dinini seçmeden önce Batılı bir entelektüelin eleştirel ruhuyla Kuran üzerinde çalışmaya başladım.... Bu kitapta, Kuran'da, onüç asırdan daha evvel vahyedilmiş, modern bilim araştırmalarının çoğunun içerdiği fikirleri tam anlamıyla taşıyan ayetler var. İşte bu kesinlikle benim dinimi değiştirmeme sebep oldu. (Ali Selman Beroist, Fransız Tıp doktoru)289
Ben bütün dinlerin kutsal kitaplarını okudum, İslam'da karşılaştığım şeyi hiçbirinde bulamadım; mükemmelliği. Kuran diğer okuduğum metinlerle karşılaştırıldığında, bir kibritin ışığıyla karşılaştırılan bir güneş gibidir. Kesinlikle inanıyorum ki, gerçeğe tamamen kapalı olmayan bir akılla Allah'ın sözlerini okuyan herkes Müslüman olacaktır. (Saifuddin Dirk Walter Mosig) 290
Kuran'ı güçlü kılan hususlardan birisi şudur; bir Müslüman veya herhangi bir insan Kuran'ı eline alıp herhangi bir sayfasını açıp okuduğunda, hayatın özüne dair alması gereken mesajı alır. (Ünlü teolog John Esposito) 291
Dünyadaki bütün alim ve bilgin kişileri biraraya getirerek, yegane doğru ve insanları mutluluğa ulaştıracak tek vesile olan Kuran'ın prensiplerine dayalı ortak bir rejim kuracağım dönemin pek yakın olduğunu umuyorum. (Fransız imparator Napoleon Bonaparte) 292
Tony Blair: "Kuran Bana İlham Verdi"
Bugüne kadar üç defa Kuran'ı okuduğunu söyleyen İngiltere Başbakanı Tony Blair, pek çok açıklamasında Kuran ahlakına duyduğu hayranlığı dile getirmektedir. 29 Mart 2000 tarihinde ünlü televizyon kanalı BBC, Blair'in Kuran'a olan hayranlığını "Blair: Koran Inspired Me" (Blair: Kuran Bana İlham Verdi) başlıklı haberi ile bildirmekteydi. İslam'ın çok barışcıl ve güzel bir din olduğunu, kendisine ait iki Kuran'ı olduğunu ve Kuran'ı okudukça ondan ilham aldığını söyleyen Blair sözlerine şöyle devam etmekteydi:
Eğer Kuran'ı okursanız çok açık bir kitap olduğunu göreceksiniz... insanlığa rehberlik eden sevgi ve beraberlik kavramlarını çok iyi açıklıyor.293
11 Eylül saldırıları gerçekleşmeden bir iki gün önce İngiliz The Mail on Sunday gazetesinde yer alan bir haberde ise eski ABD Başkanı Bill Clinton'ın kızının kendisine Kuran hediye etmesi ile Kuran okumaya başladığını söyleyen Blair, Kuran'ın kendisine cesaret verdiğini aktarmaktaydı.294 Saldırılardan sonra el-Cezire televizyonunda yayınlanan bir röportajında Blair bir kez daha Kuran okuduğunu açıklıyor ve şunları söylüyordu:
Kuran'ı dilimize tercüme edilmiş hali ile okudum. İslam hakkında eserler de okuyorum ve bundan çok zevk alıyorum. Kuran hakkında daha önce bilmediğim ve Hıristiyanları da çok ilgilendirdiğini düşündüğüm pek çok şeyi öğrendim.295
Time dergisi ise Tony Blair ile ilgili bir makalede Blair'i, "uzun zamandır Kuran öğrencisi olan Tony Blair" olarak tanımlıyordu.296
Bill Clinton'ın Kuran'dan ne kadar etkilendiğini anlatan konuşması
Amerika Eski Başkanı Bill Clinton, Beyaz Saray'daki son yılında Ramazan Bayramı'nda Müslümanları kabul etmişti. Kuran ayetleri okunarak başlanan toplantıda, Bill Clinton da konuşmasında Kuran'dan ayetler kullanmış ve sık sık İslam'a duyduğu ilgiyi dile getirmişti:
İmam'ın Kuran'dan okuduğu bölümde, Allah'ın insanları birbirleri ile çatışmaları için değil, tanışmaları için farklı ırklarda yarattığı bildiriliyordu. Bence bu çok etkileyici. Tevrat'ta insanların yabancılara yüz çevirmemelerini, bunun Yüce Tanrı'ya yüz çevirmek gibi olacağı anlatılır. İncil'de ise insanlara komşularına iyi davranmaları söylenir. Ancak Kuran'da Allah'ın milletleri ve ırkları birbirlerini tanısınlar, düşüncelerini paylaşsınlar diye yaratmış olduğunun belirtilmesi bence muhteşem bir şey... Şunu söylememe izin verin, bence dünyanın İslam'dan öğreneceği çok fazla şey var. Dünyada her dört insandan biri Müslüman. Amerikalılar üniversitelerde ve liselerde İslam'ı öğreniyorlar. Benim de kızım lise öğrencisi iken İslam tarihi dersi almış ve Kuran'ın büyük bölümünü okumuştu. Hatta okuldan geldikten sonra bizleri de bu konuda eğitiyor ve bize sorular soruyordu. Sizlerden bir kez daha bu ülke insanlarının sizin dininizi, ibadetlerinizi, geleneklerinizi daha iyi anlamaları için kendinizi, dininizin değerlerini ve insanlığa sağladığı katkıları onlara anlatmanızı rica ediyorum. Kuran'da insanlara, kendilerine nasıl davranılmasını istiyorlarsa başkalarına da öyle davranmaları gerektiği bildirilmiştir. Ve kendimiz için istemediğimiz bir şeyi başkaları için de istemememiz ve barış için çaba göstermemiz...297
George W. Bush: "Kuran Aldığım En Güzel Hediye"
26 Eylül 2001 günü Başkan Bush, Amerikan Müslüman organizasyonların liderlerini Beyaz Saray'da kabul etti. İslam'ın insanlara yalnızca barışı ve iyiliği telkin ettiğini söyleyen Bush'u bu görüşme sırasında etkileyen olaylardan birisi de Müslüman liderlerin kendisine hediye ettiği Kuran-ı Kerim'di. Kuzey Amerika İslam Topluluğu (ISNA) başkanı Dr. Muzammil Sıddıqi'den aldığı bu hediyenin ne kadar hoşuna gittiğini, toplantı sonrası yapılan basın toplantısında Bush şöyle dile getiriyordu:
İmam Sıddıqi'ye, 'Bana verdiğiniz hediye için, Kuran için size çok teşekkür ederim. Çok titizlikle seçilmiş bir hediye' dediğimde, 'Bu benim size verebileceğim en değerli hediye sayın Başkan' diye cevap verdi.298
17 Eylül 2001 günü Başkan Bush, Amerika'nın en eski camilerinden biri olan Washington İslam Merkezi'nin camisini ziyaret etti. İslam'ın barış dini olduğunu, terörist saldırıların İslam'la ve samimi Müslümanlarla hiçbir ilişkisinin olmadığını vurguladığı bu konuşmasında Bush, masum ve sivil Müslümanlara zarar veren insanların da en az terörist saldırıları yapanlar kadar haksız olduğunu dile getirdi. Kalabalık bir topluluğun bulunduğu, pek çok ulusal ve uluslararası televizyon kanalı tarafından da naklen yayınlanan konuşmada Bush Kuran'dan şu ayeti okudu:299
"Sonra kötülük yapanların uğradıkları son, Allah'ın ayetlerini yalanlamaları ve alay konusu edinmeleri dolayısıyla çok kötü oldu." (Rum Suresi, 10)

