Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür  & Sanat ve Mizah  Forumu Ana Sayfa İletişim Site Haritası

Geri git   Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür & Sanat ve Mizah Forumu > Ciddi Mevzular > Anarşizm

Anarşizm Biz ki caniyiz! Herkes için ekmek, iş ve her türlü bağımsızlık ve adaleti istiyoruz.

Anarşi ve Ütopya

Anarşizm içerisinde Anarşi ve Ütopya konusu: Sevgi çalışma ve bilgi canımızın ana kaynaklarıdır öyleyse yaşama onların yön vermesi gerekir. Wilhelm Reich 1. Stabilizasyon Yukarıdaki sözün doğruluğundan kuşkusu olan var mı? Sanmıyorum çünkü onu çürütebilecek bir antitez ...

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1 (permalink)  
Alt 01-02-2011, 20:25
Orgon - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
CoSmiC VoiCe
 
Üyelik Tarihi: 16-12-2009
Mesajlar: 1,402
Standart Anarşi ve Ütopya

Sevgi çalışma ve bilgi canımızın ana kaynaklarıdır öyleyse yaşama onların yön vermesi gerekir.
Wilhelm Reich

1. Stabilizasyon


Yukarıdaki sözün doğruluğundan kuşkusu olan var mı? Sanmıyorum çünkü onu çürütebilecek bir antitez olsaydı insan denen memeli hayvan düşünemiyor olurdu. Hatta belki de bu söze aykırı davranan tek canlı türünün insan olduğunu da düşünüyorum aslında, çünkü daha az düşündüğü söylenip durulan hayvanlar asla tüketime yönelik yaşamazlar ve barışçıldırlar. Daha doğrusu kişisel ihtiyaçlarını karşılamak dışında bir saldırganlıkları yoktur.

Bu yazımızda doğal hayattan ve onun kendi içindeki işlevsel bağlarından hareketle anarşi ve ütopya düşüncesini irdeleyeceğiz. Tabi bunu irdelerken de insanın uygarlığı oluştururken doğal ilkelerden nasıl sapmalara uğradığını, sabit sistemler içinde kendini kısıtlayarak bir hastalık etkenine dönüştüğünü de göreceğiz. Ana tema olarak da Anarşi düşüncesinin doğaya geri dönüş arzusu ile olan bağlarından bahsedeceğiz. İnsanın 6000 yıllık sabit sistemler teorisine karşılık doğanın dinamizmine karşı mücadelesindeki uyumsuzluk da bunlar içindeki en önemli eleştiri noktalarımız olacak. Artık hemen hemen herkesin kabullendiği “mutlak olan tek şey mutlak olan hiçbir şeyin olmadığıdır” ve “değişmeyen tek şey değişimin kendisidir ve hatta bu bile dile getirildiğinde kendini yanlışlayan bir belirsizliğin içerisinde determinist genellemelerin dışına çıkar” önermelerine rağmen yaşam alanındaki mutlaklık,yetkinlik, mükemmellik, sınırlandırılmışlık ve tasarımcılığın doğaya aykırı ve dolayısıyla akıl dışı içeriğinden söz edeceğiz.

Şöyle bir örnekle başlayalım. Kurak bir bölgede araştırma yapan doğa bilimciler bir bölgede yaşayan tilkilerin garantili olan tek besininin bir çeşit yabani çilek olduğunu tespit etmişlerdir. Tilkiler beslenmeye çıktıkları vakit av bulamadıklarında özellikle kış mevsiminde bununla besleniyorlar. Ancak araştırmacılarımızın sonradan nedenini bulduğu ilginç nokta ise şu: Bu bitkiler bölgede seyrek dağılmasına rağmen tilkilerin asla tek bir bitkiye yönelmediklerini, sürekli gezerek her birinden bir iki lokmayla yetindikleri görülmüş. Tilki bunu bilinçli mi bilinçsiz mi yapıyor orası önemli değil. Ancak zor şartlarda bir ağaç ile yetinmesi durumunda hem daha az enerji harcayacağı hem de daha kolay beslenebileceği de açık. Fakat gerçek şu ki, eğer böyle davranmayıp her aç kaldıklarında birini kullanmış olsalardı ki bu yukarıda da söylediğim gibi daha kolay ve doyurucu bir pratik olarak görülebilir, bitkinin tohumlarını da yemiş olduklarından kısa sürede bölgede bu tür yabani çileklerin neslinin tükeneceği anlaşılmış. Üstelik tilkilerin bu davranışı bitkinin yayılım alanını da genişletmekte aynı zamanda. (tohumları sindiremeyip ve sürekli yer değiştirerek oraya buraya dışkıladıklarından ötürü) İnsanlar bu tür vakalar işittiklerinde hemen, 'bak işte Allah ın işi ne hikmetler var' der ve işin içinden hiç bir gerçek ders almadan çıkarak kolaya sığınıp, kendilerini organik olan işlevsel doğal gerçekliğin yani doğal yaşama uyumun dışında tutarlar, buna da logos yani evrenin ve doğanın bilinçli tasarımı diyerek açıklama yaptıklarını zannederler. Oysa görüldüğü gibi bunu yapan canlı tersine bilinçsizdir yani tasarım yapamamaktadır.

