|
|
| Anarşizm Biz ki caniyiz! Herkes için ekmek, iş ve her türlü bağımsızlık ve adaleti istiyoruz. |
Anarşizm ve sosyalizmAnarşizm içerisinde Anarşizm ve sosyalizm konusu: [QUOTE=AlbatrosS;96422]Devletin olmadığı bir dünyayı nasıl yaratmayı düşünüyoruz sayın kronoss? Önce yıkarak değil mi? Peki ama hangi araç gereçle yıkacaksınız mevcut devleti ? Hümanist gösterilerle mi?
Siyasal devrimler,daima,çalkantılı,bir siyasi ve ekonomik ...

03-04-2009, 03:37
|
 |
sculptor of real life
|
|
Üyelik Tarihi: 25-03-2009
Nerden: antalya-bursa
Yaş: 23
Mesajlar: 22
|
|
[QUOTE=AlbatrosS;96422]Devletin olmadığı bir dünyayı nasıl yaratmayı düşünüyoruz sayın kronoss? Önce yıkarak değil mi? Peki ama hangi araç gereçle yıkacaksınız mevcut devleti ? Hümanist gösterilerle mi?
Siyasal devrimler,daima,çalkantılı,bir siyasi ve ekonomik alt üst oluş halinde,keskin sınıf mücadeleleri içinde,bazen büyük çapta bir iç savaşı gerektirerek ilerler.Bu yüzden ,devrim egemen sınıfların gözüne bir barbarlık,yıkıcılık ve kan dökücülük olarak görülür.kan ve felaket söz konusu olduğunda burjuvazinin konuşmaya hakkı olmadığı aşikardır.Burjuvazi emekçilerin devrimci kalkışmasını ne zaman güllerle durdurmuştur da devrimin gülle çiçekle yapılmasını istiyorlar?
Marksist tutuma göre kapitalizme karşı mücadelede devlet iktidarının araçlarını,yol ve yöntemlerini kullanmak gerekmektedir.Sınıfların ortadan kaldırılmasında ezilen sınıfın geçici diktatörlüğünü kurmak zorunludur.
Ancak kapitalizmin ve onun getirdiği sömürünün tamamen ortadan kalktığı zaman kapitalizme karşı savaşta araç olarak kullanılan devlet örgütlenmesi ortadan kalkacak mı?eğer kalkacak ise kapitalist toplum düzeninden sosyalist toplum düzenine geçtikten sonra son aşama olarak anarşizme varılmış olunmaz mı?
Sorum sizin yazdıklarınızı eleştirmekten ziyade bilgi edinmek amacını gütmektedir.Bu konuda bana yardımcı olursanız sevinirim.
|

03-04-2009, 04:53
|
 |
Raporlu Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 19-01-2009
Nerden: İzmir
Yaş: 29
Mesajlar: 1,667
|
|
Modeller-Gerçek Orijini ve Söylemler
Öncelikle konuya yaklaşımınız ve olgun tartışma üslubunuz için teşekkür etmek istiyorum. Tartışma olgunluğunu gösteren her eleştiri ve soruyu seve seve yanıtlamaya çalışırım, eksik ve yanlış olduğunu düşündüğünüz yönlerim/fikirlerim varsa sizi bunu dikkate alırım.
Sınıflı mülkiyet sisteminin(kapitalizm) sistematik bir eleştrisi olan marksizm, bir sonraki aşamasında ideal olarak kurguladığı devlet-dünya perspektifini ortaya koyar. Bu konu hakkında,sosyalist platformlar da dahil, pekçok tartışma ve eleştiri söz konusudur. Gerek araç ve yöntemler gerekse sosyalist toplumun pratikleri noktasında-bazen ciddi kavga ve çatışmalara dönüşen- tartışmalar yaşanmıştır.
Sorunuza cevap vermeden önce ''model'' kavramı üzerinde durmakta fayda var. Model, reel yaşamın içerisinden, reel olay, olgu ve durumlara ilişkin tasarladığımız; ihtiyaçlarımız, beklentilerimiz doğrultusunda gerçek orjinalini yansıtan idealize edilmiş yapılardır. Bir modelin başarısı, ihtiyaçlarımız ve ondan beklentilerimiz ile gerçek orjinaline uygunluğuna bağlıdır. (sanatsal tasarımları bunun dışında tutmak gerekir). Modeller gerçeğin tıpatıp aynısı değillerdir(bakın burası önemlidir). Başarısı bizim beklentilerimizi ne ölçüde karşıladığına bağlıdır. Bu bakımdan dil ve sözcükler birer modeldir. Elma dediğimiz zaman, aklımıza aşağı yukarı benzer özelliklere sahip bir görüntü gelir; ancak, herkesin bundan anladığı aynı şey değildir. Kimisi yeşil, kimisi kırmızı, kimisi büyük,kimisi küçük; hatta çürük... Bu durumda, anlatımı netleştirmemiz gerekir. Söz gelimi Yeşil ELMA deriz. Bu da yeni ihtiyaçlara göre genişletilmiş bir modeldir, ancak yine de bir sürü farklılık vardır. Yeşil küçük elma. Yeşil ve yarısı soyulmuş küçük elma. 50 gram ağırlığında, kabuğunun yarısı soyulmuş yeşil ve küçük elma... Bu örnekler sonsuza kadar genişler. Fakat hiçbir zaman gerçek orjinalinin tıpatıp aynısı olamaz!
Demem şudur ki, her modelin mutlaka bazı zaafiyetleri, birtakım aksaklıkları ve kusurları olacaktır. Bu durumda, bizim önceliklerimizi ve hedeflerimizi iyi belirlememiz gerekmektedir. Bu uzun girişlerden sonra, sorunuza dönersek; sorunuza tam anlamıyla ne evet ne de hayır yanıtını verebilirim. Devlet dediğimiz örgütlenmenin doğasında bir genetik hasar vardır. Tamam, başlangıçta, bizim anladığımız, kurumsallaşmış otoriter bir devlet yoktu. Kabul edelim ki devlet yapısı bazı temel ihtiyaçlardan doğmuştur(barınma, güvenlik, korunma gibi), ancak günümüzde hala devletsiz toplumların varlığı düşünüldüğünde devletin aynı zamanda bir zorunluluk olmadığını da anlıyoruz!
Sosyalist toplum modelinde, sovyetlerde olduğu gibi, üretici güçleri tasfiye ederseniz sonuçları vahim olacaktır. Sovyet modelinde hemen hemen tüm üretici güçler tasfiye edilip tüm toplum ücretli bir işçi/militan durumuna getirilmeye çalışıldı. Sovyet modeli, kendi emeğiyle, kendi olanaklarıyla üreten, çalışan insanları da mülkiyet kapsamına aldı ve kendine bağladı. Söz gelimi ''Kolhoz'' sistemi denilen bir durum ortaya çıkmıştı. Tüm topraklar devlet mülkiyetinde olduğu için devlet tüm çiftçilerden ya ürünlerini yada ürünlerinden elde ettikleri bir miktar parayı alıyordu. Bu sistem romanlara konu olacak kadar vahim sonuçlar doğurmuştur. O zaman, bizlerin mülkiyet dediğimiz olguyu iyi belirlememiz gerekmektedir. Bir insanın kendi emeğiyle kazandığı mütevazi araç gereçleri de mülkiyet kapsamında düşünürsek vahim sonuçlar olması kaçınalmazdır.
Mülkiyet ve devlet modelinin iyi kurgulanması şarttır sayın yorumcu. Kaldı ki, sovyet tipi devlet modelinin sosyalizm olduğundan da şüpheliyim. Oradaki durum, dev bir bürokrasi ve devletçi ekonomi modeliydi; birçok eleştirmen, bu yapının marks'ın öngördüğünle örtüşmediğini de vurgular. Kısacası sosyalizmin ileri toplum aşamasında devletin ortadan kalkması, geçmiş pratikler ve deneyim tarzlarıyla pek mümkün görünmüyor. Ancak, Marks'ın henüz anarşizmin sistemli bir biçimde öğretilerinin ortaya çıkmadığı zamanlarda, devlet olgusunun sakat doğasını öngörerek onu son aşamada ortadan kaldırmak istemesi de önemlidir.
Anarşistlerin önerdiklerine gelelim, o zaman. Anorko-komünistlerin söylediklerinin dışında net bir model ve toplum kurgusuna şahit olmadım şimdiye kadar. Devletsiz toplum, çok soyut bir ifade kalmaktadır. Tamam, ama nasıl? Sosyal hayat, asgari ihtiyaçlar, günlük yaşam vs nasıl düzenlenecek? Bunlar kolay aslında, zor olansa bu modele nasıl ve hangi araçlarla ulaşılabilinir? Sivil itaatsizlik, total red, büyük bir isyan...? Hangisi? Ellerinde dev ordular, nükleer silahlar, medya ve her türlü baskı/şiddet aracı olan zümreler var...
Fransa'da, Yunanistan'da, İtalya'da vs birçok yerde 60'lı yıllarda örgütleri ve isyanları sürükleyenlerin birçoğu anarşistlerdir. Bu da bir gerçek. Bugün, örgütlenmeyi ve dayanışmayı bile reddden, her şeye her duruma, olguya hatta kendine bile karşı/çarşı insanlar var  Hasılı kavramlar, söylemler ve pratikler birbirine karışmış durumda. Benim önerim herkesin tek ortak özelliği var, o da ''muhalefet''. Orta özelliklerin öne çıkarıldığı, örgütlü ve dayanışmacı birleşik bir muhalefet! Yeni bir kültür hareketi. Alttan üste yükselen bir karşı duruş. Birçok farklı fraksiyonların azami ortaklıklarda buluştuğu platformlar. Özgün, yaratıcı, eleştirel ve bilimsel tartışma zeminleri. vs vs.
