Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür  & Sanat ve Mizah  Forumu Ana Sayfa İletişim Site Haritası

Geri git   Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür & Sanat ve Mizah Forumu > Ciddi Mevzular > Anarşizm

Anarşizm Biz ki caniyiz! Herkes için ekmek, iş ve her türlü bağımsızlık ve adaleti istiyoruz.


Vatanseverlik, özgürlüğe karşı bir tehdit

Anarşizm içerisinde Vatanseverlik, özgürlüğe karşı bir tehdit konusu: Alıntı: Berk Taçyıldız ´isimli arızadan alıntı Vatanım özel mülkiyetim ! Bugün devletin izin vermediği yere "vatanım benim" diyip çadır bile kuramıyorsunuz . Jandarma geliyor hesap soruyor . Kovalıyor . Kamusal ...

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #11 (permalink)  
Alt 07-01-2008, 14:37
Erdoğan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Taze Arıza
 
Üyelik Tarihi: 31-12-2007
Mesajlar: 210
Alıntı:
Berk Taçyıldız´isimli arızadan alıntı Mesajı göster
Vatanım özel mülkiyetim !

Bugün devletin izin vermediği yere "vatanım benim" diyip çadır bile kuramıyorsunuz . Jandarma geliyor hesap soruyor . Kovalıyor .

Kamusal alan ve özel mülkiyetler ...

Devletin alanı...
Ayşenin , Mehmet'in alanı ...
Ve benim alanım... mülkiyetim ...

Vatan için savaşmaksa , ne devletin beni kovduğu yer için , ne Osman'ın arazisi için savaşırım .

Millet vardı değil mi birde !?

Milletim ailem... Başkası değil .

Yaşasın vatanım ve milletim .

Ya Sakarya'm ?
Sayın Berk Taçyıldız,

Mustafa Kemâl, 1919 da Samsun'a geldikten sonra kara yolu ile Havza'ya geçer. Yolculuk esnasında bir köylünün tarlasında kara saban ile toprağını sürdüğünü görür. Otomobili kullanan şöföre durmasını söyler ve selâm verip adamın yanına gelir. Ona;

"Memleket işgâl altında, vatan elden gidiyor. Sen ise burada tarlanı sürmekle meşgulsün" der.

Adam Paşa'ya tarlasını göstererek, şu cevabı verir.

"Efendi, benim vatanım (tarlasını işaret ederek) aha burası." Sonra da yanında duran tüfeğine sarılır ve, "Düşman tarlama gelinceye kadar kılımı bile kıpırdatmam. Ama benim mülküme saldırırsa bununla savunurum."

Yukarıda ki mesajınızı görünce bu anekdot aklıma geldi birden. Sakın yanlış anlaşılmasın. Bir eleştiri olarak yazmadım. İnsanlar bazı idealleri paylaşırsa, -ki bunlar soyutta olsalar- uğruna mücadele edilebilir, ölünebilir. Ama; kişileri işsizliğe, yoksulluğa, asgari ücret ile köle gibi çalışmaya mecbur edip, savaş tehlikesi çıktığında da, "Hadi yiğidim. Bu vatan senin" sahtekarlıkların iğrençliğini anlamamak için insanların ya aptal olması, ya da siyasetin tasmasını boyunlarına takıp, önlerine konan tabaktan yemlenmeleri gerekiyor.

Özetle düşüncelerinizi bu güne bakarak düşündüğümüzde reddetmek mümkün görünmüyor. Fakat bizden önceleri de birileri canlarını ortaya koyup bu toprakları savunmuşlar. Her ne kadar mülkiyet anlamında bir şeylerimiz olmasa da, bu şekil de malsız mülksüz bir gariban olarak yaşamış, kimselerin arayıp sormadığı ve fakat savaş olunca evlerinden alınıp cephelere sürüklenen, orada aç susuz savaşıp şehit olan milyonlarca mazluma bir borcumuz yok mu ?


İnsanı parantez içine alarak gelişen her sistem, çökmeye mahkûmdur.

Konu Erdoğan tarafından (07-01-2008 Saat 14:40 ) değiştirilmiştir..
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #12 (permalink)  
Alt 07-01-2008, 14:46
asi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
asi asi isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Taze Arıza
 
Üyelik Tarihi: 28-12-2007
Yaş: 51
Mesajlar: 13
Alıntı:
maria´isimli arızadan alıntı Mesajı göster
Not: Asi'nin bir başka forumda bir başka arkadaşı eleştirmesini anımsadım "kendi fikirlerini" yazmasını salık vermişti; kendisi de kopyala-yapıştır bir metni buraya taşımış, sağlık olsun, ben inanıyorum kendisinin de değerli fikirleri olduğuna, umarım bu kez inancım boşa çıkmaz. Forumda kalması sevindirici, böylelikle kendini "yalnız" hissetmeyecekler olacaktır, ne güzel...)
Sevgili maria; öncelikle amacım Emma Goldman'ın bu önemli yazısını buraya asarak nasıl yankı bulacağını görmek istedim. Sonrasında gelen tepkilerden bu forumda yalnız olmadığımı anladım. Son olarak da kendi fikirlerime sahip olmak konusundaki ısrarım ve ttizliğim devam ediyor. Sadece Emma Goldman vatanseverlik meselesi ile o kadar iyi hesaplaşmıştıki onu tekrar etmek istemedim ve bu makaleyi alınlamaktan her konuda makalenin sahibi ile aynı düşünmeyi anlamıyorum. Vural Savaş'ın ajitatif yazısını asan kişi kendisine ait olmayan fikirlerin misyonerliğini yapıyor bense kendi düşüncelerime destek olacak argümanları koyuyorum. Kemalist arkadaşımız körü körüne inanıyor bense inanmaktan çok kuşku duymayı dahası inanmamayı tercih ediyorum. Gerçeğe giden yol bize söylenen yalanları açığa çıkarmaktan geçer.

sağlık afiyet,


seni dinlemeğe hazırım çünkü benim de anlatacaklarım var.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #13 (permalink)  
Alt 07-01-2008, 23:45
non serviam - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
M€M€ÑTØ MØRÍ
BlackJack Champion, Desert Battle Champion, Rotation Champion, Home Run Champion, Gyroball Champion, Soap Bubble Champion, Alien Invasion Champion, Metal Slug Champion, Graveyard Champion, Lasagna From Heaven Champion, Trotter Track Champion, Killer Bob Champion, Alien Clones Champion, Bat and Mouse 2 Champion
 
