Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür  & Sanat ve Mizah  Forumu Ana Sayfa İletişim Site Haritası

Geri git   Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür & Sanat ve Mizah Forumu > Ciddi Mevzular > Anarşizm

Anarşizm Biz ki caniyiz! Herkes için ekmek, iş ve her türlü bağımsızlık ve adaleti istiyoruz.

Anarşi ve Ütopya

Anarşizm içerisinde Anarşi ve Ütopya konusu: bronislaw malinowski... ilkel toplumlarla ilgili yüzyıl başında arştırmaları var... wilhelm reich yanlış hatırlamıyorsam malinowski araştırmalarını kaynak göstermişti... sanırım kanser'de... anaerkilliği ikisinin de andığına dair kaba bir bilgi... anaerkil toplumun günümüzde ...

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #21 (permalink)  
Alt 17-02-2011, 16:36
eco - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
eco eco isimli Üye şimdilik offline konumundadır
daima arıza
 
Üyelik Tarihi: 02-05-2009
Mesajlar: 1,531
bronislaw malinowski... ilkel toplumlarla ilgili yüzyıl başında arştırmaları var... wilhelm reich yanlış hatırlamıyorsam malinowski araştırmalarını kaynak göstermişti... sanırım kanser'de... anaerkilliği ikisinin de andığına dair kaba bir bilgi... anaerkil toplumun günümüzde de yaşıyor olması muhtemel... baskılara direnebiliyorsa...
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #22 (permalink)  
Alt 17-02-2011, 20:44
Orgon - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
CoSmiC VoiCe
 
Üyelik Tarihi: 16-12-2009
Mesajlar: 1,402
Alıntı:
Dayanak görene kadar benim için iddiaların dayanaksız olması inanç adamı olmamı mı gösteriyor? Oturup dayanak göstereceğine "büyü kadınları büyüyle elde tutmak için başlamıştı" ,"Sünnet geleneği ilkin anaerkil dönemde sopbaşının zorunlu kıldığı evlilik için kendi ve kızkardeşinin erkek ve kız çocuklarına uygulanmış" iddialarına, sen aynı şekilde 'ben anlattım-o öyle" diye diret. Sana Nagovisi, Khasi, Garo, Machiguenga ve sayısız gruplar topluluklarda ataerkilliğe uymayan davranışlar ve gelenekler anlatmam mı gerekiyor şimdi "tarihi dönemlerin bütün dünyada aynı anda olduğunu sanıyorsun" gibi dayanaksız bir 'sezgi'nin yanlış olduğunu anlatabilmek için? Var sen öyle inan.
Bir anlamı kalmıyor zaten, kaynak koyuyorum üzerine tıkla da gör diye, neden '20.yy'ın sonundan beri anaerkil çağın varlığı kabûl edilmiyor' diyorum, sen halâ 'anaerkilliğin kabul edilmediği savı safsata' diyorsun.... ÇAĞ dedik.
Al, bak Encyclopædia Britannica ne diyor:
The consensus among modern anthropologists and sociologists is that while many cultures bestow power preferentially on one sex or the other, matriarchal societies in this original, evolutionary sense have never existed. However, some scholars continue to use the terms matriarchy and patriarchy in the general sense for descriptive, analytical, and pedagogical purposes.


Bir de camdan evde oturup başkasına öznel hikâyeler taşlarını atmaz mı?
Benim iddialı savlarım arasında hangisi öznel hikâye, göster hadi.
Öznel hikâye arıyorsan, al sana yeterinden alâ öznel hikâyeler:
Senin şu üslubun herhangi nesnellik taşımıyor, boşuna bağıra çağıra çırpınıp durma. İstisnaların olması varolanları çürütmez. İnanç adamı olduğun konusunda ısrarcıyım, çünkü bir konuda bir fikir ortaya atıp bunu dayatarak diğer her farklı fikri saçmadır, hikayedir gibi etiketlemelerle saygısızlık yaparak dayatmaya çalışıyorsun kendi düşünceni, ardından da o çok ciddi, suratsız üslubunla akıl vermeye çalışıyorsun iletinin sonunda alaycı şekilde. Bu noktada dayatan da, inanan da sen oluyorsun o nedenle hiç öyle tepeden ahkam kesmelerle yazdığım yazıyı ve yorumları küçümsemeye çalışarak üste çıkmaya çaslışma bu çocukça maço tavrın can sıkıyor sadece başka bir manası yok, sızlanıp duruyorsun.

