|
|
indigo musunuz kristal miAnketler içerisinde indigo musunuz kristal mi konusu: simdi yazamiyacagim ipod touchdan yazdigim icin arastiriniz...

26-12-2008, 00:34
|
|
Taze Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 25-07-2008
Nerden: otoritenin olmadigi bir yerde
Yaş: 22
Mesajlar: 51
|
|
indigo musunuz kristal mi
simdi yazamiyacagim ipod touchdan yazdigim icin arastiriniz
|

26-12-2008, 00:46
|
 |
_b/s/en s/b/enim *
|
|
Üyelik Tarihi: 16-10-2007
Yaş: 23
Mesajlar: 1,287
|
|
|
İndigo veya kristal diye birşey yoktur.. Bu konu, tamamen spiritüel bir saçmalıktan ibarettir!
Bin gölge, bin ağaçtan, bir güneşin gölgesidir.. _/ *
_gölge'li/ *
|

26-12-2008, 01:26
|
 |
-
|
|
Üyelik Tarihi: 16-04-2008
Nerden: Hiçbir Yer
Mesajlar: 1,300
|
|
|
Ama sangre, bu zaten "modern" din değil mi?

Tökezlemişliğim 2. basamaktan geliyor
|

26-12-2008, 20:11
|
 |
Taze Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 23-12-2008
Yaş: 18
Mesajlar: 63
|
|
|
onela oneki biri bana anlatsııııın
|

26-12-2008, 20:23
|
|
Taze Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 25-07-2008
Nerden: otoritenin olmadigi bir yerde
Yaş: 22
Mesajlar: 51
|
|
|
dinle alakası yok bence
|

30-12-2008, 18:33
|
 |
özgür düş
|
|
Üyelik Tarihi: 20-04-2008
Nerden: mardin
Yaş: 21
Mesajlar: 139
|
|
|
indigo-kristal nedir..anlamadım bişey..biri bana anlatabilir mi aceba..lütfen..

Sizler özel değilsiniz,
Sizler güzel yada eşi benzeri olmayan
Kar tanesi de değilsiniz,
Sizler işiniz değilsiniz,
Sizler paranız kadar değilsiniz,
Bindiğiniz araba değilsiniz,
Kredi kartlarınızın limiti değilsiniz,
Sizler iç çamaşırı değilsiniz,
Sizler her şey gibi çürüyen birer organik maddesiniz...
Bizler bu dünyanın şarkı söyleyip dans eden yeri geldiğinde dalga geçenyeri geldiğinde gülüp geçen pislikleriyiz...Fight club
|

30-12-2008, 20:30
|
|
Taze Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 25-07-2008
Nerden: otoritenin olmadigi bir yerde
Yaş: 22
Mesajlar: 51
|
|
|
ben ipoddan yaziyorum ondan internetten bulursun
|

31-12-2008, 11:43
|
 |
exodus
|
|
Üyelik Tarihi: 03-02-2007
Nerden: Dersaadet
Mesajlar: 229
|
|
|
Böyle bir saçmalıktan haberim yoktu benim. osmankadir24 sağolsun, "ipoddan yazınca" araştırma kısmı bana düştü. İnsanları stereotip haline sokmaya çalışan zırvalardan biriymiş, hiç olmadı birkaç çeşit daha uydursalarmış da kendine uygun olanı bulmak kolaylaşırdı.
|

