Ahlak için din şartmı?
Tanrıdan geldiği söylenen şu 3 dinden birne mensup olanlara acaba diyorum; İnandıkları ahlak kurallarının ve diğer hususların mantıksal ve vicdani açıdan doğru olduğunu sırf ve sadece evrensel bir mutlak doğrunun, kusursuz bir kesinliğin, sonsuz bilgeliğin hayali ve fantastik sembolü olan "Tanrı" denen şeyden geldiği idda edildiği içinmi düşünüyorsunuz?
Tanrının neden böyle size ters gelen şeyler emrettiğini düşünseniz bile inanmaya devam edersiniz. Çünkü birileri tarafından (yada tanrının kendisi tarafından?!) o hayali sonsuz bilgelik ve kusursuzluk vs. gibi akıl almaz özelliklere sahip olanın yanında biz insanların bilgisi, mantığı ve zekası acizleştirilmiş adeta hiçleştirilmiştir. Tanrıyı ve sözlerini çürüten ne kadar sağlam karşı tezler gösterseniz bile acizliğinizden kurtulamazsınız. Çünkü inananların gözünde siz sonsuz olana kafa tutmuş sonlu birer aptalsınız.
Tanrının sözlerini yanlış bulmamızın nedenini bizim cılız ve eksik aklımızla onun sonsuz ve kusursuz bilgeliğini kavrayamayışımıza bağlarlar. Bizim buna kendilerinin inandığı gibi inanmazı beklerler. "Sen tanrının yanında kimsinki ondan ve sözlerinden şüphe ediyorsun!" derler. Bundan sonrasında ne söylesek bir yere varamayız. Tanrının yanlışlanamaz olduğu önkabulu karşısında hiç bir cevap etki edemez...
Ama eminimki bunu söyleyenlerin inandıkları dinin o korkunç, zalim, diktatör emirlerini yerine getirdikleri için kalplarinde, vicdanlarında bir sızı mutlaka vardır. Ama ne yazıkki korku ve bahsettiğim bu önkabul o sızıyı hissizleştirip afyonlamaktadır...
Rütbe meselesinin ne olduğunu bilirmisiniz?
Ben çevrem tarafından pek dikkate alınmayan birisiyim. Tipim, davranışlarım insanların hakkımdaki izlenimi oluşturuyor. konuşmalı tartışmadaki başarısızlığım, beni pek dinlenmeyen birisi haline getiriyor vs. Bunun sonucunda söylediklerim yazılı olsa dahi pek kaale alınmıyor...
Bunun için basit bir çözüm buldum. Söylediklerimi ve düşündüklerimi bir yazar, filozof, yada benden daha üstün rütbeli kimseler tarafından söylenmiş gibi anlatıyorum. Karşı taraf söylenmek istenenden çok kimin söylediğine ve söyleyenin rütbesine baktıkları için beni daha dikkatli dinlemeye başlıyorlar. Hatta bazen söylediklerimin doğruluğundan şüphelenseler, garipseseler bile sözün sahibi ünlü bilim adamı yazar ve filozof bilmem kim olunca heralde doğrudur diye düşünüyorlar...
Ama çabuk pes etmeyen bazılarıda benim öne sürdüğüm düşüncelerin sözde sahiplerinden daha üstün rütbeli kişiler bulup onların söylediği karşı tezler ararlar. Bulduklarında ise beni çürütmüş olurlar?! Ne kadar garip değil mi? Düşüncleri çarpıştırmak yerine rütbeleri çarpıştırıyorlar. Söylenilen düşünceler ne kadar yanlış veya mantıksız olursa olsun sırf söyleyenin o konudaki üstün rütbesi yüzünden doğru kabul edilebilir durumdadır. Tam bir saçmalık..
Sokaktaki basit bir vatandaşın kendi mantığı ve vicdanına dayanarak söylediği bir "yapma" ile, bir aydının söylediği aynı "yapma". Toplum hangisi dinler? Hangisini dikkate alır? Tabiki rütbesi "aydın" olanı dinler... O vatandaşın rütbesi kimbilir nedir.. Memur, esnaf, öğretmen...
Şimdi hayal edin. Kendince zeki bir adam var. Vicadanı var. Kendince manıtığı ve ahlakı var. Ve çevresinde gördüğü, yaşadığı olaylar mantığına ve ahlakına korkunç derecede aykırı. Kız bebeklerini canlı canlı gömmeler, garip garip adetler vs.... Onları uyarıyor "yapma" diyor, ama kimse dinlemiyor. Basit bir esnafı kim dinlerki zaten...
Ve aklına bir fikir geliyor. "Beni dinlemiyorlarsa belki tanrıyı dinlerler" diyor. Ve işede yarıyor, yaramayada devam ediyor..
O en yüksek rütbeli olan. Bilinen hiç bir şeyin onun rütbesine ulaşamayacak olması, onu tüm zamanların sözde çürütülemez, mutlak doğru bilgi kaynağı yapıyor. Tabi insanlar bilgilerin ve düşüncelerin doğruluğunu rütbelerin üstünlüğüne değilde mantığa dayanarak belirlemeye kesin olarak başlamadığı sürece..
Bu üç dinin yanlışlığı (Tanrının sözleri olmadıkları) kusursuz, %100 bir kesinlikle kanıtlanmış olsa inançlılar hala eskisi gibi inanmaya devam ederler miydi? Evet. İnanç kanıt tanımaz. İnanç insan ırkının en güçlü ve sağlam silahıdır. Bu silahın kontrolü kimin eline geçerse ondan korkun!
Evrensel ahlak?
Ben insan merkezli hiç bir şeyin evrensel olabileceğini düşünmüyorum. Evrenin kendisi ve evreni evren yapan fizik kanunları dışında evrensel olan hiç bir bilgi tanımıyorum. Eğer sadece insan ırkının tamamını kapsayan bir ahlak kuralı varmıdır derseniz olabilir derim. Oda vicdandır! Herhangi bir kural değil; Öldürmemek, çalmamak, vs değil. Bunlar insana ve toplumlara göre çok fazla farklılaşan kurallardır. Ama insan ırkında genelde bulunan ve değişmeyen bir vicdan vardır. İnsanların ve toplumların vicdanını rahatlatma yolları farklılık gösterir zira amaç aynıdır. Değişken olan kurallardır, bu kuralların tek amacı vicdanı rahatlatmaktır. Vicdan ahlakın tanımıdır.
Dinlerin buyurduğu vicdanı rahatlatmanın kesin yollarına inanmak ve bu yollarla vicdan gerçekten rahatlıyorsa o kişi vicdanı rahat ahlaklı bir kimsedir.
Zira o kişinin vicdan rahatlatma yolu bir başkası için vicdan azabı yolu olabilir. Bunlarda evrensel olmayan ahlak kuralları dediğimiz şeylerdir zaten.
Yani iyi olan aynı zamanda kötüde olabilir. Erdemlinin tanımı kendi iradesiyle iyi olanı yapandır. Peki iyi aynı zamanda kötü olabiliyorsa, kendi iradesiyle kötüyü yapan kimseye ne ad verilir?
Dünyada genel olarak hem ahlaksal hem başka türlü kabül edilen iyi ve kötü diye bir şey yoktur. iyi ve kötünün ölçüsü biz, yani evrimin değişken biyolojik canlılarıdır. Ölçüsü değişken olan bir sıfatın evrensel olduğunu söylemek ne derce tutarlı olur tartışılır.
Uzun yazdığım için kusura bakmayın
saygılar vasko