|
|
İlişkide Cinsellik Hangi Boyutta Olmalıdır?Anketler içerisinde İlişkide Cinsellik Hangi Boyutta Olmalıdır? konusu: Alıntı:
Freud u sevmemen başka bir konu freudyen değilim çoğu noktada Freud u gerçeği yakalayıp bunu toplumsal ahlak kuralarına dokunmadan betimlediği için eleştiririm, bu konuda değer verdiğim bakış açısı Wilhelm ...

21-02-2011, 17:57
|
 |
Raporlu Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 19-01-2009
Nerden: İzmir
Yaş: 30
Mesajlar: 1,759
|
|
Alıntı:
Freud u sevmemen başka bir konu freudyen değilim çoğu noktada Freud u gerçeği yakalayıp bunu toplumsal ahlak kuralarına dokunmadan betimlediği için eleştiririm, bu konuda değer verdiğim bakış açısı Wilhelm Reich in yaklaşımlarıdır.
Bahsettiğim betimlemeler için ise tecrübelerim tersini söylüyor yani bunları seviştiğim kadınların davranışlarında doğrudsan gözlemleyebiliyorum ve hiç de hoş sayılmazlar o anda. Doğaya karşıt eğilimler geliştirmek noktasında işler senin dediğimn şekilde yürüyor olsaydı cinselliğin kirlenmişlik duygusuyla da, iffet ve namus gibi kavramlarla da karşılaşmazdık hiç. Sen bunların etkisiz olduğunu düşünüyor olmalıssın veya demek istediğimi anlamadın. Toplumsal sonuçlarla cinsel davranışları birbirinden ayırmıyorum pek ben lakin insan psikolojisi toplum değerleriyle oldukça yakın ilişkili durumda.
|
peki ara formlar ne olacak? misal kadının ya saklı bir eşcinsel eğilimi varsa?? şahsi gözleme saygı duyarım ama yeterli değil zannımca...
Alıntı:
|
Ben birşey yutturmaya çalışmıyorum aslında. Salt arkadaşça ilişilerimin olduğu son derece muhalif, iyi gelişmiş, aşağılanmayı kabullenmöeyen, her türlü ataerkil anlayışa direnen, erkekden de en az kendi kadar incelik bekleyen kadınlar da tanıyorum. Maganda erkek tanımı yetersizdir, ilk şiddetli kavgada yediği tokadı veya cinsel aşağılamayı sindirir bu durumu sürekli başkalarına anlatırlar ve ne derece berbat bir adama dönüştüğünden bahsederler. Hala daha severler ve sevgiyi metafizikleştirirler. Bu kadınlara daima sen salaksın sen aptalsın diyerek durumu göstermek bile manasızdır, haklısın ama napiyim derler. Maçolardan hoşlanıyorsunuz bu açık bunu da yetiştiriliş tarzına bağlayabilirsin bilemiyorum. Ama söyledikleriniz davranışlarınızla her zaman tutmuyor ondan bahsediyorum, iyi yetişmiş kadın muallak bir kavram lakin en mantıklı kadınlar en öküzlerle yıllarını geçirip kendilerini mahvetmekteler. Bnun nedeni toplum, güven arayışı, istediği duruma gelmeden aklına eseni yapmaktan kaçınmak olabilir, her zaman bir bahane bir gerekçe vardır. Analık dürtüsünün ki henüz anne olmayan her kadına gizlice yüklenir bu, çarpılmış hali bu da. Neden zamanında o insanın ne derece dar kafgalı olduğu sana söylendiği halde ısrarla sürdürdün ilişkini ve hala onu adam etmenin bir yolu olduğunu sanıyorsun? Sorusuna cevap vermezler. Sanki acı çekmekten hoşlanan mazoşist bir yanları var. Her şeyi topluma bağlayabilirsdin bunun farkı ne ki? Toplumun dayattığı değerleri içine sindirmiş olmanın açıklaması yok mu hiç? Bence var ve bu konuda vitrinlerden, eğitim biçiminden bahsetmek yeterli değil. Hiç eğitimi olmayan yani bu gibi konularda aileden ve çevresinden tamamen topluma uygun şekilde yetişmiş, bunları bilen, fakat inatçı olan ve idare edilememiş kabuğunu kırmış kadınlar mevcut olduğu gibi, elit yetişip sevgiyi maganda adamda bulan bakireliği ile toplumsal olarak değil, kişisel olarak övünen doktorlar mevcut. Ben yutturmuyorum, kimse de yutturmuyor, kendileri yutuyor bunları. O an kararı veren kişi sonucunu da yaşıyor sonradan, toplumun neyi yutturduğu değil, neyi yuttuğunun farkına varmak ve bundan vazgeçebilmek önemli. Kadına yüklenmiş duygusallık da maske işlevi görüyor bu açıdan mesela daha duygusal, daha öngörülü olduğunu sanır tüm kadınlar. Feministi de buna dahil.
|
alchemy'e bir noktada hak veriyorum: yaptığımız partner seçimlerinden birçoğu fiziksel, tensel uyum/çekime dayanır... kabaca şöyle ifade edebiliriz: adam öküzdür, egoisttir vs ama duruşu, giyimi, kokusu vs özellikleriyle pekala çekicidir... birçok insan için yeterli değil mi? aslında gayet insani bir durum var: av-avcı analojisi gibi. maço, egoist ama zekice bir fırlama düşün... boy pos, giyim kuşam fena değil hatta iyi de... hafif ukala, umursamaz, yerine göre dost, ama hafif sert bir mizaç...insan kişilikleri maskelidir çoğu zaman; kadın adamı yeterince tanıyıp tecrübe edene kadar maço/egoist benlik asli karakterini göstermez... elde edene kadar ya her şeyi yapar yahut hiç umursamaz... elde ettikten sonra da geri çekilir, çünkü benlik algısı sayıların nicel çokluğuyla tatmin olur  bu bir çıkmaz sokaktır... düşün, hangi erkek ortalama bir zekaya, çokça doğal ve çarpıcı bir güzelliğe, zarif olgun tavırlara vurulmaz/etkilenmez??? kadın da kendine doğal bir maske yaratıp bir tür seraba neden olabilir, ta ki tanıyana, yeterince tecrübe edene değin...