31-12-2008, 15:45
|
 |
Taze Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 01-08-2008
Nerden: Ankara
Mesajlar: 199
|
|
|
Einstein’ın izafiyet kuramından yola çıkacak olursak, etrafımızda gördüğümüz her şey, her tür madde, enerjinin frekansı / titreşimi indirgenmiş halidir.
Bu bağlamda etrafımızda gördüğümüz herşey bir enerjidir. İçinde bulunduğumuz beden de bir enerji formudur ve bu enerji formu kendini belli şekillerde şarj etmektedir. Çakra adını verdiğimiz yedi ana merkezden enerji alışverişinde bulunuyor ve bu yolla hem kendimizi, hem çevremizi tanıyoruz.
Çakraların etkili oldukları belli alanlar var. Çünkü aslında çakralarımız bizim dış dünyayla olan ilişkilerimizi düzenleyen, bizi dış dünyaya yansıtan, dış dünyayı algılamamızı etkileyen merkezler. Çok özet olarak söylemek gerekirse, kök çakra dünyevi ilişkiler ve maddeyle ilişki, sakral çakra cinsellik, solar plexus sosyal ilişkiler ve aktif enerji, kalp çakrası sevgi merkezi, boğaz çakrası ifade merkezi, üçüncü göz maddenin ötesinin kabulü, altıncı his ve bilgelik, taç çakra ise tanrısal bağlantıdır.
İndigo olarak bahsettiğimiz çocuklar da ismini üçüncü göz çakrasından almaktadır. Bu çakranın rengi indigo mavisidir.
Değişen dünya zaman kavramlarıyla birlikte, dünyanın da içinde bulundugu titreşim ve enerji de yükselmektedir. Teknolojinin ve bilginin çağında yaşamaktayız. Normal insan tekamülü dünyaya geldiğinde kök çakradan başlar. Çocuk doğar ve ilk olarak maddeyle ilişki kurmayı öğrenir. Madde ve dış dünya ilişkisini kuran ve tamamlayan çocuk sakral çakra enerjisini aktive eder ve cinsellik duygusuyla tanışır, yani çocuğun libidosu uyanır. Sonrasında enerji solar plexus'a yükselir ve kişi sosyal çevrede farklı duygularla tanışmaya başlar, ilişki kurar, rol alır. Enerji kalp çakraya yükseldiğinde, sevgi merkezi açığa çıkar ve kurulmuş ilişkiler sevgiyle anlamlanır. Cinsellikle maddeyle kurulan sevgi kavramı açığa çıkar. Kişi ihtiyacın ötesindeki sevgi kavramıyla tanışır. Bu kavramla tanıştığında kendini tanıma, keşfetme ve değer verme döngüsüne girer. Bu keşif kişide kendini ifade ihtiyacını ortaya çıkarır ve enerji kişinin kendini ifade merkezine, yani boğaz çakrasına yükselir. Kendini ifade işlemi tamamlandığında kişi kendi dünyası dışındaki dünyayı algılamaya daha çok fırsat bulur. Ve madde ötesiyle, varoluşla ilgilenmeye, varoluşu kavramaya çalışır, yani enerji üçüncü göze yükselmiştir. Madde ötesi kavramı kişide oturduğunda, kişi tanrısal enerjiyle bağlantıya gecer. Taç çakra rengi açık mor, ışığı beyazdır. Gelmiş geçmiş aziz peygamberlerin resimlerinin başları üzerinde gördüğümüz hareler aslında taç çakranın aktive olmuş enerjisinin yansımasıdır.
Bu süreç bir anda olup bitmez. Yani bir çakra enerjisi tamamlanmadan öbürüne geçilmez diye birşey yoktur. Enerjinin döngüsü bu yöndedir. Bu enerji döngüsü devam ettikçe, çakralardaki aktivasyon hızlanır, çakra enerjisi beslenir. Enerjiyi suya benzetirsek, geçtiği yerleri sulayan, tohumlara gelişmesi ve çiçek açması için destek veren bir sistemdir bu.
İndigo olarak tanımladığımız bu çocuklar, içinde bulunduğumuz dünyanın yüksek enerjisinde, tüm bilgilerin açığa çıktığı bir çağda, titreşimleri daha yüksek olarak doğan çocuklardır. Bu çocuklar bu tekamül sürecinden geçmeye gerek duymadan ilk altı çakrası, yani üçüncü göze kadar olan çakraları aktive olarak gelen çocuklardır. Bu yüzden kendi değerlerini bilme, sevgi, dünya ilişkileri konularında alışılagelmişin dışında bir bilgelik gösterdiklerine tanık olursunuz.
Kristal çocuklar olarak tanımlanan çocuklar ise ilk yedi çakrası aktive olarak gelmiş çocuklardır. Ve bu çocuklar, bilgi çağının getirdiği avantajlarla, uyaranlarının daha fazla olması nedeniyle daha çabuk öğrenme ve hatırlama kapasitesine sahiptirler. 50 yasında yaşlı bir adamla 3 yaşındaki çocuğun bilgisayar kullanma becerileri arasında fark, bu enerjinin çocukları olmaları ile, enerjilerin uyuşmasıyla ilgilidir. Ama burada önemli bir noktanın altını çizmek gerekiyor:
İçinde bulunğumuz enerjide, evet bu çocuklar daha donanımlı geliyorlar. Ama her çakranın bir enerji kaydı olduğunu düşünürsek, yaşadığımız tüm olaylardan ve ilişkilerden etkilenmeye devam ettiğimiz için ve yaşadığımız olaylar ve travmalar çakralardaki enerji akışını etkildiği için, bu çocuklar da dünyaya geldikleri andan itibaren çakralarında travma biriktirebiliyorlar. Bu, kişinin travmanın yaşandığı çakrada takılı kalmasına, üst çakra enerjilerine geçememesine neden oluyor. Kısaca, daha yüksek potansiyelde doğuyorlar ama bu potansiyeli hayata geçirebilmeleri, bulundukları koşullara ve aile eğitimlerine bağlı. Farkındalık yolunda çok hızlı da yürüyebilirler, bir yerde takılı da kalabilirler.
Bu bağlamda, aslında üçüncü göz çakrasının enerjisini hayatında aktive etmiş herkes bir indigodur demek, yedinci çakrayı aktive etmiş her insan da bir kristaldir demek mümkündür.
Alıntıdır.
|