Üyelik Tarihi: 01-01-2007
Nerden: Asrub
Yaş: 29
Mesajlar: 2,355
Blog Başlıkları: 8
Tenere hocam bu çok çok eskilerden, belki alakasız ama neredeyse Sokrates’ten beri gelen bir tanımdır. Kendisi ahlaklı olmayı, sahip olunan bilgiyi bilinç düzeyine çıkarılıp kullanmaya dayandırır. Her insan özünde iyidir. Hiç kimse bilerek ya da isteyerek kötülük yapmaz. Bütün kötülükler bilgisizlikten kaynaklanır. Bilgi ise erdemdir; çünkü ahlaklı davranmayı sağlar. Dürüstlük, iyilik ve ölçülülük bilgili olmanın, dolayısıyla erdemli olmanın koşullarıdır. Erdemli olmayı sağlayan bu değerler, deneyimlerle elde edilemez. Onlar bireyde doğuştan vardır. Önemli olan bu değerleri açığa çıkarmaktır. Kimse bilgisi olmadan eylemde bulunamaz. Kimse bile bile kötülük yapamaz.

maria hocam, size katılmıyorum. Hatırlarsanız Dogville kasabasında tüm kararların alındığı bir kilise ve kasaba halkının uygularmış gibi yaptığı kutsanmış değerleri var. Bu filmi konuya dahil etmek için önce kiliseyi yıkmamız gerekir.
Nasıl kıyaslayabiliriz ki?
Grace'e atılan her tokatı suratımızda hissediyor, katharsisin doruklarına çıkıyoruz. Tam bu noktada usta yönetmenimiz Von Trier bu insanların kaderini biz asillerin eline veriyor. Çünkü doğru olan asillerin cezalandırmasıdır. Bizden daha asil biri çıkana kadar faşizm mübahtır.

Engizisyoncu da çok farklı değil. İnsanların hür iradesini isteyen İsa’ya diyor ki: “İnsanlık denen sürüye özgürlük tanıyarak onları mutlu edeceğinizi mi sanıyorsunuz? Özgürlük olsa olsa onların omuzlarına yükleyeceğimiz bir yüktür, bir ıstıraptır. Onlar için kararları, iyi ya da kötünün seçimini biz yaparsak bu yükü insanların omuzlarından alır, onları bu karmaşadan kurtararak mutluluğa ulaştırırız.”

Ne anladım?
Yüceltilen adalet sağlayıcılar karşısında aşağılanan insanlık. Bu bağlamda konuyu daha derin irdelemek açısından tarihin en esinleyici tragedyalarından Sokrat’ın ölümünü de irdeleyelim mi? Ama önce öğretilerini hatırlayalım; doğruluktan ayrılmayan bir insana uzun vadede gerçek bir zarar verilemez. Bu dünya öylesine belirsizliklerle doludur ki, insan haksız yere cezalandırılabilir, bir kaza veya hastalık yüzünden sakat kalabilir, türlü felaketlerle karşılaşabilir. Fakat bütün bunlar, bir süre sonra sona erecek, varoluşta talih sayılacak türden şeylerdir. Ruhun ya da kişiliğin temiz kalması şartıyla insanın başına gelen talihsizlikler görece önemsizdir. Kişinin uğrayacağı gerçek felaket ruhun çürümesidir. İşte bunun için adaletsizliğe katlanmak, adaletsiz bir iş yapmaktan çok daha az zarar verir insana. Adaletsizliğin kurbanına değil, adaletsizliği yapana acımamız gerekir. Yani biz Sokrates’e değil, onu ölüme mahkum edenler için üzülmeliyiz. Oysa Grace karakteri, eline fırsat geçtiği anda yeryüzünü zayıf insanlardan temizlemeyi seçiyor.

Cılız sorunuza şöyle yanıt vereyim; Sistemi yıkmak için önce sisteme dahil olunur, insanlar aydınlatılır, bilgilendirilir, örgütlenir(ya da her ne ise) ve devrim gerçekleşir. Düşüncenin son aşamasında ise anarşist düşünce iktidar olmamak için kendi kendini ortadan kaldırır.
Anarsist.Org'da bu kadar kemalistin olmasını yadırgamıyorsunuz da Türkiye'de anarşizme gönül vermek mi bayağı geliyor size?

Her insanın belli fikirleri ve görüşleri vardır maria. Bu görüşler belli bir “izm”e yakındır. Farkında olmadan bu beğenmediğiniz görüşleri de uygular ya da savunabilirsiniz ancak önemli olan terazide ağır basan “izm” dir. Bakın bu gün devlet kurmak isteyen Kürt kardeşlerimiz de kendilerine göre anarşizmi, komünizmi benimsediklerini sanarlar ama bu düşünce, anarşizme olan bakışı lekelemek için birilerine fırsat vermekten öteye gitmez. Çünkü onlar için de ağır basan milliyetçiliktir.

Erdoğan hocam,
Sanki milliyetçilik hakkındaki eleştirilerinizi son paragrafınız ile ironik bir hale getirmişsiniz gibi geldi bana. Evlerinden alınıp savaşa sürüklendiklerini biliyorsunuz demek. Kurtuluş savaşında cepheye gitmek istemeyen her sekiz Çılgın(!) Türk’ten birinin sırf cepheden kaçtığı için öldürüldüğünü, diğerlerinin de sırf bu yüzden seve seve(!) cephelere koştuğunu okumuştum. Hem de Atatürk’ün emri ile deniyordu. Bunu yazan içimizdeki İrlandalı kimdi hatırlamıyorum. Belki de zihnimin bir oyunudur.. Zaten doğruluğunu da süzebilmiş değilim. Nasıl süzeyim ki? Kimse bilse dahi çıkıp rahatlıkla, ulu orta bahsedemez bunlardan. Maşallah Ata'nın burnunda kıl var desen tefe koyarlar adamı. Ancak siz de “savaş olunca evlerinden alınıp cephelere sürüklenen, orada aç susuz savaşıp şehit olan milyonlarca mazlum” deyince bu aklıma geldi nedense…