Tamamen yıkmak mümkün olur yada olmaz; ancak böyle gitmeyeceği, dönüşmesi gerektiği de aşikar. Mevcut sorunların aciliyeti, bizlerin yöntem ve model sorunlarının önünde ve oldukça yakıcı...
Kendi adıma, bu forumda, her türden yapıcı eleştirinin yanında yer aldım. Ancak, mevcut olanın tahripkarlığını ve acliyetini göz ardı edip mesnetsiz ve dayanaksız kör sataşmalara da gereken cevapları vermeye çalıştım; çünkü, herkesin çapı, görgüsü ve birikimi kadar konuşması gerekir. Gölge etmesinler yeter, öyle değil mi 

Mey kasemi kırdın yere vurdun Tanrım
Zevkimden edip sanki ne buldun Tanrım
Gül renkli şarabım yere döktün tekmil
Zannım budur ki sen de sarhoş oldun Tanrım...
Hayyam...
|

04-04-2009, 16:09
|
 |
sculptor of real life
|
|
Üyelik Tarihi: 25-03-2009
Nerden: antalya-bursa
Yaş: 23
Mesajlar: 22
|
|
Böyle bir paylaşıma üye olurken insanların münazara için değilde daha çok diyalog kurmak için üye olması gerektiğinin bilincinde olması gerekir dolayısıyla amacımızın karşıdakinin düşüncelerini çürütmek değil başkalarının düşünceleri ile kendi düşüncelerimizi geliştirebilmek olmalıdır diye düşünüyorum.İletişimin temel amacı zaten paylaşmak değil midir?  Bu kısa girişten sonra cevap yazın ile ilgili düşüncelerimi beyan edebilirim sanırım.
İlk olorarak bolşevik ihtilali ile ilgili düşüncelerine katıldığımı söylemek isterim.Üreten insanları da mülkiyet sınıfına sokan bir düşüncenin sosyalist bir zihniyetin eseri olması beklenemezdi sanırım.İnsanları sömürme araçlarına sahip olanlarında tamamen mülksüzleştirilmesi;herhangi birinin ellerinde başkalarını sömürmek için kullanabilecek her şeyin ortak mülkiyete iadesi gerçekleşmiyorsa,eğer en sonunda yönetilenlere emir veren yeni bir yönetici kadrosu ortaya çıkıyorsa,ayaklanma bir devrim sayılmayacaktır ve her şeye yeniden başlamak gerekecektir.konuyu bu yöne çekmek istemediğim için bu konuya yeteri kadar değinip geçiyorum.
Esas konumuza dönersek bu konuda Friedrich Engels'in "Ütopyadan Bilime Sosyalizm" adlı eserinde de bahsettiği gibi(gerçekten okunması gereken bir kitaptır.dili olabildiğince sade ve analşılırdır.bu paylaşımdaki tüm arkadaşların okumasını tavsiye ederim.) "Ploterya kamusal gücü ele geçirir ve bu güç,burjuvazinin elinden kaymakta olan üretim araçlarını kamu mülkiyetine dönüştürür.Bu eylemle üretim o zamana kadar üstlendikleri sermaye özelliğinden kurtatır ve onlara toplumsal özelliklerinin gereğini tam yerine getirmek için özgürlük sağlar.Önceden saptanan plana göre üretim artık mümkündür.Üretimdeki gelişme artık farklı sınıfların varlıkarını tarihsel olarak anlamsız kılar.Toplumsal üretimden anarşinin kaybolması ölçüsünde devlet otoritesi uykuya yatar.Nihayet kendi toplumsallaştırma türünün efendisi olmuş insanlar doğanın da efendisi olurlar,kendilerinin de efendisi olurlar,özgür olurlar."
"Devletin gerçekten tüm toplumun temsilcisi olarak göründüğü ilk eylem-üretim araçlarına toplum adına el koyması-onun aynı zamanda devlet olarak son eylemidir de.Devlet 'ilga' edilmez,söner."
Engels'ın kitabından yaptığım iki alıntı marksizm ile anarşizmin amaç olarak aynı amacı savundukalarını gözler önüne sermektedir sanrım.Burada tartışılması gereken bu amaca ulaşmak için hangi araçları kullanmamız gerektiğidir ki bunun için de tek gerçekçi yolu bize marx göstermektedir.Birçok anarşistin şiddetten yoksun olarak devleti yıkmaya amaçlaması bana göre en azından şimdilik tatlı bir ütopya olarak kalacaktır.
Şiddet yanlısı bir insan tabi ki değilim ancak mevcut koşullara karşı körleşmeye de niyetim yok. Bu konuda herkese bir anarşist olan Erico Malatesta'nın yazılarını araştırmayı tavsiye edebilirim ancak.
Kısacası, şiddet kullanıma eşlik eden tehlikelere dikkat çekmek,insan yaşamının dokumulmazlığına dikkat çekmek,sevgiyi ve hoşgörüyü vaaz etmek bizim görevimiz.Ancak gerçek koşullara karşı kendimizİ körleştirme, şiddeti püskürtmek ve ona saldırmak için şiddet kullanmaktan vazgeçmek alanı baskıcılara boş bırakmaktır sadece...
Amaçlarımız ortak olduğuna göre bu amaca ulaşmak için araçları tartışmak ufkumuzu genişletecektir diye düşünüyorum.bu Konuda Önerisi olan arkadaşları bu diyolağa davet ediyorum.
|

14-08-2009, 22:11
|
 |
M€M€ÑTØ MØRÍ
|
|
Üyelik Tarihi: 01-01-2007
Nerden: Asrub
Yaş: 29
Mesajlar: 2,355
|
|
Alıntı:
Stalin´isimli arızadan alıntı
Anarşizm ve Marxizm Birbirinden farklıdır ,
Anarşizm bireyi hedef alırken , marxizm yıgını hedef alır ,
Anarşizm bırey kurtulmadıkca yıgında kurtulamaz derken , marxizm yıgın kurtulmadıkca bireyde kurtulamaz der..
Sosyalizm diye bagıran fakat Proleter dıktayı red eden anarşistlerin , gercek sosyalist olmadıgı yanlızca onun bayragının altıda dursalarda , onlar birer devrimci değildirler..
Vs vs ...
Biz onlara , küçük burjuva devrimcisi deriz , yada anarşistti..
Marx'da şöyle der;
' Bir Sokak Anarşistti , Kapitalizmin Eline düşmeye mahkumdur..
Daha iyi kavrayabilmek için..
Anarşizm mı , Sosyalizm mi Kitabi okunabilir , stalinin en önemli kitablarından biridir ve cok kısadır bir gününüzü almaz..
|
Anarşizm kendi içerisinde farklı ekollere ayrılır. Birey temelli olanı ise Bireyci Anarşizmdir. Bu da “Anarşizm bireyi, Marksizm yığını hedef alır” gibi saçma sapan bir genellemeyle çürütülecek-geçiştirilecek kadar sığ ve basit değildir. Yığını birey oluşturur. Materyalist bir bireyin, sonlu bir dünyada, yığın için kendisini, yaşamını feda etmesi -en azından benim açımdan- kabul görmez. Bu yüzdendir ki, Marksizmin savunduğu “geçiş aşaması” yığının arzuladığı yaşam biçimiyle uyuşmaz. Ve “Devrim” adı altında yeni tahakküm biçimleri kabul edilemez. Daha iyi kavranmak içinse, İspanya iç savaşında kapitalistlerin yanında yer alarak dünyanın dört bir yanından İspanyol devrimine katılan anarşistleri arkadan vuran Stalin’in bu devrimdeki rolünü irdelemen eminim çooook faydalı olacaktır.
Alıntı:
Stalin´isimli arızadan alıntı
 Bu kadar olmaz , seninkiler slogan değil mi , bu yazının aynısı başka bir sitede bir anarşisttin agzından duyabilirsin..
Kendini dediğim gibi yarı tanrı kılıgından cıkar , yada faşistler der ya, irkil ve kendine gel felan diye
İspanya iç savasında anarşistler hangı saftaydı lütfen soyle...
Ekim devriminde hangı saftaydı sole bi kez de herkes duysn ,
burdan şu sonuc cıkar sizin bir yaptıgınız bir dediğinize uymuyor. 
boyle tarih soyluyor bunları biz değil 
Ne İçiniz vardı , orda bizim paçamızın altında 
???
KImse kımseyi yoksulluga suruklemez onlar kendi gelir ya , üretici güçler gelişir felan ilişkiler coker, nesnel kosullar diye adlandırdıgımız kosullar bunlar , bız bu kosullarda halka marxizmin yüce bilincini vererekten devrim yaparız..
Bu iş boyle gelmiş boyle gider..
İyi ezberlemişsin sloganlarını
İşin daha enterasan kısmı , Sen yunanıstan haberlerinide izlemedın galiba 
O harekete , Anarşisttler onculuk etti , Maşşallah bi tane şiddet yoktu , talk show izler gibi izledı butun polis alemi ve dünya alemi değil mi
Birşeyi demeden once , tarihine bak , ne yaptıgına bak , ne ettıgınıne bak once onu arastır....

