|
|
| Anarşizm Biz ki caniyiz! Herkes için ekmek, iş ve her türlü bağımsızlık ve adaleti istiyoruz. |
Vatanseverlik, özgürlüğe karşı bir tehditAnarşizm içerisinde Vatanseverlik, özgürlüğe karşı bir tehdit konusu: Evet bahsettiğin noktada anlaşamıyoruz. Ben en basitinden vicdan sızısı ya da pişmanlığın öğretilmeyeceğini, doğuştan geleceğini ve edinilen bilgiler ile açığa çıkacağını savunuyorum.
Diğer konumuz mağara alegorisi simgesel bir eğretilemedir. Bilimsel ...

10-01-2008, 02:48
|
 |
M€M€ÑTØ MØRÍ
|
|
Üyelik Tarihi: 01-01-2007
Nerden: Asrub
Yaş: 29
Mesajlar: 2,355
|
|
|
Evet bahsettiğin noktada anlaşamıyoruz. Ben en basitinden vicdan sızısı ya da pişmanlığın öğretilmeyeceğini, doğuştan geleceğini ve edinilen bilgiler ile açığa çıkacağını savunuyorum.
Diğer konumuz mağara alegorisi simgesel bir eğretilemedir. Bilimsel bir kalıba uyarlamak gereği duyulmamalı ama duyuluyorsa da o kalıba sokmak zor olmasa gerek. Ya da tarihteki yaşanan örnekleri göz önüne almak... Bakın, engizisyon mahkemelerince katledilen nice filozoflar var. Yine olmadı derseniz, mağara yerine İran gibi tutucu bir ülkeyi koyun. Türkiye de olabilir hayal gücünüzle orantılı.. Mağaradaki insanların yerine de o ülkenin vatandaşlarını koyalım. İçlerinden birisinin dini sorgulamaya başladığını ve gördüğü tutarsızlıklar neticesinde alt üst olan ve yiten değerleri çekilen acı olarak addedelim ki tüm inanılan değerlerin yitmesi basit karşılanacak bir durum değildir. Bu insanın gördüğü gerçeği(hatta bilimsel gerçeği) diğerlerine anlattığında alacağı tepkiyi de mağara mitosundaki ile bağdaştırabiliriz sanırım. Hatta bunları da geçtim, önümüzde yakın zamanda yaşanmış bir Turan Dursun olayı var.
"Beni tanıyan herkesin size söyleyeceği gibi, makbul biri değilim. Kötü adamı sevdim hep, kanunsuzu, hergeleyi. İyi işleri olan sinek kaydı traşlı, kravatlı tiplerden hoşlanmam. Ümitsiz adamları severim, dişleri kırık, usları kırık, yolları kırık adamları. İlgimi çekerler. Küçük sürpriz ve patlamalarla doludurlar. Adi kadınlardan da hoşlanırım; çorapları sarkmış, makyajları akmış, sarhoş ve küfürbaz kadınlardan. Azizlerden çok sapkınlar ilgilendiriyor beni. Serserilerin yanında rahatımdır, çünkü ben de serseriyim. Kanun sevmem, ahlak sevmem, din sevmem, kural sevmem. Toplumun beni şekillendirmesinden hoşlanmam."
|

10-01-2008, 04:57
|
 |
harvester
|
|
Üyelik Tarihi: 03-01-2008
Yaş: 30
Mesajlar: 198
|
|
|
vicdan yada pişmanlık gibi şeylerin inanç kapsamı dışında(yani öyle olduğuna inanıyorum, o zaman öyledir) savunulabilmesi için ispat gereklidir.İspat da nasıl olabilir mesela, Platon'un dediğine benzer şekilde bir kişi doğumundan itibaren izole şekilde ve kendi doğasına bırakılarak, hiçbir şekilde müdehale etmeden büyütülür(ki bu çok zor belki de imkansız birşey), bu olmadı o durumda kişi bırakın pişmanlığın ne olduğunu bilmeyi yada pişman olmayı sosyal bir sürü içinde büyümüş bir kurt kadar bile zeka parıltısı, sorgulama bilinci gösteremeyecektir ki; yaptıklarını sorgulayıp, bunlardan dolayı pişman olsun.