Saygılar efenim, Allah iniş takımlarınıza zeval vermesin


"Beni tanıyan herkesin size söyleyeceği gibi, makbul biri değilim. Kötü adamı sevdim hep, kanunsuzu, hergeleyi. İyi işleri olan sinek kaydı traşlı, kravatlı tiplerden hoşlanmam. Ümitsiz adamları severim, dişleri kırık, usları kırık, yolları kırık adamları. İlgimi çekerler. Küçük sürpriz ve patlamalarla doludurlar. Adi kadınlardan da hoşlanırım; çorapları sarkmış, makyajları akmış, sarhoş ve küfürbaz kadınlardan. Azizlerden çok sapkınlar ilgilendiriyor beni. Serserilerin yanında rahatımdır, çünkü ben de serseriyim. Kanun sevmem, ahlak sevmem, din sevmem, kural sevmem. Toplumun beni şekillendirmesinden hoşlanmam."
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #14 (permalink)  
Alt 08-01-2008, 00:02
.........
 
Üyelik Tarihi: 21-08-2007
Yaş: 44
Mesajlar: 4,001
Blog Başlıkları: 1
Alıntı:
Her insan özünde iyidir. Hiç kimse bilerek ya da isteyerek kötülük yapmaz. Bütün kötülükler bilgisizlikten kaynaklanır. Bilgi ise erdemdir; çünkü ahlaklı davranmayı sağlar. Dürüstlük, iyilik ve ölçülülük bilgili olmanın, dolayısıyla erdemli olmanın koşullarıdır. Erdemli olmayı sağlayan bu değerler, deneyimlerle elde edilemez. Onlar bireyde doğuştan vardır. Önemli olan bu değerleri açığa çıkarmaktır. Kimse bilgisi olmadan eylemde bulunamaz. Kimse bile bile kötülük yapamaz.
Almanya'da gittiğim tek toplama kampında gördüğüm vahşetten sonra bile bende hep İnsana olan inancımdan dolayı özünde iyilik barındırğına dair inancımı korudum yıllarca.

Öğrendim ki, kötülük yapmak için bilgi ve zeka gerekirmiş, özellikle zeka iki yöne kayarmış, birincisi iyilik ise ikincisi kötülükmüş, kolay ve getirisi bol olan kötülük her daim tarihte tercih edilen bir erdem olmuş.

Her insan özünde iyidir önermesine hala inanmam ise yukarda söylediklerimle çelişsede, uygulamamda ki tam tersi davranmam çelişmez sanırım.

Bence en iyi önerme;

''En iyi insan sarhoş insandır''

saygılarımla
kopanesli peynir

Not:tekirdağ rakısı 50 cc iki adet alana karaf hediye ediyor kampanya dahilinde. karafım yok diyenlere duyurulur.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #15 (permalink)  
Alt 08-01-2008, 00:27
Erdoğan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Taze Arıza
 
Üyelik Tarihi: 31-12-2007
Mesajlar: 210
"...Almanya'da gittiğim tek toplama kampında gördüğüm vahşetten sonra bile bende hep İnsana olan inancımdan dolayı özünde iyilik barındırğına dair inancımı korudum yıllarca.

Öğrendim ki, kötülük yapmak için bilgi ve zeka gerekirmiş, özellikle zeka iki yöne kayarmış, birincisi iyilik ise ikincisi kötülükmüş, kolay ve getirisi bol olan kötülük her daim tarihte tercih edilen bir erdem olmuş.

Her insan özünde iyidir önermesine hala inanmam ise yukarda söylediklerimle çelişsede, uygulamamda ki tam tersi davranmam çelişmez sanırım..."


Burada yazılan felsefi yazılar kadar pek "Derûni" bir mahiyet arz etmese de, bir kızılderili ihtiyarın hayat tecrübelerini konuşturarak torunlarına ettiği şu nasihat, "İyi insan/kötü insan" meselesine ilginç bir bakış açısı getirmektedir. Bir başka vesile ile de yazmıştım. İkinci baskı sebebiyle özür dilerim. Ama bu konuya da çok uygun düştüğü için tekrar ettim.


"...Cherokee kabilesinin yaşlılarından biri torunlarına eğitim veriyordu. Onlara dedi ki:

“İçimde bir savaş var. Korkunç bir savaş. İki kurt arasında. Bu kurtlardan birisi; korkuyu, öfkeyi, kıskançlığı, üzüntüyü, pişmanlığı, açgözlülüğü, kibri, kendine acımayı, suçluluğu, küskünlüğü, aşağılık duygusunu, yalanları, yapmacık gururu, üstünlük taslamayı ve egoyu temsil ediyor.
Diğeri ise; zevki, huzuru, sevgiyi, umudu paylaşmayı, cömertliği, dinginliği, alçakgönüllülüğü, nezaketi, yardımseverliliği, dostluğu, anlayışı, merhameti ve inancı temsil ediyor. Aynı savaş sizin içinizde de sürüyor ve diğer tüm insanların içinde.”

Çocuklar anlatılanları anlamak için bir dakika düşündüler ve içlerinden biri büyükbabasına,

“Hangi kurt kazanacak” diye sordu.

Yaşlı Cherokee, kısaca cevapladı:

"Beslediğiniz !”......... Alıntıdır.


İnsanı parantez içine alarak gelişen her sistem, çökmeye mahkûmdur.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #16 (permalink)  
Alt 08-01-2008, 00:47
maria - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
...
 
Üyelik Tarihi: 27-08-2007
Nerden: izmir
Mesajlar: 1,088
Alıntı:
ESHQUIA´isimli arızadan alıntı Mesajı göster
Anarsist.Org'da bu kadar kemalistin olmasını yadırgamıyorsunuz da Türkiye'de anarşizme gönül vermek mi bayağı geliyor size?
"Bayağı"? Ben böyle bir ima da mı bulundum Eshq? Yalnızca mevcudun içindeki çözüm önerilerinizi sordum, aslında çözüm önerileri değil de (ki malumdur devrim'in ilkelerini yazar çizer aydınlar yüzyıllardır) buna inancınızın samimiyetini sordum? Kendimin de inanmadığını ekledim. Oysa siz itham etmişim gibi algılamışsınız. Kişinin harici dayatmalarla "kötüleşebileceği" tezi kadar, Erdoğan'ın alıntıladığı kıssadan hisseye de bir çift lafım var; o da eski bir forumdan alıntım olsun...