31-12-2008, 16:06
|
 |
Taze Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 01-08-2008
Nerden: Ankara
Mesajlar: 199
|
|
"Bir Kristalle Sıra Dışı Bir Söyleşi
Bir Öncü-Kristal olan Beyaz Özbalçık ile Kristal Çocuk Uzmanı Burçak Alkanlı tarafından yapıldı.
S1: Kristal Auralı İnsanlar bu dünyaya neden enkarne olurlar?
C1: Kristaller, bu dünyaya bilgiyi getirmek için gelirler, İndigolar ise bu bilgiyi kullanıma sokmak üzere programlanmışlardır. Dünya tarihi boyunca kriz dönemlerinde Kristaller ve İndigolar her dönemde her topluma gelmişlerdir. Peygamberler ve erenler kristaldir.
S2: Bunlar dünyaya nereden geliyorlar?
C2: İndigolar, Sirius ve Venüs Gezegen'lerinden geliyorlar. Sirius eril, Venüs ise dişidir. Dünya üzerinde Venüs'ün en çok enerjisini gönderdiği bölge Türkiye'dir. Mavi Yıldız olarak ta bilinir.
Işıkçılar yani Kristaller Galaktik Merkez'den gelirler.
S3: Merkezi Güneş veya Galaktik Merkez denilen yer neresidir? Bu konuda daha fazla bilgi almak isteyenlere önereceğiniz okuma referansları nelerdir?
C3: Söz konusu yer Samanyolu galaksisinin merkezdir. Bu konuda kitap yazılmış mı bilmiyorum. Ama mutlaka yazan birileri vardır. Araştırılırsa bulunabilir.
S4: Bir Kristal olarak bu konuda toplumumuzu aydınlatmak üzere genel özelliklerini sayabilir misiniz?
C4: Kristaller tüm boyutlara ulaşabilirler. Duru görü ve duru duyu gibi psişik yetenekleri çok kuvvetlidir. Evrendeki her şeyle her an bağlantı halindedirler. Var olan her şeyi enerji olarak algılarlar. Ayrıca bu enerjileri dönüştürme yetenekleri vardır. Enerji, bir Kristal için bilgi demektir. Çok bilinenin aksine (yani Kristallerin ilk defa dünya üzerine enkarne olmaları üzerine düşünülen) onlar için bilinmedik bir şey yoktur. Soru geldiğinde cevabı verirler. Toplumsal bilinçle hareket ederek oradaki soruların cevaplarını verirler.
S5: İndigolardan farkları nelerdir?
C5: İndigolar sosyal, Kristaller ise yalnızlığı tercih ederler. Yalnızlık onlar için önemlidir. Kristallerin telapatik yetenekleri çok kuvvetli olduğu için sözlü iletişim hem sıkar hem de yorar.
Yalnız olduklarında her şeyle iletişim halinde olduklarını bilirler. Grup ilişkileri kafalarını karıştırır çünkü insanların bir çoğu hissettiklerini ve düşündüklerini söylemek yerine doğru olanı söylemeye kodlanmıştır. Bu durum onlarda tabir yerindeyse bağlantı kopukluğuna neden olur. Algıları körelir. Aileler durumu sorun olarak gördükleri için çözüm ararlar ki bu çok yanlıştır. Bu bir sorun değil oluş halidir. Ayrıca, Kristaller yaşadıkları her şeyi macera olarak yorumlarlar. Acı, yokluk gibi kavramlar gereksiz yaratımlardır. Kristallerin merkezi bir bağışıklık sistemi yoktur. DNA yapıları galaktik bir yapıya sahiptir.
S6: Bunu da biraz açabilir misiniz?
C6: Evet, normal insanlarda bağışıklık merkezini tümüs bezi yönetir. O çöktüğünde beden ölümü gerçekleşir. Oysa kristallerde merkezi bir bağışıklık sistemi yoktur. Bağışıklık tüm hücrelerde vardır. Bu da kristallere hastalıkları iyileştirme yeteneğini verir. Çünkü diğer bir görevleri de hastalıklı enerjileri dönüştürmektir. Çok sık hastalanırlar. Toplayıcı gibi çevrelerinde bulunanların hastalıklı enerjileri emer ve bunu dönüştürürler. Her şey enerjidir. Günümüzde kristallerin bir çoğu bunun farkında değildir. Galaktik denmesinin sebebi galaksinin hem enerjisini hem bilgisini taşır.