Hayvanlar yaşamak zorunda olup alet de yapamadıkları ve yavruyken annelerinden öğrendikleri dışında türdeşlerinden hiç birşey öğrenmedikleri halde bu tür uyum özelliklerini göstermekte çok ustadırlar. Yani buradaki ana fikir bir tilkinin bile bulduğu kaynağı korumaya yönelik davranışa girmeyi öğrenebilir olmasıdır kendi iyiliği için. Bu öğrenme evrimsel midir? Aslında bu öğrenilir olmaktan ziyade bir uyum mekanizmasıdır yani dışardan öğretilmez ortama uyum sağlanır. Çünkü bunu yapamazsa nesli tükenecektir, nesli tükenmişlerin fosilleri olarak bulunacaktır belki. Milyonlarca yılda gelişmiş davranış özelliklerinin o bölgedeki memeli hayvanda ortaya çıkan son halidir. Oysa inançlı ve akıllı olduğu söylenen insanlar bu noktada daima umursamaz olabilmekte ve çıkarları için tüm bir ormanı kereste fabrikasına dönüştürebilmektedirler, hatta bu orman yağmur ormanı olsa da. Çünkü düşünebilen insan çilek ağacının etrafında sanayi tesisi kurup tamamen tükenene kadar sömürmektedir. Türün ya da doğal yapının kendini sürdürebilmesi adına yaşama saygısını kaybetmiş, salt kendi tüketim çıkarlarını gözeterek her şeyin ona bağışlandığını düşünmektedir. Bilinçli tasarımı ile aklını doğayı işlemeye adamış,ancak doğanın bir işleyişi olduğunu ondan tamamen kopmuş olmasından ötürü unutarak kendi tasarımı için ya da onun eline verilmiş tüketim metalarının varlığı için doğanın varolduğunu zannetmektedir. Oluşturduğu yaşam biçimi; sadece kendine benzer yapılar üretmek, doğayı kesip biçmek ve tüketmek üzerine kurulmuştur. Aklı tamamıyla doğadan sadece almaya yönelik tasarılar kurar. İnsanlığın dolaylı ya da dolaysız doğaya katkısı yoktur. Kendi yaratılış mitolojisinde de bu nedenle bu durumunu “cennetten kovulmak” olarak adlandırmıştır. Kendi mitolojisinde o; tüketmeye yönelik olarak, aklının karar mekanizmasına güvenerek dokunmaması gerekene de dokunmuş, sonra bu yüzden benliğini kuşanıp İşte bu nedenle tilki gibi düşünemez , kıpırtısızdır, üşengeçtir, hareket onu yorar, daima kıçını oturtabileceği bir yer arar. Utanca düşmüş, doğasından uzaklaşmıştır. Artık tüm varoluşu sıkıntı içinde geçmek zorunda kalacaktır. Uygarlık yüzünden kambur ve kıpırtısız kalmış, ağır bedeni de diğer ağaçlara yönelmeye üşenmektedir. Tek ağacı bilgi, tek meyvesi tüketimidir. Kaynak tamamen tükenene kadar asalak biçimde o kaynağın içinde ve çevresinde asalak tür olarak yaşamaktadır. Yani doğanın kendi kendisini üretim yeteneğini sınırlandırıp yok ettiği gibi, insanın suni üretimi de daima ekolojiyi bozacak biçimde gerçekleşmekte, sadece kendi tüketimine yönelik oluşturulmaktadır. İnsan doğa için yok edici bir tür virüs olmuştur. Bu alışkanlığı yani kıpırtısızlığı sayesinde bir insan, ömrü boyu bir büroda çalışabilir, sadece bir düşmeye basabilir, aslacağı karşılık ile de sadece minimum yaşam dinamikleri ile yetinebilir. Nefes bile yeterli düzeyde alamaz, çocukluğundan itibarenaldığı çeşitli ahlaki ve adab eğitimleriyle güçlü duygularını bastırır ki fazla heyecanlara kapılıp başka şeyler arzulayarak acı çekmesin.

Değil mi, çok mu aşırı oldu? Peki ya insan nedir öyleyse, madem hepiniz hemfikirsiniz dünyadaki şartların normal, olması gerektiği şekilde olduğu konusunda? Bir tür asalak mıyız biz tür olarak bu gezegende? Eğer öyleyse; sanırım doğal madde enerji döngüsünü bozup gezegenin mahvolmasına neden olan o üstün zekamızla övündüğümüz oranda beceriksiz ve budala bir tür olmalıyız? Şu an aniden ortaya çıkabilecek ekonomik veya elektronik bir felaket insanlığın kitleler halinde ölümünü getirecektir. Çünkü o, sadece kendi tüketimi ile yaşayabilen, doğal döngüye uymayan bir varoluş biçimine dönüşmüştür. Yeryüzünde ekolojiye dolaylı ya da direkt olarak katkısı olmayan tek varlıktır. Şu an aniden insanlık yokolsa hiçbir denge bozulmaz ekolojide veya çeşitli habitatlarda tersine saklanan ve zor durmda kalıp yokolma tehdidi altındaki sayısız tür yeniden canlanır. Tüm atıkları,tasarımları,yapıtları geri dönüşemez biçimde doğaya zararlıdır. Kendisine de zararlıdır ve içinde hapsolur. Tıpkı sınırlı bir ortamda yetiştirilen kültür bitki ve hayvanlarının bağışıklık sisteminin görece daha zayıf, ortamda daha fazla mikroorganizma oluşması gibi.
2004 de yaptığım bir araştırmada bir işletmede kapasitesinin üzerinde stok yoğunluğu olan havuzlardaki Dicentrarchus Labrax (Levrek) balıklarında hastalık etkeninin ve stress in yükseldiğini, vücut anomalilerinin oluştuğunu tespit ettim. Bu kültür balıkçılığında bilinen bir olgudur. Her ne kadar balıkların bilinçsiz olduğu düşünülse de sınırlı alan ve aşırı populasyon yoğunluğu direkt olarak stres ve hastalıklara yol açmakta,ortam hijyen koşullarına sahip olsa da bu sefer bağışıklık azalmakta ve yine de canlılar hastalığa yatkın hale gelmektedir. Kültür üreticiliğinin en büyük sorunlarından birisidir bu. Bilinçsiz balık bile hareketi kısıtlanırsa saldırganlaşmaktadır.

Bunun benzerini Çin Hindistan gibi nüfus yoğunluğu yüksek ülkelerde de görmekteyiz. Bu ülke halklarının özellikle Çin de binlerce yıldır hiçbir kültürel sarsıntıya uğramadan aynen korunduğunu görmekteyiz. Son yıllarda bir çok tehlikeli hastalık da bu ülkelerde görülmüştür. En son H5N1 yani insanlara bulaşan kuş gribi de ilk önce Hong Kong da görülmüştür. Burası Asya'nın en büyük serbest pazarı ve limanı, en işlek ticaret, endüstri ve turizm merkezidir. Nüfusun 7,5 milyon olduğu 1092 km² lik bu kentte kişi başına km² ye 3500 kişi düşmektedir. Bu ise nüfus yoğunluğunda dünya sıralamasında en yüksek orandır. Aşırı nüfus, tıpkı aşırı stok yoğunluğu halindeki balık havuzunda olduğu gibi, organik atıklar, çürüme, fosil yakıtlar ve oksijensiz ortamlar, yüksek konsantrasyonlu karbondioksit birikimi vs. gibi nedenlerle ortamda mikroorganizma yayılımını arttırmaktadır. Stabil yani yayılım ve çevresel açıdan populasyon kendi içine kapalı olduğu için, mutasyonlar ve genetik deformasyonlar oluşmaktadır. Görüldüğü gibi balık kültüründen edindiğimiz tecrübe ile insandan insana bulaşan kuş gribi virüsü H5N1 in neden ilk olarak Hong Kong da ortaya çıktığı hakkında bir mantık kurabiliyoruz. Bu tür kentler stabil yapıları nedeniyle çok sayıda hastalık etkenini içinde barındırırlar. Oysa kırsalda yaşayan doğa havası alan kişilerin geç yaşlara dek dinç ve sağlıklı kalabildikleri de görülmektedir. Aynı şekilde en basit prokaryot organizma şuş ları, ani bir şekilde üredikten sonra yayılım göstermediklerinde yani bir kap içinde tutulduklarında, bir süre sonra önce dengeye ulaşmakta, daha sonra kendi toksin atıkları nedeniyle topluca zehirlenerek yok olmaktadırlar. Yaşamın devingenliğine karşılık insan etkisinin sınırlayıcı ve stabil yapısı ölüm tepkisine yol açan stres,hastalık gibi bozucu etkenleri sürekli olarak tetiklemektedir. Çünkü insan doğayı şekillendirirken kendini stabilize ederek bir sınıra kapatıp izole olmaktadır. Bu durum entropi yasasına da aykırı olduğundan kendi kendine hastalık üretmektedir. Örneğin denizdeki balıklarda çok az parazite rastlanırken kültür balıkları yetiştiriciliği için parazitler konusunda da uzmanlık gerekmektedir. Çünkü populasyondaki bireylerin kaçabilecekleri bir yer yoktur. Birine bulaşması tüm populasyonun risk altına girmesi için yeterlidir. Aynı durum ortaçağdaki salgın hastalıklarda da görülür. Kentleşme ve nüfus tıp biliminin henüz mikroorganizmaları bilmediği o çağlarda tüm dünyayı özellikle de avrupayı kasıp kavurmuştur.