248. [H. A. R. Gibb, Islam-A Historical Survey, 1980, Oxford University Press, s. 28.]; What Is The Challenge Of The Qur'an With Respect To Arabic Prose & Poetry?
249. [H. A. R. Gibb, Arabic Literature-An Introduction, 1963, Oxford at Clarendon Press, s. 36.]; What Is The Challenge Of The Qur'an With Respect To Arabic Prose & Poetry?
250. [H. A. R. Gibb, Arabic Literature-An Introduction, 1963, Oxford at Clarendon Press, s. 36.]; What Is The Challenge Of The Qur'an With Respect To Arabic Prose & Poetry?
251. [Paul Casanova, "L'Enseignement de I'Arabe au College de France", Lecon d'overture, 26th April 1909]; http://www.islamweb.net/english/qura...iracalous1.htm
252. [Harry Gaylord Dorman, Towards Understanding Islam, New York, 1948, s. 3.]; http://www.islamweb.net/english/qura...iracalous1.htm
253. [Edward Montet, Traduction Francaise du Coran, Introduction, Paris, 1929, s. 53.]; http://www.islamweb.net/english/qura...iracalous1.htm
254. [John Naish, M. A. (Oxon), D. D., The Wisdom of the Qur'an, Oxford, 1937, önsöz s. 8.]; http://www.islamweb.net/english/qura...iracalous1.htm
255. [George Sale, The Koran: The Preliminary Discourse, London & New York, 1891, ss. 47-48.]; http://www.islamweb.net/english/qura...iracalous1.htm
256. Aziz R. Bosworth Smith, Mohammed and Mohammadanism adlı kitabından; NDirect.co.uk
257. [Alfred Guillaume, Islam, 1990 (Reprinted), Penguin Books, ss. 73-74.]; What Is The Challenge Of The Qur'an With Respect To Arabic Prose & Poetry?
258. [Laura Veccia Vaglieri, Apologie de I'Islamisme, ss. 57-59]; http://www.islamweb.net/english/qura...us/ARCHIVE.htm
259. [John William Draper, A History of the Intellectual Development of Europe, c. I, London, 1875, ss. 343-344.]; http://www.islamweb.net/english/qura...us/ARCHIVE.htm
260. [Rev. J. M. Rodwell, M. A., The Koran, London, 1918, s. 15.]; http://www.islamweb.net/english/qura...iracalous2.htm
261. [Dr. Steingass, quoted in T. P. Hughes' Dictionary of Islam, s. 528.]; http://www.quran.org.uk/ieb_quran-feedback.htm
262. [Arthur J. Arberry, The Koran Interpreted, Oxford University Press, London, 1964, s. x.]; http://www.quran.org.uk/ieb_quran-feedback.htm
263. [Maurice Bucaille, The Qur'an and Modern Science, 1981, s. 18.]; http://www.quran.org.uk/ieb_quran-feedback.htm
264. Edward Montet; http://users.erols.com/zenithco/quote1.html
265. [Reverend Bosworth Smith in Muhammad and Muhammadanism, London, 1874.]; http://users.erols.com/zenithco/quote1.html
266. [James Michener in Islam: The Misunderstood Religion, Reader's Digest, May 1955, ss. 68-70.]; http://users.erols.com/zenithco/quote1.html
267. [Lectures on "The Ideals of Islam", Speeches and Writings of Sarojini Naidu, Madras, 1918, s. 167.]; Published Quotes about Islam, Muhammad, Quran
268. [Hartwig Hirschfeld, Ph. D., M. R. AS., New Researches into the Composition and Exegesis of the Qur'an, London 1902, s. 9.]; http://www.islamweb.net/english/qura...iracalous2.htm
269. [G. Margoliouth, Introduction to J. M. Rodwell's, The Koran, Everyman's Library, New York, 1977, s. vii.]; http://www.quran.org.uk/ieb_quran-feedback.htm
270. [Goethe, quoted in T. P. Hughes' Dictionary of Islam, s. 526]; http://www.quran.org.uk/ieb_quran-feedback.htm
271. Islam Guide: Scientists' Comments on Scientific Miracles in the Quran
272. Islam Guide: Scientists' Comments on Scientific Miracles in the Quran
273. Islam Guide: Scientists' Comments on Scientific Miracles in the Quran
274. Islam Guide: Scientists' Comments on Scientific Miracles in the Quran
275. Scientists On The Qur'an
276. Scientists On The Qur'an
277. Scientists On The Qur'an
278. Scientists On The Qur'an
279. Scientists On The Qur'an
280. Scientists On The Qur'an
281. Scientists On The Qur'an
282. Scientists On The Qur'an
283.http://islamweb.net/english/new/week...0%20%20%20%20%
20%20%20%20THE %20LEADERS%20OF%20MODERN%20.htm
284.http://islamweb.net/english/new/week...0%20%20%20%20%
20%20%20THE %20LEADERS%20OF%20MODERN%20.htm
285.http://islamweb.net/english/new/week...0%20%20%20%20%
20%20%20THE %20LEADERS%20OF%20MODERN%20.htm
286.http://islamweb.net/english/new/week...20%20%20%20%20
%20%20THE %20LEADERS%20OF%20MODERN%20.htm
287. al-sunnah.com
288. al-sunnah.com
289. al-sunnah.com
290. al-sunnah.com
291. John Esposito; ABD Today, 27 Kasım 2001
292. wponline.org [Christian Cherfils, Bonaparte et Islam, Pedone Ed., Paris, France, 1914, ss. 105, 125.]169)
293. BBC News, 29 Mart 2000.
294. "Blair Kuran'a Merak Salmış", Milliyet, 11 Eylül 2001.
295. Prime Minister Tony Blair's Interview with Al-Jazeera, 9 Ekim 2001.
296. "Travels With Tony", Time, 12 Kasım 2001, c. 158, no. 20.
297. Ramadan and Eid ul-Fitr - Eid Mubarak!
298. ama-nj.org - american muslim Resources and Information. This website is for sale!
299. http://usinfo.state.gov/usa/islam/s091701b.htm

Yukarıda gördüğün gibi tarafsız bir gözle Kur'an'ı inceleyenler hayranlıklarını gizleyemiyorlar.