Saygılarımla..
|
İspanya iç savaşında kimin hangi saflarda yer aldığını sen söylesene biz de duyalım kimin, hangi saflarda yer aldığını. Stalin’in desteklediği Komünist Parti’ye dahil olmayan bütün örgütlenmelerin illegalize edilmesini, Komünist Parti’nin Barcelona’da anarşistlere saldırarak devrime yaptığı ihaneti böylesine çarpıtıp lanse etmen hayli gülünç. Bolşevik devrim bizzat anarşistlerin katılımıyla desteklenmişken, yine ihanete uğrayan anarşistler öldürülmüş, hapsedilmiştir. Senin o saydığın palavraları tarih değil, Stalin söylüyor. Stalin ezberinden zırvalamayı kesip adam akıllı bir araştırma yapmadan bu tür konularda yorumlar yapman, ideolojileri “ulu”, “yüce” gibi adlarla yaftalaman, bağnaz bir fanatiklikten öte değildir. Bir kere senin niyetin üzüm yemek değil, bağcıyı dövmek. Marx’ın Bakunin’e yaptığı haksızlığı Lenin Kronşdat Ayaklanması ve Makhnovist Hareket karşısında Ukrayna’da, Stalin de İspanyol Devrimi’nde göstermiş, her fırsatta özgürlük yanlısı, devlet karşıtı devrimcileri kanlı bir şekilde ortadan kaldırmıştır. Alabatross’un da bahsettiği gibi, devrim adına neredeyse bütün ayaklanmalarda kıvılcımı çakan Marksisler değil, Anarşistler olmuştur. Dünya işçileri bugün 1 Mayıs’ı kutluyorsa, çalışma saatleri 12 saatten değil de 8 saate inmişse, bunu burjuva dediğin Anarşistlere borçlulardır.
Alıntı:
Stalin´isimli arızadan alıntı
Ben bağnazcıysam , ilerici bağnazım 
o da oluyorsa bunu kabul ederim..
Ayni cumlere bagımlı olan ve sadece onu dogru bulan ınsanlar da bagnazdır..
bunun için illa bir araç gerekmez..
fikirlerin toplama oldugu için gerekmıyorda.
İşte gene aynı laflar 
Peygamber kitab işi bence stalin yerine Lenin koysaydın daha gecerlı olurdu
Sorulara cevab veremeyınce humanizm iki yüzlülüğünü acıga cıkarma..
Anarşizme anarşistler darbe vurduysa , anarchistler ya anarşizmi anlamayamamış yada birbirini...
neyse soyleşi devam etmenın bır anlamı yok 
sen takmışsın sloganlara gidiyorsun 
yolun acık olsun..
|
Bak bu ülke de kendisini ilerici sanan bağnaz kemalistlerle dolu. Ancak bağnazın ilericisi gericisi olmaz. Kendini ilerici olarak görse de, bağnaz bağnazdır. Senin gibi fikir üretmez, sorgulamaz, sorgulayandan hazzetmez, diktatörlerin sözlerini tekrarlar dururlar. Konuda ikiyüzlülüğü arıyorsan; fikir tabanlı bir platformda ezberden sallamaktır iki yüzlülük.
Alıntı:
AlbatrosS´isimli arızadan alıntı
Devletin olmadığı bir dünyayı nasıl yaratmayı düşünüyoruz sayın kronoss? Önce yıkarak değil mi? Peki ama hangi araç gereçle yıkacaksınız mevcut devleti ? Hümanist gösterilerle mi?
Marksizm bir yöntemdir yada bir perspektifdir. Sizin ve sizin gibi pekçok kimsenin anlamadığı, Marksizmin esasen kapitalist toplum modelindeki iktisadi ve sosyal ilişkilerin bilimsel-analitik ve de felsefi bir tahlili olduğu gerçeğidir. Özetle bugün devlet ve otorite kavramlarını tartışabiliyorsanız bu konuda Marks'a çok şey borçlusunuz demektir; zira sınıf ve mülkiyet ilişkileri gerçeğini ortaya koyup bunun toplumsal ve kültürel ilişkilerin belirleyicisi olduğunu saptayan bu sistematik çalışmalardır. Benzer şekilde, pekçok akademisyenin/felsefecinin de hakkını teslim ettiği gibi Felsefeyi yeryüzüne indiren adam Marks'tır.
Gerçek şu ki, Marks'ın teorileri tüm yönleriyle doğru ve tartışılmaz değildir. Ancak, ''sınıf ve mülkiyet'' gerçeğini de inkar edemezsiniz. Kaldı ki Marks'ın kendisi de, mülkiyet iktidarlarının evrensel ölçekte yıkılmasından sonra,devletsiz bir toplum öngörmüştür. Yada bilinen anlamda devleti değil.
Şiddet konusundaki açılımlarınıza kısmen katılmakla birlikte mevcut olanın sınıfsal, iktisadi ve saf şiddet gerçeği ile sömürü ilişkileri üzerinde durmamanız gerçeği kavramınızı zorlaştırıyor. Size şiddetin kötü bir şey olduğu öğretilirken, bunun nefs-i müdafaanın yada reaksiyonel eylemlerin bu tanımın dışında kaldığı öğretilmemiş olmalı ki böyle toptancı değerlendirmelere girişiyorsunuz. Bu durumda Stalin arkadaşımızın da belirttiği gibi Yunanistandaki Anarşistlerin eylemlerini anlamakta zorlanıyorsunuz.
Tabi, Sovyet tipi bürokratik komünizmin de sosyalizmin özünü yansıtmaktan uzak olduğu ve devlet aygıtının bizzat Stalin döneminde ciddi bir zulüm aygıtına döndüğü tarihsel verilerle de kayıtlıdır. Anarşistlerin eleştirileri, böyle bir yapı düşünüldüğünde yerindedir. Bugün küresel çapta bir sosyalist model gerçekleşse dahi eşyanın tabiatı gereği muhalefet daima sürecektir.İnsan düşünceleri ve düşünceleri ifade ettiği yazılarıyla zihnindeki tasavvurları modeller aracılığıyla aktarır. Gerçekte her düşünsel kurgu birer modeldir; fakat modeller orijinal gerçeklerin bizzat aynısı değildir. Her modelin gerçek orjinalinden farklı olduğu, ayrıştığı yanlar vardır. Anarşizmi bu anlamda anlamlı buluyorum ki modellerin ve sembolik tanımların insanlığa dayattığı yeni iktidarları ve otoriteleri eleştirmek, muhalefete dinamizm kazandırmak adına ciddi bir düşüncedir...
|
Aynı soruyu ben sorsam? Devletin olmadığı bir dünyayı meydana getirmek, yeni tahakküm biçimleri oluşturup sömürü aygıtları kullanmaktan mı geçiyor? Marks’ın çalışmalarına belli bir döneme kadar saygı duyarım fakat sonrası için değil çünkü yaşamının ileriki dönemlerinde üretkenliğini yitirmiş, fikirlerinde gelişme olmadığı gibi gelişme önerilerine, eleştiriye kapalı ve fazlasıyla otoriter bir kişilik haline bürünmüştü. Tabi ki Marx devlet ve mülkiyet olgusunu eleştirmiştir ancak bu düşüncenin onunla meydana geldiğini söyleyemeyiz. Eski Yunanistan’da dahi Platon’un devlet ütopyasına, yönetimin olmadığı özgür bir topluluk kavramıyla karşı çıkan, Stoa felsefesinin kurucusu Giritli Zeno’da devletin mutlak kudretini, yaşama müdahalesini, her şeyi sistemli bir biçimde disiplin ve denetim altına almasını reddetmiş, bireyin ahlak yasasının egemenliğini savunmuştu. Mahkemelerin, polis gereksiniminin, tapınak ya da kamusal tapınakların olmadığı, para gibi değişim araçlarının bulunmadığı bir toplum düzeninden bahsetmişti. Marx’ın öncelikle hukuk, daha sonra felsefe ve tarih eğitimi alması, doktora tezini eski Yunan Felsefesi üzerine hazırlaması sonucunda üç temel geleneği; Alman felsefesi, Fransız siyaset kuramı ve İngiliz iktisadını bir araya getirmesi tesadüf değildir. Bu nedenle Marksizm’e normal anlamda “felsefe” olarak bakılmaz. Tabi ki felsefi boyutu da vardır ve kendinden sonrakilere muazzam bir etki yaratmıştır ancak Marksizm’deki felsefi öğe neredeyse tümüyle Hegel’den alınmıştır ve günümüze değin Hegel’in terminolojisiyle ifade edilmiştir. Şöyle ki; gerçeklik, bir durum değil, kesintisiz bir tarihsel süreçtir. Bundan dolayı gerçekliği anlamanın anahtarı, tarihsel değişmenin doğasını anlamaktır. Tarihsel değişme rastgele değil, keşfedilmesi mümkün bir yasaya dahildir. Keşfedilebilir değişmenin yasası, diyalektik ve onun sentez üçlü hareketidir. Bu yasayı sürekli işler kılan, art arda gelen her durumun kendi içerisindeki çelişkilerle son bulmasını sağlayan yabancılaşmadır. Bu süreç, ileri doğru hareketinin itkisini kendi içindeki yasalardan alır ve insanlar onunla birlikte yürürler. Bu biçimde betimlenen süreç, bütün iç çelişkilerin çözümlendiği bir duruma ulaşılıncaya kadar devam edecektir ve bundan sonra artık yabancılaşma olmayacak, değişmeyi harekete geçiren hiçbir güç kalmayacaktır. Çelişkiden kurtulmuş bu duruma ulaşıldığında insanlar artık kendi denetimleri dışındaki güçlerle birlikte yürüyemeyecek, tersine ilk kez kendi yazgılarını ellerine alacak ve bizzat değişim üzeride söz sahibi olacaklardır. Bu sonuç, ilk kez insanları özgür kılacak ve kendilerini gerçekleştirmesi olanaklı hale gelecektir. Özgürlüğün var olduğu, insanların kendilerini gerçekleştirdiği bu toplum biçimi, liberallerin tasarladığı türden birbirinden bağımsız hareket eden bireylerden meydana gelen atomlaşmış bir toplum değil, bireyin kendi müstakil yaşamlarından daha büyük ve daha etkin olan bir bütün tarafından özümlendikleri organik bir toplum olacaktır. Hegel’in felsefesini temele oturtan Marx, bununla beraber, etkilendiği sol Hegelci Fuerbach’in “temelde neden oluşursa oluşsun, gerçekliğin tinsel değil, maddi bir şey olduğu” düşüncesiyle Hegel temelli felsefesini farklı kılar. Yine de düşünceleri bu kadar kısa zamanda bu denli büyük etki yaratmış başka bir düşünürün olmadığı söylenebilir. Öyle ki ölümünü takip eden 70 yıl içerisinde insanlığın üçte biri kendilerine “Marksist” diyen yönetimler altında yaşıyordu. Kaldı ki anarşistler, Marksistlerin mevcut sistem tahlillerini değil, onun yerine getirilmek istenen, kurgulanan, totaliter sosyalizm idealini eleştirirler. Bir kere Anarşizm diğer politik görüşlerin aksine, insanın ötesinde bir sistem ya da programa değil, bizzat insanı esas alarak insana ve onun özgürlüğüne dayanır.