S7: Biliyoruz ki bizler de Dünya'nın Yükseliş Süreci'ni yaşandığı bu dönemde kristalleşmekteyiz. Yükselişte bizler de kristaller gibi bu tip bir vücut yapısına mı geçiş sağlıyoruz? Eğer öyle ise Kristalin vücudumuz nasıl işleyecek? Yemek içmek ve boşaltım sistemleri devam edecek mi yoksa tamamen bir değişime mi uğrayacağız?
C7: Evet, kristallerin bir görevi de bu zaten insanlığa kendisini hatırlatmak. Her türlü dönüşümü yapabiliriz. Enerjiyi besinlerden almak yerine saf enerjiyi alarak beslenmek mümkün. Hatta sonraki süreçlerde insan fiziksel çözülme sağlayarak bugün astral yapılan seyahatleri fiziksel olarak gerçekleştirebilecektir.
S8: Tüm kadim metinlerde ve eski inisiyasyonlarda adı "Işık Beden" olarak anılan bu süreç nasıl işler? Açmak gerekirse kendiliğinden mi aktive olur yoksa bizler niyetlerimizi kullanarak mı Işık Beden oluruz?
C8: Şu haliyle kendiliğinden zor. Ama süreç hızlı işliyor. Daha fazla insan bu bilince gelince daha da hızlanacak.
S9: Değişim sürecini rahat atlatmak için dinlenmeye veya başka ritüeller uygulamaya ihtiyacımız var mıdır?
C9: Evet. Özellikle zorunluluk kabul edilen tüm işlerden kopmak gerekiyor. Eski bilgilerden ve tüm alışkanlıklardan kurtulmak. Farklı bir oluş sürecine giriliyor. Düşünceyle form yaratma. Bununla ilgili çok şey yazılıp çiziliyor. Kuantum fiziği örneğin çok şey anlatıyor. Enerjiye düşünceyle form verebilmek için saflaşmak gerekir ki bu kristalleşmektir zaten.
S10: İnsanlar yükseliş sırasında yaşadıkları uyanışta ve yaşayacakları değişim konusunda daha fazla eğitime ihtiyaç duyacaklardır. Siz insanların Dünya üzerindeki en yüksek potansiyellerini
gerçekleştirebilmeleri için insanlığa ne tür bir hizmet vermektesiniz? Hazırladığınız eğitim programları neler?
C10: İlk iş olarak yazıyorum. Bir grubum var. Dönüşümün yedi simyası. Gelen mesajları insanlarla paylaşarak hazırlanmalarına katkı sunuyorum. Ve bire bir çalışmalar yapıyorum. Bireydeki potansiyelleri açığa çıkarmak için. Öncelikle bireyin oluşta neyi deneyimlemek istediğini buluyoruz. Sonra bunu açığa çıkarmak için uygun egzersizlerle yaşama aktarmasını sağlıyoruz. Ben burada bireyin sadece farkındalığını kazanmasına yardımcı oluyorum.
S11: Bir Kristal olarak bu dünyadaki yaşamınız boyunca siz de Drunvalo Malchizedek gibi Sirius veya başka bir gezegene bir ziyaret yaptınız mı? Eğer yaptıysanız neler gördünüz? Evrendeki zeki hayat nasıl ve bizleri nasıl karşılıyorlar?
C11: Evet, öncelikle güneş sistemindeki tüm gezegenlere. Sonra diğerlerine en son pegasusa yaptım. Acturusta var bu dönemde en çok oralardan enerji çekiliyor. Galaksinin çekirdeği var bir de. O gezegenlerdeki enerji formları çok gelişmiş. Acturusta bilgi teknolojisi var örneğin. Yeni teknolojilerin gelmesinde onların çok etkisi olacak. Pegasustan bolluk bilinciyle ilgili ve düşünce gücünü etkin kullanımıyla ilgili bilgiler aktarıldı. Bu gezegenlerin enerjileri dünya da şu anda aktif. Oralarda bizlerin algıladığı türden bir yaşam yok. Enerjileri çok yüksek ve öyle varlar. Ama onlar da dünyada bedenlemek istiyorlar. Bu formda olmak evrendeki tüm enerji formları için önemli. Ama insan bunu bilmiyor.