Madem senin için bilimsellik önemli, biz de bilimin ancak çağımızda keşfettiği bilimsel Kur'an Mucizelerine örnekler verelim.
YAYILAN YERYÜZÜ
Ve O, yeri yayıp uzatan, onda sarsılmaz-dağlar ve ırmaklar kılandır. Orada ürünlerin her birinden ikişer çift yaratmıştır; geceyi gündüze bürümektedir. Şüphesiz bunlarda düşünen bir topluluk için gerçekten ayetler vardır. (Rad Suresi, 3)
Yukarıdaki ayette "yayıp uzatan" olarak çevrilen Arapça "medde elarda" ifadesi, "kaplattı, yaydı, esnetti, çekip uzattı, sündürdü, genişletti, açtı, döşedi" gibi anlamlara gelmektedir. Ayette dağların ve ırmakların oluşumundan bahsedilirken, yeryüzü ile ilgili bu kelimenin kullanılması son derece hikmetlidir. Çünkü yeryüzünün oluşumu ile ilgili bilimsel açıklamalara baktığımızda, dağların ve nehirlerin, yeryüzünün esnetilerek genişletildiği esnada şekillendiği bilgisi karşımıza çıkar.
Günümüz bilimi, Dünya yüzeyinin eski dönemlerde günümüzden farklı bir görünüme sahip olduğunu kabul etmektedir. Ünlü Alman bilim adamı Alfred Lothar Wegener, 1915'te Die Entstehung der Kontinente und Ozeane (Kıtaların ve Okyanusların Kökeni) adlı kitabında, başlangıçta tüm kıtaların dev bir kara parçası halinde birleşik olduğunu öne sürmüştür. Sonraki yıllarda bu büyük kara parçasını, "tüm kıtalar" anlamına gelen Latince Pangaea olarak adlandırmıştır.1 Alfred Wegener'in 1912'de ortaya attığı "kıtasal sürüklenme" teorisine göre ise, Atlantik Okyanusu'nun iki yanındaki kıtalar birbirinden ayrılmaya devam etmektedir. Bu teori levha tektoniği (tabaka tektoniği) olarak bilinen bilim dalının gelişmesiyle, günümüzde şu şekilde son halini almıştır: Kıtalar okyanus yüzeyinde sürüklenerek birbirlerinden ayrılmıyorlar. Ancak kıtalarla birlikte okyanus tabanı da "astenosfer" ya da "üst manto" denilen yüksek ısı ve basınç altındaki sıvı magma katmanın üzerinde yüzerler. Dolayısıyla Dünya'nın dışta gözüken karasal kıtaları yanı sıra denizin altındaki yerkabuğu da hareket halindedir.2
Kıtaları taşıyan levhaların, gerilerek genişleme, yayılma, uzama, esneme olarak tarif edilen hareketi nedeniyle, günümüzde kıtalar yılda yaklaşık 3 cm kadar birbirlerinden uzaklaşmaktadır.3 Deniz tabanında meydana gelen en belirgin genişleme ise, Arabistan ve Afrika arasındaki okyanus zemininde gerçekleşir ve iki kıta diğer kıtasal levhalardan üç ya da dört kat daha hızlı olarak birbirinden uzaklaşmaktadır. Genişlemenin deniz tabanında değil de, karalarda gerçekleşmesi halinde ise, Doğu Afrika-Arabistan bölgelerindeki Büyük Derin Vadi (The Great Rift Valley) gibi giderek genişleyen vadiler oluşur.
Büyük Derin Vadi, kuzeyde Suriye'den Doğu Afrika'daki Mozambik'in ortalarına kadar uzanan yaklaşık 6.000 km'lik geniş bir coğrafi ve jeolojik oluşumdur. Vadinin genişliği 30-100 km arasında değişir ve derinliği ise birkaç bin metre kadardır.4 Bu derin vadi, milyonlarca yıllık süreçler sonrasında Afrika ve Arap Yarımadası topraklarının birbirinden ayrılmasıyla, Kilimanjaro ve Kenya Dağı gibi büyük oluşumları meydana getirmiştir. Vadinin doğudaki kısmı ise Ürdün Nehri, Ölü Deniz ve Akabe Körfezinden oluşur. Kızıl Deniz ve Kenya'daki bazı göller boyunca güneye doğru uzanır. Bu göllerin çoğu deniz seviyesinin altında derin göllerdir.5
Yeryüzünün "yayılması" nedeniyle sadece dağların yükselmediği, aynı zamanda belli başlı nehir yataklarının da oluştuğu The Expanded Earth (Yayılan Dünya) adlı kitapta şöyle aktarılmaktadır:
Her halikarda en şiddetli basınç yeryüzünün başlıca nehirleri bölgesinde gerçekleşir. Bu gelişme sonucunda başlıca nehir yataklarının rastgele erozyonlarla değil, bu genişlemenin sonucu olduğu görülmektedir. Kıtalar genişlemekte olan bir yüzeye sabitlendikleri için, bu genişlemenin kara parçalarını yaydığı ve en fazla gerilimin oluştuğu noktalarda kırılarak, nehirleri oluşturduğu sonucuna varılabilir.
Utah Jeolojik Araştırma merkezinin açıklamalarında ise Amerika kıtası ile ilgili şu bilgiler yer almaktadır:
Ovalık ve çöküntü bölgeleri, yeryüzü kabuğunun doğu-batı yönünde genişlemesi nedeniyle son 10 ile 20 milyon yıldır oluşmaktadır. Bu esneme hareketi nedeniyle bir gerilim meydana gelir; yavaş ve sürekli bir hareket ya da bir fay hattı boyunca oluşan ani hareketler (yerkabuğunda bir çatlama) sonucunda bu gerilim salıverilir ve depremler meydana gelir. Bir deprem sırasında dağlar yükselirken, vadiler ise fay hatları boyunca derinleşirler. Bu yayılma-esneme hareketi bugün de devam etmektedir.6

Yeryüzünün genişlemesi, yayılması gibi tespitler ancak günümüz bilim dallarının kapsamlı araştırmaları ve ortak verileri sonucunda şekillenebilmektedir. Örneğin 20. yüzyıl teknolojisi olan uydulardan çekilen fotoğraflar, kıtaların geçmişte birbirlerini tamamlayan parçalar olduğu görüşünü tasdik etmiştir. Yapılan hassas ölçümler ise yerkabuğundaki genişlemenin yavaş ama belli bir oranda devam ettiğini ortaya koymaktadır. Kimsenin kıtalar çapında bir tespit yapamayacağı bir dönemde, üstelik milyonlarca yıllık süreçler içinde meydana gelen oluşumlarla ilgili öz bilgilerin varlığı, Kuran'ın İlahi bir kitap olduğunu bir kez daha ortaya koymaktadır. 14 asır öncesinde yeryüzünün oluşumu ile ilgili böylesine derin ilmi bir bilginin geçmesi, Kuran'ın bilimsel mucizelerinden biridir.
1.
Alfred_Lothar_Wegener Alfred_Lothar_Wegener
2. Alfred Wegener
3. http://www.gsfc.nasa.gov/gsfc/servic...sci/lageos.htm
4.
Great_Rift_Valley Great_Rift_Valley
5. Great Rift Valley: Definition from Answers.com East African Rift System (geological feature, Africa-Asia) -- Britannica Online Encyclopedia
6. The Expanded Earth, Benchmark Publishing & Design, Canada, 1996; THE EXPANDED EARTH
7. Utah Geological Survey, Geologic Streching; Geologic Stretching - Utah Geological Survey
8. Fileoutheastern Mediterranean panorama STS040-152-180.jpg - Wikipedia, the free encyclopedia
9. http://www.ucmp.berkeley.edu/tectonics/pangaeabig.gif