İyilik ve kötülük felsefenin de uğraş alanlarından olmuştur yüzyıllardır. Okuduğum hemen hemen tüm didaktik metinlerde "huzur, sevgi, umut, paylaşma, cömertlik, alçakgönüllülük, nezaket, yardımseverlik, dostluk, hoşgörü, affedicilik, anlayış ve inanç"lar ve ne nice güzel ahlaklı dogmatik metinler zerk edilmeye çalışılıyor insan ruhuna kutsayarak.
Ama burada gözden kaçan çok mühim bir nokta da vardır –ki bunun yönetenlerce dayatılmış bir sunî ahlak olarak görmemdeki nedendir- kişi “iyilik ve kötülüğü” sanki –yalnızca- özgür iradesi ve seçimiyle gerçekleştiriyormuş gibi tüm kabahatin de kişinin “beslediği” kötülük kurduna yüklenme iki yüzlülüğü...

Mutlak özgür bireyler olamadığımızı zaten söylemem bile yersiz. Düşüncelerimiz oluşurken sanki tüm bu ehilleşme ve farkındalık süreçlerimizi tastamam yerine getirebilecek hürlüğümüzü sadece ve sadece "özgür" istencimizle tesis edebiliyormuşuz gibi, “yasakların” ve “yasakların ihlalinin” beşerin mizacındaki çekiciliği göz ardı ediliyor. Harici hiçbir etki ve tesir olmaksızın özgürleşmiş usların varlığı ne denli ütopikse, bu dayatma ve yönetilme eyleşinde bulunanların tezlerine dayanak bulmaları da o denli sahtekar ve şiirsel "tavsiyelerdir”.
İyi/güzel ahlaklı olmayı kişiye ve gruplara dayarken yönetenler, yalnızca erklerini kuvvetlendirmek için kuldaş ve pasifize olmuş beşeri de tektipleştirmeye çalışıyorlar. Bu tür metinler de, öğretici dogmatik görünümdeki “sorumluluğu” tek tarafa yükleyen kıssadan hisseler de, amaca hizmet eden kuzu görünümlü kurt metinlerdir olsa olsa.
Russel’in deyimiyle “iktidar arzularını etik giysisi altında saklayan kuramlar icat etme” alışkanlığıdır.
Oysa “insan merkezli” eğilimler iyiliği yücelendirmezler ve kötülüğün nedenselliğini araştırırlar. Her ikisine de eşit mesafeden ve yargısız yaklaşırlar. Kimi metinlerdeki gibi bunu salt insanın yalnız başına işlediği-işleyebileceği bir “günah/yasak/fenalık” olarak görmezler. İnsanı tek başına anlamsız/manasız gören bakış açısı, onu ancak toplumsal bütünlükte anlamlı bir “hücre” olarak görüp "iyi" olmaya zorlamaktadır adeta; bu görüşe göre insan vucüdunu topluma benzeten, pek az hücrenin vücuttan ayrıldıktan sonra yaşama şansının olduğunu ve zaten bu tür bir yaşamın çok güç olacağını imlerler. Bu bireyi korkutarak, sindirerek, yok saymakla eştir; onlar için birey manasız, toplum her şeydir, o yüzden de beşer ehilleşmeli ve uyumkâr olmalıdır.
Bu yapılırken elbette ki insanın dünyevi/seküler ihtiyaçları göz ardı edilerek, mistik/dogmatik gereksinimleri kozlanır, hiçbir iktidar yoktur ki temelinde dinî öğretilerle pompalanmadan ayakta kalabilsin. Düşünme gücü törpülenmeye çalışılan, ussal tüm faaliyetleri ketlenen beşerin “varoluşsal” kaygıları da bir kenara itilerek çok daha önemli sorunlarını çözmesi engellenme yoluna gidilmiştir; kısıtlayamadığı usları da erkler tarih boyunca imha etme yoluyla ya işkencelere tabî tutmuş ya da horlamış, ötekileştirmişlerdir.
Oysa bu itelemenin başarılı olma şansı olmuş mudur, düşünen insanın düşünme/sorgulama/analiz etme hali sonlandırılabilmiş midir, gerçeklerden kaçan ve kullaşan yığınları yönetme düşü iktidarlar adına muvaffak olabilmiş midir tarihte: Çok küçük bir azınlık adına Hayır…!

Ama bu herkes için geçerli midir; buna da Hayır…! Kuşku duymayı “günah", güven duymayı da dini bir onay olarak gören kimi yığınlar, mistik/dogmatik salık vermeleri kabullenmiş görünüyor. Keyfiyetle iyiliğin tanımı yapılmış ve beşerin bundan kuşku duymaması sağlanmıştır. Merhamet'i yerle bir eden Dogville'den daha kaç tane çekmelidir Trier de uslarımızda kutsadığımız "iyilik sıfatları" bozguna uğrasın.

Gerçekleşmesi imkansız tasarımlarla topluluklar yaratmakla, yine gerçek olması imkansız bireyler olmamız özendirilen öğretilerin uslarımıza zerk edilmesinden daha tehlikeli ne olabilir ki…? Varamadığı ve asla varamayacağı ütopik gerçekliğe uzanamayan birey'in vicdanı daha nasıl ezilmelidir ki azabı üstüne pis ve kokuşmuş niyetler çöreklensin...?
Bu tür metinlerin(kıssadan hisselerin) totaliter düzenlerin hizmetinde robotize bireyler “üretme” adına narkozlanmış vucütlar yarattıklarını düşünmek çok mu aşırı kaçacaktır…?
Karanlık Çağa -yine- giriş yapıyoruz adeta, bu bir nevi sürekli işleyen bir sistemin/düzeneğin belli bir zaman sonra yıpranma ve aşınma payıyla işlevini yerine getirememesi ve yenisi kurulana kadarki zamanda “bozuk” sistemin son avı, erklerin iktidarları adına son çığlıkları, postmodern felsefeler adı altında hortlaklığın son çırpınışları, yeni/yine Nuh'un gemisi ve tufanın habercisi...