Alıntı:
AlbatrosS´isimli arızadan alıntı
Modeller-Gerçek Orijini ve Söylemler
Öncelikle konuya yaklaşımınız ve olgun tartışma üslubunuz için teşekkür etmek istiyorum. Tartışma olgunluğunu gösteren her eleştiri ve soruyu seve seve yanıtlamaya çalışırım, eksik ve yanlış olduğunu düşündüğünüz yönlerim/fikirlerim varsa sizi bunu dikkate alırım.
Sınıflı mülkiyet sisteminin(kapitalizm) sistematik bir eleştrisi olan marksizm, bir sonraki aşamasında ideal olarak kurguladığı devlet-dünya perspektifini ortaya koyar. Bu konu hakkında,sosyalist platformlar da dahil, pekçok tartışma ve eleştiri söz konusudur. Gerek araç ve yöntemler gerekse sosyalist toplumun pratikleri noktasında-bazen ciddi kavga ve çatışmalara dönüşen- tartışmalar yaşanmıştır.
Sorunuza cevap vermeden önce ''model'' kavramı üzerinde durmakta fayda var. Model, reel yaşamın içerisinden, reel olay, olgu ve durumlara ilişkin tasarladığımız; ihtiyaçlarımız, beklentilerimiz doğrultusunda gerçek orjinalini yansıtan idealize edilmiş yapılardır. Bir modelin başarısı, ihtiyaçlarımız ve ondan beklentilerimiz ile gerçek orjinaline uygunluğuna bağlıdır. (sanatsal tasarımları bunun dışında tutmak gerekir). Modeller gerçeğin tıpatıp aynısı değillerdir(bakın burası önemlidir). Başarısı bizim beklentilerimizi ne ölçüde karşıladığına bağlıdır. Bu bakımdan dil ve sözcükler birer modeldir. Elma dediğimiz zaman, aklımıza aşağı yukarı benzer özelliklere sahip bir görüntü gelir; ancak, herkesin bundan anladığı aynı şey değildir. Kimisi yeşil, kimisi kırmızı, kimisi büyük,kimisi küçük; hatta çürük... Bu durumda, anlatımı netleştirmemiz gerekir. Söz gelimi Yeşil ELMA deriz. Bu da yeni ihtiyaçlara göre genişletilmiş bir modeldir, ancak yine de bir sürü farklılık vardır. Yeşil küçük elma. Yeşil ve yarısı soyulmuş küçük elma. 50 gram ağırlığında, kabuğunun yarısı soyulmuş yeşil ve küçük elma... Bu örnekler sonsuza kadar genişler. Fakat hiçbir zaman gerçek orjinalinin tıpatıp aynısı olamaz!
Demem şudur ki, her modelin mutlaka bazı zaafiyetleri, birtakım aksaklıkları ve kusurları olacaktır. Bu durumda, bizim önceliklerimizi ve hedeflerimizi iyi belirlememiz gerekmektedir. Bu uzun girişlerden sonra, sorunuza dönersek; sorunuza tam anlamıyla ne evet ne de hayır yanıtını verebilirim. Devlet dediğimiz örgütlenmenin doğasında bir genetik hasar vardır. Tamam, başlangıçta, bizim anladığımız, kurumsallaşmış otoriter bir devlet yoktu. Kabul edelim ki devlet yapısı bazı temel ihtiyaçlardan doğmuştur(barınma, güvenlik, korunma gibi), ancak günümüzde hala devletsiz toplumların varlığı düşünüldüğünde devletin aynı zamanda bir zorunluluk olmadığını da anlıyoruz!
Sosyalist toplum modelinde, sovyetlerde olduğu gibi, üretici güçleri tasfiye ederseniz sonuçları vahim olacaktır. Sovyet modelinde hemen hemen tüm üretici güçler tasfiye edilip tüm toplum ücretli bir işçi/militan durumuna getirilmeye çalışıldı. Sovyet modeli, kendi emeğiyle, kendi olanaklarıyla üreten, çalışan insanları da mülkiyet kapsamına aldı ve kendine bağladı. Söz gelimi ''Kolhoz'' sistemi denilen bir durum ortaya çıkmıştı. Tüm topraklar devlet mülkiyetinde olduğu için devlet tüm çiftçilerden ya ürünlerini yada ürünlerinden elde ettikleri bir miktar parayı alıyordu. Bu sistem romanlara konu olacak kadar vahim sonuçlar doğurmuştur. O zaman, bizlerin mülkiyet dediğimiz olguyu iyi belirlememiz gerekmektedir. Bir insanın kendi emeğiyle kazandığı mütevazi araç gereçleri de mülkiyet kapsamında düşünürsek vahim sonuçlar olması kaçınalmazdır.
Mülkiyet ve devlet modelinin iyi kurgulanması şarttır sayın yorumcu. Kaldı ki, sovyet tipi devlet modelinin sosyalizm olduğundan da şüpheliyim. Oradaki durum, dev bir bürokrasi ve devletçi ekonomi modeliydi; birçok eleştirmen, bu yapının marks'ın öngördüğünle örtüşmediğini de vurgular. Kısacası sosyalizmin ileri toplum aşamasında devletin ortadan kalkması, geçmiş pratikler ve deneyim tarzlarıyla pek mümkün görünmüyor. Ancak, Marks'ın henüz anarşizmin sistemli bir biçimde öğretilerinin ortaya çıkmadığı zamanlarda, devlet olgusunun sakat doğasını öngörerek onu son aşamada ortadan kaldırmak istemesi de önemlidir.
Anarşistlerin önerdiklerine gelelim, o zaman. Anorko-komünistlerin söylediklerinin dışında net bir model ve toplum kurgusuna şahit olmadım şimdiye kadar. Devletsiz toplum, çok soyut bir ifade kalmaktadır. Tamam, ama nasıl? Sosyal hayat, asgari ihtiyaçlar, günlük yaşam vs nasıl düzenlenecek? Bunlar kolay aslında, zor olansa bu modele nasıl ve hangi araçlarla ulaşılabilinir? Sivil itaatsizlik, total red, büyük bir isyan...? Hangisi? Ellerinde dev ordular, nükleer silahlar, medya ve her türlü baskı/şiddet aracı olan zümreler var...
Fransa'da, Yunanistan'da, İtalya'da vs birçok yerde 60'lı yıllarda örgütleri ve isyanları sürükleyenlerin birçoğu anarşistlerdir. Bu da bir gerçek. Bugün, örgütlenmeyi ve dayanışmayı bile reddden, her şeye her duruma, olguya hatta kendine bile karşı/çarşı insanlar var  Hasılı kavramlar, söylemler ve pratikler birbirine karışmış durumda. Benim önerim herkesin tek ortak özelliği var, o da ''muhalefet''. Orta özelliklerin öne çıkarıldığı, örgütlü ve dayanışmacı birleşik bir muhalefet! Yeni bir kültür hareketi. Alttan üste yükselen bir karşı duruş. Birçok farklı fraksiyonların azami ortaklıklarda buluştuğu platformlar. Özgün, yaratıcı, eleştirel ve bilimsel tartışma zeminleri. vs vs.
Tamamen yıkmak mümkün olur yada olmaz; ancak böyle gitmeyeceği, dönüşmesi gerektiği de aşikar. Mevcut sorunların aciliyeti, bizlerin yöntem ve model sorunlarının önünde ve oldukça yakıcı...