ZAMANIN GÖRECELİĞİ

Zamanın göreceliği konusu bugün ispatlanmış bilimsel bir gerçektir. Ancak bu gerçek, yüzyılın başlarında Einstein'ın görecelik kuramı ile ortaya çıkmıştır. O döneme dek insanlar zamanın göreceli bir kavram olduğunu, ortama göre değişkenlik gösterebileceğini bilmiyorlardı. Ama ünlü bilim adamı Albert Einstein, görecelik kuramı ile bu gerçeği açık olarak ispatladı. Zamanın, kütleye ve hıza bağımlı bir kavram olduğunu ortaya koydu. İnsanlık tarihi boyunca hiç kimse bu konuyu açıkça dile getirmemişti.
Tek bir istisnayla; Kuran'da, zamanın izafi olduğunu gösteren bilgiler veriliyordu. Bu konuyla ilgili bazı ayetleri şöyle sıralayabiliriz:
... Gerçekten, senin Rabbinin katında bir gün, sizin saymakta olduklarınızdan bin yıl gibidir. (Hac Suresi, 47)
Gökten yere her işi O evirip düzene koyar. Sonra (işler,) sizin saymakta olduğunuz bin yıl süreli bir günde yine O'na yükselir. (Secde Suresi, 5)
Melekler ve Ruh (Cebrail), O'na, süresi elli bin yıl olan bir günde çıkabilmektedir. (Mearic Suresi, 4)
610 yılında indirilmeye başlanan Kuran'da böylesine açık bir şekilde zamanın göreceliğinden bahsediliyor olması, onun İlahi bir kitap olduğunun bir başka delilidir. ,

"BAKARA : 29. O, yerde ne varsa hepsini sizin için yarattı. Sonra (kendine has bir şekilde) semaya yöneldi, onu yedi kat olarak yaratıp düzenledi (tanzim etti). O, her şeyi hakkıyla bilendir. "
Ayetten de anlaşılacağı üzere atmosferin 7 kat olduğunu Kur'an 14 asır öncesinden haber veriyor.
“Süleyman da, Davut’a varis oldu ve dedi ki: Ey insanlar! Bize kuşların dili öğretildi…” (Neml, 16) “Nihayet neml (karınca) vadisine geldiklerinde, (içlerinde reis olan) bir karınca: “Ey karıncalar! Yuvalarınıza girin! Süleyman ve orduları farkında olmayarak sizi ezmesin!” dedi. “Bunun üzerine (Süleyman), onun sözünden dolayı gülercesine tebessüm etti…” (Neml, 18-19) Kur’ân, bu ayetlerde hayvanların çıkardıkları seslerin rastgele olmadığına ve birbirleriyle iletişim kurduklarına işaret etmektedir. Bilim adamları, ilk olarak 1968 yılında kuşlar, karıncalar, balinalar ve daha birçok havyan türü üzerinde yaptıkları araştırmalar sonucu, hayvanların kendi türleri arasında iletişim kurduklarını gözlemlemişlerdir. Bugün ise hayvanların değişik sinyaller kullandığı, ses bilgisayarı ve ses spektrografı (ses sinyallerini görsel olarak analiz edip, sesin frekansını ve şiddetini belirlemekte kullanılan alet) analizleriyle tespit edilmeye başlanmıştır. Mesela; balinaların dilleri ses tonu özelliklerine göre 50 kategoriye ayrılmıştır. Buna göre kendi aralarında kullandıkları ortak dilin yanında, her sürüye özel ayrı ses sinyali ile de iletişim kurabilirler. Gelişen teknoloji ile modern bilimin ancak ulaştığı bu bilimsel gerçekleri, Kur'ân 15 asır önce işari olarak haber vermiştir.
"Yasin: 38. Güneş, kendisi için belirlenen yerde akar (döner). İşte bu, azîz ve alîm olan Allah'ın takdiridir.
39. Ay için de birtakım menziller (yörüngeler) tayin ettik. Nihayet o, eğri hurma dalı gibi (hilâl) olur da geri döner.
40. Ne güneş aya yetişebilir, ne de gece gündüzü geçebilir. Her biri bir yörüngede yüzerler.
41. Onların zürriyetlerini dopdolu bir gemide taşımamız da onlar için büyük bir ibrettir."
İBRÂHİM : 33. Düzenli seyreden güneşi ve ayı size faydalı kıldı; geceyi ve gündüzü de istifadenize verdi.
Bu ayetlerde Allah güneşin, ayın ve dünyanın bir yörüngede yüzdüğünü belirtmektedir. 41. ayetteki gemiden dünya anlaşılabilir.
Bilindiği gibi samanyolu galaksisi uzayda hareket etmektedir. Güneş Samanyolu galaksisinin merkezi etrafında hareket etmektedir. Dünya güneşin ve ay da dünyanın. Başka ayetler de vardır ay ve güneşin yörüngelerinde yüzdüklerine dair ama biz bu kadarını verelim dedik.
“…Hem kendisinde büyük bir kuvvet ve insanlar için (birçok) menfaatler bulunan hadidi (demiri, bir nimet olarak) indirdik…” (Hadid, 25) Kur’ân, endüstrinin ham maddesi olan demir elementini de haber vermektedir. Ayette geçen “indirdik” “ان زل نا ” (enzelnâ) kelimesiyle demirin dünyada olmayıp, gökten indirildiğine işaret edilmektedir. 20. yüzyılda yapılan araştırmalar, Dünya'daki demir maddesinin dış uzaydaki dev yıldızlardan geldiğini ortaya koymuştur. (Ayrıca “حدي د ” “hadid” kelimesinin ebced hesabı demirin periyodik cetveldeki atom numarası olan “26”yı vermektedir.)
Bu ayetten de anlaşılacağı üzere demir dünyada oluşmuş bir element değildir. Hatta güneşteki nükleer fizyon sonucunda dahi oluşmaz. Dev yıldızlarda ancak oluşabilen demirin dünyamıza başka yerden geldiği bellidir.
“Sonra o nutfeyi bir alaka olarak yarattık, sonra o alakayı bir mudga olarak yarattık, sonra bu mudgayı bir takım kemikler halinde yarattık, sonra bu kemiklere bir et giydirdik. Sonra onu başka bir yaratılışla (insan olarak) meydana getirdik…” (Mü’minûn, 14) Kur’ân, anne rahminde geçen asılıp tutunma “ع ل قه ” (alaka), bir çiğnemlik et “مضغه ” (mudga), kemikleri “اعظام ” (ızam) ve son olarak da etin “ل حم ” (lahm) oluşum aşamasını haber vermektedir. 20. yüzyıl teknolojisiyle gelişmiş mikroskoplar ve anne karnının içine giren mikro kameralar sayesinde anne rahmindeki embriyonun Kurân’da belirtilen sırayı takip ettiği ortaya çıkmıştır. Ve başlangıçta gözle görülecek kadar belli, fakat detayların anlaşılamayacağı kadar belirsiz bir
büyüklükte olduğu, kemiklerin ise daha ileride oluştuğu anlaşılmıştır. Modern bilimin yakın zamana kadar habersiz olduğu bu gerçek 15, asır öncesinde Kurân’da yer almıştır.el-KIYÂME : 4.

