Alıntı:
psikoz´isimli arızadan alıntı
ALLAH AZZE VE CELLE sana kalpden inanıyor ve senn işaretlerini, varlığını kanıtlayan her şeyi düşünüyorum ve algılıyorum ve bana bu özelliği verdiğin için kalbimi mühürlemeyip aklımı kullandırdığın için sana çok şükürler olsun çünkü görüyorum ki bazıları sana inanmamak için kendi varlıklarını kendi akıllarını bile inkar ediyorlar ama sen çok merhametlisin gene de onların yaşamasına izin veriyorsun belki geri dönerler diye.Sürekli seni kanıtlamamızı istiyorlar çünkü bilmiyorlar seni ancak kendi kalplerinin ve akıllarının bulabileceğini ayrıca bazı şeyleri kanıt istemeden kabul ediyorlar çünkü inanmamak daha kolay, sorumluluk almamak çok kolay
|
1. Allah'ın işaretlerini, varlığını kanıtlayan herşeyden birkaç örnek verebilir misin? Biz de bilelim.
2. "Kalbi mühürlememek" kısmı çok çarpıcı bir söylem olmuş. Zira söylediğin gibi kuranda, "Enam 25: İçlerinden, (Kuran okunurken) seni dinleyenler de var. Onu anlamamaları için kalpleri üzerine perdeler (gereriz), kulaklarına ağırlık koyarız. Her türlü mucizeyi görseler de sana inanmazlar. Hatta tartışmak üzere sana geldiklerinde inkâr edenler, “Bu (Kuran) evvelkilerin masallarından başka bir şey değil” derler." ve "Enam 110-111: Biz onların kalplerini ve gözlerini ters döndürürüz de ilkin ona iman etmedikleri gibi (mucize geldikten sonra da inanmazlar) ve yine onları azgınlıkları içinde bırakırız da bocalar dururlar. Biz onlara melekleri de indirseydik, kendileriyle ölüler de konuşsaydı ve her şeyi karşılarında (hakikatin şahitleri olarak) toplasaydık, Allah dilemedikçe yine de iman edecek değillerdi. Fakat onların çoğu bilmiyorlar." gibi ayetler mevcut. Buna göre senin başlangıçta ne üstünlüğün vardı da senin kalbin mühürlenmedi de mesela benimki mühürlendi?
3. Sürekli kanıt aranmasının kötü olduğunu söylüyorsun. Ama bu senin kalpten bağlı olduğun tanrının emri değil mi? "Abese 11-12: Hayır, böyle yapma! Çünkü bu (Kuran) bir öğüttür. Dileyen ondan öğüt alır."; "Zümer 27: Andolsun, öğüt alsınlar diye biz bu Kuran’da insanlar için her türlü misali verdik"; "Mümin 81: Allah, size ayetlerini gösteriyor. Allah’ın hangi ayetlerini inkâr edersiniz?"; "Kamer 17 : Andolsun biz, Kuran’ı düşünüp öğüt almak için kolaylaştırdık. Var mı düşünüp öğüt alan?"... Allah sorgulamadan, dinlemeden inanın mı diyor yoksa düşünün mü diyor? (Burada kalpleri ifadesi yerine akılları ifadesinin kullanılmaması çok ilginç. O zamanlar duyguların ve düşüncelerin kalple algılandığına İNANILIRDI (BİLİNMEZDİ). Ama şimdi biliyoruz, biliyor muyuz psikoz?)
4. Allah yaşamamıza izin veriyormuş, "belki" ona döneriz diye. Allah için "belki" var mı? Herşey kesin değil mi? Haydi var diyelim, sen nereden biliyorsun, sana kendisi mi söyledi "Dur bakalım BELKİ inanırlar, erkenden davranmayalım" mı dedi? Kalp üzerine hem mühür koyuyor, hem ALLAH DİLEMEDİKÇE KİMSE İMAN EDEMEZ diyor, hem de dur bakalım BELKİ mi diyor?
Son söz, inanmak daha kolaydır. İnanırım dersin olur biter, bu kadar kolaydır. İnanmamak ise sorumluluk, cesaret ve bilgi gerektirir, bilgi için de yıllar. Araştırırsın, okursun, düşünürsün. Bu da kolay değildir, sana zor gelmiş, bak araştırmamışsın, mühürsüz kalbinle sonuçlar çıkarmışsın. Öncelikle akıldaki mühürleri atmak lazım, kalbin duyguyla, mantıkla bir alakası yok, binyıllar önce öyle sanılırdı. Hazır binyıllar öncesine inmişken, Kuranın nereden araklanıp derlenip toparlandığını da araştırmadan dönme bence bu yıllara.