Belki başka bir örnek verilebilir.''Orman'ın Kitabı'' hikayesindeki çocuk benzeri yada Tarzan benzeri biri düşünelim.İnsan dışında bir tür yada türlerin sosyal yaşantısına uyum sağlamış(bu da çok zor bir şey gerçi de) bir bireyde vicdan yada pişmanlık görülebilir mi, görülemez mi incelenebilir belki.
Sanıyorum ki şuana kadar vicdan yada pişmanlığın doğuştan gelen, sosyal çevreyle, kültürle,şekillenen psikoloji ile ilgisi olmayan kavramlar olduğunu söylemek çok iddialı bir söylem olur.Böyle düşünmene sebep olan şeyi yada şeyleri merak ediyorum.
Mağara konusunda Platon'un dolaylı olarak anlattığı, gönderme yaptığı şeyleri(şey daha doğrusu, idealar evreni) ise hikayeyi bazı durumlara uyarlanabilecek(ve bazı durumlara da uyarlanamayacak) bir konsept, şablon yada etkili anlatım örneği veya sanat olarak kabul etmek kısmına katılabilirim ben de evet.İdealar Evreni odaklı yazılar, hikayeler, örnekler, sanat eserleri benim için felsefi bir değer taşımazlar.Ancak sözün, anlatılanın sanatsal değerini gözardı etmek de anlamsız olur tabi.
I am an antichrist and I am an Anarchist...don't know what I want but I know how to get it.I wanna destroy the passer by cos I..I wanna be ANARCHY ! in TURKEY.
|

10-01-2008, 12:35
|
 |
M€M€ÑTØ MØRÍ
|
|
Üyelik Tarihi: 01-01-2007
Nerden: Asrub
Yaş: 29
Mesajlar: 2,355
|
|
|
Elbette toplumdan izole edilerek yetiştirilen kişi pişmanlık gösteremeyecektir çünkü pişmanlık doğuştan gelse de en baştan dediğim gibi, edinilen bilgiler ışığında açığa çıkan bir değerdir. Yani orman kitabındaki çocuk ya da Tarzan hocamız bu değerin açığa çıkması için gerekli bilgiyi edinemez ise pişmanlık duyamaz. Bu da kötülüğün bilgisizlikten kaynaklandığını gösterir. Buna bilim ile çelişir diyemezsiniz çünkü eylemin iyi ya da kötü olması edinilen bilgiye göre değerlendirilir, kişi eylemin iyi mi yoksa kötü mü olduğunu edindiği bilgiler ışığında sorgular.
Vicdan sızısı ya da pişmanlığın doğuştan gelen kavramlar olduğunu söylemek psikoloji ile ilgisizdir anlamına gelmez. Kişinin edindiği bilgilerin ölçüsü dünyaya geldikten sonra yetiştiği sosyal çevredir. Duyacağı pişmanlığın ölçüsü yetiştiği toplumdan almış olduğu bilgidir.
Umarım bu kez duyduğun merakı dindirebilmişimdir.
"Beni tanıyan herkesin size söyleyeceği gibi, makbul biri değilim. Kötü adamı sevdim hep, kanunsuzu, hergeleyi. İyi işleri olan sinek kaydı traşlı, kravatlı tiplerden hoşlanmam. Ümitsiz adamları severim, dişleri kırık, usları kırık, yolları kırık adamları. İlgimi çekerler. Küçük sürpriz ve patlamalarla doludurlar. Adi kadınlardan da hoşlanırım; çorapları sarkmış, makyajları akmış, sarhoş ve küfürbaz kadınlardan. Azizlerden çok sapkınlar ilgilendiriyor beni. Serserilerin yanında rahatımdır, çünkü ben de serseriyim. Kanun sevmem, ahlak sevmem, din sevmem, kural sevmem. Toplumun beni şekillendirmesinden hoşlanmam."