Huxley, Cesur Yeni Dünya'sında tüm “değerlerin” minimize edildiği, hedonist bir anlayışın hakim olduğu robatize edilmiş insanı işlerken, tüm “iyilik güzellik …bla bla bla” salık veren zihniyetler gibi tek tipleşmiş insanlığı ironik bir dille dile getirmiştir. Ütopyanın yıkılması ve distopyanın kurulması yolundaki kimi elzem hatalar tokatlanmıştır yüzümüzün ortasına.
"Island" filmini izleyenler de anımsayacaklardır ki, önceden modellenmiş rollerle yetiştirilen “klon” bir dünya topluluğu olmaya adayız. Ya adadan kaçıp, utopik bir gerçekliğin yapaylığını anlayacak ve bir çölün ortasındaki şatafatlı düşten uyanacağız, ya da okulların, insanların, toplumun, devletlerin dayattığı sahte “adaya gitme vaadiyle” kör bir sanallığın içinde yaşayarak kandırılacağız.

Uslarımızda büyüteceğimiz "seçim" işte tam da budur...

Dönerim...
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #17 (permalink)  
Alt 08-01-2008, 11:01
Uzak - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
über-arıza-mensch
 
Üyelik Tarihi: 20-09-2007
Nerden: Atomlarımın buluştuğu yerde . :)
Yaş: 28
Mesajlar: 320
Bence insanın doğasına iyilik atfetmek evet insanın çok yönlülüğü içersinde "gerçek"çi değil ancak kişilerdeki iyi ve kötüyü , başka kişilerin "iyi ve kötü dayatmaları"yla açıklamaya çalışmakta bence bir paradokstur . "İnsanı kötü yapan insan..."

İnsanları kötü yapanlar güçlü insanlarsa, güçlü insanları güçlü yapanda "insanlar"dır . Bu bir döngü . Yöneten-yönetilen, seçen-seçilen, güçlü-güçsüz, ezen-ezilen ... Bu roller her dizgeli felsefe ve ideolojik sistemde farklı tanımlanmış . Ama bana öyle geliyor ki , kapitalistlerin patronları "yığınlar"dır . Bir işçi aynı zamanda ezen olabilendir , evine gittiğinde karısına karşı diktatör olabilen ! Gecekondu yoksulu mağdurluğunun yanında özel mülkiyeti gaspetmiş bir şerefsiz olabilendir . Bir diktatörün korkak, bir çocuğun ölümüne cesur olabileceği gibi ... Ki bu olabilirlikler istisna da değildir tahminimce . Hayat tüm kavramları iç içe yaşar. Kişilerse işlerine geldiği gibi tasnif eder hatta uydurur onları . Ve belki bilinçlide yapmaksızın ! Çünkü değil mi ki bilim dahi bilinçsizlik tarzlarından biridir !

Kişinin kötülüğü bilmeden - cahilliğinden - yaptığı düşüncesi bana bir diyaloğumu anımsattı .

Tekirdağ'dan ring aracı içinde mahkemeye götürülüyorduk. Arabada Beşiktaşlı Hürriyet Abi de vardı . Kardeşini ve dayısını öldürtmüş, 2 ayrı müebbetten yargılanıyordu . Durumu pek umutlu değildi . Hoş bir muhabbetimiz vardı . Sonra "Birşey soracağım ama sakın yanlış anlama" dedim temkinli bir şekilde , "Allah'a inanır mısın ? "diye sordum. "İnanırım" dedi . "O zaman cennete ve cehenneme de inanıyorsun !?" dedim. "Eh ona inanınca ona da inanıyorsun haliyle " dedi . "Peki Hürriyet Abi " dedim " nasıl böyle birşey yapabildin ?" Cevabı çok çarpıcıydı ! "Bak kardeşim, Allah her şeyi bilendir değil mi !? O nedenle delikanlı kim , şerefsiz kim onu da bilir ! Benim neyi niye yaptığımı da ! Dolayısıyla O benim O'nunla herhangi bir alıp veremediğimin olmadığını , ama o şerefsizin de hakettiğini bulduğun gayette bilincinde Allah . O nedenle benim herhangi bir korkum yok " demişti .

Kötülük ise bence bir hayat damarıdır . Kişiler ondan yararlanabildikleri oranla yararlanırlar . Cioran'a göre ise kişiyi hayata bağlayan yapabileceği kötülük olasılıklarıdır ! İyilik ise belki de sakat kötülük , ya da sapkın kötülüktür . Nietzsche'ye göre ise "kendini kötü sevme" ...

Anarşizm mümkün mü ? Bu anarşizmden ne anladığınıza bağlı derim .


Sıkıntı, gerçekliğe sinmiş hiçliğe dayanır . - Kierkegaard -
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #18 (permalink)  
Alt 08-01-2008, 12:31
Tenere - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
harvester
 