2. Tarihi Savaş Politikaları


Dünyadaki insan yaşamına genel olarak neler yön veriyor bir bakalım. En önemlisi para. Zekamız sayesinde aferin bize ki, gerçeğin yerine daha kolay takas edildiği için parayı bulmuşuz. Fakat nedense parası ihtiyacından çok olandan, olmayanlar istediğinde dilenci, sormadan aldığında ise hırsız olmakta. Buna da mülkiyet hukuku demişler çalış kazan demişler ama, ne kadar çalışırsan çalış asla çalışarak zengin olunmaz, başkasının emeği sömürülerek zengin olunur. İktisatçılar bunu böyle söylerler, para parayı çeker. Ticaretin mantığı kar etmek, dolayısıyla da her şeyi üretim, maliyet ve emek değerinden fazla satmaya yöneliktir. Masallara inanmayınız bu hukuk(mülkiyet hukuku) kendi içinde tutarsızdır göründüğü gibi. İkincisi savaşlar. Bunun da gerekçesi ilk başta kendi yaşam alanını korumaya yönelik olarak ya da açlıktan kaynaklanan bir saldırıdır. Ancak artık üretim yapabildiğimize, besinimizi kendimiz üretme tekniğine sahip olduğumuza göre av sahasını koruyan ya da geyik sürüsüne saldırıp bir yavru geyiği avlayan aslandan daha farklı davranabilecek bir zekaya sahip olmamız gerekirdi öyle değil mi? Ancak tersine bu akılla gidersek avlayacak hiç bir şey bulamayacak, tüm hayvanların yok olmasına neden olacak bir toplu yok etme özelliği edinerek bindiğimiz dalı kesmek ve çok akıllıyız biz uzaya çıktık demek suretiyle üstüne bir de övünecek, yeryüzündeki hayatı yok edince de bu sefer "bu bir kitapta yazıyordu zaten, kıyamet kaçınılmaz" şeklinde kendi yazdığımız yıkım mitolojisini gerçekleştirmiş olacağız. Ne zeka!

Politika ve diğer her şey de modern bilim de dahil, bunların etrafında göreceli olarak izin verildiği ölçüde yolunu çizebilmektedir; ihtiyaca ve gerekliliğe göre değil. Yani bu düşüncelerin hepsini reddederseniz hayatta tutunamayan hayalperest ütopik kişi olursunuz. Üstelik, “haklısın ama ütopik bu” denilir. Haklı ama ütopik?

Şimdi gelelim asıl çarpıtılmış olan ana soruna. Savaşanlar kimlerdir, kazanan kimdir, kaybeden kimdir, yöneten kimdir,yönetilen kimdir? Kapitalistler kan mı içer, işçiler pek mi bilinçlidir vea bilinçlenmeye herkesden daha mı müsaittir?
Sonuç olarak hepsi insandır ve bireysel olarak ölçtüğünüzde genel olarak aynı zekaya sahiptirler. Fakat konumları dolayısıyla eylem alanları sınırlandırılmıştır. Peki kim sınırlamış ve konumlandırmıştır onları, kader mi? Tabi ki kendi hukukunu çizmekten aciz hale gelmiş Halk yığınlarının bir türlü tükenmek bilmeyen rahatsız edici cehaleti ve kadere sığınan sabrı. Halk ın sabrı taştığında ise tek yapmayı bildiği şey kanla devrim yaparak bir süreliğine yönetici sınıfın figüranlarını ve yönetim biçimini biraz daha törpülemektir. Ancak işlevini asla üzerine sorumluluk alıp değiştirmeye yanaşmaz; çünkü kendine güvenmez aklı kestiğinden beri. Bireylere aciz ve zavallı bir ölümlü olduğu söylenip durmuştur çocukluğundan itibaren ebeveyninin kontrol etme kaygılarıyla. Bu nedenle de av ile avcının aynı kırlarda dolaştığı hayvanlardan, en zayıf av kadar bile cesareti yoktur toplu olarak karar vermeye çalışırken sıradan “normal” insanın. Fakat insanlar yok etmez ya da dünya birdenbire değişmezse, ceylanlar ve tavşanlar kesin hayatta kalacağı halde insanın geleceği kritiktir. Çünkü o(insan) aslında düşünmez, bulduğunu kurutana kadar tüketip, tüketecek el değmemiş başka bir şey arar. (tilki kadar aklı yoktur artık) Bulamamışsa kendini tüketmeye başlar. Bu asla şaşmaz bir uygar insan(sözde uygar) yasasıdır. ABD petrol için 1 milyon Ortadoğuluyu katletmiş adını da özgürlük savaşı koymuştur daha güncel bir örnek vermek gerekirse. Ortadoğuluları birbirine katlettirdiği dönemi saymazsak o da. Peki Halk lar neden bu kadar alıktır? Amerikalılar Araplardan çok mu zekidir? Birinci Dünya savaşında milyonlarca Türk kürt vs yani anadolulu,(toplamda ne kadar bilmiyorum) İkincisinde de 30 milyon Avrupalı Halk ölmüştür. Peki bu savaşları kim neden çıkarmış ve kim kazanmıştır?