|

11-01-2008, 04:30
|
 |
harvester
|
|
Üyelik Tarihi: 03-01-2008
Yaş: 30
Mesajlar: 198
|
|
|
Tarzanımsı bir insanın tam olarak nasıl davranacağına karar vermek için gözlemleyebilecek bir Tarzan bulmamız gerekiyor tabii ki ilk önce(yanlış anlaşılmasın Tarzan örneğini ben vermiştim farkındayım).Onun dışında varsayımlardan yola çıkarsak
Tarzan'ı gözlemlediğimizde pişmanlık ve vicdan gibi kavramları taşımıyor olduğunu varsayarsak; ''bakın işte toplumdan alması gereken bilgileri almadığı için içinde iyilik var olduğu halde onu ortaya çıkaramıyor, o zaman pişmanlık,sevgi,vicdan,aşk gibi kavramlar ancak bilgiler dahilinde değer ifade edebilen, farkedilebilen erdemlerdir'' denebilir mi...bilemiyorum.Yazdıklarının karşısında birşeyler yazmak için yazmaya başladım ama sonra...neyse (bu düşünce yapısının cazibesine kapılmamak için uğraş vermem gerekiyor bazen) ve bahsettiğin korelasyondan(bilgisizlik ve kötülük arasında) emin olamasak da, bilginin yalnızca iyi dediğin kavramları, erdemleri ortaya çıkarmadığına eminiz.İkiyüzlülük, yalan,işkence(sadizm)...gerçi onlar da bilgi dahilinde düşünerek yapılacak eylemler...ama öte yandan sevgi,merhamet gibi kavramlar da bilgisiz bir insanda ortaya çıkmayabilir diyorsak onların da bilgi, düşünce gerektirdiği düşünülebilir.Bence bunların ötesinde insanın bilgisizken ve bilgi dahilinde yaptığı eylemlerden kendisine fayda sağlama gibi amaçları olabilir.Aslında özel olarak merhamet ve ilişkili vicdanı biraz düşünüp paylaşmak istiyorum.
Bence ortaya çıkmasına neden olabilecek şeyleri düşünüp yazabilirim mesela.Öncelikle bana göre merhamet yada vicdan nedir ne değldir onu düşünmeye çalışayım.Kişinin bir başka şeye(genellikle canlıya) yaptığı birşeyin, hareketi maruz kalanı olumsuz etkilediğini hissettiği anda kendiliğinden gelişen(tabii ki edinilen bilgiler dahilinde) sızı vicdan azabıdır dersem baştan zaten bütün cevapları vermiş olurum. Ama bence cevap bu kadar basit değildir.Burada aslında meselenin kendisi zannettiğimiz sızı, duygu(ki zaten vicdan azabı budur aslında) kendi başına bir kavram değil, semptomdur sadece.Yani vücudumuzun gelişen bir takım olaylar sonrasında verdiği tepkidir.
Bence vicdan azabına sebep olan şeyleri incelemek ile bilimsel bir yoldan işe başlayabiliriz.Şöyle ki örneğin dediğim gibi bir canlıyı etkileyip de vicdan azabı duyanlar olduğu gibi cansız bir nesneyi etkileyip vicdan azabı duyanlar da vardır.(puta tapan birinin yanlışlıkla taptığı putu kırdığını düşünelim mesela...ne hisseder acaba) yada hiç vicdan azabı duymayan seri katiller, soğukkanlı denen katiller de bir yanda durmaktadır ki onların da arasında hiç vicdan ile tanışmayanlar olduğu gibi daha sonradan vicdan azabı yaşamamaya başlamış olanları da vardır.