Kendi adıma, bu forumda, her türden yapıcı eleştirinin yanında yer aldım. Ancak, mevcut olanın tahripkarlığını ve acliyetini göz ardı edip mesnetsiz ve dayanaksız kör sataşmalara da gereken cevapları vermeye çalıştım; çünkü, herkesin çapı, görgüsü ve birikimi kadar konuşması gerekir. Gölge etmesinler yeter, öyle değil mi 
|
Tabi ki “Model” kavramı üzerinde de duralım. Dedim ya; anarşizm diğer politik görüşlerden farklı olarak, insanın ötesinde bir model, sistem, program ya da parti değil, tamamen insana ve onun özgürlüğüne dayanır. Mevcudun parçası olduğum şu sistem üzerine getirilecek aşamalı bir yapıda ben o arzulanan ideali göremeyeceksem neden bedel ödeyeyim? Anarşizm, bir avuç seçkinin çoğunluk adına yöneticileri ortadan kaldırmasıyla değil, sıradan insanlar tarafından, bireyin kendisini özgürleştirmesiyle gerçekleşebilecek bir idealdir. Özgürlük adına bir devrim hedefleniyorsa, insanların özgürlüklerine saygılı olunmalıdır. Devletin her davranışı şiddettir ve devlet şiddetini yasa olarak adlandırır. Devlet aygıtı ortadan kalksa dahi baskıcı olmayan, anlaşma tarzında da tahakkümün pek çok biçimi var olabilir. İnsanlar yaşamsal ihtiyaçlarını karşılamak için dayanışmaya ihtiyaç duyar. Bu çerçevede üç seçenekleri vardır: diğerlerinin iradesine tabi olarak köleleşmek, kendi iradesini hakim kılarak otorite olmak ve kendisinin de dahil olduğu bütünün iyiliği için ortaklaşa yapılmış anlaşmalara dayalı bir yaşam. Anarşistler tabi ki son tercihi seçerler; diğerinin tekliğine, özgürlüğüne saygı gösterirken, bireylerin özgür ve eşit topluluklar olarak bir arada yaşamı. Yalnızca kendi kendine yönetim -doğrudan demokrasi- sayesinde bireyler kendilerini ifade edebilir, eleştirel düşüncelerini, entelektüel ve etik kapasitelerini tam olarak geliştirebilirler. Devlet aygıtıyla değil. Her ne kadar birlikler ya da kolektifler gruplar tarafından oluşturulsa da, hiçbir yasa bireyin üzerinde ya da değiştirilemez değildir. Mevcut demokrasilerde(!) zorunlu olarak çoğunluk kavramına bağlıdır. Herhangi bir oylamada kendini azınlıkta bulan, bağlayıcı olarak kabul ya da ret zorunluluğundadır. Azınlığa kendi kararını ve seçimini gerçekleştirme fırsatı vermemek, onun özerkliğine tecavüzdür. Anarşistlerin desteklediği doğrudan demokrasi, çoğunluğun haklılığını değil, hiçbir azınlığın genelin iyiliği yerine kendi avantajına olanı tercih etmesine güvenilemeyeceğini savunur. Tabi ki çoğunluklar da hata yaparlar ve yapmaktadır. Öngörülen Anarşist toplum biçiminde karar ve tercih meselelerinin, seçilmiş komiteler tarafından halledildiği komünler düşünülmüştür. Topluluk ağı belli coğrafi bölgelere ait bağımsız komünler, insanların işlevlerine göre örgütlenmesi için oluşturulan işçi sendikaları ve ekonomik, sıhhi, eğitsel, sanat, eğlence gibi ihtiyaçların karşılanması için oluşturulan özgür birlikler olmak üzere üç düzeyde işler. Bu komiteler geçici delegelerden oluşur ve alınan kararların ötesinde davranmaya –politik davranmaya- başladıkları anda geri çağırılırlar. Sınırlı yetkiyle görevlendirilen yetkililer, delegesi oldukları insanlar adına kararlar alamazlar. Kendi kendini yönetim ve geri çağırma yetkesi anarşist örgütlerin temel ilkesini oluşturur ve hiyerarşik bir sistem ile topluluk arasında anahtar niteliği taşır. Birey ya da grup, gücü elinde bulunduramaz. Parlamenter sistemlerde seçimle gelen temsilciler bir sonraki seçime kadar beklemek zorunda olduklarından, kararları uygulayıp uygulamamaları denetlenmez ve güç, tepeden aşağıya hiyerarşik bir dağılım gösterirken, aşağı kademelerin baskıcı kurumlar altında keyfi sınırlamalar ile ona itaat etmesi beklenir. Bütün bunlara, yani arzulanan devrim de, örgütlenme ve dayanışmayla ulaşılabilir. Bireysel olarak gerçekleştirilen sivil itaatsizlik, total ret ya da isyan hareketleri sembolik açıdan bir önem arz etmekten başka bir sonuç vermeyeceği aşikardır.
"Beni tanıyan herkesin size söyleyeceği gibi, makbul biri değilim. Kötü adamı sevdim hep, kanunsuzu, hergeleyi. İyi işleri olan sinek kaydı traşlı, kravatlı tiplerden hoşlanmam. Ümitsiz adamları severim, dişleri kırık, usları kırık, yolları kırık adamları. İlgimi çekerler. Küçük sürpriz ve patlamalarla doludurlar. Adi kadınlardan da hoşlanırım; çorapları sarkmış, makyajları akmış, sarhoş ve küfürbaz kadınlardan. Azizlerden çok sapkınlar ilgilendiriyor beni. Serserilerin yanında rahatımdır, çünkü ben de serseriyim. Kanun sevmem, ahlak sevmem, din sevmem, kural sevmem. Toplumun beni şekillendirmesinden hoşlanmam."
|

05-09-2009, 00:13
|
|
Taze Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 04-09-2009
Nerden: smyrna
Mesajlar: 8
|
|
|
Konu altında yazılan yazıların çoğunu okudum. Bir kaç noktaya değinmek istiyorum.
Kapitalizm temeli artı değer sömürüsüne dayanan toplumsal formasyondur. Salt ekonomi biçimi olarak açıklamak kapitalizmi eksiktir.
Devlet sınıfın diğer sınıf üzerinde baskı hegomanya aracı, sınıf karşıtlıklarının ürünü olmasıyla beraber üretim ilişkilerinin yansıması olan üst yapı kurumlarının dünya halklarına kendi düşünsel normlarını, yaşam biçimlerini dikte ettirilmeye çalışıldığı kurumdur.
Anarşistlerin ve marksistler ulaşmak istedikleri sınıfsız sömürüsüz dünya hedefi ortaktır. Amaca giden yolda farklılıklar bulunmaktadır.
Marksistler; Devleti oluşturan maddi koşulların-sınıfların ortadan kalkmadıkça devletin ilga olamayacağından hareketle, sınıfların ortadan kalkma sürecince devlete geçici/zorunlu rol biçerler. Burjuva devlet mekanizmasının parçalanarak, işçi sınıfının, emekçi halkların ortak iradesi sonucunda doğrudan demokrasi, emekçi yığınların siyasete aktif katkısı/etkisi gibi ilkelerle bağlı GEÇİCİ devlet mekanizması inşa edelir. Bahsedilen dönem GEÇİŞ DÖNEMİ ya da PROLOTERYA DİKTATÖRLÜĞÜ olarak adlandırabileceğimiz dönemdir. Komünizmin alt evresi olan sosyalizm sınıfsız süreçtir. Bu bağlamda SSCB deneyimi sosyalizm değil, proleterya diktası olarak adlandırılması daha yerinde olur. PD sosyalizme/komünizme evrilebilecek süreçtir. Fakat kapitalist kuşatma, 2. paylaşım savaşının verdiği ağır maddi/manevi çöküntü.. kısaca iç ve dış unsurların neticesinde ilk Sosyalist devrim olan SSCB atılımı çözülmüştür.
Komünizm/sosyalizm ya da sınıfsız sistem, dünya üzerinde kapitalist üretim ilişkilerinin yansıması olan devlet aygıtlarının parçalanmadan geçilebilecek aşama değildir. Tek tek ülkelerde sosyalist devrimler olur/olabilir, fakat bu atılımın komünizme evrilmesinin temel nedenlerinden birisi de kapitalizmin dünyasal/tarihsel süreçte yenilgisiyle mümkündür.
Marksizmin'ın üç fikir odaklarının bileşeni olduğuna dair yaygın bir kanı vardır. Bu oldukça sorunludur. Alman felsefesi, Fransız siyaset kuramı ve İngiliz iktisad kuramlarını ELEŞTİREREK Diyalektik materyalizmi formule etmiştir. İlk aklıma gelenlerden ricardonun artı değer teorisini burjuva düşünüş tarzı dışına çıkamamakla nitelendirirken ekonomi politiği eleştrisine başlar. Hegelin diyalektiği içinde durum pek farklı değildir. Maddi yaşamın yansımalası olarak açıklar bilinci marx fakat tersine hegel maddi yaşamı oluşturan öğeyi bilinci koyar.. Ütopik sosyalistler çabasını geleceğin toplumuna dair öngörülerde bulunur. Marx sa kapitalizmin gelişim yasalarından hareketle yaşanılan kapitalist toplumun analiziyle , TOPLUMU/DÜNYAYI DÖNÜŞTÜRMENİN EZİLENLERİN MÜCADELESİYLE MÜMKÜN OLABİLECEĞİNİ BELİRTİR. İnsan etkinliğine gelişen/dönüşen toplumsal süreclerin yansıması olan insanın bilinçli/ortak hareketiyle toplumu dönüştürebileğini söyler. Marx'ı diğer felsefecilerden/düşünürlerden ayıran önemli özelliklerinden biridir. Konu çok kapsamlı şimdilik burada kesiyorum. Tartışmanın seyrine göre devam ederim.