Kimin kazandığının aslında çok önemi yoktur, her zaman Halk lar öder savaşların bedelini. O kendi yarattığı yöneticilerinin sapkın hırsları, eli, ayağı, kılıcı olmak için doğduğunu ve kutsandığını zanneden bir budala olmayı kanıksamıştır, o yüzden de savaş çıktığı an kaybeden her zaman tüm dünya halk larıdır. Bu nedenle de uygarlık mevcut teknik olanaklarının en az 150 yıl gerisinde bir sefaletle yaşamaya mahkumdur. Her savaş dünyayı en az 10 yıl geriye götürür. Çünkü savaşlar üretici değil yıkıcıdır ve dünyanın neresinde olursa olsun özellikle bu zamanda her savaş tüm dünyayı direkt etkilemektedir. Tıpkı bir asalak gibi insanlığın canını ve enerjisini emmekte, onu zayıf düşürüp yapabileceklerini de erteleyip geciktirmektedir. Geçmişin imparatorluklarının yıkıldıktan sonra iç savaşlara ve uzun zaman devam eden bir sefalete düşmesi de bu yüzdendir. Ortadoğu; imparatorluklarının ilk doğduğu yer olduğu için gücün batıya kaydığı son 3250 yıldır (Filistler ile İsrail oğulları kültürü arasındaki bitmeyen sıcak savaş o zamanda vardı) kısa aralıklar vererek habire savaşın içinde bulmaktadır kendini. Biz Anadolular padişahların Avrupa, kuzey Afrika ve orta doğuda yarattığı dehşet yüzünden Avrupa’ya borç ödüyoruz halen. Çünkü Halk lar her seferinde aldanırlar. Güç istençleri dönem dönem onları sömürgeci yapmakta, sonrasında da bedelini ödetmektedir. Roma 2000 yıl akdenizi sömürmüş, yıkıldıktan sonrasında Avrupa halkları engizisyonlarda çürümüş, Arap-İslam devletleri zaman zaman da Moğol istilaları ve vergileriyle sefalete mahkum olmuştur. Osmanlı 600 yıl Anadolu ve doğu Avrupa’yı sömürmüş yıkıldığından beri imparatorluktan kalan Anadolu ve Ortadoğu halkları sefalet içinde borç ödemeye mahkum olmuştur. Avrupa’dan dışlananlar aynı sömürge sistemi ile yeni kıtada yani Amerika’da katliam yapmış, sonrasında dönüp ABD adı ile tüm dünyanın yönetimine soyunmuştur. Tabi bu konuya sınıf savaşımı tarihi açısından da bakılabilir ancak sonuç değişmez. Çünkü üretim araçlarını ele geçiren egemen sınıflar egemenliklerini pekiştirmek için kendi düşünsel biçimlerini eğitim ile Halk a benimsettiğinden ötürü Halk asla yaşam biçiminden şikayet etmez ve piyangodan, şans dan fırsattan, kader den tanrıdan dua veya umut yolu ile, kurtarıcılar yolu ile kurtuluşunu bekler durur. Bu dünyada olmayacağını gördüğü için de genelde öldükten sonrası hakkında düşlere kapılıp orası için plan yapar ve yaşamdan da bezmiş olduğundan geçip gitmesini sessizce izler. En sonunda da yavrular ve yavruladıktan sonra kendisini unutup çocukları için umut besler.

3. Batının ve Doğunun Halkları

Halk ların savaşması gereken asıl düşman, kendi yaşama biçimidir farklı dilde konuşan öbür Halk değildir aslında. Bu dil konusu Tevrat a geçen babil kulesi hikayesi ile sembolize edilmiş insanlığın saçma bir işlevsiz yapı oluşturayım derken nasıl birbirinden ayrı düştüğünü anlatmaktadır kanımca. Ne de olsa Din kitapları popüler mit lerin bir araya getirilmesi ile ortaya çıkan kendi hatalarının ve trajedilerinin ozanlarca sembolik yollarla anlatımından ötesi değildir. Babil kulesi, İncilde de büyük fahişe denilerek lanetlenen ilk büyük devletlerden biri olan Babil imparatorluğunun ta kendisidir. Tüm dünyaya hakim olma düşü kurduğundan da bitmemiş, insanlar farklı devletlere ve dinlere inançlara bölünüp savaşmıştır bu Babil kulesi denen Devlet yüzünden. Devletler de üstelik birbirine düşmandır. Egenin iki kıyısında yaşayan yunanlı kafatasçı milliyetçi ile Türk kafatasçı milliyetçisi kelimesi kelimesine aynı şeyleri birbirine karşı zırvalamaktadır; çünkü diğerinin yaşadığı bedellerden habersiz ve kayıtsızdır. Çünkü onların öyle düşünmesi beceriksiz yöneticisinin hiç bir iş yapmadan kendi kıçını rahata almasını sağlar. Fakat Büyük Roma imparatorluğu yıkılmış, Latince unutulmuş, geriye İtalya kalmıştır kala kala. Devamı olan bizans ise unutulmuş, geride hayatta kalabilmeyi başarmış 10 milyon yunanlı ve Rum Halk ı kalabilmiştir. Osmanlıdan da geriye artık global dünyada etkisi olmayan 80 milyonluk T.C. kalabilmiştir.

Kurulduğu günden bu yana Dünya da üretim ve kültürüyle savaşı geri planda bırakabilmiş biri sürekli işgale uğrayıp yıpratılmış sadece iki özerk kültür vardır. Çin ve Hindistan. Bu da onların dışa kapalı yanının göreceli açıdan olumlu getirisidir. Diğer yandan kapaıolduğundan kendi içinde kıpırtısızdır binlerce yıl aynı toplumsal koşulları sürdürebilirler. Aslında kültürel çeşitliliğine ve gizli gücüne gıpta ettiklerinden diğer tüm uluslar bu iki kültüre küçümseme ile de bakmaktadır. Yeryüzünde ismini ve cismini değiştirmemiş ve durmadan diğer başka halklara asimilasyon uygulamaya çalışmamış dünyadaki diğer kültürleri düşündüğümüzde en barışçıl iki ulus olmalarına rağmen sürekli gaddarlıkla suçlanıp dışlanmaya çalışılmaları da bu yüzdendir. Roma gibi surlar yapıp vergilerle tüm dünyayı köleleştirmeye uğraşmamıştır. Kendi dinini yabancılara satmaya da. Set yapıp içerde kalmışlardır. Çin seddi nin Hun ve Asya kökenli diğer kabilelerinin saldırısına karşı inşa edildiği gibi bir masal uzun zamandır popülist olarak işlenir. Kent devletleri sömürgeci ve köleci yapıya kavuştuğunda elbette göçebe barbarlara karşı surlar inşa ederler. Ancak bu surlar sadece dışardan gelecek saldırılar için değildir. Çin krallıkları aralarındaki savaş bittiğinde bu surların birleşmesi Çin halkının dışarı çıkmasını da engellemiştir. Çünkü kendilerini güvende hissetmiş ve statik bir yerleşik kültür oluşturarak dışardan gelenlere görece geçirgen,ancak kültürel asimilasyon nedeniyle içerden çıkışın daha zor olduğu bir yapıya bürünmüşlerdir. Yani aslında dışarıya karşı asimilayona ihtiyaç duymamış içine fagositoz ile aldığı milyarlarca insanı aynılaştırmışlardır. Bugünkü Çin Halk Cumhuriyetinin nüfus gücünün kaynağı batısından izole olan bu yapısıdır. Bir nevi insan gücü ile yapılmış tarihin ilk sınır çizgisini çekmişlerdir. Tüm iç çelişkilerine rağmen o coğrafyadaki tüm Halk larda Çinli adını almıştır. Tabii ki o da imparatorluktur ancak Ortadoğu ya da batı kadar gaddar ve yayılmacı değil. Dünyaya gelmiş en acımasız, ataerkil ve gaddar askeri lider Cengizhan da dahil bu kültürü kapalı yerleşik ve geleneksel yapısı nedeniyle yok edememiştir. İnançları da Sami dinleri gibi dünyayı kendine mülk edinme amaçlı değildir bu kültürlerin, tersine alçakgönüllülüğü ve aşırılıktan heybetten gösterişten kaçınmayı öğütler.