Üyelik Tarihi: 03-01-2008
Yaş: 30
Mesajlar: 198
Alıntı:
ESHQUIA´isimli arızadan alıntı Mesajı göster
Tenere hocam bu çok çok eskilerden, belki alakasız ama neredeyse Sokrates’ten beri gelen bir tanımdır. Kendisi ahlaklı olmayı, sahip olunan bilgiyi bilinç düzeyine çıkarılıp kullanmaya dayandırır. Her insan özünde iyidir. Hiç kimse bilerek ya da isteyerek kötülük yapmaz. Bütün kötülükler bilgisizlikten kaynaklanır. Bilgi ise erdemdir; çünkü ahlaklı davranmayı sağlar. Dürüstlük, iyilik ve ölçülülük bilgili olmanın, dolayısıyla erdemli olmanın koşullarıdır. Erdemli olmayı sağlayan bu değerler, deneyimlerle elde edilemez. Onlar bireyde doğuştan vardır. Önemli olan bu değerleri açığa çıkarmaktır. Kimse bilgisi olmadan eylemde bulunamaz. Kimse bile bile kötülük yapamaz.
Öncelikle bu tanımın Sokrates'dan kaynaklanması yada o dönemlerden gelmesi, o tanımın yada bilginin objektif olduğu yada kabul edilebilie olduğu anlamına gelmez.Bu tanıma göre değişik toplumlarda ve bireylerde ahlak yapısının, ahlak kavramının kendisinin çeşitlilik göstermesi, mevcut bilginin bilinç düzeyine ne kadar az yada çok çıkarıldığı ile ilgilidir ki bu yeterli olmaktan uzak bir tanımlama olduğu kadar bilimsel düşünceye de aykırı bir durumdur.
Bilgili olmanın yada erdemli(bu da anlamsızdır bana göre) olmanın doğuştan var olması ve deneyimlerle elde edilememesi demek; öğrenememek demektir.Bu da bilimi, bilimselliği topyekün red etmek demektir.Durumu biraz daha açarsak bu düşünceye göre kişinin içine dönmesi gerektiği, gerekli olan(!) herşeyi kendi içinde arayıp bulabileceği savunulmaktadır ki bu da akıl ve mantıkla da bağdaşmaz bilimsellikle de.Dogmatik bir öğreti olmaktan öteye de gitmesi mümkün değildir.
Kimse bile bile kötülük yapamaz demek de ''bilgi''den anladığımız şeyin tamamen farklı şeyler olduğunu açıklayan başka bir noktadır.
Tekrar paragrafın başına dönecek olursak ahlaklı olmaya giden yolda sahip olunması gereken bilinç düzeyi ile bilgili olmak(deneyimler ile, sorgulayarak, gözlemleyerek elde edilen bilgi) değil; farkındalık belirtilmiştir ki bu zaten inançla alakalıdır ve inanmadığım bir konudur.
Kişinin özünde yada doğuşunda iyi olmasına gelecek olursak tekrar, burada iyiden ne anladığımız önemlidir.İyi izafi bir kavramdır bilimsel olarak.Sadece bir niteleme sıfatıdır.Yüksek kavramı nasıl ''mutlak yüksek'' olarak kullanılamayacağı gibi iyi kavramı da ''mutlak iyi'' olarak kullanılamaz yada öyle bir mutlak noktadan bahsetmek yanlıştır.Yüksek gibi bir kavrama ziyade iyi kavramı ayrıca izafi olmanın ötesinde tartışmalı da bir kavramdır.Çünkü iki direk düşünelim örneğin.Biri diğerinden 2 metre daha yüksek.Bu iki direk yükseklik bakımından birbirinden farklı değerlere sahiptir.Bu ölçümle sabittir.Ama ölçülmese de bakan herkes için aradaki fark barizdir.Sadece bunun adı konulmamış ama fark gözlenmiş olur.Dolayısıyla yükseklik tanımında yada anlaşılmasında problem olmayan, bilimsel yada var diyebileceğimiz bir kavramdır.Bir de iyiyi düşünecek olursak...iyi aslında var olan, bilimsel düşünce ile ispatlanabilen yada nesnel bir kavram değildir.Menfaatler ile alakalı olabileceği yada bakan kişinin pozisyonu,durumu,değerlerine göre göreceli olabileceği kadar inanmak yada inanmamakla açıklanabilecek yada kabul edilebilp - red edilebilecek bir kavramdır.


I am an antichrist and I am an Anarchist...don't know what I want but I know how to get it.I wanna destroy the passer by cos I..I wanna be ANARCHY ! in TURKEY.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #19 (permalink)  
Alt 08-01-2008, 14:43
Erdoğan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Taze Arıza
 
Üyelik Tarihi: 31-12-2007
Mesajlar: 210
"...Erdoğan'ın alıntıladığı kıssadan hisseye de bir çift lafım var; o da eski bir forumdan alıntım olsun..."

Yazınızı bir kaç defa anlama gayreti içerisinde okudum. Meselelere, çözümlemeli yaklaşımları tercih etmişimdir hep. Fakat, Felsefi yönü ağır basan mevzulara girmem. Çünki anlayabildiğim bir alan değilidir. Sadece "Lâf" etmiş olmanın da insanı düşüreceği haller pek de hoş olmasa gerek. Mesajınızdan anlayabildildklerim doğruysa, "Bireyin özgür olmadığı,daha küçük yaştan itibaren kendisine [iyi/kötü] diye dayatılan hususların etkisinde kaldığını" belirtmişsiniz. Zaten mesleğim gereği bunun aksini iddia etmem mümkün değildir. İçinde yaşadığımız toplum için, kaynağı/kökeni belli olamayan ve amiyane tabir ile "Sallama" diyebileceğimiz bir ifade ile, "% 99 u Müslüman" denir. Acaba kaç kişi İslâm'ı bir din olartak özgür iradesi ile seçti. Ya da dürüstçe, "Benim inanmam için tavsiye ettikleri,hatta zorladıkları bu din neyin nesidir ?" diye düşündü. Aklında ki kuşkulara kendisini tatmin edecek cevaplar aramasını kastetmiyorum. Kaç müslüman, bir ateist ile dini mevzu da bir diyalog içine girmiştir.Ya da diyalektik materyalizm ile ilgilenmiş, Darwin'in düşüncelerini okumuş, günümüzde dünyada etkili olan dinleri öğrenip aralarında bir mukayese yapabilecek cesareti göstermiştir ?

Doğrusunu söylemek gerekirse, daha küçük yaşta çocuklar "Türküm doğruyum" hurafeleri ile beyin yıkama ameliyesinden geçirilirken, aklı nispeten çalışmaya başladığı dönem de; ya okuyup hayatını kurtarma kaygısına düşer, ya küçük yaştan itibaren ağır işler de çalışmaya zorlanır, ya da boyalı basın ve tv lerin etkisi ile uçkurunun esiri olur. Ağzımızdan"doğruluk/dürüstlük/din/iman/vatanseverlik" lafları düşmez iken, içimzden de riyakârlık hiç eksik olmaz. Söylediklerimiz, düşündüklerimiz ve yaptıklarımız hep başka başkadır. Bu sebeple de toplumu meydana getiren fertler arasında, samimiyet ve güven duyguları hiç gelişmez. Hatta mevcut şartlar da kendisini gizlemek, farklı görünmek "Maharet" olarak algılanırken, dürüst olmaya çalışanalar "Aptal" olarak nitelenir.