Son olarak; marksizm kurtuluşu bilinçli işçi sınıfının örgütlü mücadelesine bağlamıştır. sınıfsız bir dünya da giden yolda devlet geçici aygıttır. Anarşist arkadaşlar şu soruların yanıtlarını verirlerse sevinirim.
I- Sınıfları ortadan kaldırmadıkça devleti nasıl ortadan kaldıracaksınız? ya da sizce sınıfların ortadan kaldırılması devrimin arifesinde bir gecede mümkünmüdür.?
II- Şiddet ya da illegal mücadele marksizm açısından işçi sınıfının devrimci partisinin pratik içinde kullanacağı mücadele yöntemlerindendir. Takdir edersiniz ki burjuvazi sistemi altın tepside sunmaz. Anarşist arkadaşların savunduğu SOMUT mücadele yöntemi nelerdir?
III- İşçi sınıfına devrim sürecindeki olası rolu, anarşistlerin işçi sınıfına bakış açıları nelerdir.
IV- Anarşizm içinde çeşitli kollar (anarko-komünistler, bireysel anarşistler.. vs) farklılaştıkları düşünceler nelerdir.
mücadeleyle;
FRaNKPaiS
|

05-09-2009, 01:13
|
 |
Rütbesiz anarşik
|
|
Üyelik Tarihi: 02-06-2008
Nerden: heryerland
Yaş: 20
Mesajlar: 471
|
|
|
Selam Frankpais!
Bir anarşist olarak sınıfsız,devletsiz bir topluma devletin vasıtasıyla değil de emekçilerin özyönetim organları aracılığıyla ve bahsi geçen proleterya diktatörlüğü gb bir geçiş aşaması olmadan geçilmesi gerekliliğine inanıyorum.Ve yazınızda "geçici devlet"ten bahsedilmiş.Bu ,kaba haliyle: sınıfsız bir topluma geçişte devletin,"devleti" yani kendi kendini yıkmasıdır.Bunun mümküniyatı, yarın herkesin anarşist olarak uyanmasıyla eş değerdedir ki benim de anlamadığım konu budur."Geçici bir devlet,sınıfsız bir topluma geçişte kendi kendini yıkabilir mi?"Ve bir diğer bahsi geçen konu da"proleterya diktatörlüğü"dür.Bu proleter yığınları her zaman her yerde proleterya bilincine sahip midir?Ve zamanla bu yığını yönlendirecek bir parti oluşacaktır.Ve bu partinin liderinin de insan olduğunu ,iktidarını koruma pahasına yozlaşacağını unutmamak gerekir.Kaldı ki kapitalizmi yıkmak,yöneten ile yönetilen arasındaki ilikiye son vermek değil midir?Sizlerin görüşlerine göre öz yönetim bu durumda nasıl görmezden gelinebilinir ki.
Proletarya diktatörlüğünde:işçi sınıfı kendi sendikasının diktatörlüğü altında nasıl geçinecektir?İstediklerinde fazla çalışmayı reddedebilecekler midir?İşçiler kendi hesaplarına konuşabilicekler mi?Ücret ve gelirler arasındaki uyuşmazlık kapitalist ülkelerden daha mı fazla yoksa daha mı az olacaktır?Bunlar gerçekten merak ettiğim sorulardır.
Velhasıl kelam demek istediğim "öz yönetimdir.Öz yönetim derken de herkesin aklına estiği gb davranmasından bahsetmiyorum tersine bütün ilişkilerin,çıkarların birbiriyle bağıntılı olması durumunda öz yönetim bencilce bir halden çıkıp kolektif birhale girebilir.Yazdıklarım karmaşık ve yoğun olabilir bundan dolayı özür dilerim.İyi gecelr
Herkesin hayalgücü tükendiğinde artık hiçkimse dünya için tehdit olmayacak ...
|

05-09-2009, 02:22
|
|
Taze Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 04-09-2009
Nerden: smyrna
Mesajlar: 8
|
|
|
Merhaba Kumru;
Bir anarşist olarak sınıfsız,devletsiz bir topluma devletin vasıtasıyla değil de emekçilerin özyönetim organları aracılığıyla ve bahsi geçen proleterya diktatörlüğü gb bir geçiş aşaması olmadan geçilmesi gerekliliğine inanıyorum. yazımı tekrar gözden geçirdim fakat yazdığınız şeklinde bir anlam çıkaramadım. Sınıfsız sömürüye giden yolun bilinçli işçi sınıfının mücadelesi şeklinde olacağını yazmıstım. Ve bu amaca giden yolda zorunlu ve geçici proleter/doğrudan demokrasinin hakim olacağı devletin gerekliliğini belirttim . Nedeninin ise devletin asıl amaçlarından olan sınıfın diğer sınıf üzerindeki baskı aracı olma misyonu nedeniyle ve sınıflar ortadan kaldırılmadığı sürece devletin sönümlenmesinin mümkün olamayacığını söyledim.
Ve yazınızda "geçici devlet"ten bahsedilmiş.Bu ,kaba haliyle: sınıfsız bir topluma geçişte devletin,"devleti" yani kendi kendini yıkmasıdır. Devrimin nihai hedefi dünyasal sistemde; sınıfların ortadan kaldırılması; çitsiz, sınırsız bir dünya..
Bunun mümküniyatı, yarın herkesin anarşist olarak uyanmasıyla eş değerdedir ki benim de anlamadığım konu budur. Geçici bir devlet,sınıfsız bir topluma geçişte kendi kendini yıkabilir mi?". Olası bir toplumsal çalkanmanın sonuc herkesin komunist/sosyalist olacağı gibi bir iddam olmaz, üretim araçlarının sahibi olan burjuvazi ve uşakları kendi hakimiyetini ikame ettirebilmesi için sınıfsal mücadelenin önüne kesme dizginleme faaliyeti içindedirler. her birey dünyaya kendi sınıfsal perspektifinden bakar.
"Ve bir diğer bahsi geçen konu da"proleterya diktatörlüğü"dür.Bu proleter yığınları her zaman her yerde proleterya bilincine sahip midir? Her işçi/birey bağlı bulunduğu toplumsal koşulların yansıması olan 'bilinc'e sahiptir. Sorun bilincin ne yönde olduğu, sahip olduğu bilincin hangi sınıflara hizmet ettiğidir. İşçi sınıfının devrimci özne olmasının koşullarından politik eylemlerle ve göstereceği duruşla ilintilidir. Sınıf içerisinden örgütlü devrimci partinin olmayışı sendika 'ağa'larının tutumunu bir kez daha irdelemek gerekiyor. Sınıfsal hakeketin cılızlığı, sendika yönetcilerinin kapitalist üretim ilişkilerinin piyonu haline sokuyor. Ekonomik/siyasal mücadeleyi salt işçi sınıfının maaşlarına göreceli artış amacı taşıyan sendikalist zihniyet, mücadelenin kısıtlı bir açmaza, ekonomizme sürüklüyor.
Ve zamanla bu yığını yönlendirecek bir parti oluşacaktır.Ve bu partinin liderinin de insan olduğunu ,iktidarını koruma pahasına yozlaşacağını unutmamak gerekir.
Güncel burjuva anladaki iktidar kavramıyla proloter demokrasinindeki anlyışı bir tutmak hata olur. Kapitalist toplumlarda temsili demokrasi babında seçilen milletvekilleri; burjuva kavramına mensup, mutlu bir azınlığın üyeleri.Doğrudan demokrasi gereğince işçilerin ve örgütlerinin doğrudan iktidar da söz sahibi olmasından herhangi bir parti yöneticisini geri çağırma/görevden alma hakları vardır. Proloter tipli doğrudan demokrasi ilkeleriyle donatılmış bir yapılanmad bir sanayi işçisiyle, devletin üst kademesindeki parti kadroları aynı ücreti alacağından saydığımız nedenlerden dolayı ortada şuanki burjuva anlamında iktidar anlayışı olmaycaktır.
Kaldı ki kapitalizmi yıkmak,yöneten ile yönetilen arasındaki ilikiye son vermek değil midir? Yöneten/ yönetilen arasındaki ilişkiye son vermek sınıfların, kafa/kol emeğinin ortadan kalmasıyla mümkündür bu dönüşümde uzun tarihsel sürec gerektirir.
Tıpkı iktidar mekanizmasında olduğu gibi, İşçilerin kendi ürettiklerinin dağılımı/yönetiminde işçiler söz sahibi olacaktır. PD işçi sınıfının ve örgütlerinin ortak komünal sistemi olacağından yasalar, kurallar, toplumsal normlar işçi sınıfının ortak sesi olacaktır.