Hindistan ise sürekli Ortadoğu ve batı imparatorluklarının tecavüzüne uğramıştır. Kast sistemi kötüdür belki ama karşıtları ve işgalciler daha da kötüdür. Çünkü en aşağısından en yukarısına tüm sınıflar özgür olduğunu iddia edenlerde de mevcut olup özgür irade yalanına başvurmakla legal olmaktadırlar. Aslında ne Ortadoğu ve batının halk larında özgür irade bulunmaktadır ne de uzak doğu Asya kültüründen daha insancıldırlar. Her şey satılıktır tersine bedenler bile. Uzak doğu kültürlerinde ise birey diye bir olguya pek rastlanmaz. Emperyalist Japonyada bile kapitalist üretim biçimi çalışanlarla işyeri arasındaki bir aile anlayışı gibi yürütülür, feodal bağlar ekonomide olmasa da kültürel yapılarında ve anlayışlarında hala hakimdir.

Gariptir ki Pekin ya da Şanghay da tecavüz hırsızlık ve cinayet vakası daha kalabalık olduğu halde bırakın New York u, Londra yı; İstanbul dakinden çok daha azdır. Çinlilerin ve uzak doğuluların birtakım asparagas haberlerle abartılan görüntülerle insanlık dışı ve üçkağıtçı olduğuna dair genel bir inanç olsa da dünya da. (Bunu kimlerin uydurduğu da ortadadır.) ABD henüz 300 yıllık bir imparatorluktur Çin ise Roma yıkılsa da yıkılmamıştır çünkü insanları savaşa, işgale değil; üretime odaklanmış şekilde yaşar. Mecburiyetten tabi. Bugün de halen en hızlı büyüyen ve gelişen ülkedir nüfusuna rağmen ve üstelik dağılmak ve etnik bölünme gibi tehditler altında da değildir. Çünkü doğu kültüründe ırk bilinci batıdaki gibi diğerini yok etme pahasına gelişmemiştir. Fakat diğer tüm ulusların yöneticileri Halk larını bölünmekle, savaşla, paranoyayla güderek hem de gene savaşarak, sonunda yok olmaktadırlar. Sözde barış için ordular yaratılıp tüm kaynaklar tüketilmekte, uygarlık silahdan geçilmeyen paranoyak devletlerin gergin uluslar arası komşuluk ilişkileriyle yürütülmektedir.

Buna karşılık doğu ve uzakdoğu halkları ise bireysel seçimlerden uzaktır, en endüstriyel olan bir japonyada bile insanlar toplum un düşüncesini öncelikli olarak değerlendirmektedir.

4. Ezilenler Kendilerini Ezecek Olanlara Karar Verirler

Uygarlıkların ve kültürlerin yok olmaları kayıptır, çünkü bir kültür yok olduğunda bulguları ve mirasları da büyük oranda kaybedilir ve dünya yine geriye adım atmış olur. Geleceği bizden başka belirleyecek hiç kimse yoktur. Devletleri,politikayı,savaşı,milliyeti sınırları kabul ederek,en olası tek doğrunun bu tarih anlayışı olduğunu sanarak İnsanın global birliktelik ve sınırsızlığına Ütopya demekle aslında hepimiz varolan saçmalıkları gönlümüzle kabullendiğimizi açık ediyoruz. Bunun iç dinamikleri ve tarihsel gelişiminin pratikte bir önemi yoktur. Çünkü ortaya çıkan budur ve Halk buna inanıp bu yaşam biçiminde bir yer kazanmaya çalışmaktadır. Yöneticisine inanmakta onu seçmekte ve alkışlamaktadır bu noktada aldatılmış olması mühim değildir, çünkü aldatan da aldanmaktadır.

Cesaretimiz törpülenmiş, kalabalık içinde kaybolmuş, aciz varlıklar olmayı onlar, yani bizden öncekiler öyle dedi diye kabul ediyoruz. Eğer insanların mantıklı yaşaması mantıksız bulunup ütopik olarak değerlendiriliyorsa bunun tek nedeni her bireye ebeveynlerince kayıtsız şartsız kabul ettirilmiş olan yaşam karşıtı 'Dünya kötüdür, sen bir hiçsin, kes sesini haddini bil ve emirlere uy' inancının yarattığı kitlesel özgüvensizlik olmalıdır. Zaten yönetici sandığımız insanlar da bunun hilesini bildikleri için duyguları ve inançları sömürü yöntemini öğrenip bu değerleri yönlendirerek Halk ı yönetmeyi öğrenmişlerdir. Madem yönetilmek istiyorsunuz o zaman yöneticilerden veya dünyanın şu andaki halinden şikayet etmeye de hakkınız yoktur. (Zaten o nedenle devlet kurumlarınca umursanmaz Halk ın şikayetleri) Çünkü onlar yani yönetici seçilmiş sınıf; Halk ın genel yansımasından başka bir şey değildir.