Evet, bizim, onun parmak uçları nı bile aynen eski haline getirmeye gücümüz yeter.
Bu ayette ise parmak izinin herkeste farklılık gösterdiğini işaret edilmektedir.
“…Onların o (arıların) karınlarından, renkleri muhtelif bir içecek çıkar ki, onda insanlar için bir şifa vardır. Şüphesiz ki bunda, düşünecek bir topluluk için kesin bir delil vardır.” (Nahl, 69) Bal üzerindeki bilimsel çalışmalar ilk olarak 19. yüzyılda Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane adı altında başlamıştır. Ve ancak geçtiğimiz yıllarda yapılan klinik gözlemler sonucu balın antibakteriyel (bakteri üretmeyen) ve antienflamatuar (iltihabı önleyen madde) özelliklerine sahip olduğu ortaya çıkmıştır. Ayrıca fruktoz, glikoz şekerleri, magnezyum, potasyum, kalsiyum, kükürt, demir ve fosfor gibi mineraller, B1, B2, B3, B5, B6 ve C gibi vitaminlerin balda bol miktarda bulunduğu görülmüştür. Kur’ân bugün ilaç sanayinde kullanılan balın bu bilimsel özelliklerini “Onda insanlar için bir şifa vardır.” cümlesiyle 15 asır önce işari olarak haber vermiştir.
“Süleyman da, Davut’a varis oldu ve dedi ki: Ey insanlar! Bize kuşların dili öğretildi…” (Neml, 16) “Nihayet neml (karınca) vadisine geldiklerinde, (içlerinde reis olan) bir karınca: “Ey karıncalar! Yuvalarınıza girin! Süleyman ve orduları farkında olmayarak sizi ezmesin!” dedi. “Bunun üzerine (Süleyman), onun sözünden dolayı gülercesine tebessüm etti…” (Neml, 18-19) Kur’ân, bu ayetlerde hayvanların çıkardıkları seslerin rastgele olmadığına ve birbirleriyle iletişim kurduklarına işaret etmektedir. Bilim adamları, ilk olarak 1968 yılında kuşlar, karıncalar, balinalar ve daha birçok havyan türü üzerinde yaptıkları araştırmalar sonucu, hayvanların kendi türleri arasında iletişim kurduklarını gözlemlemişlerdir. Bugün ise hayvanların değişik sinyaller kullandığı, ses bilgisayarı ve ses spektrografı (ses sinyallerini görsel olarak analiz edip, sesin frekansını ve şiddetini belirlemekte kullanılan alet) analizleriyle tespit edilmeye başlanmıştır. Mesela; balinaların dilleri ses tonu özelliklerine göre 50 kategoriye ayrılmıştır. Buna göre kendi aralarında kullandıkları ortak dilin yanında, her sürüye özel ayrı ses sinyali ile de iletişim kurabilirler. Gelişen teknoloji ile modern bilimin ancak ulaştığı bu bilimsel gerçekleri, Kur'ân 15 asır önce işari olarak haber vermiştir. (15 veya 14 asır olması takvim farklılığından Hicri-Miladi)
“ Geceyi ve gündüzü, güneşi ve ayı yaratan O’dur. Her biri bir yörüngede yüzmektedir. ” (Enbiya, 33) “Yemin olsun o dönüşlü (halden hale giren) göğe!” (Tarık, 11) Kur’ân, gök cisimlerinin belli yolları ve yörüngeleri olduğuna ve yörüngelerinin dışında kendi etraflarında da döndüklerine işaret eder. Asırlar boyunca Dünya’nın, kâinatın merkezinde sabit olarak durmakta olduğu sanılmıştır. Ancak 17. yüzyılda astronomide ilerleme kaydedildikçe, Dünyanın yalnız kendi etrafında değil, Güneşin etrafında da döndüğü keşfedilmiştir. Aynı zamanda, bütün gök cisimlerinin de belli yolları ve yörüngeleri olduğu ortaya çıkmıştır. Bilim adamlarının asırlar sonra ortaya çıkardığı bütün bu gerçekler ve daha niceleri 15 asır öncesinden beri Kurân’da bulunduğu gibi, bilimin bundan sonra keşfedeceği bütün bilimsel gerçekler de Kurân'da mevcut bulunmaktadır.
Bu kadar yeter her halde zaten basit bir internet taraması yapsanız bir gününüz sadece bu iş ilgili olarak dolabilir. Diğer mucizelerden birkaç örnek verelim:
Kur’an’da belagat Mucizesi
Bakara: 23. Eğer kulumuza indirdiklerimizden herhangi bir şüpheye düşüyorsanız, haydi onun benzeri bir sûre getirin, eğer iddianızda doğru iseniz Allah'tan gayri şahitlerinizi (yardımcılarınızı) da çağırın.
24. Bunu yapamazsanız -ki elbette yapamayacaksınız- yakıtı, insan ve taş olan cehennem ateşinden sakının. Çünkü o ateş kâfirler için hazırlanmıştır.
Kur’an- Kerime yüzyıllardır nazire yazılamamıştır. Çünkü mükemmel bir belagat ile oluşturulmuştur. Hiçbir benzerinin yapılamaması da buna işarettir. Bazıları diyor Allah c.c. nasıl korurmuş kitabını, bunu vaat ediyor ama ben istesem değiştirsem kim ne diyebilir? Kim nereden bilecek?
1-Dünya üzerinde Kur’an’ı ezbere bilen binlerce hafız var
2-Diyanetin Kur’an Mushafları inceleme kurulundan geçmeyen hiçbir Kur’an yayınlanamaz
3-Nazımındaki belagat, söylenişindeki belagat ve verdiği edebi zevk, uyumluluk onu tam bir bütün yapar ve en küçük farklılıkları bile hemen göze çarpar
4-Dünya’nın her yerindeki Kur’an’lar aynıdır. Dolayısıyla farklılık oluşturmak isteyen kimsenin bunu fark ettirmeden sokması durumunda bile bu diğerleriyle hemen çelişeceğinden ortaya çıkacaktır.
Kur’an inmeden önce Arap yarımadasında edebiyat ve belagat çok ileride olmasına karşın bütün müşrikler Kur’an ın bu meydan okumasına karşı bir şey diyememişlerdir. Ebû Cehil gibi bazı müşrik ileri gelenlerinin ise, müşrik kaldıkları hâlde Peygamberimiz’in Kur’ân kırâetini gizlice ve hayranlıkla evinin penceresinden dinlediklerini, yine bazı müşriklerin ayetleri işitince secdeye kapandıklarını ve kendilerine: “Sen Müslüman mı oldun?” diye sorulduğunda; “Hayır! Ben bu ayetin belâgatine secde ettim!” dediklerini tarih nakletmektedir.