Alıntı:
Efemine nedir? Efemine görünmemek adına (ne oldu şimdi durup dururken, neden diye sormamak yani) maço davranmak zorunda olduğumu düşündüğüm anları bilirim. Resmen kız onu azarladım diye heyecanlanıyor var mı böyle saçma bir şey, üstelik bu kız öyle köylü kızı değil, tam tersi, başka da kimse sesini yükseltemez kafa atar kız haliyle. Beyaz atlı prens anlayışı çoğu kadında gizli olarak mevcut, erkeklerde olur olmadık gösterişlerle maymun ediyorlar kendilerini bu salaklık yüzünden. Bunları saçma bulunca da asosyal insan oluyorsun sonra. İnceliği zihinle çizmek ne demek o kısmı da hiç anlamadım. Zihin ile ilişki yaşayanın daha çok kadınlar olduğunu düşünüyorum çünkü. Her şeyi açıklamak, her şeyi konuşmak zorundasındır. Durduk yere sevişmeye başlarsan dokunup azgın abaza muamelesi görmen çok olasıdır, yok her şeyi incelik ile yaparsan bu sefer böyle olmadığın için kaslı adamlar maço erkeklerden hoşlanırlar, kadınlara toptan küfür eden rock star çok erkeksidir, çok tatlıdır falan. Acaip.
|
ihtiyaçlar, beğeniler sürekli değişip gelişir orgon...maço/kaslı algısı da değişkendir, erkeksi hatlara vurgu yapıyorsan eywallah; ama, aşırı şişkin, kadın memesi görünümlü sert göğüsler okadar da estetik değildir, benden söylemesi  bir parça pazu ve omuz; düzgün, estetik bir karın ve kalçalar... yüz kısmı değişkendir, kimisi sert/kimisi daha yumuşak sevebilir...
fiziksel çekicilik, estetik arayışı kadında da erkekte de mevcuttur. erkeğin daha ''görsel'' olduğu söylenebilir; ama kadının da bu konuda erkekden farklı olduğunu sanmam. beğeniler kültüreldir; tc'de daha mahçup vs ama gelişkin toplumlarda daha farklı olabiliyor...
Alıntı:
İkisi birden olup bu düşünülmediğinde güzel yani klitorisi de yok sayamayız. Ama sadece onun uyarılmasından hoşlanan ve abaza bir erkeğin yapmaya çalışacağı gibi duygularıyla tuzağa düşürülüp yatakta becerildiğimi bilirim, hiç hoş değil. Kadınlarda bunun olabileceğini bilmiyordum o zamana kadar. O zaman anlamıştım zaten bu yaygın psikolojinin erkeklerde bir kişilik hali alması durumu yaygınlaşsa da aslınının bir stresten kaynaklandığını. Freud okuyarak o kadar emin olamazdım.
|
ihtiyaçlar harmonisi sadece... ben pek şaşırmadım açıkçası... kadın'ın erkeksi bir ''avcı'' olabildiğine çokça da şahit oldum; hatta düşüncem o ki ilişkiyi çoğunlukla kadın teşvik eder.
''abaza'' tanımından hoşlanmadığımı belirteyim bu arada... bu adlandırmayı hakkeden çok ''erkek'' olsa da, bir kadınla birlikte olabilmek için illa bir takım öncüllerimizin olması neden gerekiyor? ''seninle sevişmek istiyorum, sevişmek istediğim için istiyorum'' diyebilmeliyiz; ama olmuyor maalesef. bu kadar açık söylersen ya bir tokat, ya bir küfür yada en hafifinden siktir yersin  illa ki birkaç takla atman gerekiyor, gönlünü okşaman, onu değerli hissettirmen... oysa, ben sadece sevişmek istiyorum yahu, neden bir sürü numara/parende atmak zorunda oluyorum ki???
Alıntı:
|
Burada konuşulanlar işin teorisi zaten ve yaşanırken farkedilen şeyler değil, sonradan hassittir ya diyerek farkedilmiş şeyler. Asıl can sıkıcı olan da bu. (farkedince hassiktir diye tepki göstermiş olmak da bu sıkıntıya acı bir sos hatta )
|
aynen adamım... insan yaşarken en basit gerçeğin bile farkında olamıyor...
Alıntı:
|
Ulvilik mesela son derece tehlikeli bir şey. Hayvanilik de son derece yanlış anlatılmış bir şey. Genelde ilişkinin çok sevecen yani kişisdel çıkardan ve egodan bağımsız addedilebilmesi için ulvi olması gerekiyor. Sex in kendisi ise hayvansal olan a yakın bir alan olarak görülüyor. Bence hepsi birbiriyle direkt ilişkili. Saydığın psikopatolojik durumların nedeni de hep bu. İster aşk de, ister sevgi de, ister sex bunların birbirinden ayrı tutulması veya birer birer küçümsenmesi sorunun zihinsel kısmındaki kaynaklarından birini oluşturuyor. Bu nasıl zihinsel hal alabiliyor? Çünkü önceden kuralları konuluyor. Kurallar ise bunları monotonlaştırıyor. Örneğin bazı kişiler salt cinselliği önemserler, gecelik veya kısa süreli cinsel odaklı ilişkilere girerler ki bu aslında bir anlaşma bir sözleşmedir. Yakındıkları da genel mutsuzluklarıdır tatminsizlik hissederler,ötesinin çok toplumsal ve çok kurallı olması onları bundan uzak tutar. Başkaları da öbür uçta illa da daimi ilişki düşünür, sevişcekse binbir dereden su getirir ölçer biçer ve buna uygun görürse tamam der. Bu sefer onun yaptığı da gene anlaşma yani sözleşme olur ki bu kadar abartıldığı içinde her şey güven bunalımına neden olur depresyonları ve kıskançlıkları körükler. İki durumda da bir parçalanma mevcut bana göre. Cinselliğin bu kadar ahlaki baskılarla gizemselleştirilmesi ve dokunulmaz kutsallığa büründürülmesi kadar, batı toplumundaki gibi bir an evvel tatmin edilmesi ve boşaltılması gereken dürtü olarak zorlamalı bir pornografik yönlendirmenin konusu olması da aynı derecede baskı unsuru. İkisinde de amaç ne muallak ama sonuç aynı. Her durumda toplumsal değerlere dokunmayan ve her olguyu kişisel alana sıkıştırıp sanki bu tür psikolojik sorunların tek kaynağı inmsanın kendine olan güveniymiş gibi gösterilmeye çalışılmasıdır. Yani bir rkek 30 yaşlşında evleneceği güne kadar para karşılığı sex yapmış ise veya kadın bakire yaşamış ise hiç sorun yok sanki. O adam veya kadın ne bilecek ki ne yaşasın. İkisi de birbirini yer ömür boyu o yetmez çocukları da psikopat olur.