Halk kendi yönetiminin anlayışını yaratır, yönetim halkın ahlaki ve sosyal anlayışını baştan sona belirlemez. Örneğin yurdumuzun insanları birey olamadığı daima asker olduğnu zannettiği için devlet de, "dediğim dedik, çaldığım düdük geç sıraya" devletidir. Devlet halk dan hariç gelişmez. Hitler i de Mussoliniyi de birey olamamış sefalet içindeki öfkeli kalabalıklar oraya dikmiş ve alkış tutmuştur. Hitler ve Mussolini akıllı kurnaz değil,tersine aptal kompleksli kaba saba sıradan kahve kültüründen orta sınıf ahlakından çıkma sıradan kişilerdir. Halk kendine benzediği ve saçma saçma konuşup gösteriş yaptığı, şişindiği, atıp tuttuğu için onları alkışlarken onlarda kendini, kendi hırsını ve bencilliğini görür. Yoksa alıklaştığı için değil, halk zaten alıktır. Hatta bunu Hitler de öğrenmiştir ve “Kavgam” da şunu der. "Halkın anlayışı asla kamuoyuna yutturulanın ötesine geçememiştir" Doğrudur, o yüzden de ona Heil diye bağırmışlardır. Nazizmin suçlusu da orta sınıf Avrupa ve Almanya ahlakı ve halkıdır Hitler değil. O sadece tesadüfen orda tam zamanında bulunan boyacı çırağı hırslı salak adamdır. Hitler bir örnek giyside kendini bulan, ezilmiş, hor görülmüş astsubay ın ya da memurun; kahramanlık düşleri kuran, itilmiş kenar mahalle adamının yansımasıdır ve hepsi de düşmanın başkası olduğunu öğrenmeye şartlandırılmış,kendi aciziyetlerini üstün ırkın üyesi olma masalına inanarak bastırmaya çalışmışlardır. Bu nedenle ırkçılık en zorba en acımasız halk düşmanlığı olduğu halde, Halk ın isteği ile iktidara gelebilmiştir. Bu noktada sıradan Marksist’in sınıf savaşımı açısından makro dünya politikası vasıtasıyla emperyalizmin kuklası demesinin önemi yoktur Nasyonal Sosyalist partiye. Çünkü bu makineci,zorba ve mistik anlayışın altında köleleşmiş insanlığın acımasız nefreti bir yere yöneldikten sonra onun ipinin kimde olduğunun da pek önemi kalmaz. Zaten Hitler Emperyalizmin merkezine de Sosyalizme de nereye olursa saldırmıştır kendisine verilmiş olan güç ile. Asıl amaç Sovyetler olsa da. Biçimsel Demokrasinin, özgür irade masalının en ileri aşamasının ne olduğunu bize Adolf Hitler göstermiştir. Bütün diğer diktatörler onun ancak çırağı olabilir çünkü Adolf gerçekten düşük zeka kapasitesine sahip biri olduğu için halk nereye gaz vermiş ise onu en son noktasına kadar götürebilmiş, kişisel yorumda bulunacak özerkliğe sahip olamamıştır ve çevresine topladığı diğer psikopat zeka yoksunları ile bir makine gibi otomatikman nazi anlayışının hakim olmasına sebep olmuştur.

Aynı şekilde çoğunluğun sevmediği ya da yalandan sevmediğini söylediği Sn. Başbakan Tayyip Erdoğan, gösateriş budalalığıyla, şovenizmi ile, durmadan reklam ettiği kendi inançları ve muhafazakar görüşleri ile, kendini yere göğe sığdıramayıp herkesi azarlayan kompleksleriyle orta sınıf zamane Türk insanının aynadaki ortak yansıması olduğu için başbakan olabilmiştir oyların en çoğunu toplayarak. Ve çok karizmatik olduğu düşünülür hem de muhafazakar olmayan elitlerin gözünde bile çünkü oo elitler de başka bir diktatöre özenmiş insanlardandır. Dolayısıyla türkiyede iktidarı AKP ve tayyip in sürdürmesi çok doğaldır. Yine seçilecektir de çünkü başka bir örnek oluşturulmamıştır, halen iyi yani batıcıl diktatörlere özdeşim kuranlar en aydın sayılan insanlardır. Kimsenin işine gelmediği için farklı olanlar hemen yaftalanıp dışlanmaktadır. Aynı şey Birleşik Devletler de bugün alaya alınıyormuş gibi yapılan George W. Bush için de geçerliydi. O, Ortalama Amerikalıların ağzıdır ne fazlası ne de azı. Çünkü Amerika hiç de sanıldığı gibi özgürlükler ülkesi değildir, tekelci şirketlerin Makyavelist yasalarınca yönetilir. (Özgürlük ülkesi yoktur zenginin daha çok olduğu ülke vardır.) ABD nin Halk ın sorunlarıyla ilgili bir sorumluluğu yoktur. Tek bildiği en güçlü olması gerektiğidir. (Makyavel: Kapitalizm de başarıya ulaşmak için her yol mubahtır diyerek mevcut sistemin katı bir şekilde sınırlarını çizen düşünce adamı.) Bugün de Obama amerikan tarzı alçak gönüllülük ve liberal reformizmin görünen yüzüdür.

5. Anarşizm

Halk ların ezilmemesi için öne sürülen siyasi görüşlerden komünizm ise aşamaları nasıl olacağı noktasında türlü yollara ayrılmaktadır. Biri sistem demokratik hakların ve refahın artışıyla kendiliğinden daha iyiye gidecektir demektedir ki bu pek iyimser görünen sistemin sömürgeye dayandığını görmeyen bir görüştür. Diğeri üretimi yapan sınıfların yönetime dahil olup artı değer üreten ve değiştiren üretim araçlarının mülkiyetini reddeden sosyalizm yoluyla sınıfların ve sınırların kaldırılmasını önerir, diğeri ise en ütopik görünenidir ve her türlü geçici otorite de dahil reddederek otoriteyi en büyük düşman olarak görür. Anarşistlerce Sosyalizmin devlet kapitalizmine ve buyurganlığına dönüşeceği düşünülürken, sosyalistlerce anarşizm hayal dünyasında yaşayan küçük burjuva özentiliğidir,sosyal demokrasiye göre ikisi de yıkım getirir aşırıdır,devletçiler cumhuriyetçiler ve liberaller ise zaten her şeyin en iyisinin ve normalinin bu sistem olduğunu ve kısmi iyileştirmelerle aşamalı çözümün tek yol olduğunu düşünürler.