Bir ansiklopediyi, wikipedia dan bir makaleyi bana bu konudaki tek güvenilir kaynak olarak dayatıp, farklı yaklaşımları saçmalık olarak niteleyerek yorum yapman asıl senin bunlara inançla bağlandığını gösteriyor ben kendi fikrim için referanslarımı senin kaynaklarından hareketle oluşturmak zorunda değilim. Malinowski, Morgan gibilerinin birçok başka araştırmaları da mevcut. İlkel kavimlerde büyünün önemi ve büyü ritüellerine bağlılığı anlamak için senin farklı ortamlarda gelişmiş istisnai kabilelerini referans almam şart değil. İçinde yaşadığımız batı ve doğu toplumlarının kökenine de senin o istisnmai kabilelerini referans almak komediden başka mana ifade etmez saçmalayıp duruyor, seninle bu konuda aynı düşünmüyor oluşumu sanki tek doğru senmişsin gibi alaycılık ile küçümsemeye çalışıyorsun sıfatlar yapışitırarak. Ben evde oturtuyormuşum, sen neredesin amazonlardan mı bildiriyorsun be adam! Ordan bildirsen de ne olur burası amazonlar değil, o kültürlerin devamı değiliz. Terbiyesizlikten başka bir şey yaptığın yok, adam gibi bunun istisnaları da var diyeceğine saki bütün uygarlığı o istisnai kabilelerden hareketle açıklayacakmışız gibi dayatıyorsun. O yüzden otoriter, dediğim dedik, çaldığım düdük tarzı bir inanç adamısın olgulara değil kendi duygularına göre karar verip kesin doğruluk iddiasında bulunup bunun dışında olanları alay konusu yapmaya uğraşıyorsun. İspanyol engizisyon papazlarından farkın yok bu yaklaşımların ile.

Bütün asya ve avrupadaki, afrikadaki, kültürleri boşverip, onları araştırmış adamları ve verilerini de boşverip sırf işin içine anaerkil dönemi sokmamak için kasan ingiliz bakış açısının post modern sözde tarihçiliğini referans alacaz diye bir kaide yok, 20. yüzyıldan önce zaten tek toplum biçimi ataerkil sayılıyordu hala bunun böyle olmadığını öne sürenleri senin o saygın otoritelerin de kabul etmiş sayılmaz.

Bana tutmuş, hindistandan, perudan, japonyadan, amazonlardan birkaç kabile ismi verip bunlara dayanarak iddialarda bulunuyorsun ve sanki bu düşünceye göre düşünmem şartmış gibi saçmalıyorsun. Ben mevcut olan şu an varolan yaygın kültürü anlatıyorum onlar zaten hala etkisizler bu kültür içersinde, yayılmacı veya dağılmış değiller bu yapının içersine hatta çoğu bizim kültürümüz ile karşılaştığında bu nedenle zarar görüyor. Şu an hala afrikada bir çok kabile var ataları eskiden o anlayışı başka yerlere taşımış bunlar hala o ortamda bulunuyorlar. Asyada bazı adalarda da var bunlardan küçük bir grup da sayılmazlar senin saydıkların gibi. Onları ne yapacağız peki? Yok mu sayacağız onlarda senin istisnai kabilelerine hiç benzemiyorlar o ne olacak? Afrikada hayvancılığın gelişmesiyle dönüşüm geçirmiş bir sürü kabile var çoğunda kızlar 11-12 yaşlarına gelince 10 tane keçi bedeliyle alınıp yaşlı bir adam ile evlendiriliyor, öte yandan kabilenin yaşlı kadınları saygı görüyor ve bazılarında henüz tam bir özel mülkiyet anlayışı oturmamış kiminde de kadınlar henüz alınıp satılır durmda değil. Aralarındaki farklar da bariz ortada ne yani hikaye bunlar diyip senin bir kaç istisnmai kabilene bakarak mı yorum yapacağız sen öyle düşündün diye?

Ben kendi fikrimi yazıyorum buraya senden onay almak peşinde değilim senin fikrin de bana saçma geliyor ne var bunda bu kadar celallenip illa öbürünü dayatacam diye kasmanın mantığı anlamış değilim, kişisel sorunların var senin uğraşılacak tip değilsin. Ayrıca saygın da yok insana,fikirlere, ikide bir yazdıklarımı koyu renkle alıntılayıp altına küçümseyici sıfatlarla yorum yapmak seni dürüst insan sınıfına sokmuyor, çirkef ve sorunlu insan sınıfına sokuyor hiç öyle ahkam kesme işe yaramaz.