İSRAİLOĞULLARI'NIN KİBİRLİ YÜKSELİŞLERİ
Kitapta İsrailoğulları'na şu hükmü verdik: "Muhakkak siz yer(yüzün) de iki defa bozgunculuk çıkaracaksınız ve muhakkak büyük bir kibirleniş-yükselişle kibirlenecek-yükseleceksiniz. Nitekim o ikiden ilk-vaid geldiği zaman, oldukça zorlu olan kullarımızı üzerinize gönderdik de (sizi) evlerin aralarına kadar girip araştırdılar. Bu yerine getirilmesi gereken bir sözdü. Sonra onlara karşı size tekrar 'güç ve kuvvet verdik', size mallar ve çocuklarla yardım ettik ve topluluk olarak sizi sayıca çok kıldık. (İsra Suresi, 4-6)
İsra Suresi'ndeki bu ayetlerde bildirildiği gibi, İsrailoğulları yeryüzünde iki kez bozgunculuk çıkaracaklardır. Bunlardan ilk "bozgun ve kibirli yükseliş"lerinin ardından, Allah onların üzerine güçlü bir ordu gönderdiğini bildirmektedir. Gerçekten de İsrailoğulları, Hz. Yahya'yı öldürdükleri ve Hz. İsa'yı öldürmek için tuzak kurdukları dönemin, yani kibirli yükselişlerinin ve bozgunculuklarının hemen ardından, MS 70 yılında, Romalılar tarafından Kudüs'ten çıkarılmış ve tüm dünyaya yayılmışlardır.
Peygamber Efendimize bu ayet vahyedildiği zaman da, Yahudiler çeşitli ülkelerde dağınık şekilde yaşamaktaydılar ve bir devletleri bulunmamaktaydı. Oysa Allah ayetlerde İsrailoğulları'na tekrar güç vereceğini haber vermiştir.
Ancak o dönemde bu haberin gerçekleşmesi oldukça uzak ve zor bir ihtimal olarak görünüyordu. Allah'ın ayetlerde haber verdiği bu olay asırlar sonra tam olarak gerçekleşti. Yahudiler, Filistin'e geri döndüler ve 1948 yılında İsrail Devleti'ni kurdular. Bundan sonra İsrail Devleti'nde yaşayan, ırkçı görüşlere sahip bir kısım siyonistlerin tutumları Ortadoğu'da karışıklığa sebep olmuştur. Halen de bu tutumları devam eden terör olaylarına ortam hazırlamaktadır.
İşte bu mevcut durum da İsrailoğulları'nın çıkardığı ikinci "bozgunculuğa" işaret etmektedir. Ancak şunu da önemle belirtmek gerekir ki, bu bozguncu tavır kesinlikle tüm Yahudi halkını kapsamamaktadır. Yahudi halkı arasında da, söz konusu bozguncu tavrın son bulması gerektiğini savunan çok sayıda vicdan ve sağduyu sahibi insan bulunmaktadır. Bozgunculuğu teşvik eden bir kısım ırkçı, radikal siyonistlerin de Kuran'da Rabbimiz'in tavsiye ettiği gibi "af (veya kolaylık) yolunu benimse"meleri (Araf Suresi, 199) gerekmektedir. Böyle davranıldığı takdirde, Fussilet Suresi'nde bildirildiği gibi barış, kardeşlik ortamı Allah'ın izniyle yeniden sağlanacağı açıktır:
"İyilikle kötülük eşit olmaz. Sen, en güzel olan bir tarzda (kötülüğü) uzaklaştır; o zaman, (görürsün ki) seninle onun arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki sıcak bir dost(un) oluvermiştir." (Fussilet Suresi, 34)
İsrailoğulları ile ilgili olan İsra Suresi'ndeki bu ayetlerde önemli olan noktalardan biri, o dönemde imkansız görünen ve olmasına dair hiçbir gelişme veya ipucu bulunmayan olayların, ileride gerçekleşeceğinin haber verilmesidir. Elbette tüm bunlar, Kuran'ın bir mucizesidir.
Birleşmeyen İki Deniz
Birbiriyle komşu iki denizin sularının birbiriyle karışmaması Kuran’da şöyle bildirilmektedir.
İki denizi salmıştır, birbirleriyle birleşiyorlar. Aralarında bir engel vardır, birbirlerinin sınırını aşmıyorlar. (Rahman Suresi, 19-20)
İki denizin birbiriyle karışmamasına en çarpıcı örnek Cebelitarık’ta gözlemlenebilmektedir. Akdeniz’in suyu ile Atlas Okyanus’un suyu birbiriyle bu boğazda karşılaşmasına rağmen, iki taraf birbirine karışmamaktadır. Aynı şekilde bir çok yerde benzer durum gözlemlenmektedir.
İki denizin birbiriyle sınır olmasına rağmen karışmamasının sebebi, yüzey gerilimidir.
Yoğunlukları ve bazı özellikleri farklı olan iki su kütlesi karşılaştığında aralarında yüzey gerilimi oluşur ve adeta gizli bir perde gibi bu iki suyu birbirinden ayırır. Aynı türden bir su engeli 1962 yılında Alman bilim adamları tarafından Aden Körfezi ile Kızıldeniz’in birleştiği Mendep Boğazı’nda da bulunmuştur.