Anarşizmin Ütopik olmasının bir nedeni de daha planlı görünen Sosyalizmin daha tutarlı bir teori göründüğü halde pratikte hüsrana uğramasıdır. Bu durumdaki ana etkenlerden biri Marks ın öngörüsü matematiksel olduğu için Halk ın psikolojisinden habersiz yazılmış olmasıdır birazda. Marks ekonomi ve tarihe dair kurduğu matematiksel bağlarda haklı olsa bile, doğru olanın gerçekleşmesi Halk ın yaşadığı koşullarda ruh hastası olması(ruh hastası haline getirilmesi) yüzünden daima öngörülenin tam tersi gerçekleşmektedir. O nedenle kapitalist makro ekonominin ilk çöktüğü yıllarda örgütlenmesi beklenen emekçiler kendi aralarında örgütleneceği yerde, alışkanlıkları ve yetişme tarzlarından ötürü sol düşünceye yönelmeleri gerekirken, hep tam tersine kafatasçı düşman arayan aşırı sağ düşüncenin ardında toplanılmasına yardım etmiş; hatta öfkesi nedeniyle onun eylemlerini desteklemiştir.(Bknz yine 1929 global ekonomik bunalımından sonra, yükselen ırkçı milliyetçilikler muhafazakarlık Adolf Hitler ve nasyonal sosyalist parti. Ayrıca bakınız her büyük ekonomik kriz sonrasında ülkemizde yükselen muhafazakarlık ve sağ partilerin oy rekoru kırması.)

Bunları kabaca aylarca aç susuz bırakılıp, dövülüp işkence gören köpeğin ipini kopardığındaki ilk tepkisine benzetebiliriz. İnsan ne kadar zeki olursa olsun hayvandır, tepkisel davranışları ve acıları düşünce biçimini doğrudan etkilemektedir. Halklar aklıyla değil gündelik ihtiyaçları ve tecrübeleri ile karar verirler diğerini sadece aydınlar ve bilim adamları düşünür. Çünkü sıradan Halk öfkesinden kudurmuştur. Fakat artık insanlığın doğal avlanma ve yönünü bulma yeteneği de yıpratılıp yok olduğundan bir süre sağa sola saldırıp sonunda kuyruğunu kıstırarak suçlu bir şekilde yeniden sahibine dönmek zorunda kalacaktır. İnsanı köpekle özdeşleştirmiş olmam rahatsız edici gelebilir ancak bu doğrudur, çünkü insan kesin olarak bir tür hayvandır asıl soru nasıl bir hayvan olduğudur.
Bu nedenle de bu tür anarşizm,komünizm,sosyalizm gibi düşünceler bu türden bağımlı ve köle olmuş insanların bolluğundan ötürü ütopik görünürler. Çünkü ipleri koparılırsa ilk önce ana babalarını suçlayıp katletmeye meyilli olacaklardır normal yaşamlarında bunu kendilerinden bile saklamaya çalıştıkları halde. (ergenlik bunalımı da bu yüzden kuşak çatışmasına döner. Doğal durumda bu yaşlardaki ürogenital hormonal gelişim bunalıma neden olmazken sıradan ebeveynlerin hoşgörüsüz ve konu komşuya dayalı yüzeysel bakış açısı; gençliğe ve cinsel duygulara yeni adım atan genci toplum dışı görünen bir cinnete sokar. Toplum ise bu konularda geçiştirici ve iki yüzlü cinsel ahlakla yaklaşır bu soruna. Çözmekle ilgilenmez, gene yok sayıp yatıştırıcıları dayayıp uyutmaya çalışır genç zihinleri. Çünkü ebeveynlere de zamanında öyle davranılmıştır ve yetişkinler kendilerinden cesur evlatlarını kendi korkaklıklarından ve ehlileşmiş olmalarından ötürü, taşıdıkları eziklik duygusundan dolayı kıskanmaktadırlar. Hala devam eden aynı korkularından dolayı da olabildiğince törpülerler her fırsatta.)

6. Anarşizm ve Din


Bütün bu ve daha başka bir çok sebep yüzünden insanlık baştan savma düşüncelerle sözde iyiliği ve güzelliği savunurken kötü bir durum karşısında kayıtsız kalmaya şartlandırılmıştır. Tanrıların yardımına koşacağını sanıp aldanır. Farz edelim bir Tanrı olsaydı bile zaten yeterince geniş bir evren ve anlaşılabilir doğa yasası ile birlikte insanı yarattığından, sonsuz ölçekte sürekli yardımda bulunmaktadır. Oturduğu yerde hiç bir şey yapmadan kendiliğinden cennete hazır kavuşmayı bekleyen tek varlık ise insandır. Bu ise basbaya tembelliğin yani kıpırtısız bedensel- zihinsel kıpırtısızlığın hastalığa dönüşmüş düşünce biçiminin belirtisidir. Cennet bile güzel doğa olarak düşlendiği halde insanlar kayıtsızca doğayı ve kendi insanlığını her şekilde kirletip sonra da en fazla tanrıdan özür dileyerek ölümden sonra da yine bu yüzden ödüllendirilip hazıra konacağı şeklinde çelişik bir düşünceyle durumu kurtarmaya çalışmakta ve bu tuhaf akıldışı alışkanlığı normal varsaymaktadırlar. Yani fani dünyada normali cennet olan dünyayı yakıp cehenneme çavirenler tanrıdan özür dileyip sadece ona inandığını söyleyince gene cennete kavuşmaktadırlar hem de bu sefer tüketmek sınırsız bir haktır. Bunda da ne Din kitaplarının ne peygamberlerin doğrudan doğruya suçu vardır çünkü Halk bu kitapları okumak yerine kendi bildiğini okuyarak gidip alakasız kişilere kitaplardaki pasajların anlamını sorar. Bu kitapların ve peygamberleribn takipçileri ile ilişkisi Adolf Hitler ve alman halkı ile olan ilişkinin aynısıdır, onu oluşturanlarca en kutsal yapılıp alkışlanmaktadırlar.

Oysa din kitaplarındaki hikaye ve mitolojiler bile onu okuyacak olanlar için bütünlük içinde yazılmıştır. Parça parça okuyup tek anlam çıkarmak, zihinsel özürlülerin hastalıklı saplantılarına hizmet ettiğinden dolayı da tüm din ler kolaylıkla istismar edilir. Zaten din kitapları Halk sorunları ve ahlakı için yazılmış basit argümanlarla yazılmış en içerikli kitaplar olduklarından dolayı doğru dürüst hiç bir şey okumayan insan aval aval bakakalır ve aptal olduğu olasılığından korkarak okumaktan vazgeçip, ana babasına ya da tuhaf kılıklı bir ruh hastasına gidip anlamını sorarak dinini anladığını sanır. İslam’ın Kutsal kitabının en başında 'oku' diyerek eyleminin tam tersinin söylenmiş olması da onu hiç ilgilendirmemektedir. Sanki peygamberler Tanrının Kütüphane memurları olsunlar diye kitapla gelmişlerdir. Kimse alıp okuyamaz korkmadan objektif bakıp. Dindar dinden çıkarım anlamayıp sanır nasıl oluyorsa o, (Orijinalden okunmaz ise anlamı değişir dayatması ve inancı.) Bazı Deist Şüpheciler de salt Din e dair illaki her düşünceye karşı çıkacağım, kendi tanrıma inanacağım diye egoizm dini oluşturur aynı mantıkla.