Ben toplumların veya insanın nasıl olması gerektiğinden bahsetmiyorum, şu an yaygın olan anlayışların gelişimlerine dair tahminlerde bulunuyorum, sen ise başka düşüncelerde var diye benim bahsetmediğim istisnalardan bahsedip bunlar hikaye diye fikrimni zorla manasızlaştırmaya çalışıyorsun bunun bir kıymeti yok, çocukça bu. Bugün varolan kültürel anlayış da kusura bakma ama senin Nagovi, Khasi, Garo, Machiguenga ve sayısız gruplardan gelişmiş değil. Bunuları yok sayıp tepeden felsefe yaparak da işte insan şöyledir sıkışınca şöyle yapar şeklinde konuşarak bir şey açıklamışl olmazsın boş lakırdılar bnlar temelleri yok çünkü. Filozof sanıyorsun kendini sanırım ancak ben filozofların fikirleri dayanaksız ise sırf güzel eleştirmiş adam insanlığı diye onu nesnel fikirden saymam böyle bir zorunluluğum yok. Sen de zaten filozof sayılmazsın yaşlı ve huysuz bir bunak gibisin daha çok. Git haplarını al alayların ile uğraşamam.

Alıntı:
bronislaw malinowski... ilkel toplumlarla ilgili yüzyıl başında arştırmaları var... wilhelm reich yanlış hatırlamıyorsam malinowski araştırmalarını kaynak göstermişti... sanırım kanser'de... anaerkilliği ikisinin de andığına dair kaba bir bilgi... anaerkil toplumun günümüzde de yaşıyor olması muhtemel... baskılara direnebiliyorsa...
Evet, kendisi sağ görüşlü elitist bakış açısına yakın bir insan olması nedeniyle , çoğu noktada kendi vardığı sonuçlar hatalı, hatta gerçeğin tam tersi. Ancak onların içlerinde yaşamış ve yakın kabilelerde birçok benzerliği ve farklılığı gördüğü şekilde öğrendiği şekliyle betimlemiş oradan da birçok sonuç çıkartılabiliyor. Özellikle sünnet konusundaki ve güçlenen sop başının neden olduğu dönüşüm üzerine olan analiz Wilhelm Reich e aittir. "Cinsel ahlakın boygöstermesi" (payel yayını aşırı türkçeleştirilmiş çevirisi ) kitapda evlenme kuralları, bunun ayrıntılı komünal aktarım ilişkileri ve bunun sonuçları ayrıntılarla anlatılır. Benim bu konudaki düşüncem de o yönde diğer istisnalar uygarlığın oluşumunda etkili olmadığından ve post modern ingiliz düşüncelerine yani her şey olabilir bir şey diyemeyiz, bak bu da var şeklindeki, sonuca ulaşmayıp istatistik yaparak durumu kurtaran fikirlere katılmadığım için bana daha mantıklı gelyor bugün varolan otoriter uygarlığın gelişimi açısından. Neden böyle düşündüğümü de her yorumumda ayrıntılarıyla açıkladığım halde, bu yaklaşımlarım nedeniyle insanlık suçu işliyormuşum gibi karşılık görmek sıkıyor açıkçası.

Konu Orgon tarafından (17-02-2011 Saat 20:59 ) değiştirilmiştir..
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #23 (permalink)  
Alt 21-02-2011, 15:40
eco - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
eco eco isimli Üye şimdilik offline konumundadır
daima arıza
 
Üyelik Tarihi: 02-05-2009
Mesajlar: 1,531
ön yargısız halde sormaya devam ediyorum... yakın tarihlere kadar anaerkil toplulukların yaşamış olabileceği ve halada yaşıyor olabileceklerine dair ne düşünüyorsun...? yoksa hiç varolmadılar mı...?
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #24 (permalink)  
Alt 21-02-2011, 23:37
Orgon - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
CoSmiC VoiCe
 
Üyelik Tarihi: 16-12-2009
Mesajlar: 1,402
Bana mı sordun eco? Ben anaerkil toplumların hiç varolmadığını söyleyebilecek biri değilim tersine. Yakın tarihler denilince de son 6-7000 yıl yakın tarihtir insanlık tarihini düşünürsek ve o zamanlara kadar tersine ataerkil topluluklar pek yokturlar anaerkildirler. Şu anda da var ama devlet olmayan veya devletin doğrudan müdahalesinin olmadığı yerlerdeki topluluklarda genellikle.

