|
|
| Anarşizm Biz ki caniyiz! Herkes için ekmek, iş ve her türlü bağımsızlık ve adaleti istiyoruz. |
John Zerzan - Anarko-İlkelcilikAnarşizm içerisinde John Zerzan - Anarko-İlkelcilik konusu: İnsanın kendisini ve etrafındaki her şeyi yok etmekte sergilediği inanılmaz ve dayanılmaz yaratıcılık, medyadan saat başı akan haberlerle çeşitlendikçe, soruyoruz birbirimize; yanlışı nerede, ne zaman, nasıl yaptık? İnsan denilen canlı ...

11-02-2011, 21:47
|
|
Taze Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 01-02-2009
Mesajlar: 123
|
|
John Zerzan - Anarko-İlkelcilik
İnsanın kendisini ve etrafındaki her şeyi yok etmekte sergilediği inanılmaz ve dayanılmaz yaratıcılık, medyadan saat başı akan haberlerle çeşitlendikçe, soruyoruz birbirimize; yanlışı nerede, ne zaman, nasıl yaptık? İnsan denilen canlı türü, nasıl oldu da, kendi yaşamını, dünyayı, hatta yavaş yavaş uzayı ve diğer gezegenleri cehenneme çeviren bir varlığa dönüştü?
ABD'li anarşist ve sosyal eleştirmen John Zerzan,25 yıldan beridir işte bu sorulara cevap bulmaya çalışmaktadır. Zerzan'ın yıllar süren çalışmalarının başlıca ürünü olan Gelecekteki İlkel, günümüzde gezegeni bir bütün olarak yok oluşun eşiğine getiren bu ölüm yolculuğumuzun öyküsünü anlatır. Antropoloji ve arkeoloji alanlarında son yirmi yıl içinde gerçekleşen köklü dönüşümlerden hareket eden Zerzan, bugün pençesinde kıvrandığımız yabancılaşmanın kökenini, avcı-toplayıcı yaşam tarzının sona ermesinden sonra ortaya çıkan tarımla birlikte başlayan uygarlığa dayandırmaktadır. Zerzan'a göre, evcilleştirme, tarım ve uygarlık öncesi yaşam, aslında doğayla özdeşleşmenin, duygusal bilgeliğin, cinsel eşitliğin ve sağlığın hüküm sürdüğü bir yaşamdı; rahipler, krallar ve patronlar tarafından köleleştirilmeden önce, neredeyse iki buçuk milyon yıl süren bütünlüklü ve özgür bir yaşam. Ne var ki, Üst Paleolitik çağda, yani günümüzden yalnızca on bin yıl önce, adeta ani bir patlamayla başlayan uygarlık, bu özgür yaşamı yok ederek, önce doğanın, ardından da bizzat insanın tahakküm altına alınmasına yol açmıştır.
Zerzan uygarlığı bir felaket olarak değerlendirmektedir. Bugüne kadar 'uygarlaşan insanlığın evrensel değerleri' olarak görülen evcilleştirme, tarım, işbölümü, sanat, zaman bilinci, dil, yazı, sayı sistemi ve bir bütün olarak sembolik kültür, Zerzan'a göre, esiri olduğumuz çağdaş tahakkümün temel bileşenleridir. Bu yüzden, uygarlık kökten reddedilmediği sürece özgürleşmek mümkün değildir. Bilim, felsefe, sosyoloji ve psikoloji alanlarındaki belli başlı ilerlemeler ile tahakküm arasındaki keskin paralelliği zengin örneklemelerle ortaya koyan Gelecekteki İlkel, uygarlık karşıtı bir başyapıt olarak, günümüzün evrensel sorunlarına yepyeni bir bakış açısı kazandıracaktır.
Alıntıdır.
|

11-02-2011, 22:57
|
 |
CoSmiC VoiCe
|
|
Üyelik Tarihi: 16-12-2009
Mesajlar: 1,402
|
|
|
Çok uçuk bir tez olacak ama insan uygulayımı öyle veya böyle olağan populasyon dinamiklerine pek uymuyor, hastalıkları tedavi edip hayatta kalma konusunda rakip tanımadığından durmadan nüfusu artıyor. Uygarlığın neden olduğu alan kısıtlama ve yaratılan kültür ortamında gerek canlı açısından gerek insan sosyal yaşamında aynı yan etkilerin ortaya çıktığı doğru. Fakat eğer insan neslinin birgün toptan yok olması gerektiğini düşünmüyorsak bu aşamaların da kaçınılmaz olduğunu, bir yerde insanın anlamasa da zorla doğayı anlayabilmesinin tek yolu olduğunu düşünüyorum uygarlaşmasının. Zihin durmuyor, öğrenilenler aktarılıyor sürekli. Dolayısıyla birgün 100 milyar insan nüfusu olursa bunun gezegene sığmayacağı aşikar bu standartlarla. O halde daha ötesini bulabilmesi için zihnin doğa ile çatışmasından çıkmış bir durum olarak görebiliriz bunu hıristiyan suçluluk kompleksiyle uygarlık kurduk, cennetten kovulduk düşüncesiyle olayı trajik olarak algılamanın yersiz olduğuna inanıyorum, en çok neden olduğu pisliği temizlemek zorunda uygarlık denebilir sanki.
|