|
valla hacı, en iyisi ''azami kendi farkındalığımız'' ve orta yoldur... abartı, her türden abartı beraberinde bir çeşit körlüğü ve yoksaymayı getirir... yaşadığımız ''şey''in mükemmeli yoktur hiçbir zaman, en iyisi yaşadığın kadarıyla tatmin olup mutlu olabilmek. yerince bağlanmak, inanmak da bir ihtiyaç; yerince özgür, ruhsuz, serseri olabilmek de... diyalektik bir akış söz konusu... sürekli ilkbahar'da yaşadığımızı düşünsene, anlamı kalabilir mi??? hisler de böyle bir şey işte, sürekli zevk aldığımız/tatmin olduğumuz şeyi sorunsuz yaşamak mümkün olmuyor... bazen kaos, çalkantı, çatışma anlamlı kılıyor yaşadığımız an'ı; değerini ancak o zaman anlıyoruz...
Alıntı:
|
Dans falan değil bu kavga. Dans diyince veya doğanın ritmi benim aklıma tam tam çalan esnek vücutlu eğitim almamış erkekler ve kızlar geliyor hepsi de çocuk gibi mutlu yüzlü. Bu ise arjantin tangosuna benziyor en iyi ihtimalle (tango zaten arjantin çıkışlıydı sanırım arjantin tangosu da ne saçma bir isim oldu) Birbirine sataşan tipler, gerilmiş kasılmış vücutlar ve ne kadar düz ve keskin olur ise o derece estetik bulunan asil duygular. Hiç hoşlanmıyorum bu estetizm ve uygar düşüncelerden, bunları doğanın ritmiyle ilgili de bulmuyor tersine kendini bişi zannedenlerin kibiri olarak görüyorum. Aşk çocuklar için mesela ama sex sonra gelişirken bu sefer bambaşka bir şeye dönüşüyorlkar bunu yitirmeyen de sadece tam tam çalıp dans edebilenler. Çünkü onlar "büyümüyor" sadece gelişiyor. Uygar adam ise büyürken köreliyor sonra da ulvi amaçlar uyduruyor kıçından.
|
sorun ilişkiyi, partnerliği ''merkez odaklı'' yaşamak, yaşamımızın merkezine, zevklerimize, algılarımıza yerleştirmek... oysa bireyin ne denli çeşitli, farklı ve merkez dışı hoby/zevk/uğraşları varsa monotonluk/durağanlık o derece kırılabiliyor zannımca... bahsini ettiğin kadınların en büyük sorunu bu: son derece içe dönükler, hobyleri nerdeyse yok ve bağıl bir karakterleri var... kendilerini yalnızca yaşadıkları ilişkiyle anlamlı hissediyorlar. gerekli tecrübe ve tatmini aldıkları an'da da anlamsızlaşıyor haliyle... çünkü zevk sahibi değiller  erkekler de böyle... sık partner değiştiren, bunu alışkanlık/yaşam tarzı kılmış adamlara bak misal... içe dönük karakter, yüzeysel ilişkiler, sürekli mızmızlanma/sıkılma hali vs...
Alıntı:
|
Erkek özelliği dişi özelliği nedir anlamak için küçük çocuklara bakmak lazım biraz veya hayvanlara. Bunun gelişmiş yani öğrenmiş zihin ile yok edilmesi gerekmiyor doğal halinde. Küçük bir kız erkek gibi davranmaz son derece dişidir ama çocuktur henüz. Erkek çocuk da öyle. Bunlar büyüyünce gisderek itici olmaya başlarlar her erkeksi ve kadınsı tavırlarında otomatikleşmiş kalıplar göze çarpar ergenlik sırasında hele iğrenç olurlar çünkü ergen bunalımı denilen saçmalık da sadece cinselliğinden ve cinsel kimliğinden utanan uygar insanın özelliğidir, daha doğrusu uygar ebeveynlerin cinsel gelişimi hızlanan çocukları getirmiş olduğu haldir. Tam tam çalıp dans edenlerde böyle bir bunalım dönemi yoktur, tersine daha heyecanlı maceralara girişmeye çalışırlar. Sahiplenme,sahip olunma duygusu da yoktur. Doğanın ritmi orada burada değil. Buradaki onun tırsak ve kibire bürünüp sanki en iyisini yapıyomuşcasına şişinen hali ve içi bomboş.
|
ahlaki gelişim, ergenlikle birlikte anlamlı bir bütünlük kazanır çünkü... birey hem kendi ahlakını/doğrularını hem de toplumsal olanı öğrenir. gelişim psikolojisi...
Alıntı:
|
Taşıp zarar vermesi gerekir o halde çünkü bu tutumu kadına özgü bulmayan anlayış, kadını anne (fedakar, gönüllü, anlayışlı, istemeyen, talepde bulunmayan köle) veya kız (tertemiz(!) bakire, saf, salak hatta biraz geri zekalı tamamen pasif çocuksu bir görünüm ) anlayışları içersinde pasifize etmeye çalışarak kendi otoritesi vasıtasıtyla mücadele edebilen erkeğin zayıf karakterlisinin yani pasif olup aktif görünmeye çalışan beklentisidir. Kendi iradesi olan, kendi kararlılığı olan kadına dominant teyze veya feminist etiketi yapıştırır bunlar. Bu sınırların dışına çıkabileceği yer yoktur böyle nitelenen bir kadının. Kendisine boyun eğen ve arızalı bulan erkekler de daha da sinir bozucu olabilir. O yüzden bundan ötürü alınmamaları zarar vermeleri olağandır ancak sadece mecbur nedenler yüzünden bu kişilerle ilişkiler yürütmeli, duygusal açıdan onlardan ne kadar anlayışlı görünseler de özel olarak kesinlikle uzak durmalıdırlar. Bir çok kadının anlamadığı kısım budur,kendisine gösterilen farklı tavrın özel bir strateji olduğunu ve bu adamların her zaman aslen bunu yaşadıklarını anlamak yerine, değer gördüklerini düşünüp bu salaklarla oyalanır sonunda ne bu ya derler. Bu arada bu özel tavrın dışardaki farklı yansımalarını da göremezler çünkü erkeklerin duygularını vevhislerini gizli tutmadaki binlerce yıllık başarının gerçek olduğunu bilmek yerine kendilerinin ne kadar kurnazca bunu bertaraf edbildiğini ve herşeydfen haberdar oldukları ilüzyonuna kapılırlar.