S12: Tüm kadim metinlerde bahsedilen "Işık Beden"lerimiz artık active edildiler mi? Herkes bu geçişi yaşayabilecek mi?
C12: Evet azınlık ama henüz. „İnsan alemin özetidir” Cümlesi çok iyi anlatır. Aslında şimdiye kadar konuştuğumuz her bilgi herkeste var. Ancak bazı insanlar eski kalıplarından arınmadığı için herkes geçemeyecek. Dünya değimiyle çalışan kazanacak.
S13: Tüm galaksiler içinde Dünya Gezegeninin bulunduğu Galaksinin (Samanyolu Galaksisi) önemi nedir? Neden tüm evren şu an Dünya'da olanlarla ilgileniyor?
C13: bizim evrenimizde yaşam üreten tek galaksi Samanyolu. Enerjilerin fizik beden deneyimi ise sadece dünyada mümkün. Ve enerji (ruh) bu oluşu deneyimlemek istiyor. Bu nedenle çok önemli. Çünkü insanın yetenekleri gerçekten sınırsız. Evrende belli yasalar vardır. En bilineni etki tepki yasasıdır. Ancak insan bilinci bu yasaları etkileyebilir hatta değiştirebilir. Yani insan da tanrısallık vardır. Bir insan diğer gezegenlerden enerjiyi çekip bunu kullanabilir. Ama enerji tek başına buna karar da veremez değişim ve dönüşümü gerçekleştiremez.
S14: Sizce Anadolu'nun gezegenin yükselişinde oynayacağı rol nedir? Neden Anadolu?
C14: Dünya bu sistemin üçüncü gözüdür. Yani 6 çakrası. Düşünce alanı. Herşey önce niyettir sonra düşünceyle şekil alır. Bu nedenle eski üstadlar “yaşadığınız bir ilüzyondur” der. Dünya dışındaki enerjilerin formlarıyız. Anadolu'da dünyanın üçüncü gözüdür. Tarihi iyi incelerseniz ilk insanların Anadolu'da form aldığını görürüz. Nuh efsanesi de bunu söyler. Daha da önemlisi ışık insanlar yerleşim bölgesi olarak Anadolu'yu seçmiştir. Dünya haritasına baktığınızda bu coğrafyanın göze benzediğini görebilirsiniz. Ve Anadolu ana tanrıçaların diyarıdır. Hiçbir coğrafyada bu kadar çok ana tanrıça miti yoktur. Yükseliş buradan oldu tüm zamanlarda.
S15: Türk insanı bu konuda yeterince bilinçli mi? Yoksa halk halen uyutulmaya mı çalışılıyor? Uyanan insanların hayatlarında ve hayat tarzlarında ne gibi değişiklikler gözlemlediniz?
C15: Hayır, hiç bilinçli değil. Dünyayı yönetenler Anadolu ışıkçılarından çok etkilenmişler ve onları kullanmışlardır. Mason ve Hermetizmin tarihine bakarsanız bunu görürsünüz. Uyanma hala batının etkisinde. Batı hayranlığı devam ediyor. İçimizden gelen bilgileri kabulde zorlanıyor insanlar. Burada söylenince delilik, oradan gelince bilgi oluyor.
Bir çok insan Anadolu'da ışıkçıların yaşadığından habersiz. Hoş artık onlar da bunun çok farkında değil artık. Çok asimile olmuş.
Uyanan insanlar daha çok yalnızlığı tercih ediyorlar. Biliyoruz ki değişim için insanlarla birlikte olmamız gerekmiyor. Düşünceyle yapabiliyoruz bir çok şeyi. Yani bilinci etkileyebiliyor. Artık uyanış hızlandığı için bazılarımız bilgiyi aktarmayı tercih ediyor. Bir de gizli kalmak çok önemliydi şimdiye kadar. Ama aktarmak için açığa çıkma zorunluluğu doğdu. Daha fazla insan açığa çıkacaktır. Bu konuşma buna hizmet edecek.