12-02-2011, 02:43
|
 |
Bu gece birileri ölecek!
|
|
Üyelik Tarihi: 16-03-2010
Nerden: Kali_fornia
Mesajlar: 1,401
|
|
|
Zerzan, 1966'da Berkeley'de anti-Vietnam savaşı karşıtı bir sivil itaatsizlik gösteri-yürüyüşte tutuklanıp Contra Costa hapisanesinde iki hafta yattı. Bundan sonra asla bilerek tutuklanmamaya yemin etti. Bu bana göre en üstün öğretisi bu.
|

12-02-2011, 03:35
|
|
Taze Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 01-02-2009
Mesajlar: 123
|
|
|
Konu çok geniş, çok engin. Çok çeşitli açılardan bakılabilir. Uygar insan uygarlaştıkça doğadan bağını koparıyor. Bütünsel açıdan bakacağı yerde, daha bir uzmanlaşmış, işbölümüne dayalı bir bilgiyle makineci anlayışı birleştirerek bakıyor herşeye. Bu ise doğayı anlamasına engel. Şu anda düşünmekte olduğum konular ise şunlar: Dünya gerçekten toptan yaşama elverişsizleşti mi? Yoksa kısmen mi elverişsizleşti ve bu kısmi parçadan türeyen uygar hastalık sağlıklı alanlarıda mı etkiledi? Uygarlığın derecesi bilinçli olarak daha aşağı (tamamiyle ilkel olmasa da) derecelere çekilebilir mi? Zaten pasif bir savunma mekanizması içerisindeyiz, uygarlık da tam olarak bu gibi. Fakat iş bölümü süreci (kıt kaynaklardan yaşamaya zorlanışın bir sonucu olarak) bu süreçte önemli rol oynadığı görülüyor. Tarihi bulgularda yaklaşık olarak sırasıyla dil, sembolizm, ritüel, hiyerarşi, otorite, sanat, sayı vs. gibi kavramların ilk olarak iş bölümüyle birlikte ortaya çıkıp geliştiğine gelip dayanıyor Zerzan'ın derleyip sunduğu bulguların kimi. (Bu süreç cinselliğe dayalı iş bölümü ve cinsel ahlakın ortaya çıkışını da kapsıyor elbet ) Hatta bir yerde ilk "sistematik" avcılığa dek inen araştırma da mevcut. O vakit şu soru ortaya çıkar karşımıza: İş bölümüne (en temeldeki sorun buysa) dayalı yaşam biçiminin yerine "bireysel kendi kendine yeterliliği" esas alan (mesela bkz. Jeff Vail) bağımsız bir yaşam biçimi yaratılabilir mi? İnsanlık yüzbinlerce yıl önce olduğu gibi bir başka kimsenin zorunlu yardımına muhtaç olmaksızın hayatını sürdürebilme yeteneği tekrar kazanabilir mi? Böyle bir şey şimdilik zor gibi. Olabilirliği olsa bile dünyanın toptan böyle bir düzene geçmesi imkansız ve bu imkansızlık aşılsa da şimdiki yapımız gereği bu bir intihar olur! Ama burada yavaş ve ufak adımların (ama sağlam) atılabileceği uzun soluklu bir süreç benimsenebilir. (mi?) Yoksa uygarlığa boğun eğmekten başka bir şans yok mu? Bu zorunlu bir evrim miydi? Ayrıca geçmiştekine daha yakın (tam olarak ilkel olmasa da) bir yaşam biçimi aşırı nüfus artışını firenleyebilir mi? Nüfus patlaması da aslında uygarlıkla birlikte (daha çok tarım) ortaya çıkıyor gibi. Eğer bundan da daha eski milyon yıllık toplayıcı yaşam tarzıyla karışık yaşam biçimi (veya ona daha yakın) benimsenebilirse bir ümit ışığı görebilir miyiz?
|