|
konuşmak, anlamaya çalışmak bir yere kadar güzel be orgon... bir saatten sonra fazla düşünmeden yaşayacaksın. gelmiş, gitmiş, kalmış, sevmiş sevmemiş... bir yere kadar... geldiyse gelmek istemiş, gittiyse gitmek istemiş işte... yeterki gelirken de giderken de dürüst olunabilsin, ne isteniyorsa söylensin ve yapılsın...

Mey kasemi kırdın yere vurdun Tanrım
Zevkimden edip sanki ne buldun Tanrım
Gül renkli şarabım yere döktün tekmil
Zannım budur ki sen de sarhoş oldun Tanrım...
Hayyam...
|

21-02-2011, 20:30
|
 |
-
|
|
Üyelik Tarihi: 16-04-2008
Nerden: Hiçbir Yer
Mesajlar: 1,329
|
|
|
Bu kadar çok düşünülüp, bu kadar çok yarışılınca, yaşamaya yer kalmıyor orgon...
Gidenek
Biz istemeden vermiyorsunuz
Temiz alışlarımızı bozarcasına
Siz verince biz almıyoruz
Temiz verişlerinizi bozarcasına
Sonra ölçüler arıyoruz
Ölçüler insancasına
Ö.A.

Tökezlemişliğim 2. basamaktan geliyor
|

21-02-2011, 23:02
|
 |
CoSmiC VoiCe
|
|
Üyelik Tarihi: 16-12-2009
Mesajlar: 1,402
|
|
Alıntı:
|
peki ara formlar ne olacak? misal kadının ya saklı bir eşcinsel eğilimi varsa?? şahsi gözleme saygı duyarım ama yeterli değil zannımca...
|
Şahsi gözlemler yeterli olmaz zaten kişiden kişiye değişirler, o nedenle genelde nesnel verileri de dikkate alıyorum. Nesnel veri denilenler ne derece yeterli dersen o da yeterli değil çünkü yeterlilik bir yanılgıdır daima gelişir, değişir. İlişkileri algılamakta da bu böyle. Eşcinsel eğilimler konusunda, bunun belli bir kıstası yok her eşcinsel eğilimin eşcinsellerin arzuladığı gibi doğal bir eğilim olduğunu söyleyemeyiz. Tıpkı bazı heteroseksüel görünümlü davranışların da aslında karşı cinse eğilim olmayıp eşcinsel ilginin bastırılmasından öyle göründüğünün bilindiği gibi. Ben bunların ara form olduklarını düşünmüyorum. Canlılar doğası gereği hazza yöneliyor acılardan kaçmaya çalışıyorlar. Hangisi doğru hangisi yanlış şeklinde yaklaşmak pek mantıklı gelmiyor lakin her erkekte kadınsı yanlar her kadında erkeksi yanlar mevcurt çünkü aynı kökenden geliyoruz.
Alıntı:
|
alchemy'e bir noktada hak veriyorum: yaptığımız partner seçimlerinden birçoğu fiziksel, tensel uyum/çekime dayanır... kabaca şöyle ifade edebiliriz: adam öküzdür, egoisttir vs ama duruşu, giyimi, kokusu vs özellikleriyle pekala çekicidir... birçok insan için yeterli değil mi? aslında gayet insani bir durum var: av-avcı analojisi gibi. maço, egoist ama zekice bir fırlama düşün... boy pos, giyim kuşam fena değil hatta iyi de... hafif ukala, umursamaz, yerine göre dost, ama hafif sert bir mizaç...insan kişilikleri maskelidir çoğu zaman; kadın adamı yeterince tanıyıp tecrübe edene kadar maço/egoist benlik asli karakterini göstermez... elde edene kadar ya her şeyi yapar yahut hiç umursamaz... elde ettikten sonra da geri çekilir, çünkü benlik algısı sayıların nicel çokluğuyla tatmin olur bu bir çıkmaz sokaktır... düşün, hangi erkek ortalama bir zekaya, çokça doğal ve çarpıcı bir güzelliğe, zarif olgun tavırlara vurulmaz/etkilenmez??? kadın da kendine doğal bir maske yaratıp bir tür seraba neden olabilir, ta ki tanıyana, yeterince tecrübe edene değin...