Vicdan azabının kaynaklarından biri olarak suçluluk duygusu vazgeçilmezdir bence.suçluluk duygusunun temelinde ise ya ödülden mahrum kalma yada cezaya maruz kalma korkusu vardır.Örneğin günah işleyen bir müslüman vicdan azabı duyar(ben de eskiden müslümandım, duyardım) neden?öldükten sonra vaadedilen ödüllerden mahrum kalacağı için.Yada cehennemi boylayacağını düşündüğü için.Birinci durumda kişi kendi menfaat yolunu kesmiştir, ikinci durumda da cehennemi düşünüp düşünüp korkuya kapıldığı için... kafasında cehennemi canlandırdıkça desteklenen, beslenen bir vicdan azabı.Aslında işin özünde sadece korku vardır.Cehennem korkusu görünen korkudur, ama vaadedilen cennetin kaçması önemli olan asıl konu yani gizli korkudur.Kaybetme korkusu.İnsan kendine bunu açıkça ifade etmekten çekinir...sebebi de ikiyüzlülüğü ile yüzleşme korkusudur.Korku birçok şeyi açıklar...ve evet her türlü dini düşünce de bu yüzden çok korkunçturlar.
Şimdi diyebiliriz ki peki insan ateist olduğu halde vicdan azabı duyuyorsa bunu nasıl açıklarız?Örneğin bir insana sadistçe davranıyor ve sorgulanmayacağını bildiği halde vicdan azabı duyuyor diyebiliriz.Belki bunu alışkanlıklar açıklayabilir.Sonradan ateist olan bir insanın önceden kalma, yerleşmiş, vücutsal duygu durum reaksiyonu olarak vicdan azabının ortaya çıkması.Ama doğuştan ateist ve hayatının hiçbir döneminde hiçbirşeye inanmamış bir insanda vicdan azabına rastlanıyorsa bu açıklama yetersiz kalır(tabi hiçbirşeye inanmamış birine rastlayabilirsek).Aslında bence burada da korku açıklama getirebilir konuya.Kişinin yapılan şeyin farkında bile olmadığı çok kısa bir an için kendine yapıldığını düşünmesinden kaynaklanan bir iç burkulma durumu.(iç burkulma diyorum çünkü deneyimlediğim kadarıyla ateist kişinin hissettiği, inanan insanın hissettiği vicdan azabından biraz farklıdır belki de.)Korku öyle birşeydir ki...Otomatik Portakal kitabını henüz okumamış herkese tavsiye ederim.Saliselik hızlarla değişen resimlerin, fotoğraf karelerinin insanda bıraktığı izler, yarattığı etkiler çok enteresandır.Acaba beynin çalışma şekliyle ilgili olabilir mi diye düşünüyorum...fazla düşündüğüme karar verdim bu noktadan sonra...bu gece fazla toz duman soludum galiba...güzel konuymuş bu ESHQUIA...
I am an antichrist and I am an Anarchist...don't know what I want but I know how to get it.I wanna destroy the passer by cos I..I wanna be ANARCHY ! in TURKEY.
|

11-01-2008, 22:57
|
 |
M€M€ÑTØ MØRÍ
|
|
Üyelik Tarihi: 01-01-2007
Nerden: Asrub
Yaş: 29
Mesajlar: 2,355
|
|
Saltık, nesnel bir ahlaklılık ve yapıp etme, eyleme normları vardır; bunlar bireyin öznel anlayışına bağlı değil de genel bir değere dayanır. Putu kırdığı için vicdan azabı çeken insan yanlış yapmamanın bilincindedir put inancının gerçekliğinin değil.
Vicdan azabı çekmeyen suçlular, sahip oldukları bilgiyi bilinç düzeyine çıkardıkları zaman vicdan azabı çekeceklerdir.
Ben düşüncene katılmıyorum, hatta aksini düşünüyorum; din ve milliyetçilik gibi kavramlar vicdan azabını bireyselleştirir, bizden olmayana yaptıklarımızı mübah hale getirir. Kimi ülkeleri düşman olarak nitelendirip insanlarının çektiği acılardan haz almak gibi. Sonuçta bireyin eylemi kendi değerlerine ve cezalandırılmaktan kaçınmaya yönelik olur. Söylediklerinden bir ateistin suya düşen birini kurtarmasını kabullenemiyorum gibi bir anlam çıkıyor.