FRAVUNUN CESEDİ
Allah Kur’an’da (İsrailoğullarını denizi yararak geçirdik, Firavun ve askerleri zulmetmek ve saldırmak üzere onları [yarılan denizde] takip etti. Firavun denizde boğulurken, “İsrailoğullarının inandığından başka ilah olmadığına iman ettim, ben de Müslüman oldum” dedi. Ona “Şimdi mi inandın, daha önce isyan eden bir bozguncu idin” dendi. [Denizde boğulan Firavuna Allahü teâlâ buyurdu ki:] Senden sonrakilere bir ibret teşkil etmesi için, bugün senin [denizdeki] cesedini [çürütmeden] çıkarıp [sahile] atacağız. Buna rağmen insanların çoğu âyetlerimizden gafildir.) [Yunus 90,92] demiştir.
Günümüzde ise bu konuda detaylı bilgiye ulaşmak isteyenler için zor değildir bu basit bir internet taramasında çok sayıda bilgi elde edeceklerdir. Mesela 3000 Yıllık firavunun cesedi (ibretlik) adresinden ulaşabilirsiniz.
BİZANS'IN GALİBİYETİ
Kuran'ın gelecek hakkında verdiği haberlerden biri Rum Suresi'nin hemen başındaki ayetlerde yer alır. Bu ayetlerde Bizans İmparatorluğu'nun bir yenilgiye uğradığı, ama çok kısa bir zaman sonra tekrar galip geleceği şöyle bildirilmiştir:
Elif, Lam, Mim. Rum (orduları) yenilgiye uğradı. "Dünyanın en alçak yerinde". Ama onlar, yenilgilerinden sonra yeneceklerdir. Üç ile dokuz yıl içinde. Bundan önce de, sonra da emir Allah'ındır. Ve o gün müminler sevineceklerdir. (Rum Suresi, 1-4)
Bu ayetler, Hıristiyan olan Bizanslıların, 613-614 yıllarında putperest bir toplum olan Persler karşısında çok ağır bir yenilgiye uğramasından yaklaşık 7 sene sonra, MS 620 civarında indirilmişti. Ayetlerde Bizans'ın çok yakında galip geleceği haber veriliyordu. Oysa o sırada Bizans o kadar büyük kayıplara uğramıştı ki, değil tekrar galip gelmesi, ayakta kalması bile imkansız görülüyordu. Persler Bizanslıları 613 yılında Antakya'da yenilgiye uğratarak; galibiyetlerini Şam, Kilikya, Tarsus, Ermenistan ve Kudüs'ü ele geçirmeleriyle sürdürmüşlerdi. Özellikle 614 yılında Kudüs'ün kaybedilmesi, Kutsal Mezar Kilisesi'nin tahrip edilmesi ve Hıristiyanlığın sembolü "Gerçek Haç"ın Persler tarafından ele geçirilmesi, Bizanslılar için ağır bir darbe olmuştu.
O dönemde yalnız Persler değil, Avarlar, Slavlar ve Lombardlar da Bizans Devleti'ne karşı büyük tehdit oluşturmaktaydı. Avarlar İstanbul önlerine kadar gelmişlerdi. Bizans Kralı Heraklius, ordunun masraflarını karşılayabilmek için kiliselerdeki altın ve gümüş süs eşyalarının eritilip paraya çevrilmesini emretmişti. Hatta bunlar da yetmeyince bronzdan heykeller bile para yapımı için eritilmeye başlanmıştı. Pek çok vali, Kral Heraklius'a isyan etmiş, İmparatorluk parçalanma noktasına gelmişti. Önceden Bizans toprağı olan Mezopotamya, Kilikya, Suriye, Filistin, Mısır ve Ermenistan, putperest Perslerin işgali altına girmişti.
Kısacası, herkes Bizans'ın yok olmasını bekliyordu. Ama tam bu dönemde, Rum Suresi'nin ilk ayetleri vahyedildi ve Bizans'ın dokuz yıl geçmeden yeniden galip geleceği haber verildi. Bu galibiyet öylesine imkansız gözüküyordu ki, Arap müşrikleri Kuran'da haber verilen bu zaferin, asla gerçekleşmeyeceğini düşünüyorlardı.
Fakat Kuran'ın tüm haberleri gibi bu da hiç kuşkusuz gerçekti. 622 yılında Heraklius Ermenistan'ı işgal edip Persleri yenerek çeşitli zaferler kazandı. 627 yılının Aralık ayında, Bizans ve Pers İmparatorlukları arasında, Bağdat yakınında Dicle Nehri'nin 50 km doğusunda bulunan Ninova harabeleri yakınında büyük bir savaş daha oldu. Bizans ordusu, Persleri burada da yenilgiye uğrattı. Birkaç ay sonra da Persler işgal ettikleri yerleri Bizans'a geri veren bir anlaşma imzalamak zorunda kaldılar.
Rumların galibiyeti 630 yılında İmparator Heraklius'un Pers hükümdarı II. Khosrow'u yenilgiye uğratarak, Kudüs'ü geri alması ve Hıristiyanlığın sembolü "Gerçek Haç"ı Kutsal Mezar Kilisesi'ne kazandırmasıyla tamamlanmış oldu.
Böylece Allah'ın Kuran'da bildirdiği "Rum'un zaferi", ayetteki "üç ile dokuz yıl içinde" ifadesiyle dikkat çekilen zaman aralığında, mucizevi bir şekilde gerçekleşmiş oldu.
Bu ayetlerde yer alan bir başka mucize de, o dönemde kimsenin tespit etmesinin mümkün olmadığı coğrafi bir gerçeğin haber verilmesidir. Rum Suresi'nin 3. ayetinde, Rumlar'ın "Dünya'nın en alçak yerinde" yenildikleri belirtilir. Arapçası "edna el-ard" olan bu ifade, bazı meallerde "yakın bir yer" olarak da tercüme edilir. Ancak bu tercüme, orijinal ifadenin tam karşılığı değil, mecazi bir yorumudur. "Edna" kelimesi Arapça'da "alçak" demek olan "deni" kelimesinden türemiştir ve "en alçak" anlamına gelir. "Ard" ise yeryüzü demektir. Dolayısıyla "edna el-ard" ifadesi de "yeryüzünün en alçak yeri" manasına gelmektedir.
Bazı tefsirciler söz konusu bölgenin Araplara yakınlığını göz önünde bulundurarak kelimenin "en yakın" anlamını tercih etmektedirler. Ancak kelimenin asıl anlamı, Kuran'ın indirildiği dönemde bilinmesi mümkün olmayan çok önemli bir jeolojik gerçeğe işaret etmektedir. Çünkü Dünya'nın en alçak yerini araştırdığımızda, bu noktanın Bizanslıların, 613-614 yıllarında yenilgiye uğradığı yerlerden biri olan Lut Gölü (Dead Sea) havzası olduğunu buluruz.
Bu yenilginin en ağır darbesi, daha evvel de belirttiğimiz gibi, Lut Gölü yakınlarındaki Kudüs'teki yenilgi ile birlikte Hıristiyanlığın sembolü "Gerçek Haç"ın kaybedilmesidir.
Bizans İmparatorluğu ile Persler arasındaki savaşın gerçekleştiği söz konusu yer, Suriye, Filistin ve şimdiki Ürdün topraklarının kesiştiği bölgede yer alan Lut Gölü havzasıdır. Lut Gölü çevresi ise deniz seviyesinden 399 metre aşağıdaki, yeryüzünün "en alçak" bölgesidir.
Burada dikkat edilmesi gereken nokta, Lut Gölü'nün rakımının, yalnızca modern çağdaki ölçümlerle tespit edilmiş olmasıdır. Daha önce hiç kimsenin Lut Gölü'nün Dünya'nın en alçak bölgesi olduğunu bilmesi mümkün değildir. Ama bu bölge Kuran'da "yeryüzünün en alçak yeri" olarak tanımlanmıştır. Bu bilgi, Kuran'ın Allah'ın sözü olduğunun bir başka delilini oluşturmaktadır.
Daha bir sürü gelecekten verdiği haberler var Kur’an’ın ve istisnasız hiç biri yanlış çıkmamıştır. Ama bir hayli konu hakkında yazdım neyse biraz da matematiksel mucizelerden bahsederek konuyu kapamak istiyorum daha geniş bilgi için internette bir sürü site var.