Benim yazıda belirttiğim öyle bir kanı yoktu onu neden sorduğunu anlayamadım açıkçası. Ancak şunu söyledim, mülkiyetsiz komünal toplum dediğimizde şimdiki ideal ütopik toplumu düşünür gibi düşünmek onları pek mantıklı sayılmaz dedim. Belki 20 000 yıl önce bunlar mevcuttu bugünkü baskın uygarlığın torunları açısından. (anadolunun doğusunda M.Ö 9000 lere tarihlenen 11 000 yıllık yerleşik bir kent bulunmuştu en son bildiğim) O yıllarda bugün yaşayanların ataları belki avrupada belki asya da belki afrikada hiç bir ürün aktarımı ilişkisine ihtiyaç duymadan beraberce yaşıyorlardı, lakin nüfusları ve ihtiyaçları buna uygundu. Şu an hala çeşitli yerlerde uygarlıktan etkilenmemiş veya minimum etkilenmiş az sayıda izole topluluklar mevcut. Bunlar vahşi yaşamla uyum içersindeler genelde ve sayıları katlanarak artmıyor. Sayılarının bu şekilde artmama nedeni doğum kontrol yöntemi uygulamalarından ötürü değil elbette. Gelecek nesillere bilgi aktarımları kısıtlı hala çünkü yazı kullanmıyorlar, dilleri çok karmaşıklaşmış değil, buna da gereksinim duymuyorlar. (Daha az akıllı olduklarından değil yani) Ancak er geç öğrenecekler yeni teknikler, belki bizim uygarlığımız kadar veya aynı olmayabilirler fakat doğum ve ölüm denges doğum yönüne kaydığı ölçüde daha karmaşık ilişkilere gereksinim duyacaklar. Eğer aynı yöntemleri daha avantajlı bulacak olacaklarsa toplumlarının evriminin aynı şekilde şekillenmesi mucize olmaz çünkü aslen bu dönüşümlerin temellerinde en baştan şeytani bir kötü niyet bulunmuyor sonu içinden çıkılmaz otoriter yapılara dönüşmöüş olsa da. Ben ataerkil zihniyetin gökten vahiyle inmediğini söylüyorum onu oluşturan anlayışların temeli öncüllerinde vardı ve oradan çıktılar diyorum. Şu an nasıl oldukları hakkında konuşabiliyoruz çünkü ikisini de henm yaşadık hem gözlemledik. Ancak onlar için bu yeni ve bizim uygarlığımızın nedeni de aynı şekilde bu değişimleri öncekinden daha avantajlı sanmış olmasından, öncekilerin artık yeterli olmamasından ötürü oluşmuştu.

Yani sen devleti, mülkiyeti saçma bulabilirsin nelere yol açtığını gördün çünkü. Ancak bunlara bu kavramları yüklemediğin bir ortamda neyin daha iyi neyin kötü sonuçlar doğuracağını tamamen kestiremezdin o zamandan tıpkı yarın ne olacağını bilemediğimiz gibi.

Belki hala otoriter olmayan, mülkiyet ihtiyacı hissetmeyen toplumlar biz onları yok etmezsek eğer, bizi görüp anlayıp buna karşı önlemler alabilirler ve belki uygarlığımız topyekün kendini yok ederken onlar hala varolabilirler, bu son derece mümkün. Aborjinler ve hala kendi yaşam felsefelerine bağlı topluluklar,bazı kızılderililer, bazı orta ve güney amerika anlayışları, asya anlayışları az da olsalar bizim yani uygar beyaz adamın iyi niyetli olmadığını öğrendiler, hasta varlıklar olarak görüyorlar ve kendilerini uzak tutuyorlar. Amazoon yerlileri onları araştırmaya çalışan bilim adamlarını ve makinelerini görüncce pılını pırtısını toplayıp kayboluyorlar ortadan bulunmamak için sayemizde o kadar saf değiller artık. Ama beyaz adam ilk amerikaya çıktığında kucak açmışlardı bu tür toplumlar herkese ve sonları oldu bu.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #25 (permalink)  
Alt 21-02-2011, 23:53
Kali - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Bu gece birileri ölecek!
 