Şİmdi ismini hatırlayamadığım bir Prof. "Türkiyedeki cehalet eksik eğitim ile değil, ancak bilinçli ve planlanmış bir eğitimle mümkündür" demişti. Bırakın ihtiva ettiği anlamı, cümle içinde ki her harifine kadar katılmamak elde değil. Fakat sorun sadece eğitimden kaynaklanmıyor. Baskı rejimleri bol miktarda ikiyüzlü insan üretir. İstediği veya düşündüğü gibi davranması engellenen insan riyakârlığa zorlanır.

Anlatırlar ki, Urfaya Cumhurbaşkanığı senfoni orkestarsı konsere gimiş. O sırada bir gazeteci de işi gereği şehir de bulunuyormuş. Gideceği yer için bir taksi çağırmış. Yol da konuşurlarken lâf Orkestraya gelmiş. Gazeeteci sormuş.

- Klasik batı müziği konseri hakkında ne düşünüyorsun?

Adam cevap vermiş.

- Çok hoştıııır... Çok güzeldiiir. Dövlet bööyüklerimizden Allah razi olsıııın.

Gazeteci şaşırmış ve ağzı açık bir vaziyette sormuş.

- Tahsilin ne dir ?

Adam,

- İlkokul terk...

Gazeteci,

Yahu hemşerim sizin bura da daha çok türkü söylenir.Klasik batı müziğinin sevilmesi biraz tuhaf deği mi ?

Adam şüphelenip sormuş.

- Begim ne iş yaparsın ?

- Gazeteciyim.

Adam bu cevabı duyunca hemen ağız değitirmiş ve,

- Hiç sorma begim. (Konseri kast ederek) Urfa, Urfa olalı böyle zulüm görmedi.!

Gazeteci bütün şaşırmış

- Ee, demin sarfettiğin sözler ?

-Begim sizi devlet memuru sandığım için öyle demiştim. O, benim resmi agzimdir.

Buna fıkra deyip geçebilir, burun kıvırıp tebessüm edebilirsiniz. Ama memketimizin "İnsan" manzarasını net biçimde tasvir ediyor.

İnsan ne çevre şartlarından âzâde ve rahattır; ne de bir heykeltraş elindeki seramik hamuru gibi istenilen yöne koşullandıralabilecek kadar uysal. Ben her iki noktaya da dikkat edilerek düşünülmesinden yanayım.


İhtiyar kızlderilinin tavrında bir "ikiyüzlülük" göremedim. Bu anlatılanlar kimilerince yanlış olarak değerlendirilebilir. Ama unutmamak lazımdır ki o, kendisine öğretilen "Doğru"lar ve hayat tecrübelerinin yoğrulması ile elde ettiği deneyimlerini samimi biçim de torunlarına anlatmaktadır. Yanlış başkadır, ikiyüzlülük başkadır. Eğer yanlış bilerek dayatılıyor ise, burada bir riya aranabilir. Ama istisnalar hariç hiç kimse evlatlarına, torunlarına bilerek ve isteyerek yanlışları söylemez.

Forumda bulunduğum kısa süre içerisinde izâfi konular üzerinden bir kavram kargaşası oluşturulduğunu müşahede etttim. Net ve somut çözümler üzerinde yoğunlaşmak yerine, her olgunun kendi içinde barındırdığı değişik ihtimaller üzerinden bir "beyin jimnastiği" yapma gayretlerini görüyorum. Şunu net ve açık ifade etmeliyim ki, kimseye bir şeyler ispat etme çabası içinde değilim. Daha önce de arz ettim. Düşünebildiklerimi paylaşır, anlamadıklarımı sorarım. Bundan ötesi ilgi alanım değildir.

Saygılarımla.


İnsanı parantez içine alarak gelişen her sistem, çökmeye mahkûmdur.

Konu Erdoğan tarafından (08-01-2008 Saat 15:33 ) değiştirilmiştir..
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #20 (permalink)  
Alt 09-01-2008, 04:04
maria - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
...
 
Üyelik Tarihi: 27-08-2007
Nerden: izmir
Mesajlar: 1,088
Erdoğan, "iki yüzlülük ve yanlış" arasındaki farkı belirtmişsiniz. Ben de yalan ve kendini yanıltmak olarak konuyu ele alayım; yalan kişinin kendine söyleyemeyeceği bir şeydir, bir insan bilmediği bir hususta kendine yalan söyleyemez, sözleriyle hayır'lar, içinde tasdik etmiştir. Oysa «kendini kandırma» kendine söylediği yalandır, doğruyu ötekinden değil bizzat özvarlığından gizler. Yukarıdaki hayalî bilge dede, torunlarına "yalan" söylemiyor belki, onu vûcutlaştıran ve güzel ahlakı zerk edenlerin iki yüzlülüğünden bahsediyorum, bakınız bunu yaparken de aynen de sizin dediğiniz gibi "torunlar, evlatlar" giriyor ki işin içine inandırıcılığı perçinlensin; iki yüzlülük bilinçli yapıldığında iki yüzlülüktür, ötesinde kendini aldatmadır. Ben böylesi metinlere de, ahlakîlik zerk eden öğretilere de itibar etmiyor; sebebini belirttim, beni vicdanımla ezmeye çalışamaz diğer vicdanlar, şüpheciliğimi elden bırakamam. Somut çözümlerden kastınız benim septik bakışımda felsefeye her daim eğilir. Bir dostumun sözünü unutmam "felsefe büyük, sizden ve benden"... Ama bu değildir ki felsefe etkinliğimiz sürmesin, yaşamı sorgulamaya başladığımız farkındalık kavşaklarından ilkinde felsefenin mürekkebine bulaşmışızdır ucundan.