Vicdan azabı inançlıların cezalandırma korkusu ile açığa çıkan bir sempton ise film ya da kitaplarda türlü kötülüklere maruz kalan karaktere karşı acıma duygunuzun kaynağı nedir? Karakterin çektiği acılar yüzünden cezalandırılmayacağımız halde neden onun için üzülürüz? Ya da bir hayvana işkence yapılması bizim toplumumuzda izleyen insanlara seyredilesi bir haz verirken neden Avrupa’daki insanlarca tepki görür? Bilinç düzeyindeki farklılıktan diyemez miyiz?
“kendine yapıldığını düşünmesinden kaynaklanan bir iç burkulma durumu”
Bu bahsettiğin korku ya da empati ile gelen iç burkulması zaten bilinçli olmanın getirdiği bir histir.
Bir şeyi yapmanın yanlış olduğunu gerçekten anlarsan ya da bilirsen, o zaman yapmazsın. Eğer o yanlışı yapmışsan, onun yanlış bir şey olduğunu layıkıyla, derinden kavrayamamışsın demektir. Ancak ve ancak sorunun yanıtını bilirsek adil davranmaya mecbur kalırız der Sokrat. Önce kendine karşı doğru ol. Dinlere, yasalara ya da herhangi bir yetkeye değil, kişinin kendisine karşı doğruluğu her şeyden önce gelmelidir.
Not:Geçenlerde insanlardan uzak, vahşi dünyada yetişmiş olduğundan bahsedilen bir çocuğun hikayesini okumuştum.
Çok fazla detay yok ve doğruluğundan da emin değilim. İlgini çeker diye düşündüm:
SABAH - 22 Aralık 2007, Cumartesi - Ormanda kurt çocuk bulundu
Kurt çocuk alarmı! - Hürriyet
"Beni tanıyan herkesin size söyleyeceği gibi, makbul biri değilim. Kötü adamı sevdim hep, kanunsuzu, hergeleyi. İyi işleri olan sinek kaydı traşlı, kravatlı tiplerden hoşlanmam. Ümitsiz adamları severim, dişleri kırık, usları kırık, yolları kırık adamları. İlgimi çekerler. Küçük sürpriz ve patlamalarla doludurlar. Adi kadınlardan da hoşlanırım; çorapları sarkmış, makyajları akmış, sarhoş ve küfürbaz kadınlardan. Azizlerden çok sapkınlar ilgilendiriyor beni. Serserilerin yanında rahatımdır, çünkü ben de serseriyim. Kanun sevmem, ahlak sevmem, din sevmem, kural sevmem. Toplumun beni şekillendirmesinden hoşlanmam."
|

12-01-2008, 00:20
|
 |
harvester
|
|
Üyelik Tarihi: 03-01-2008
Yaş: 30
Mesajlar: 198
|
|
|
Kurt çocuk haberi güzelmiş teşekkür ederim link için.
Bir ateistin suya düşen birini kurtarmasını kabullenemiyorum anlamı çıkarmana şaşırdım.Ama şunu düşünüyorum; suya düşen kişi ile arasında hiçbir bağ olmayan, kurtarmasının kendisine herhangi bir menfaat sağlamayacağından emin olan kişi yine de kurtarmayı seçiyorsa diyorum ki; kişi bunu ya toplumdan öğrendiği doğrular çerçevesinde yapma gereği duyuyordur yada vicdan azabı duymamak için.Bunu söylemem o ateist kişi ben olsaydım kurtarmazdım anlamına gelmeyeceği gibi kurtarırdım anlamına da gelmez.Vicdan azabının temelinde de ya menfaat çatışması olabilir demiştim(ki sonra bunun yanlış olabileceğini anladım) veya korku olabilir demiştim.Vicdan azabının temelinde korku olması bana hala mantıklı(olmayabilesinden daha çok olabilesi) geliyor.