|
Benin bahsettiğim salt cinsel ilgi/çekicilik değildi. Toplumsal normların neden olduğu ikincil durumların neden olduğu psikolojiye değinmeye çalıştım. Senin söylediklerin doğru ancak bir eksiği de var. İçinde yaşadığımız toplumda ister bizimki olsun ister batı olsun ortalamada bir cinsel seçme seçilme özgürlüğü mevcut değil belli rutinlerle, doğal olmayan öğrenilmiş davranışlarla geleneksel/töresel kurallarla çevrilmiş. Senin daha çekici dediğin davranışlar da bunların çarpıtılmış, yer yer öyle gösterilmeye çalışılıp kritik durumlarda tam tersine dönüşen, öğrenilmiş yapmacık davranış kalıpları. Dolayısıyla bir kadın kendisine ilgi gösteren bir erkek görünce ve bu erkek diğerlerine kıyasla bu ilgisinde ısrarcı ise ve bunun yanısıra sert, umursamaz maço davranışlarla bir yasndan küçümseyici ise kadın bunu kendi varlığına, özelliklerine olan daha fazla ilgi olarak yorumlama hatasına düşebiliyor kolaylıkla. Entelektüel bir erkeğe güven olmaz, cilvelerden ilgi isteyen özel arzulardan anlamaz ama maço bir erkek en azından dürüsttür, romantiktir, güçlüdür düşüncesi hakim hala uygar kadınların birçoğunda mesela. Ya da bir erkek diğerlerine kıyasla daha yumuşak huylu anlayışlı gördüğü bir kadının kendisini daha iyi anladığı için böyle davrandığı sonucuna ulaşabiliyor, bu kadını eşi olarak kabul etse de fahişe olarak gördükleriyle bir yandan onun tek sahibi olamadığı için aşağılayarak hem de ısrarcı şekilde birlikteliğini sürdürüp bir yerde de daima kendsisine sadık bir kadın arzuluyor. Bunların ikisi de aynı arızanın dışa vurumları kadınlarda ve erkeklerde. Dolayısıyla her iki durumda da hoşa giden yani önceleri bağlama stratejisi dahilinde zorlamayla yürütülmüş davranışlar yerini olağan karakterlere yani artık hoşa gitmeyen ve maço ve egoist olarak görülmeye başlanan davranışlar bıraktığı zaman iş daha da karmaşık bir paradoksa dönüşüyor. Çünkü yaşanan anılar ve birlikte geçirilmiş tensel veya zihinsel tecrübeler nedeniyle bunu yitirmektense sürdürmek yani sahiplenme dürtüsü baskın hale geliyor. Yukarıda örnek verdiğim olaylar içinde içersinde yıllar süren didişmeler, hatta evlilikler var. O hoş olan kısmı olarak senin çekici dediğin unsurların toplam ilişkideki payı ise 1 ila en çok 3-4 ayı kapsar ama ilişki ve didişme ise en az 1 yıldır sürmektedir, hatta bu kişiler çiftleşirken,çiftleştikten sonra durmadan birbirlerinden başka şeyler de beklemekte mutsuz hissetmektedir. İlişki aylar sürmüş ise hoş olan kısım ilk bir haftadır falan. Buna da bir formül uydurulmuştur hatta aşk kısa sürer veya ilk heyecan kalıcı değildir gibi. Buna neden olan ise ilişkinin yarattığı ve halen süren bir miktar hazzın yerini bir başkası ile sürdürememe, dahası yeni bir ilişkinin de zamana ihtiyacı olacağı gerçeği nedeniyle bir garantisinin, daha iyi olacağının belli olmamasından kaynaklanan bir korkudur. Öbür türlü hiç olmayabilir bir süre o da var.
İnsanların cinsel sebeplerle cinsel birlikteliği merkeze alarak birbirleri üzerinde duygusal hak iddia etmesi durumu akıl dışıdır neresinden bakarsanız bakın. Mülkiyet ilişkileri doğrudan işe katılıp çekirdek aile kurumu oluşturulduğundan beridir de bu dogadan kendilerini ayırmak bir yana bunu en doğal ve kutsal erdem olarak görmekteler hala ilkel bir biçimde. Toplumsal koşullar başka türlüsüne pek izin vermemekte zaten. Yani sex güdüsünün ve verdiği hazzın meta haline gelmesi durumunu, belli çabalar sonucunda kazanılan ve maddi manevi bedeli olan bir ürün olarak algılanma durumunu gözlemliyoruz uygar toplumda. Aksi hali hemen herkes tarafından yozlaşma veya sevginin bulunmayışı olarak değerlendirilir. Uygar toplum cinsel güdüleri ile başa çıkamamaktadır hala ve onu kontrol etmek için yarattığı birbirinden saçma değer yargıları ile kişisel egosunu besleme ve felsefi olarak, edebi olarak gerekçelendirme yolları aramaktadır. Bir kişinin masturbasyon yapması ile bir sex eyleine girme durumunu hissi yani tensel ve ruhani olan etkileşimli kısmındaki farkını konu dışı bırakıp kişisel doğal dürtü ve bunun doyurulmasının olağanlığı açısından değerlendirebiliyor muyuz? Yani bir erkek olarak cinsel açıdan çekici bulduğum bir kadın ile sex yapmak istiyor oluşumu pratik açıdan öne sürmek hiç romantik olmaz değil mi? Bu kadar norm olmasa çok romantik de olabilir oydsa çünkü olağan bir kur ve çiftleşme mekanizması kendiliğinden işleyebilir. Ancak böylesi sistematiği engeller, çocukları ve çiftleşmeyi kontrol mekanizmalarına izin vermez. İnsanlar bu dogmayı o denli içselleştirmiş durumdadırlarki sözde duygusallıkları ile, cinsel dürtülerini varlıklarının doğal bir sonucu hatta varlıklarının tek sebebi olduğunu algılayamazlar silah veya koz veya kaçınılması gereken tehdit veya çok kutsal dokunulmaz alan veya sadece çok özel kişilerle yaşanması gereken bir gizem olarak düşünürler. Çünkü gerçekte cinsel dürtülerini reddetmiş, yerini değer yargılaryla zihinleriyle doldurmuşlardır ve bunu bıraktıklarında karşılarında sadece pornografiyi ve sex alemlerini görebilmektedirler. Aslında bu gördükleri şey, yani maskeyi çıkardıklarında gördükleri pornografi bastırdıkları güdülerin miktarını, somutlaşmış halini temsil etmektedir o nedenle ona yönelirlerse de yine boşluk duyumsayacaklardır. Paradoksu anlatabildim mi bilmiyorum., lakin aynı paradoksun varolduğu toplumun ve psikolojinin içindeyken bu zor oluyor. Kısacası aslında tüm yaşananlar bir serap demek istiyorum en iyi olarak idealize edilenler en süslüleri o kadar.