Sartre seçimlerimizin bizi özgürleştimesinden bahseder, daha evvel de forumda konuşmuştuk, seçimlerimizi içe kapalı bir sistem gibi algılanması benim çelişkili gördüğüm durumlardandır; seçimler hem içre hem dışra bağlantılar kurar, komplekstir. Kısaca doğar doğmaz bir «belirlenimsizlik»ten bahsedemeyeceğimiz gibi diğer evrede de «öz»ün çelik bir koza içinde hiçbir harici tesirle şekillenmeyecek bir yapıda olduğundan da bahsedemeyiz. Hume'un 'boş levhası'na benzer bir varlık-özlük hiyerarşisini burada ben kabul etmiyorum, insan doğduğunda da kalıtsal olarak bir bilgi birikimiyle doğar, içdürtüler bunu açıklamakta -bencesi- sağır kalır. Bilincin şeffaflığından doğan tanıtlayamadığı aksaklıklardan biridir bu kanımca. Sartre bilinci nesnelere karşı aktif bir infilak olarak görür oysa ben öznenin de «şey»lerden etkilendiğini/etkilediğini, ve insanın özünü -salt- kendinin -salt- çevrenin oluşturamayacağını düşünüyorum. Yani ne Sartre gibi bilincin oluşmasında kişinin özgür iradî istencini ne de Sokrat'ın "kişinin özünde iyi olduğu" önermesini tek başına yeterli buluyorum.

Eshq, dediklerinizi derin okuma yapmam gerekliliğini epey önce sezmiştim. Sizin söylediklerimi nerede yanlış anladığınızı tahmin ediyorum, parantez içi ve dışı'nı aynı insanlar gibi tasnif ettiğimi düşündünüz. "Gönüllü"ler ve "sahtekar"lar: Ne gönüllülük ne de sahtekarlık kutsanası ya da yerilesi değil benim litaratürümde bu arada belirtmeliyim.
Evet Grace son anda yırtıyor ve İsa'lığa (Tanrı kızlığına, üst insanlığa) soyunmuyor. Yani bir «insan» olduğunu kanıtlıyor. Büyük Engizisyoncu da Grace'in filmin sonunda yaptığını yapıyor (ki babasına benzetmiştim ben de) insanlığın mutluluğu için onlara "şahsi serbest karar verme azabı" yerine «refah»ı veriyor. Ben aslında bahsettiğiniz kurgusal "köy" derken Dogville'den bahsetmedim, Dogville forumu dedim, köyü değil (Ki merak edebilecekler arama butonundan yazsın aratsın diyeydi).
Dogville'de bilinçli bir grup köy ahalisi yoktu velakin; hayli cahil örgütsüz dogmatik bir çokluktan bahsediliyordu. Engizisyoncu, deyin ki yönetenler -Eshq'in deyimiyle "asiller"-, yığınlar adına bu «sorumluluğu» üstlerine aldıklarını ve o yüzden de Kurtarıcı'dan daha çok insanı sevdiklerini ve onların iyiliklerini gözettiklerini söyler. Bu elbette ki bilinçli usları tahrik edip, karşı çıkmaları adına onlarca, binlerce metin yazabilecekleri nazenin bir konu.
Topyekün bilinçli bir köy (evren) önermesi hayalî görünüyor gözüme; ütopyalar güzeldir, hoştur, mükemmeldir, kusursuzdur, hatta ideoloji-üstüdür ama geçerli midir, uygulanabilir midir...? Burada «inançlarımız» adına ayrılıyoruz. Siz Prens Mişkin ben de Baba Karamazov olayım, ne diyeyim...:=)
Canlılar türleri içinde tek bir şeyi mükemmel olarak yerine getiren hayvanlar ve bitkilerdir; insan oğlunun akil varlık olması akabinde de "kötülüğe de iyiliğe de" eğimini getirir. Ne sistemi ne de bireyin öz'ünü burada suçlandırmayı mantıklı buluyorum ben, özetle. Yani birileri her daim önceden kurulan düzeneğin dişlileri arasında ezilemeye mahkumdur; bilinçlenmek istemezler, tamahkârlıktır onlar için. Bu yığınlar din ile, vatan ile, milliyet ile, porno ile (porno fun'ları şimdi karşı çıkacaklar ya neyse) uyuşturulmayı adeta arzularlar. Engizisyoncu bunu onların eline sunandır; yaşamlarını kolaylaştıran, günahlarını affettiren, metreslerini bile seçmelerini izni dahilinde göz yuman. Bu özgürlükten kaçma eğilimi, ne dün ne bugün ne de yarın bitecektir; gücü teslim etme gücü olarak addecekler ve hürlüklerini "ekmek" uğruna teslim edeceklerdir; ta ki tüm dogmalar yıkılana kadar. Dünya ütopik kimliklerin kendi yaşam konforlarını düşünmeksizin, çabaları sayesinde ayakta. Peki ya onlara, binlere, milyonlara rağmen nerede...?
Tüm samimiyetimle söyleyebilirim ki; "yüksek ve itibarlı" izm'lerim olamadı derken bahsettiğim de bu "inançsızlıktı". İnançlılara da her daim derin bir merakla saygım bakî.

Berk'e sormuşsunuz Erdoğan, ben kendi adıma yanıt vermek istiyorum; Dostoyevski "tüm insanlık durumları için tüm insanlara karşı sorumluyuz" der; Vatan'a bir borcum olduğunu düşünmüyorum, ama insanlığa borcumu ömrüm yettiğince kendi küçük kişisel tarihimde ödeme gayretkeşliğindeyim.

Son söz:

"Faşizm konuşma yasağı değil, söyleme mecburiyetidir". Roland Barthes.
Sıklıkla ben de bu hileli duruma bile-bilmeye düşerim. İnsanlar konuşmadıkları için zorlanmazlar, sessiz soluksuz tayfayı kimse umursamaz, söz söyleyenlerin sıklıkla "ne menem" oldukları önden söylenmesi istenir...Topa bu şekilde girmemeye özeneceğim.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler
vatanseverlik, ozgurluge, karsi, bir, tehdit


Konuyu toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Ölüme Karşı Ölüm akeboshi Edebi Mevzular 3 01-06-2011 17:49
vatanseverlik ve mülkiyetçi ideoloji asi Anarşizm 10 06-02-2011 14:40
Bir kadını tehdit etmek aristo Hayata Dair.. 2 27-11-2007 07:49
özgürlüğe su damlası Şiirler 2 20-11-2007 08:48
Karşı komşum ve arkadaşları TuRKo Komik Çizgiler 1 29-04-2007 20:52


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 11:44 .
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2009, Crawlability, Inc.

Copyright ©2007 - 2008 khAos.info