Bir insanın korku filmi gibi birşey yada işkence yada ölüm görüntüleri izlerken içinin burkulma hissi yaşaması da gayet normaldir bu bakımdan.İşte bu noktada birleşmişiz aslında.Kişi film izlerken yada bir canlıya eziyet edildiğini izlerken yapılan eylemden sorumlu değildir, yani yanlış birşey yapmıyordur, izlemek dışında hiç bir etkisi yoktur olaya...ama içi burkulur.Neden?Bence korku yüzünden.Ben saliselik görüntülerin bile kişide korkuyu tetiklemesinden ve duygusal tepkilere, tiksinti ve vicdan azabına sebep olduğundan bahsetmiştim.Bunun da sebebinin kendisine oluyormuş hissi(empati) olabileceğini söylemiştim.Başka bir sebepten de olabilir ama korku kesinlikle araştırmam gereken bir konudur bu düşüncelerden sonra diye düşünüyorum.Sen de film örneği ile bunu daha kolay anlaşılır biçimde örneklemişsin bence.
''Bir şeyi yapmanın yanlış olduğunu gerçekten anlarsan ya da bilirsen, o zaman yapmazsın. Eğer o yanlışı yapmışsan, onun yanlış bir şey olduğunu layıkıyla, derinden kavrayamamışsın demektir. Ancak ve ancak sorunun yanıtını bilirsek adil davranmaya mecbur kalırız der Sokrat. '' demişsin.
Bunu şöyle düzeltmek isterim kendi düşüncem gereği.Bir şeyi yapmanın sana göre yanlış olduğunu gerçekten anlarsan yada bilirsen, o zaman yapmazsın.Çünkü kişi kendininde korku(gerçek anlamda), tiksinti,iç burkulması hissettireceğine emin olduğu bir şeyi istese de yapamaz.(belki de kendi menfaatleri ile çatışacağını düşündüğü için, menfaat derken kişinin mantık yapısını koruma çabası da en temel menfaat ifadesidir...gene menfaat girdi devreye)Kişi şeyleri, kişinin kendisinden bağımsız olarak, şeylerin kendisinde asla bilemez.Bir şeyin mutlak iyi yada kötü olduğuna karar veremez.Çünkü kişi asla iyiliğine yada kötülüğüne karar vereceği şey olamaz.Kişi iyi, kötü, doğru, yanlış gibi kavramları asla objektif olarak ele alamaz.Bunu yapabilmek için bir an için bile olsa kendi varlığından bağımsız olması gerekir ki pratikte imkansızdır.iyi de kötü de subjektiftir diyorum bu yüzden de.Evrenle bütünleşmek diyenler, farkındalık diyenler, nirvanaya ulaşmak diyenler, meditasyon gibi şeyler diyenler olmuştur, olacaktır.Ama ne Evrensel Bilinç vardır ne de Evrensel Doğru.Çünkü bilimsel olarak ispatları söz konusu değildir ki bunları var kabul etmek bilimsel ilkeleri yadsımaktır ve inanç olarak adlandırılabilirler ancak.
''Ancak ve ancak sorunun yanıtını bilirsek adil davranmaya mecbur kalırız'' demiş Sokrates.Herhangi birşeyi bildikten sonra bildiğin şeyi bilmeye çalışmanın anlamı yoktur.Bu Tanrı'nın varlığına önce inanıp, sonra sorgulamak yani tümdengelim demektir.Bilim ise bunun tam tersi olan tümevarım ile işler denebilir.Sorgulayacağım, araştıracağım,mümkünse karşılaştıracağım ki; sorunun cevabını bulabileyim.Yoksa Evrensel doğru ve yanlışları kabul etmek, varlıklarına inanmak en kolayıdır.Günümüz Dünyası'nda kafasında bir bilimsel kıvılcım çakan kişinin sorduğu ilk şey ''ya öyle değilse?''(herhangi bildiğini sandığı şey hakkında) şeklindedir.