Alıntı:
ihtiyaçlar, beğeniler sürekli değişip gelişir orgon...maço/kaslı algısı da değişkendir, erkeksi hatlara vurgu yapıyorsan eywallah; ama, aşırı şişkin, kadın memesi görünümlü sert göğüsler okadar da estetik değildir, benden söylemesi bir parça pazu ve omuz; düzgün, estetik bir karın ve kalçalar... yüz kısmı değişkendir, kimisi sert/kimisi daha yumuşak sevebilir...
fiziksel çekicilik, estetik arayışı kadında da erkekte de mevcuttur. erkeğin daha ''görsel'' olduğu söylenebilir; ama kadının da bu konuda erkekden farklı olduğunu sanmam. beğeniler kültüreldir; tc'de daha mahçup vs ama gelişkin toplumlarda daha farklı olabiliyor..
|
Bilemem, göt göbek sarkmış olunca hoş olmadığını biliyorum iki tarafta da şu anda. Kendi açımdan da hoşlanmam. Neseki henüz (umarım daima) öyle değilim ama atletik olduğumu da söyleyemem bu değil zaten bahsetmeye çalıştığım. Ama eskiden kadında sişmanlık makbulmuş arkeolojik açıdan baktığımda. Olayı bu kadar genellemek doğru değil beğenilerin kişiden kişiye değiştiğinin farkındayım ama güçlü erkek imajının kadın açısından belli bir avantajı olsa da takıntı hale gelmesi durumu için konuşmuştum.Tıpkı mükemmel güzellikte, harika bacaklı, orantısı tam, pürüzsüz ten sahibi, sıkı ve esnek vücutlu kadın takıntısı gibi. Bu noktada estetiğin bu kadar önem kazanması ile cinsel hazza kendini bırakabilme durumu ters orantılıdır zaten. Fiziki güzellik üzerinden yürütülen estetik anlayışın doğruluğundan emin değilim. Misal vermek gerekirse Monica Belluchi gibi bir kadına hemen aşık olabilir veya durup dururken hiç bir ortak nokta veya neden yokken aşık olmak isteyebilirim fakat hiç bir top model ile ya da çok güzel vücudu ve yüzü olan sinema starlarıyla bunu hissetmedim, daha çekicilerini otobüs duraklarında gördüm ve muhtemelen büyük kısmı sıradan güzel kapsamındadır. : )
Alıntı:
ihtiyaçlar harmonisi sadece... ben pek şaşırmadım açıkçası... kadın'ın erkeksi bir ''avcı'' olabildiğine çokça da şahit oldum; hatta düşüncem o ki ilişkiyi çoğunlukla kadın teşvik eder.
''abaza'' tanımından hoşlanmadığımı belirteyim bu arada... bu adlandırmayı hakkeden çok ''erkek'' olsa da, bir kadınla birlikte olabilmek için illa bir takım öncüllerimizin olması neden gerekiyor? ''seninle sevişmek istiyorum, sevişmek istediğim için istiyorum'' diyebilmeliyiz; ama olmuyor maalesef. bu kadar açık söylersen ya bir tokat, ya bir küfür yada en hafifinden siktir yersin illa ki birkaç takla atman gerekiyor, gönlünü okşaman, onu değerli hissettirmen... oysa, ben sadece sevişmek istiyorum yahu, neden bir sürü numara/parende atmak zorunda oluyorum ki???
|
Yukarıda ondan bahsetmiştim  Bunu dile getirmek bile erkeksi bir davranış kalıbı olmaktan kendini kurtaramaz (zaten erkekler hep bunu düşünür) Sex için bir başkasına ihtiyaç duymaktan kaynaklanan evrimsel bir durum zannedersem. Şahsen bu durumdan pek hoşnut değilim kadınlara ihtiyacım olmamış olsaydı ömrüm daha huzurlu geçerdi.  Çilekeş bir felsefeye de yani dürtülerimiz aldatıcıdır onları bırakmak ruhu yüceltir şeklindeki asya mistisizmlerinin de saçma olduğunu biliyorum çünkü bunları reddetmek tersine ruhu küçültüyor ruh denen şeyin duygularımız hislerimiz olduğunu düşünürsek. Kadınlar kur yapılmasından hoşlanıytorlar ancak bunun bariz belli edilmesinden değil. Bugüne dek ilişkiye girdiğim kadınlarda biri yani ilki haricinde doğrudan bu niyetimi belli etmediğim ve hiç asılmadığım halde giderek daha fazla samimiyet yaratmak için çaba gösterdiklerini farkettim yani rahat bırakılmak istiyorlar bu konuda ve özgür karar vermek. Aslında ataerkil toplumsal nedenlerle bağlılık anlaşmalarını daha fazla dayatıyor görünseler de bence kadınlar ortalamada erkeklere oranla daha az bir bağlılık arzuluyorlar. Zaten populasyon oluşturmuş memelilerin yaşamına baktığımızda da bu durum mantıklı. İlişki yürüdükçe bazı aşırı beyinli maymun gibi veya yunusgiller gibi memelilerde (hayvanlarda yine de görünen çiftleşme arzusu sadece) durum değişebiliyor ama bir beklenti dayatma yok tabi kendiğinden sürüyor. İnsan uygarlığı oluşturduğu değerlerden o kadar emin ki maalesef bu konuda asıl olanın haz mekanizması olduğuna inanmamak için her türlü saçmalığı gerekçelendirmekte inadını sürdürüyor. Uygar erkeklerde varolan bu emrivaki ısrarcılık kadınların buna tepki göstermesine neden oluyor çünkü bir yemin etmek istemiyorlar bu konuda aslında. Kadınların yaşadığı yaygın depresyonların kökeninde bu tür şeyler olduğunu sanıyorum çünkü toplumsal yargılar ve beklentiler daima onu kontrol etmeye,teşhir etmeye yönelik oluşturulmuş. Yani sevişmek istiyorum demek yerine, ortamın buna uygun gelmesini ve merak ederek denemek istiyorlar ve sonrasında bir beklenti, bu olduğuna göre bir hak iddia edilmesini istemiyorlar. Tabi bu doğal hisleri bunun bir de toplumsal şartlandırmadan kaynaklanan tersi var o zaman da aşırı ilgi istiyor, tek olmak, en yüce olmak istiyorlar ki bunu verirsen bu da yetmeyecek bir süre sonra. Çünkü zihinselleştirmiş yani ego beslemeye yönlendirmiş kısaca egoistleştirmiş oluyor. Neden bağımsız düşünmüyorlar o zaman? Çünkü erkekler genelde buna karşı zayıf ve ataerkil yargılara başvurarak kadını nesneleştirip küçük görerek ortamalı ilan etmeye, nankör ve hain olarak görmeye dünden hazır. Çoğu kadın erkeğin öz doğasının bu olduğunu düşünüyor ve bağımsız düşündüğünde vardığı yargı yalnız yaşamak oluyor. Sürekli kadın tavlamaya çalışmak veya tavlamaya çalışmak davranışını saçma bulan erkeklerde de olacağı gibi. Bunların birbirlerini tanıma anlama olasılığı da çok düşük asosyalleşecekleri ve cinsel birlikteliklere karşı önyargıları artacağı için. Genelde kavga ederler birbirlerini tam tersi anlayarak. Ya da anlamışlarsa bu sefer dost kalır, bir türlü sevişemezler bu samimiyetin bozulacağı korkusuyla. Mesela benim çok iyi anlaştığım, aynı kafadan olan tanıdığım kadınlar var. Ama ya çok uzaktan bir edebi ilişkimiz vardır yani kelimelerle ya da şahsen dost olup beraber takıldıklarım ile kardeş gibi olmuşuzdur. Böyle olmamalıydı lakin sevgililerimden daha iyiydiler. Bu konuda benim toplumsal değer yargılarına, dostluğun anti cinsel olmasına veya bir kadın ile bir erkeğin kardeş olması haline bu durumda inanıp inanmamam veya saçma bulmam durumu değiştirmiyor veya onun. Yollarımız ayrıldığında farkedebiliyoruz anca durumu ve şartlandırılmışlığımızı farketsek de güzel şeyleri yitirmemek adına daha öte girişimlerden sakınmış oluyoruz. Saçma değil mi?