Üyelik Tarihi: 16-03-2010
Nerden: Kali_fornia
Mesajlar: 1,401
Blog Başlıkları: 1
Anaerkil-ataerkil ayrımının ataerkil tanımının dışında kalan zihniyet için hiçbir anlam ifâde etmeyeceğini belirttikten sonra 'ataerkil-materyalist', kıtlık teorisini "kıtlık kanunu" yapmış bizlerin(sözüm aramızda dolaşan "peygamberlere" değil tabii) yani modern insanların bu kavramlara bakış açılarını anlamak için biraz bu "Homo Sapien"e (Bilen-insana) bakmak istiyorum.

İnsan aklı algıladığı herşeyi aynı işlemden geçirir: parçalara ayırma-tanım/adlandırma-karşılaştırma-benzetme/bağdaştırma ve organizasyon (yani düzenleyerek depolama) Evrim sürecinde bu işlemler daha etkili, verimli, veri(algı) miktârı ve oluşturduğu karmaşıklığın üstesinden gelebilecek şekilde gelişirler. Bu duyarlı tertibatın işleyişinin bazı özellikleri vardır. Meselâ insan aklı 'parçalara ayırarak' yani nesneleştirerek 'algı ve duyu özümsemesini' kısıtlar, sonra algı ve duyuları tanımlayıp değerlendirirken benzetme/bağdaştırma için öznel filtrelerden geçirirken "azıcık" sapıtmadan tamamen engellenmeye kadar çeşitli seviyelerde yozlaşma, tahrife uğratır. Karşılaştırma-benzetme/bağdaştırma yaparken mantık hataları olur. (Bunlardan biri de "karşıtı ile tanımlama"dır) Organizasyonu mükemmelleştirirken zorlamalar, yanlış kavramalar olağandır akıl için.

Bu komplex sistemin ortaya çıkışı (200bin-50bin BC) ile insan içgüdülerine mahkûmiyetten kurtulduğu oranda bu komplex sistemin etkisine girmiştir. Bu gelişimin hayat tarzı-davranış çeşitliliği ve şartlara uyumda insanlığa getirdikleri bir yana, artık bu "düşünen hayvanı" öteki hayvanları olduğu gibi içgüdüleri ile tanımak imkânsızlaşmıştır. Marvin Minsky'nin çok sevdiğim bir lâfı var: İnsan beyni anlaşılabilecek kadar basit olsa, onu anlamak için basit kalırdık.
Yani insanlar tam "anaerkil" ya da "ataerkil" olamaz, "anaerkil" ya da "ataerkil" meyilli olurlar, "anaerkil" ya da "ataerkil" davranışlar olur, ama insanlar hakkında "Bonobolar anaerkildir ama şempanzeler ataerkildir" gibi hüküm vermek 'insanlığı anlamak için basit kalmaktır'.

Meselâ Machiguenga'a bakalım: Peru-Cuzco yakınlarında yaşayan esasta avcı-toplayıcı ama tarım da yapan bir topluluk Machiguenga. 3-5 ailelik 25-30 kişilik gruplar halinde yaşıyorlar modern yaşamın ulaşmadığı ormanlarında. 'Aile reisi erkek' diyorlar, ama anlayabilene aşkolsun. Tarımı yapan, mülkiyeti elinde tutan, kooparatifler kuran, güncel kararları veren kadın. Erkekler tarımda yardımcı oluyor ve çocuk bakımından yaşlı bakımına kadar ev işlerine bakıyor, sadece arada sırada şamanlarının arkasından av ya da bira partileri yapıyorlar... Machiguenga erkekleri sevecen ve sakin olarak yetişiyor, arada aşırı olanlar, kavgacılar bazen sürülebiliyor, hattâ öldürülebiliyor. Savaş çok seyrek, o kadar ki 1980'lerde 'Aydınlık Yol' gerillaları Machiguenga köylerini basıp yüzlercesini öldürdükten sonra bile bir direniş göster(e)mediler. Ama yemek yerken erkek ilk önce yiyor, sonra kadınlar ve çocuklar. Kızlar ~16 yaşında evleniyor ve malûm çocuk ölümleri yüzünden hayatı boyunca ortalama 10 doğum yapıyor. Hadi gel de erk nicedir-neredir bul....

Botswana-Kalahari'deki Bushmen (San, Sho, Basarwa, Kung'da denir) de aynı Machiguenga gibi avcı-toplayıcı iken genelde tarıma geçen, ufak gruplar halinde yaşayan bir topluluk. Sosyal yaşamda erkek-kadın eşit. Saldırganlık, güç-gövde gösterisi, malvarlığı birikimi ve aşağılama kesinlikle kabûl/tolere edilmiyor. Ekonomileri "hediye-ekonomisi", kararlar uzlaşma ile varılan ortak görüş, ancak bireyselliğe-bireylerin haklarına çok duyarlı olarak biliniyorlar.