I am an antichrist and I am an Anarchist...don't know what I want but I know how to get it.I wanna destroy the passer by cos I..I wanna be ANARCHY ! in TURKEY.
|

12-01-2008, 13:04
|
 |
M€M€ÑTØ MØRÍ
|
|
Üyelik Tarihi: 01-01-2007
Nerden: Asrub
Yaş: 29
Mesajlar: 2,355
|
|
|
Galiba kafanda “kime göre, neye göre iyi” sorusu var. Üstteki yazımın ilk paragrafında öznel ve genel değerden bahsederek buna değinmiştim. Protagoras, Sokrates’e karşı der ki: “Her şeyin ölçüsü insandır”. Yani genel bir ahlak anlayışı yoktur. İyi ve kötü insanın belirlediği değerlerdir. Sokrates buna şöyle yanıt verir: “İnsan her şeyin ölçüsüdür fakat, tek bir kişi her şeyin ölçüsü değildir. Erdem, insanın yapısında vardır. Aynı zamanda tek bir bireyin yapısında da vardır. Ancak öğretimle meydana vuruluncaya kadar birey, değil her şeyin ölçüsü, kendi kendisinin bile ölçüsü olmamalıdır. Birey, gerçek bir ölçüye varabilmek için, önce kendini bilmelidir. Bu da bilgiyle olur, kendiliğinden olmaz. Yapımızdaki güç, gerçek bir güç olabilmek için deşilmek ister; uyandırılmak, büyütülmek, geliştirilmek ister. İnsan yapısı, tek bir bireyin yapısı değil, insanlığın ortak yapısıdır. Erdemsizlik, bilgisizliğin sonucudur. Bilgiye kollarını açan her insan, erdeme doğru ilerler. Erdem bilgidir."
Sokrat’ın orada anlatmak istediği “Herhangi bir şeyi bildikten sonra bildiğin şeyi bilmeye çalışmak” değil, bilgiyi arayışında olmamız, eylemin niteliğini sorgulamamız, kötü olduğunu bilirsek ancak o zaman adil davranabileceğimizdir. "Eğer o yanlışı yapmışsan, onun yanlış bir şey olduğunu layıkıyla, derinden kavrayamamışsın demektir" derken bilgi eksikliğinden bahseder. Ahlakçı ya da Sokratçı değilim ama ahlaki değerler de bilgi ile ortaya çıkacak ve gelişecektir. “Bildiğim tek şey hiçbir şey bilmediğimdir” derken de bilginin sonsuz olduğundan ve kendisinin bilge değil, bilgi dostu olduğundan bahseder. Yani Sokrates'in yöntemi tümden gelim değil, tümevarımdır. Zaten tümevarım yönteminin kurucusu, babası kendisidir. Tek tek durumları ele alarak, sorgulayarak tüme varmayı savunur ve bol bol sorar, sorar, sorar.
"Beni tanıyan herkesin size söyleyeceği gibi, makbul biri değilim. Kötü adamı sevdim hep, kanunsuzu, hergeleyi. İyi işleri olan sinek kaydı traşlı, kravatlı tiplerden hoşlanmam. Ümitsiz adamları severim, dişleri kırık, usları kırık, yolları kırık adamları. İlgimi çekerler. Küçük sürpriz ve patlamalarla doludurlar. Adi kadınlardan da hoşlanırım; çorapları sarkmış, makyajları akmış, sarhoş ve küfürbaz kadınlardan. Azizlerden çok sapkınlar ilgilendiriyor beni. Serserilerin yanında rahatımdır, çünkü ben de serseriyim. Kanun sevmem, ahlak sevmem, din sevmem, kural sevmem. Toplumun beni şekillendirmesinden hoşlanmam."
|
|
Konuyu toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
|
|
|
| Seçenekler |
|
|
| Stil |
Normal
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 11:44 .
Powered by vBulletin® Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2009, Crawlability, Inc.

Copyright ©2007 - 2008 khAos.info
|
|
|
|