Alıntı:
|
valla hacı, en iyisi ''azami kendi farkındalığımız'' ve orta yoldur... abartı, her türden abartı beraberinde bir çeşit körlüğü ve yoksaymayı getirir... yaşadığımız ''şey''in mükemmeli yoktur hiçbir zaman, en iyisi yaşadığın kadarıyla tatmin olup mutlu olabilmek. yerince bağlanmak, inanmak da bir ihtiyaç; yerince özgür, ruhsuz, serseri olabilmek de... diyalektik bir akış söz konusu... sürekli ilkbahar'da yaşadığımızı düşünsene, anlamı kalabilir mi??? hisler de böyle bir şey işte, sürekli zevk aldığımız/tatmin olduğumuz şeyi sorunsuz yaşamak mümkün olmuyor... bazen kaos, çalkantı, çatışma anlamlı kılıyor yaşadığımız an'ı; değerini ancak o zaman anlıyoruz...
|
Bunun bir kıstası olması gerektiğine bende inanmam. Tek eşli midir insan çok eşli midir veya bağlılık var mıdır yok mudsur olmalı mıdır olmamalı mıdır falan. Bunlar zaten yaşanabilecek her şeyin içine sıçan genel geçer analizler bana göre. Benim bahsettiğimde zaten srekli biz haz anında kalmak değil lakin orgazm sürekli olsa onu o kadar arzulanan yapacak bir şey olmazdı. Yaşam kendini aşma, farklılık yaratma girişimi biraz. Benim anlatmaya çalıştıklarım hayatın mükemmel olması değil de tersine mükemmellik kavramı da dahil olmak üzere zaman kaybı ve çatışkıdan başka bir şeye yaramayan alışılmış yargıların neden olduğu bir durum, olumsuz bir karmaşa ve tabi bu da pek kaos yaratan bir coşku değil. Tersine tasarlanmış bir şeyin tasarımın sürmemesi nedeniyle yıkılırken oluşan bir karmaşa ki en baştan bu kadar keskin ve köşeli olmamış olsa bu kadar üzücü olmazdı ve keder yaratmazdı insanlarda hayat diye düşünüyorum. Yani bahsettiğim kısımlar bir ırmağın engebeleri, öngrülemezliği doğal bir ahenk değil. Bir kanal ve baraj projesi yapılıp zorla dayatılıp, onun yıkılması veya yıkılmaması için oluşturulan durumların neden olduğu doğal olmayan, dolayısıyla da bu mantaliteyle iyileşmesini mümkün görmediğim çatışkılar.
Alıntı:
|
sorun ilişkiyi, partnerliği ''merkez odaklı'' yaşamak, yaşamımızın merkezine, zevklerimize, algılarımıza yerleştirmek... oysa bireyin ne denli çeşitli, farklı ve merkez dışı hoby/zevk/uğraşları varsa monotonluk/durağanlık o derece kırılabiliyor zannımca... bahsini ettiğin kadınların en büyük sorunu bu: son derece içe dönükler, hobyleri nerdeyse yok ve bağıl bir karakterleri var... kendilerini yalnızca yaşadıkları ilişkiyle anlamlı hissediyorlar. gerekli tecrübe ve tatmini aldıkları an'da da anlamsızlaşıyor haliyle... çünkü zevk sahibi değiller erkekler de böyle... sık partner değiştiren, bunu alışkanlık/yaşam tarzı kılmış adamlara bak misal... içe dönük karakter, yüzeysel ilişkiler, sürekli mızmızlanma/sıkılma hali vs...