Yeni Gine'nin batısında 'South Bougainville' adında bir adada yaşayan 3 kabileden birisi olan Nagovisi avcı-toplayıcı değil, tarım. Tarımda mülkiyet ve otorite, küçük hayvanlar, 'deniz kabuğu-para'ları, mücevherat-takı hep kadınların. Soy kadın tarafından belirleniyor, erkeklerin iç güveyi olduğu evlilikler ise değişken: tarımda beraber çalışmak cinsellik kadar önemli, anlaşmazlık olunca erkek kadına yardım etmeyebilir ya da kadın erkeğe bahçesinden meyva- ağaçlarından hint-cevizi yemesini yasaklayabilir. Bunun kadının erkeğe (domuz gibi) bir hayvan vermesi ile çözülmezse (erkeğin malı olmadığından bir hediye vermesi mümkün değil tabii...) bu boşanma demektir, yoksa erkek verilen hediye ile bir ziyafet verip şölen yapar. Yemekli eğlencelerle, beraber güle-oynaya, sembolik otorite olan kabile şefleri ile alay ede ede yaşayan Nagovisi ile aynı adadaki Siuai ve Buin kabileleri ise bilinen cinsel uzlaşmazlığın egemen olduğu topluluklar.
Iroquois Konfederasyonu (veya Haudenosaunee) Mohawk, Oneida, Onondaga, Cayuga ve Seneca (1722'de Tuscarora da katıldı) "altı millet" halklarının 16.yy'da yarattıkları sözlü anayasaları olan 'Barışın Yüce Kanunu'(Gayanashagowa) ile kurulmuştur. Daha sonra yazılı hale getirilen bu anayasa ve genelde Haudenosaunee, anaerkilliğin özellikleri ile doludur. Soylar anne tarafından belirlenir, kadınlar sosyal hayatta erkeklerle tamamen eşit, 50 şefin biraraya gelip yönettiği federasyonda kadınlar istediklerinde "anneler komisyonu" kurup şefi alaşağı edebilirler.

Kuzey-doğu Hindistan'daki Meghalaya eyaletindeki Khasi ve Garo halkları çok ilginç Milyona yakın insan "anaerkil bu işte!" dedirtecek şekilde yaşıyorlar. Şeflik anneden en genç kıza geçiyor, mülk ve miras hakkı kadınlarda. Önemli kararlar uzlaşmayla alınsa da ihtiyarlar geleneksel olarak kadınları destekliyorlar. Kadınlar ve yaşlılar, 'anaerkil sistemlerimizi korumaya kararlıyız' diyorlar. 1994'de bir "Erkek Hakları Derneği" kurulmuş, "mal yok, soy yok, iş yok, boğalık dadı olmak yeter!" sloganları ile.

Tuareg arasında okur-yazarlık kadınlarla kısıtlı (belki de gücün kimde olduğunun en iyi kriteridir okur-yazarlık), mülkiyet hakkı ve eş seçme(!) kadınlarda. Aktif olarak romantik arzularının peşinden giden Tuareg kadınları için kocaları uzaktayken eve başka erkek almak normal, isterlerse yataklarını alıp "anne-evine" gitmek ya da malları olan HERŞEYİ (çocuklar dahil) alıp erkeği "anne-evine" göndermek imtiyâzı da onların. Tabii kadının değil, erkeğin yüzünü kapattığı (erkeklerin kötü ruhlardan korunmaya ihtiyacı var ya..)Tuareg kültürü tamamen göçebe.
Bunun gibi birçok kültür, toplum var şu anda dünyada, geçmişi de hesaba katarsak kesinlikle bir "anaerkillik" ve "ataerkillik" kavramlarından bahsedilebilinir.
Kavramlar, "Eşitlikçilik-Seçkincilik","Meritokrasi-Demokrasi" gibi karşı-kavramlar ile anlam kazanan ikilemlemelerden biri olan "anaerkillik-ataerkillik" ikileminin insan aklına takılması normal. Bu dialektikte insan özellikleri hakkında şu an benim savunacağım birkaç şey şudur.
"Kıtlık teorisi/ekonomisi" insanların çoğalmasıyla edindikleri bir zihniyettir. İş-angarya/tüketim-rahat ayrımı (ikilemi) insanın mutluluğuna olumsuz etki etmiştir. 'Sınıf ve cinsiyet gözetmek' illâ ki şart değil ve bencillik insan karakter özelliklerinden biri olmasına rağmen egemen bir özellik olması gerekmez.
Düşünceler bunlar...bir de otoriter, borularını öttüren Khasi kadınlarından bir grubun resmi