Yaptığımız iş önemliydi. Sözü edilen enerjilerin dünyaya çekilmesi demirlenmesi ve açığa çıkması için insan bilincine ihtiyaç var. Bizler de bunu yaptık tüm zamanlarda. Ama çok da yorulduk. Çekilen enerjiyi kötüye kullandı insanlık. Sorumluluğu devretmenin zamanı geldi.
S16: Kişilerin kendi ailelerinde bulunan hastalıkların iyileştirilmesi, şimdi bulunan seviyede kişinin bu hastalıkları (bilinçaltı olarak nitelendirdiğiniz) geçmişine bakarak tüm atalarının genlerini değiştirmesine bağlı olduğuna göre şimdi, geçmişi gelecekle yer değiştirtmek gelecek nesiller açısından önemlidir diyorsunuz. Eğer kişiler geçmişe boş verip sadece kendi bedenlerinde yaşıyorlarsa bir dahaki enkarnelerinde atalarından aldıkları genetik mirası da sürdürmeye devam edeceklerdir değil mi?
C16: Evet, dönüştürmek zorunda yoksa geçişi yaşayamaz. Bu zaman da gelen kristaller de bunu yapıyorlar. Geçmişi de bu bedenlerde taşıyoruz zaten. Bunun için geçmişe gitmeye gerek yok, bu anda ve bu bedende yaptığınız zaman dönüştürme gerçek oluyor. En zoru bu dönem. Bu nedenle kaos deniliyor. Yük o kadar ağır ki. Bir tarafta değişim var diğer tarafta direnç var. Ben çoğu zaman kendimi sırat köprüsünde gibi hissediyorum. Çaresizlik hissini çok yaşıyorum. “Tamam teslim oluyorum” dese insanlar sorun anında çözülecek. Ama direnç çok fazla. Bir insanı ikna edene kadar günlerce haftalarca konuştuğum oluyor.
Ama geçişin olabilmesi için de yapılması gerekiyor. Normal yolla olmazsa felaket olarak yaşanacak. Depremler, savaşlar, salgın hastalıklar.
S17: Otistik bir çocuk için geleceği yaratmak (genlerinin düzeltilmesi) mümkün müdür?
C17: Her şey mümkündür.
S18: Bir insan artık kaderini kendi yaratıyorsa sizce hayatında öncelikli olarak değiştirmesi gereken şey ne olmalıdır? Bunu nasıl yapabilir?
C18: kendisini değiştirmesi lazım. Her gün ölüp diriliyoruz aslında. Tüm hücrelerde belli aralıklarla ölüp diriliyor. Bilinçli bir ölüm tümden bir değişim demektir. Ben buna ölüme yatmak diyorum. “Kendimi, şu ana kadar olanı” ölüme teslim ediyorum ve yeniden yaratıyorum. Böylece bünyede hastalık da kalmıyor ve her hücreniz yenileniyor. Taşıdığınız tüm geçmişlerde ölüyor. Çok basit ama zor.
Bilinciniz de değişiyor. Ama bunu yapabilmek için de yine o bilinç durumunda olmanız gerekiyor. Osho'nun dediği gibi ölmeden önce ölmek. Bilinç programları var. Teslimiyet. Bireyin ölmeyeceğini bilmesi gerekir. Ölüme kendisini teslim etmesinden söz ediyoruz. Çünkü ölüm aynı zaman da yaşamdır. Paradoks gibi görünse de değildir. Ölüm ve yaşam döngünün bir parçasıdır. Ölmek toprağın altına girmek değildir. Bilincin ölmesidir. Ölmeyi başarırsanız başka bir tür gelişim paketine gerek kalmaz. Seminerler kitaplar. Gereksiz hale gelir. Her şey mümkün.
Yorumum: Saçmalık... ve el altından başka dinlerin yedirilmeye çalışıldığı izlenimi var. "teslimiyet" "teslim olmak" fln...
|
|
Konuyu toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
|
|
|
| Seçenekler |
|
|
| Stil |
Normal
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 09:34 .
Powered by vBulletin® Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2009, Crawlability, Inc.
Copyright ©2007 - 2008 khAos.info
|
|
|
|