|
Buna da yukarda değinmiştim farklı cümlelerle. (Yazını okurken cevap yazıyorum bu arada )  Genelde böyle erkek ve kadınlar çoğunlukta haklısın. Ya da mevcut uğraşlarından hoby lerinden zevk almayacak kadar onlara yabancı. Her insanın saçma da olsa bir hayal dünyası bir uğraş alanının olması gerekiyor belki de. Kimi bunu işi yaşamı haline de getirmiş olabilir ama bu şart değil. Bir de uğraşlarını ilişkisi monotonlaştıkça sürdüren ilişkiden memnun ise unutan insanlar var yani yine herşeyin merkezinde yaşayacağı ilişki var ve onu kurcalıyor durmadan. Bu kişiler ilişkilerini anlatır dururlar iyi tamam haklısın gerçekten evet de başka birşey yok mu bu hayatta sen ne yapıyorsun dediğinde cevap bellidir rutin işinden mesleğinden bahseder, zamanı yoktur falan. İnsan zihni imgelediği için boş duramıyor. Belki bir şair için durum daha kolay olabilir lakin iyi kötü her yaşadığını güzel ifadelerle duyguların anlatımına büründürebilir. Ancak bu şairin hayatında olan kadınlar veya erkekler için aynı şeyi söyleyebilmek biraz zor bazısı onun ilham kaynağı olmuş olsa bile. Ya da bir müzisyen, ressam, yani sanatçı. Ancak toplumdaki bu mükemmeliyetçi rekabetçi anlayışın bir yanlışı da, bu gibi eğilimlere veya eserere de puan veren bir anlayışa öykünmesi. Dolayısıyla özdeşim kurma durumu yaşanıyor ve misal belki çok iyi müzisyen olmanın da dışında herhangi şekilde müzisyen olarak görülebilecek tecrübeye ya da yeteneğe sahip olmadığınızı düşünüyorsanız hiç bir şeyle uğraşmamaya başlıyorsunuz. Yani insanlar kendi istedikleri şeyleri yapmaktansa yaptıklarına biçilecek değerler üzerinden isteklerini belirlemeye çalışıyorlar. Dolayısıyla da giderek köreliyorlar. Köreldikçe ufukları daralıyor, gündelik ufak şeyleri çok önemli sorunlar haline getiriyor veya salt hırsları için yaşamaya başlıyorlar. Bu durumda yaşayacakları ilişkilerden tutun , mesleği, işi, yaşantısı vs. her şey kurallar, anlaşmalar, karşılıklı alışverişler şekline dönüşmeye başlıyor. Durmadan başkalarına kendini ispat etmeye çalışmak, diğerini ezmeye çalışmak, üstünlüğünü kanıtlama, boyun eğdirme çabaları vs de ardından geliyor. Yas da içinde bulunduğu çıkmazdan sıyrılması gerektiğini, yeni şeyler denemesi gerektiğini algılamıyor. Merkeze koyduğu o sorn hallolmadan bir şery yapamam diyor ve o sorun olduğu yerde yıllardır saymaya devam ediyor. Çünkü sorun o değil, onun konulduğu konum.
Alıntı:
|
ahlaki gelişim, ergenlikle birlikte anlamlı bir bütünlük kazanır çünkü... birey hem kendi ahlakını/doğrularını hem de toplumsal olanı öğrenir. gelişim psikolojisi...
|
Doğru ama bu aynı zamanda varolan durumu durmadan yeniden üreten bir süreç. Temel dayanağını da ebeveynlerin tutumu ve buna gösterilen tepki ve zorunlu uyum aldığı için ortaya benzer sorunlara sahip insanlar çıkıyor. Bu özgürce öğrenildiğinde bir bunalım ve sorun hatta topluma uyumsuzluk oluşturmaz.
Alıntı:
|
konuşmak, anlamaya çalışmak bir yere kadar güzel be orgon... bir saatten sonra fazla düşünmeden yaşayacaksın. gelmiş, gitmiş, kalmış, sevmiş sevmemiş... bir yere kadar... geldiyse gelmek istemiş, gittiyse gitmek istemiş işte... yeterki gelirken de giderken de dürüst olunabilsin, ne isteniyorsa söylensin ve yapılsın...
|

|

22-02-2011, 13:53
|
|
Taze Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 28-11-2010
Mesajlar: 3
|
|
|
''cinsel ilişkide duygusal ilişkinin b0yutu ne 0lması gerekiy0r?'' ben bunu s0rardım hep merak etmişimdir cinsellik kiminle neye göre yaşanır
-0 duruşa bi vuruş kaç kuruş? abla
-50 tl ver geç arkama
-vermeden vermezmisin abla?
-0lmaz tipim değilsin
ç0cuk z0rla alır alıcanı=tecavüz
ç0cuk parayı öder 0lay tecavüz 0lmaktan çıkar
50 tl nelere kadirsin
pazara bardak çanak sunar gibi vajinasının sıcaklığını pazarlayanların vizitelerinin ödenmemesi
tecavüz müdür y0ksa mülkiyete karşı işlenmiş bir suçmudur ? anlayabilmiş değilim
|

22-03-2011, 01:30
|
|
Taze Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 22-03-2011
Yaş: 24
Mesajlar: 15
|
|
|
İlişkide cinsellik eşittir köküne kadar özgürlük çerçevesinde olmalıdır.Her yol doğrudur kişinin hislerinde bunu yaşarken..
Konuşulması ve üzerinde geniş çaplı durulmasına ciddi ölçüde gerek vardır.
|

06-04-2011, 21:32
|
 |
Taze Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 06-04-2011
Nerden: K.Yaka
Yaş: 46
Mesajlar: 16
|
|
Cinsellik
Cinsellik hazdan,ahlaktan öte,sağlıkla doğrudan ilgili bir şeydir...olmazsa olmaz yani...
|

03-01-2012, 13:50
|
 |
Taze Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 04-12-2011
Nerden: hatay
Mesajlar: 72
|
|
|
forumda 46 aseksüel var
|

12-01-2012, 16:13
|
 |
Taze Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 11-01-2012
Yaş: 18
Mesajlar: 5
|
|
|
İnsan kendini duygusal, bedensel olarak hazır hissetiği anda sonuna kadar bu kararı özgürce verebilmeli. İster yaşar ister yaşamaz ama 21.yy'da hala toplum baskı olan bir Türkiye'de yaşadığımız için bu baskı etkisiyle insanlar ya birşeyleri yaşayamıyorlar ya da aşırlığa kaçıp sapıtıyorlar. Keşke bu baskıyı ortadan kaldırmak hızlı olsa.
|

24-03-2012, 03:59
|
|
Taze Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 19-03-2012
Nerden: 1
Mesajlar: 2
|
|
|
tskler guzel paylasim olmus
|

24-03-2012, 13:40
|
 |
Taze Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 04-12-2011
Nerden: hatay
Mesajlar: 72
|
|
Alıntı:
|
"I'll lick your asshole but sharing a toothbrush is fucking disgusting"
|
-asa akira
her şeyin bir şeyi var......
|
|
Konuyu toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
|
|
|
| Seçenekler |
|
|
| Stil |
Normal
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 20:50 .
Powered by vBulletin® Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2009, Crawlability, Inc.
Copyright ©2007 - 2008 khAos.info
|
|
|
|