12-02-2011, 04:25
|
 |
CoSmiC VoiCe
|
|
Üyelik Tarihi: 16-12-2009
Mesajlar: 1,402
|
|
Alıntı:
|
Dünya gerçekten toptan yaşama elverişsizleşti mi? Yoksa kısmen mi elverişsizleşti ve bu kısmi parçadan türeyen uygar hastalık sağlıklı alanlarıda mı etkiledi?
|
Tamamen elverişsiz oldğu söylenemez bence. Nitekim dünyanın çoğu yeri boş hala. (iyiki de boş yani bence. ) Elverişsiz olan insanın oluşturduğu kentsel yaşamın karşılayamadığı ihtiyaçlardan ve atıklardan yayılıyor bu bir sorun tabi ama çözülemez değil. Şu açıdan çözülemez değil, istenirse çözülür yani sorun dünyanın elverişsizliği değil bu konuda bence.
Alıntı:
|
Uygarlığın derecesi bilinçli olarak daha aşağı (tamamiyle ilkel olmasa da) derecelere çekilebilir mi? Zaten pasif bir savunma mekanizması içerisindeyiz, uygarlık da tam olarak bu gibi. Fakat iş bölümü süreci (kıt kaynaklardan yaşamaya zorlanışın bir sonucu olarak) bu süreçte önemli rol oynadığı görülüyor.
|
uygarlığın derecesinden kastının teknoloji olduğunu tahmin ediyorum. Kültürel açıdan ise bu bence pek mümkün görünmüyor. En azından bunun yaygınlaştırılması açısından mümkün değil çünkü uygarlık tam da zincirleme bir uzlaşmayla (tam uzlaşmadan ziyade zorbalık olarak görünse de) yayılarak aktarılarak, etkileşimle bu hale geldi ve karmaşıklaştı. Uygarlığın zıttı bunun tam tersi bir anlayış.
Teknoloji açısından ise gene teoride iyileşme mümkün. Ancak geri teknoloji zor nüfusu besleyemez en basitinden bana göre. Aslında kirli teknolojiye yatırım var karlı olduğundan. Daha kolay olduğundan değil, daha karlı ve öncül geleneği ve hakların aktarımıyla sürdüğünden. Teknoloji gelişemiyor bile denebilir çoğu bakımdan. Daha kolay ve pratik olmadığına göre bu da yine insanlığa bağlı bir durum olarak görünmekte teknolojinin yanlış olması değil, değişime direnmesi ve salt tüketimi gözetmesi asıl problem.
Alıntı:
|
İş bölümüne (en temeldeki sorun buysa) dayalı yaşam biçiminin yerine "bireysel kendi kendine yeterliliği" esas alan (mesela bkz. Jeff Vail) bağımsız bir yaşam biçimi yaratılabilir mi? İnsanlık yüzbinlerce yıl önce olduğu gibi bir başka kimsenin zorunlu yardımına muhtaç olmaksızın hayatını sürdürebilme yeteneği tekrar kazanabilir mi? Böyle bir şey şimdilik zor gibi. Olabilirliği olsa bile dünyanın toptan böyle bir düzene geçmesi imkansız ve bu imkansızlık aşılsa da şimdiki yapımız gereği bu bir intihar olur! Ama burada yavaş ve ufak adımların (ama sağlam) atılabileceği uzun soluklu bir süreç benimsenebilir. (mi?) Yoksa uygarlığa boğun eğmekten başka bir şans yok mu? Bu zorunlu bir evrim miydi? Ayrıca geçmiştekine daha yakın (tam olarak ilkel olmasa da) bir yaşam biçimi aşırı nüfus artışını firenleyebilir mi? Nüfus patlaması da aslında uygarlıkla birlikte (daha çok tarım) ortaya çıkıyor gibi. Eğer bundan da daha eski milyon yıllık toplayıcı yaşam tarzıyla karışık yaşam biçimi (veya ona daha yakın) benimsenebilirse bir ümit ışığı görebilir miyiz?
|
Uygarlığı sonuçta insanlar belirleyip biçimlendiriyorlar o nedenle işin boyun eğme kısmında onları durduran asıl şeyin ne olduğunu anlamak gerekiyor. Daha çok bunun nedeni güncel sıkıntılar ve ekonomik dayatmalar. Bana göre kısır bir döneme girdi modern uygarlık alternatifler yaşanan sıkıntıların yeniden yeniden televizyondan sunulması nedeniyle beyinler uyuşturulmuş halde. Toplu hareketlerde ve isyanlarda olsun, gelecek düşlerinde olsun sunulan alternatifler hep aynı kısır kavramlar ve davranış modelleriyle sınırlandırılmış durumda. Dolayısıyla birileri iyice dibe vurmadan ve bu dibe vurma hali yayılmadan bu kısır durum kendini dayatacak ve her bireye yarın için yeni ilüzyonlar dahilinde umut aşılamaya devam edecek gibi bir süre daha. Bütün dünyadan ziyade çevremize baktığımızda aslında herkesde bir eleştirel tutum, hoşnutsuzluk yaygın otorişteler ve eylemlerine karşı, yani uygar değerlere karşı. Ama bunu içten içe hissediyorlar birbirlerinden dahi sakladıkları şeyler bunlar ve günlük hayat sürerken kimse de kendini sonu olmayacak bir riske atmak istemiyor doğal olarak. Sosyal bir anarşi şart ilk aşamada ama aynı derecede korkutucu bu intihar gözüyle bakılması da bu yüzden çünkü şu anda vaad edilen güvenlik ve koruma vaadlerinin dışında özerk bir işbirliğine girişilebilmiş değil. Yani intihar denen şey şu, adam özgür olunca ne yapacağını bilmez hale geliyor hiç bir şeyi kendi için yapmamış veya kendi kararını verebileceği bir konumda olmamış otomatik yaşamış hep. Kendi kendine yeter bir kendiliğinden örgütlenme yani özdüzenleme içinde bu şart işte.
|
|
Konuyu toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
|
|
|
| Seçenekler |
|
|
| Stil |
Normal
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 20:44 .
Powered by vBulletin® Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2009, Crawlability, Inc.
Copyright ©2007 - 2008 khAos.info
|
|
|
|