Sorumu yineliyorum; SINIFLAR ORTADAN KALMADAN, devleti nasıl ortadan kaldırmayı düşünüyorsunuz ?
mücadeleyle;
FRaNKPaiS
Konu FRaNKPaiS tarafından (05-09-2009 Saat 02:25 ) değiştirilmiştir..
|

05-09-2009, 14:11
|
 |
M€M€ÑTØ MØRÍ
|
|
Üyelik Tarihi: 01-01-2007
Nerden: Asrub
Yaş: 29
Mesajlar: 2,355
|
|
Merhaba FRaNKPaiS,
Sorularınıza geçmeden önce tekrar belirtmek isterim ki Marx, Hegel’in felsefesini temele oturturken, “temelinde neden oluşursa oluşsun, gerçekliğin tinsel değil, maddi bir şey olduğu” düşüncesini kendisi getirmemiş, Feuerbach’dan almıştır.
İletileri nereye kadar okudunuz bilmiyorum ancak değindiğiniz konular ve beraberinde gelen sorulara dair yanıtları bu konuya yazdığım bir önceki iletimde verdiğimi sanıyorum.
Alıntı:
FRaNKPaiS´isimli arızadan alıntı
I- Sınıfları ortadan kaldırmadıkça devleti nasıl ortadan kaldıracaksınız? ya da sizce sınıfların ortadan kaldırılması devrimin arifesinde bir gecede mümkünmüdür.?
|
Anarşistler sınıfların korunmasını değil, sınırsız ve sınıfsız bir toplum idealini arzular. Bu da bir gecede değil, örgütlü bir mücadele sonucunda ulaşılacak bir idealdir.
Alıntı:
FRaNKPaiS´isimli arızadan alıntı
II- Şiddet ya da illegal mücadele marksizm açısından işçi sınıfının devrimci partisinin pratik içinde kullanacağı mücadele yöntemlerindendir. Takdir edersiniz ki burjuvazi sistemi altın tepside sunmaz. Anarşist arkadaşların savunduğu SOMUT mücadele yöntemi nelerdir?
|
Şiddet, ne şekilde olursa olsun, bilerek ve isteyerek diğerinin canını yakma, zarar verme eylemidir. Anarşistler şiddete karşıdır ancak birinin canı yandığı zaman maruz kaldığı şiddeti şiddet ile karşılamasına değil. Şiddeti karşılamak için; savunma ve var olmak için şiddet kullanılabilir. Temel düşünceye göre, devletin her davranışı şiddettir ve devlet şiddetini yasa olarak addeder.
Alıntı:
FRaNKPaiS´isimli arızadan alıntı
III- İşçi sınıfına devrim sürecindeki olası rolu, anarşistlerin işçi sınıfına bakış açıları nelerdir.
|
Marksistler, yıllarca Anarşistler'in işçi sınıfına tepeden baktığına dair söylemleri ile Anarşistler'i işçi sınıfına düşman olarak gösterdiler. Anarşistler'in işçi sınıfına nasıl baktığını bilmiyorsanız, 1 Mayıs’ın neden bütün dünyada işçi bayramı olarak kutlandığını, Haymarket olayını, çalışma saatlerinin nasıl 8 saate indiğini de bilmiyorsunuz demektir.
Alıntı:
FRaNKPaiS´isimli arızadan alıntı
IV- Anarşizm içinde çeşitli kollar (anarko-komünistler, bireysel anarşistler.. vs) farklılaştıkları düşünceler nelerdir.
|
Anarşizm temel anlamda otorite, iktidar karşıtlığıdır. Anarşist ekollerin farklılaştığı düşünceler değil de, birleştiği düşünce bu karşıtlıktır dersek daha doğru olur. Anarşist ekollerin her biri farklı bir başlık konusudur. Şu metni incelemeniz faydalı olacaktır: Anarşizm Çeşitleri Nelerdir ?
"Beni tanıyan herkesin size söyleyeceği gibi, makbul biri değilim. Kötü adamı sevdim hep, kanunsuzu, hergeleyi. İyi işleri olan sinek kaydı traşlı, kravatlı tiplerden hoşlanmam. Ümitsiz adamları severim, dişleri kırık, usları kırık, yolları kırık adamları. İlgimi çekerler. Küçük sürpriz ve patlamalarla doludurlar. Adi kadınlardan da hoşlanırım; çorapları sarkmış, makyajları akmış, sarhoş ve küfürbaz kadınlardan. Azizlerden çok sapkınlar ilgilendiriyor beni. Serserilerin yanında rahatımdır, çünkü ben de serseriyim. Kanun sevmem, ahlak sevmem, din sevmem, kural sevmem. Toplumun beni şekillendirmesinden hoşlanmam."
|

05-09-2009, 16:20
|
|
Taze Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 04-09-2009
Nerden: smyrna
Mesajlar: 8
|
|
|
merhaba non serviam;
Sorularınıza geçmeden önce tekrar belirtmek isterim ki Marx, Hegel’in felsefesini temele oturturken, “temelinde neden oluşursa oluşsun, gerçekliğin tinsel değil, maddi bir şey olduğu” düşüncesini kendisi getirmemiş, Feuerbach’dan almıştır. Hegel'e vurgu yapmamın nedeni hegelin DİYALEKTİK kavramının Marx'da aksi yönde kullanılmış olmasıdır.
Karl Marx'ın fikirleri kendisinden önce kuşakların materyalistlerinden yararlandığı noktalar elbbette ki olacaktır. Fakat Karl Marx Feurbach ve kuşağının önceki materyalistleri; maddenin gerçekliğin kavranmasında nesne ya da sezgiyle ulaşılmaya çalıştığını belirterek, özne nin yani -praksis- insan etkinliğinin önemine vurgu yapmıştır. Ünlü Feurbach üzerine 11. tezinde 'Filozoflar dünyayı yalnızca çeşitli biçimlerde yorumlamışlardır; oysa sorun onu değiştirmektir' ve 3. tezde ' Ortamın değiştirilmesine ve eğitime ilişkin materyalist öğreti, ortamın insanlar tarafından değiştirildiğini ve eğiticinin kendisinin de eğitilmesi gerektiğini unutur' insanların toplumsal yapıların/süreçlerin basit birer taşıyıcılarından ziyade bilinçli insan faaliyetine vurgu vardır. Marx'ın diğer maddecilerle ayıran özelliklerinden biridir.
Anarşistler sınıfların korunmasını değil, sınırsız ve sınıfsız bir toplum idealini arzular. Bu da bir gecede değil, örgütlü bir mücadele sonucunda ulaşılacak bir idealdir Komünistler ve anarşistlerin ortak noktası sınıfsız sömürüsüz dünya konusunda hemfikiriz önceki mesajlarımdan da anlaşılacağı üzere.. öğrenmek istediğim devrimin ertesinde toplumun sınıflara bölünmüşlüğü aniden ortadan kalkamayacağından komünistler bu dönemi PD ya da geçiş dönemi çoğunluğun azınllığın üzerindeki diktatörlüğü şeklinde formüle etmişlerdir. Anarşistler toplumsal sınıflar ortadan kalkmadan devleti nasıl kaldırmayı düşünüyorsunuz ? Sorum bence çok açık bu geçiş dönemindeki komünistlerin PD yerine düşündüğünüz kavram nedir?
Şiddet, ne şekilde olursa olsun, bilerek ve isteyerek diğerinin canını yakma, zarar verme eylemidir. Anarşistler şiddete karşıdır ancak birinin canı yandığı zaman maruz kaldığı şiddeti şiddet ile karşılamasına değil. Şiddeti karşılamak için; savunma ve var olmak için şiddet kullanılabilir. Temel düşünceye göre, devletin her davranışı şiddettir ve devlet şiddetini yasa olarak addeder.
Marksistler burjuva devlet mekanizmasının parçalanması mücadelesinde toplumsal koşullara bağlı olarak legal/illegal mücadele tarzları başvuracağı yöntemlerdir. Salt barışçıl yollarla iktidar olunabilir mi ? iktidar olunmadan dünyayı değiştirmek mümkün müdür ?
sınıf çatışmalarının hüküm sürdüğü her toplumda devletin şiddet/bastırma eylemlerine başvurduğu yadsınamaz, Sınıfın üzerindeki sömürüyü baskıyı yok edebilecek güç yine ŞİDDETTİR. Ezilenin sınıfsız bir dünya için mücadelelerinde şiddet kaçınılmaz bir zorunluluktur. Emeğin kurtuluşu; kişisel, grupsal şiddet eylemlerinden ziyade proloteryanın; devlet baskısına karşı bilinçli sınıfsal devrimci/örgütlü karşı-şiddet mücadelesiyle sıkı sıkıya bağlıdır
Marksistler, yıllarca Anarşistler'in işçi sınıfına tepeden baktığına dair söylemleri ile Anarşistler'i işçi sınıfına düşman olarak gösterdiler. Anarşistler'in işçi sınıfına nasıl baktığını bilmiyorsanız, 1 Mayıs’ın neden bütün dünyada işçi bayramı olarak kutlandığını, Haymarket olayını, çalışma saatlerinin nasıl 8 saate indiğini de bilmiyorsunuz demektir. komnistler işçi sınıfına organik bağlarla bağlı devrimci partinin mücadelesi sonucu sistemi yıkabileceğini belirtmişlerdir. Bunu sormamın nedeni işçi sınıfa düşman olduğunuzu düşünmem değil olası toplumsal çalkantıda örgütlenme biçimlerinizi öğrenmek isteğimdendir. Ayrıca anarşistleri işçi sınıfının düşmanı olarak görsem bu platformda fikir alışverişinde bulunmam. Farklı bakış açılarına sahip olsak da ulaşmak istediğimiz amaç aynıdır. İlerici eylemlerde anarşist grupları görmemiz /yaşamamızı sormamıştım. '39 ispanyasını, bakunin'i, 1mayıs 1886 yı uygun başlık altında konuşabiliriz. Bu vesiyle söyleyim teori konuşucaksak her zaman bilgim dahilinde konuşmaya hazırım, kişisel tartışmaya yol açabilecek kelimelerden ısrarla uzak durulması taraftarıyım.