KURAN'DA KELİME TEKRARLARI
Kuran'ın şimdiye dek incelediğimiz mucizevi özelliklerinin dışında bir de "matematiksel mucize"leri vardır. Bu mucizeye bir örnek, Kuran'daki bazı kelime tekrarlarının verdiği ortak sayıdır. Birbiriyle ilgili bazı kelimeler şaşırtıcı bir biçimde aynı sayıda tekrarlanırlar. Aşağıda, bu tür kelimeler ve Kuran içindeki tekrarlanış sayıları verilmiştir.
"Yedi gök" tabiri 7 kere geçer. "Göklerin yaratılışı (halku semavat)" ifadesi de 7 kere tekrarlanır.
"Gün (yevm)" tekil olarak 365 kere geçerken, çoğul yani "günler (eyyam ve yevmeyn)" kelimeleri 30 defa tekrarlanır. "Ay" kelimesinin tekrar sayısı ise 12'dir
"Bitki" ve "ağaç" kelimelerinin tekrar sayısı aynıdır: 26
"Ceza (karşılık)" kelimesi 117 kere yer alırken, Kuran'ın temel ahlak özelliklerinden olan "mağfiret (bağışlama) " ifadesi, bu sayının tam 2 katı kadar yani 234 kere tekrarlanır. (Allah ayeti kerimede mağfiretinin gazabını geçtiğini söylemektedir. Şimdi aklıma gelmedi yeri)
"De" kelimelerini saydığımızda çıkan sonuç 332'dir. "Dediler" kelimesini saydığımızda da aynı rakamı elde ederiz.
"Dünya" kelimesi ve "ahiret" kelimesinin tekrarlanış sayıları da aynıdır: 115
"Şeytan" kelimesi Kuran'da 88 kere geçer. "Melek" kelimesinin tekrar sayısı da 88'dir
"İman" (tamlama almadan) ve "küfür" kelimeleri Kuran boyunca 25 kere tekrarlanır.
"Cennet" kelimesi ve "cehennem" kelimesi de aynı sayıda tekrarlanır: 77.
"Zekat" kelimesi Kuran'da 32 kere tekrarlanırken, "bereket" kelimesinin tekrarlanış sayısı da 32'dir.
"İyiler (ebrar)" 6 kere tekrarlanırken, "kötüler (fuccar)" kelimesi ise tam yarısı kadar yani 3 kere geçer.
"Yaz-sıcak" kelimeleri ile "kış-soğuk" kelimelerinin geçiş sayıları da aynıdır: 5
"Şarap (hımr)" ve "sarhoşluk (sekere)" kelimeleri de Kuran'da aynı sayıda tekrarlanır: 6
"Akletmek" ve "nur" kelimelerinin tekrar sayısı da aynıdır: 49
"Dil" ve "vaaz" kelimeleri eşit sayıda -25 kere- tekrar edilir
"Yarar" kelimesi 50, "bozma" kelimesi de 50 kere tekrarlanır.
"Ecir" ve "fail" kelimelerinin tekrar sayısı da aynıdır: 108
"Sevgi" ve "itaat" kelimelerinin tekrar sayısı aynıdır: 83
"Dönüş" ve "sonsuz" kelimeleri, eşit sayıda yer almaktadır: 28
"Musibet" kelimesi ve "şükür" kelimesi, Kuran'da aynı sayıda geçmektedir: 75 kere
"Güneş (şems)" ve "ışık (nur)" kelimeleri Kuran'da 33'er kez geçmektedir.( Sayımda “nur” kelimesinin sadece yalın halleri dikkate alınmıştır.)
Doğru yola ileten (Elhuda)" ve "rahmet" kelimelerinin tekrar sayısı eşittir: 79
Kuran'da "sıkıntı" kelimesi 13 kere yer alırken, "huzur" kelimesi de 13 kere tekrarlanmaktadır.
"Kadın" ve "erkek" kelimelerinin tekrar sayısı da aynıdır: 23
Kadın-erkek kelimelerinin Kuran'da tekrar sayısı olan 23, aynı zamanda insan embriyosunun oluşumunda yumurta ve spermden gelen kromozom sayısıdır. İnsanın kromozom sayısı da anne ve babadan gelen 23'er kromozomun toplamı olarak 46'dır.
"Hıyanet" kelimesi 16 kere geçerken, "habis" kelimesinin tekrar sayısı da 16'dır.
"İnsan" kelimesi Kuran'da 65 kere geçer; insanın yaratılış safhalarının (kelimeleri) sayısının toplamı da aynıdır.
Salavat kelimesi bütün Kuran'da 5 kere geçer ve Allah insanlara günde beş defa namaz kılmalarını bildirmiştir.
"Kara" kelimesi Kuran'da 13 kere geçerken, "deniz" kelimesi 32 kere geçmektedir. Bu sayıların toplamı bize 45 sayısını verir. Eğer karaların Kuran'da bahsediliş sayısı olan 13'ü 45'e bölersek, %28,888888888889 sayısını buluruz. Denizlerin Kuran'da bahsediliş sayısı olan 32'yi 45'e böldüğümüz zaman ise, %71,111111111111 sayısını buluruz. Bu oranlar ise, gezegenimizdeki su ve kara parçalarının gerçek oranıdır
Onlar hala Kuran'ı iyice düşünmüyorlar mı? Eğer o, Allah'tan başkasının Katından olsaydı, kuşkusuz içinde birçok ayrılıklar (çelişkiler, ihtilaflar) bulacaklardı.
(Nisa Suresi, 82)


بكر
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #69 (permalink)  
Alt 03-08-2010, 17:26
Wilhelm Nietzsche - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Taze Arıza
 
Üyelik Tarihi: 01-08-2010
Mesajlar: 11
Alıntı:
elif_depres´isimli arızadan alıntı Mesajı göster
hala tanrı konusuyla mı uğraşıyoruz yaa...
Bence de bırakın adamcağızı tek başına. Rezil oldu zaten yeterince.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #70 (permalink)  
Alt 10-12-2010, 12:30
nerebaksamnerebaksam - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Taze Arıza
 
Üyelik Tarihi: 02-12-2010
Yaş: 21
Mesajlar: 10
bişiyler yazdım fakat silindi bir şekilde. sonra tekrar yazacak kadar ego bulamadım kendimde.. şu an şöyle düşündüm; tanrı nasılda tekrar tekrar yazma egosunu bulmuş kendinde ?
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler
allah, bir, ediyor, idda, neden, oldugunu


Konuyu toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Allah ve Para sangre Felsefe 10 11-01-2012 20:24
tanrı mı allah mı? asmara Lorem Ipsum 30 02-12-2011 21:55
Ya Allah! Bismillah! Allahüekber! Abdulmuttalip Onay Serbest Kürsü 0 11-10-2007 22:11
"Her şey Allah’ın işi" İ.Melih Gökçek Şov Devam Ediyor... detays Serbest Kürsü 3 10-08-2007 21:17
Genç Beyinler Neden intihar ediyor? titania Köşe Yazıları 0 10-03-2007 20:06


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 10:09 .
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2009, Crawlability, Inc.

Copyright ©2007 - 2008 khAos.info