Konu Kali tarafından (22-02-2011 Saat 09:51 ) değiştirilmiştir..
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #26 (permalink)  
Alt 22-02-2011, 13:37
eco - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
eco eco isimli Üye şimdilik offline konumundadır
daima arıza
 
Üyelik Tarihi: 02-05-2009
Mesajlar: 1,531
genel bir soruydu... bi art niyette yoktu... görüş paylaşımı babında...
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #27 (permalink)  
Alt 22-02-2011, 17:14
Orgon - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
CoSmiC VoiCe
 
Üyelik Tarihi: 16-12-2009
Mesajlar: 1,402
Sorunu soruş biçiminden ötürü aksini düşündüğümü yani anaerkil toplumların olmadığını düşündüğümü düşündün zannettim, art niyetin olduğunu değil. Anlamadığım kısım ondandı, sorun yok.

Kali ninde yazdıklarında göstermiş olduğu gibi bu konuda her duruma genellenebilecek bir formülasyon yok toplumların gelişimi ve erk biçimi üzerine kanımca. Zaten bir başka yorumumda anaerkil ataerkil ayrımından ziyade anasoylu atasoylu olarak ayırmanın daha mantıklı olduğunu düşünmüyorum. Hatta belki daha da ileri gidilmeli çünkü nedense ata denilince atalar erkek oluyor sadece ve bu ayrımda bile dişi soyu ile erkek soyu eşit olarak kavramsallaştırılmamış.

Erk ise daha çok ataerkil dönüşümden sonra yaygınlaşan ve sonunda otoriteyi mutlak hale getiren başka bir süreç. Bunun yaygınlaşmasında salt erkek soylu köken olması değil bununla beraber savaş,zenginlik, ganimet, mülkiyet gibi kavramların ve ikincil hukuki düzenlemelerinde etkisi önemli bir etken bana göre. Yani bunca şey bir araya gelince bildiğimiz otorite ve erk oluşuyor. Lakin gmörünüş olarak ataerkil olan fakat kadınların ikincil konumda bu kadar ezilmediği ve mutlak otoriterdfen ziyade saygı gören liderlerle idare olan toplumlar olduğu gibi anaerkil görünüşlü otoriter anlayışların da varolabildiğini gözlemliyoruz.

Kendi uygarlığımız açısından durum daha karmaşık o nedenle. kali bu kavramsallaştırmaların anaerkil toplum açısından bir kıymeti olmadığını söylemiş bu doğru. Aynı şeyi din için tanrılar için de söyleyebiliriz sanıyorum. Örneğin en temelde oluşturduğumuz bir ayrımdan kaynaklanmış materyalizasyon mevcut uygarlığımızda. Bize uymayanlara animist dine inananlar, paganlar, totemciler olarak adlandırıyoruz. Ancak ben, henüz doğa ile ilişkisini koparma veya onu analiz konusu yapmamış ilkel bir toplumda edilgen yaratılan "doğa" ve etken yaratan gözeten "yaratıcı ruh" kavramlarının bizim ayrımlarımıza göre anlamlandırıldığını düşünmüşümdür hep. İlkel saf bir kültür doğa ve doğa olmayan ya da doğa ve onun ötesi şeklinde ayrı kavramlar üretmez. :Ona göre herşey ilişkili veya döngüseldir ruh diyorsa bunu hem dpoğa için hem de yaşam için aynı anlamda söyler. Biz ise onun ulu bir güce inandığını düşünür, mistik bulabiliriz lakin şamanları falan vardır. Oysa bu materyalizasyonu üreten bizim kültürümüz. Binlerce yıllık tanrı boyunduruğu nedeniyle bilim adınmı verdiğimiz her türlü ruhaniliği dışlayan bir materyalizasyon ürettik. İşin ironik kısmı bizim kaçındığımız bu mistisizm yani her şeyi gözeten ve ödül ceza veren, her şeye sahip olan otoriter insan karakterindeki doğa ötesi anlayış, ilkel kültürün mistik anlayışında mevcut değil. Böyle bir tekilleştirme de bizim yargılarımızın sonucu. Ben ilkellerde köken olarak doğa diye bir ayrık kavramın olduğundan emin değilim açıkçası ve bu herşeyi mistik anladıklarından değil böyle bir ruh beden ayrımcılığına sahip olmamalarından kaynaklanıyor olsa gerek bizim gibi. Ya da totemizm dediğimiz aile totemine taptıklarını düşünyoruz bunun basit bir sembol olduğu ve spesifik olarak bir bireyin nereden geldiğini sembolize eden veya neye özendiğini (kimni kartala belki kimi bir aslana, belki de kimi de bir karga ya. İsimleri de böyle olabiliyor bazılarında hatta ve sonra buna soy denilmeye başlıyor artık neye göreyse.)