Konu FRaNKPaiS tarafından (05-09-2009 Saat 16:25 ) değiştirilmiştir..
|

05-09-2009, 18:38
|
 |
M€M€ÑTØ MØRÍ
|
|
Üyelik Tarihi: 01-01-2007
Nerden: Asrub
Yaş: 29
Mesajlar: 2,355
|
|
Alıntı:
FRaNKPaiS´isimli arızadan alıntı
Anarşistler sınıfların korunmasını değil, sınırsız ve sınıfsız bir toplum idealini arzular. Bu da bir gecede değil, örgütlü bir mücadele sonucunda ulaşılacak bir idealdir Komünistler ve anarşistlerin ortak noktası sınıfsız sömürüsüz dünya konusunda hemfikiriz önceki mesajlarımdan da anlaşılacağı üzere.. öğrenmek istediğim devrimin ertesinde toplumun sınıflara bölünmüşlüğü aniden ortadan kalkamayacağından komünistler bu dönemi PD ya da geçiş dönemi çoğunluğun azınllığın üzerindeki diktatörlüğü şeklinde formüle etmişlerdir. Anarşistler toplumsal sınıflar ortadan kalkmadan devleti nasıl kaldırmayı düşünüyorsunuz ? Sorum bence çok açık bu geçiş dönemindeki komünistlerin PD yerine düşündüğünüz kavram nedir?
|
Bence de cevap gayet açık; devrimin bir örgütlenme aşamasından sonra gerçekleşeceğinden bahsediyorum.
Sizi bu aşamaya gelmiş bir toplumun halen devlet gereksinimi olduğunu düşünmeye iten nedir?
Marksistler, sınıflı toplumların yarattığı kanun ve hükümlerin korunmasını isterler. Devrimin gerçekleşmesi için merkeziyetçi örgütlenme ve otorite ihtiyacı vardır. İktidarı tercih değil, zorunluluk olarak görürler. Parti her şeyden önce gelir, devlet yüceltilir.
Anarşistler ise kurtuluş adı altında yeni tahakküm biçimlerini kabul etmezler. Asıl ütopya, tahakküm adı altında özgürlük vaadidir. Devlet ve onun düzeni, iktidara talip olunarak değil, insanlar arasındaki örgütlenmeler ve dayanışmalarla ortadan kalkar.
Başında kim olursa olsun, en iyi biçimde egemen sınıfın yürütme komitesi olarak tanımlanır devlet. Ve küçük bir azınlığın çoğunluğa hükmetme aygıtıdır. Nihai olarak, güç kullanma tekelini elinde bulundurarak kendi iktidarını muhafaza eder. Hakim olduğu baskıcı güçler aracılığıyla patronların yönetimini aşağıdan gelen dirençlere karşı korur. Böyle bir aygıtı, mevcut iktidarı yıkıp yerine bir yenisini koymayı, özgürlüğe giden yolda çözüm ya da araç olarak göremem.
Alıntı:
FRaNKPaiS´isimli arızadan alıntı
Şiddet, ne şekilde olursa olsun, bilerek ve isteyerek diğerinin canını yakma, zarar verme eylemidir. Anarşistler şiddete karşıdır ancak birinin canı yandığı zaman maruz kaldığı şiddeti şiddet ile karşılamasına değil. Şiddeti karşılamak için; savunma ve var olmak için şiddet kullanılabilir. Temel düşünceye göre, devletin her davranışı şiddettir ve devlet şiddetini yasa olarak addeder.
Marksistler burjuva devlet mekanizmasının parçalanması mücadelesinde toplumsal koşullara bağlı olarak legal/illegal mücadele tarzları başvuracağı yöntemlerdir. Salt barışçıl yollarla iktidar olunabilir mi ? iktidar olunmadan dünyayı değiştirmek mümkün müdür ?
sınıf çatışmalarının hüküm sürdüğü her toplumda devletin şiddet/bastırma eylemlerine başvurduğu yadsınamaz, Sınıfın üzerindeki sömürüyü baskıyı yok edebilecek güç yine ŞİDDETTİR. Ezilenin sınıfsız bir dünya için mücadelelerinde şiddet kaçınılmaz bir zorunluluktur. Emeğin kurtuluşu; kişisel, grupsal şiddet eylemlerinden ziyade proloteryanın; devlet baskısına karşı bilinçli sınıfsal devrimci/örgütlü karşı-şiddet mücadelesiyle sıkı sıkıya bağlıdır
|
Temel bakışı tam olarak anlatamadım galiba; devletin her davranışı şiddettir ve bu şiddete şiddetle karşılık vermek, var olmak için kaçınılmazdır. Anarşistler böyle bir şeye karşı değildir. Aynı şekilde patron, iktidar konumundaki bireyin işçi konumundaki bireye şiddet uygulaması da kaçınılmazdır. Anarşistler'in barışçıl yollarla dahi olsa Devlet ile uzlaşmak gibi bir niyetleri de yoktur çünkü onun yapısı gereği şiddet uygulaması, sömürmesi kaçınılmazdır. İktidar olmakla, yeni tahakküm biçimleri getirmekle dünyanın değişebileceğine inanmıyorum. Şahsi görüşüm bireyin eline diğerlerinden fazla güç verip adaleti sağlamasını beklemenin, özgürlükten daha büyük bir ütopya olacağı yönündedir.
Alıntı:
FRaNKPaiS´isimli arızadan alıntı
Marksistler, yıllarca Anarşistler'in işçi sınıfına tepeden baktığına dair söylemleri ile Anarşistler'i işçi sınıfına düşman olarak gösterdiler. Anarşistler'in işçi sınıfına nasıl baktığını bilmiyorsanız, 1 Mayıs’ın neden bütün dünyada işçi bayramı olarak kutlandığını, Haymarket olayını, çalışma saatlerinin nasıl 8 saate indiğini de bilmiyorsunuz demektir. komnistler işçi sınıfına organik bağlarla bağlı devrimci partinin mücadelesi sonucu sistemi yıkabileceğini belirtmişlerdir. Bunu sormamın nedeni işçi sınıfa düşman olduğunuzu düşünmem değil olası toplumsal çalkantıda örgütlenme biçimlerinizi öğrenmek isteğimdendir. Ayrıca anarşistleri işçi sınıfının düşmanı olarak görsem bu platformda fikir alışverişinde bulunmam. Farklı bakış açılarına sahip olsak da ulaşmak istediğimiz amaç aynıdır. İlerici eylemlerde anarşist grupları görmemiz /yaşamamızı sormamıştım. '39 ispanyasını, bakunin'i, 1mayıs 1886 yı uygun başlık altında konuşabiliriz. Bu vesiyle söyleyim teori konuşucaksak her zaman bilgim dahilinde konuşmaya hazırım, kişisel tartışmaya yol açabilecek kelimelerden ısrarla uzak durulması taraftarıyım.
|
Bunlar şahsınıza değil, Marksistler'e yöneliktik eleştirilerimdir. Tabi ki şahsınızla hehangi bir problemim olamaz. Ancak bir sayfa öncesinde görüyorsunuz ki Anarşistler'i düşman olarak görmek, hedef seçmek, hakaretler savurmak, burada karşılaştığımız durumlardır. Burada anarşistten çok anarşist karşıtı var.
Gerçekleşmesi arzulanan toplumsal devrim için Anarşistler, iki çeşit örgütlenmeyi desteklerler; İspanya İç Savaşı'nda uygulanan anarşist örgütlenmeler ve sendikalar, kooperatifler ve halk meclisleri gibi sadece anarşistlerden oluşmayan genel örgütler. Her iki örgütlenme biçimi de konfederalizm, tabandan karar alma, doğrudan demokrasi, özyönetim gibi ilkeler doğrultusunda hareket eder.
"Beni tanıyan herkesin size söyleyeceği gibi, makbul biri değilim. Kötü adamı sevdim hep, kanunsuzu, hergeleyi. İyi işleri olan sinek kaydı traşlı, kravatlı tiplerden hoşlanmam. Ümitsiz adamları severim, dişleri kırık, usları kırık, yolları kırık adamları. İlgimi çekerler. Küçük sürpriz ve patlamalarla doludurlar. Adi kadınlardan da hoşlanırım; çorapları sarkmış, makyajları akmış, sarhoş ve küfürbaz kadınlardan. Azizlerden çok sapkınlar ilgilendiriyor beni. Serserilerin yanında rahatımdır, çünkü ben de serseriyim. Kanun sevmem, ahlak sevmem, din sevmem, kural sevmem. Toplumun beni şekillendirmesinden hoşlanmam."
|
|
Konuyu toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
|
|
|
| Seçenekler |
|
|
| Stil |
Normal
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 13:17 .
Powered by vBulletin® Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2009, Crawlability, Inc.
Copyright ©2007 - 2008 khAos.info
|
|
|
|