Tam ve birebir olarak bunları bilmek mümkün değil bence gerekli de değil. Ancak kendi uygarlığımızın, otoriter geleneklerimizin, otorite ve erk anlayışlarının gelişimi noktasında dönemine göre varolmuş bazı zorunlulukların yan etkileri olduğunu da biliyoruz. İnsan zekasıyla övünür ama onun çok avantajlı bir uyarlanma olduğu aslında pek söylenemez lakin şu anda uzaya çıkıyoruz ama akıl dışı savaşları durdurmanın yolunu da aynı zekaya dayanarak tıkıyoruz üstelik bu zeka seviyesine 6000 yılda her şeyi yazıp ezberleyerek anca ulaşabildik ve hala bir numarası olduğu pek söylenemez. 25. yüzyılda bile insanlığın çeşitli gruplar halinde birbirine karşıt örgütlenip uzayda savaşmayı güvenlik ve barış adına sürdürebileceği ihtimali açıkçası benim açımdan bir fiyasko türümüz için.

Dolayısıyla bu garipliğin nerede ve nasıl oluştuğu noktasında tahminler yürütmekten de kendimizi alamıyoruz o yüzden. Çünkü ucu nereye giderse gitsin insan istediği kadar doğaya karşıt eğilimler geliştirmiş olsun, sonuçta doğadan çıkmış ve onun bir parçasıdır. Bu noktada da bu durumların en mantıklı açıklaması olarak insanlığın toptan delirmesi, aklını yitirmesi, birden doğadan kopması, bencilleşmesi sözkonusu olamaz. Yetersiz olduğu noktalar var diyebiliriz daima ve uyumdan ziyade mücadele ve savaş verdiği şey doğanın kendisi olduğu için aslında kendi kendisi ile savaşmış oluyor çağlar boyunca. Daha iyisini yani iyiden kasıt daha az acı çekip zorlanacağı durumu oluşturmaya çalıştığını ancak hayvani hayatta kalma dürtüsünün yer yer onu hırsa büründürdüğünü görmemezlikten de gelemiyorum. İşin daha kötüsü insan denen memeli hayvan kıçını sıcağa alıştırmış ve bu ortamı yaratmakta ustalaşmış olduğu için yılın dört mevsimi üremeye hazır, hastalıkları durmadan engelleyen ve dolayısıyla durmadan çoğalıp bütün doğayı istila eden bir hale gelmiş durumda. Gelişmiş zekasının bu noktada bir kıyjeti yok çünkü içgüdüleri ona yaşa üre devam et diyor. Yani olaya çok farklı açılardan bakarsak bütün olumsuzlukların nedeni olarak insan zekasının kendisini bile bulabiliriz ki bu da pek özgün bir sonuç olmaz lakin kendi mitolojilerinde bilgi ağacıjnın meyvesini yedim cennetten ve dolaysız haz yeteneğinden uxzaklaştırıldım demiş zaten kendini varoluşunun temelinde küçük görerek.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler
anarşi, anarşi ve ütopya, anarşizm, Ütopya


Konuyu toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Ütopya, İncelenirken; .... 'ya/ye dikkat etmeli. ceyd Felsefe 0 19-11-2010 01:42
Ütopya, Anarşizm ve Bir Vicdan Muhasebesi akeboshi Anarşizm 0 19-05-2009 13:50
Anarşi-izm? veled Anarşizm 1 23-01-2009 13:42
Anarşi kaos Medresetul Lugat 0 22-04-2008 11:41
Ütopya Bir Hayali Anlatmaz fenasi Serbest Kürsü 0 29-01-2008 10:41


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 20:44 .
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2009, Crawlability, Inc.

Copyright ©2007 - 2008 khAos.info