Kökten olduğunda ve amaç yerine araç olarak kullanıldığında aslında ikisi de aynı şeydir. Oysa örneğin Musanın 10 emirinde insanca şeyler önerilip kuduz hayvanlık azarlanır. Burada Musa nın varolup olmadığını veya gerçekte niyetinin ne olduğunu veya gerçeğin çarpıtılıp çarpıtılmadığını bir an boşverelim. Tecavüz etme, yalan söyleme, çalma, annene iyi davran, kadını mal gibi görüp başkasınınkine asılma vb. Zavallı Musa, bunları bile yazılı yasa yapmak zorunda kalmıştır. Yani bunları yapmamak için bir cezalandırıcı hem de en büyük cezayı verecek bir varlık geremiştir. Şunu anlıyorz ki bu 10 emir aslında o dönem olağan insanın tüm bu suçları işlediğini göstermektedir, yani bu kanun mecburi temel olduğuna götre o toplum bunlardan çok çekmekteydi. O kadar açgözlüdür çünkü Halk eli kırbaçlı bir yönetici bulamazsa. Musa onları yeniden örgütlemeye ve yönetmeye çalışırken, boş bırakılınca bile kendi yaptığı altın ineğe her şeyin yaratıcısı demekten çekinmez. Çünkü Musa’nın konuştuğu Tanrıyı, önünde eğilinip yalakalık yaparak af dilenecek cezalandırıcı olarak düşlemenin ötesine geçmeye kapasitesi yoktur. Bununla ilgili daha güzel bir örnek verilerek anlatılamazdı insanlığın düştüğü o zamanki ve her zamanki akıldışı durum için her halde. Tabi bunu okuyanlar olaya salt, tanrı Din ve yaratıcı açısından bakıp bunların mitolojik öyküler olduğunu unutup, anlatılanların halk ozanlarının derlemelerinden ibaret insanlığın ve sosyal yaşamın trajedisi olduğunu bilmediği bunu kabullenemediği için anlayamaz. Böyle bakmakla da kendisini aklar daima ve tapınmayla ritüellerle arındığını farz edip içeriği ile hiç ilgilenmeden kutsanıp kendiliğinden ahlaklı ve iyi insan olduğuna inanır.

Bunu reddeden ve şiddetle eleştiren her düşünce ise en büyük sapkınlık, sapkınlıkların en büyüğü de bu nedenle tüm değerleri eleştirebilen anarşi kavramıdır muhafazakar kesim için.

Anarşizm nerededir peki bütün bunların içinde? Anarşizm aslında bunlardan kurtulma çabasıdır. İnsanlığa uykusundan uyanıp yaşamını kendi elleriyle yönlendirmesi gerektiğini söylemeye çalışır. Uygarlık öncesi yüz binlerce yıl boyunca da insan bunu başarabilmiş ve bu sayede üretim yapıp uygarlığını kurmuştur. Ancak egemenlik sistemi; çıkar sahiplenmeye çalışan ataerkil ve öncesindeki ana erkil yani erkil mantık oluştuğundan beri biri diğerini değiştirip tekrar tekrar yaratarak yaşamı cehenneme çevirmektedir. Dünyaya ve varlıklarına sahip olmaya, set çekmeye, kısıtlamaya, yönetmeye, her şeyi kontrol etmeye çalışmak yeryüzünde rastlanan en akıl dışı uygulamadır. Din ler bile o yüzden en sonunda iyice açıklayarak (Kur'an-ı Kerim deki ayrıntılar) tek tanrılı olup insanın yaratıcılığından doğanın yaratıcılığını cahiller karıştırmasın diye 'Allah birdir başka da bir söze gerek yoktur çalışın, araştırın, kavrayın, korkmayın zorluk ve acılardan, yaşam çok geniştir hepinize yeter, birbirinize düşman olup bozmayın doğanızı daha fazla, aksi halde yok olursunuz umulmadık felaketlerle karışmam ona göre' (kısaca özetle) diyerek Doğayı insandan azat etmeye uğraşmıştır kendi cehalet ve bilgisizlik çağında. Tabi gene işe yaramamılş doğa tamamen insan hırsının eline geçmiştir daha da fazla bu sefer. İnsanlar kudurup birbirini kesmeye, çalmaya,tecavüze, zorbalığa yönelip aklını yitirmeye başladığından dolayı. Aslında asıl niyet yolunu şaşıran insanlığa tekrar doğasını hatırlamak olsa da kimse bunu anlamak istememiştir anlaşıldığına göre ki Din haline gelip/ getirilip yine ortaya başka hakimiyet ve ilahiyat sistemleri çıkmıştır. Bunun nedeni insanın doğa denilince ödü kopup sadece vahşet, kontrolsüzlük,denetimsizlik dolayısıyla zorbalık vahşet ve yıkım algıladığı içindir çünkü kontrol edilmediğinde kendi beceriksizliği onu hemen buna yönlendirmekte, kanun yoksa gasp etmekte tecavüze yeltenmektedir.

Ütopik olan bu durumda anarşizm değil, insanın tüm arzu ve inançlarıdır. O kendine inanmadığından aslında hiç bir şeyi layıkıyla hak etmemektedir. Dünyaya genel bir göz gezdirirsek inananlar açısından kitaplar doğruysa, kıyamet kopmuş olmalı,Şeytanın hükmü güçlenmiş olmalıdır. Çünkü olup bitenlerin hiç biri kutsal kitaplarda normal karşılanmaz. (Ancak toleransın yüksek olduğu fakat aldanılmaması gerektiği de yazılıdır.) Dinsizler açısından ise yine aynı şekilde ektiğimizi biçmekte, üstelik tüm insanlık tarihinin ektiklerini; gene de kayıtsızca aynı hatayı sürdürmeye devam ederek kendi kıyametimizi kendimiz yaratmaktayızdır. Bu kaderimiz değil kendi budalalığımızın lanetidir. Kıyamet demek illa da tüm dünyanın yok olması demek değildir sadece. Gereksiz yere acı ile can veren her insan bile hele ki çocukların ölümü bir nevi kıyamettir ve sorumlusu sorumluluktan kaçan tüm Halk lardır. İşine gelmediğinden, üşendiğinden,korktuğundan, kabul etmediği şeylere sessiz kalan herkes yaşanan acılardan birebir sorumludur. Suçlayabilecek hiç kimse, yargılanacak hiç kimse yoktur, bütün bunlar birlikte yaratılmıştır ve kimse kendini bundan muaf tutamaz. Çünkü her şey, her doğa yasası birbiri ile direkt bağlantı içindedir biri diğerinin sebebi bir başkası da sonucudur.

7.Anarşizm ve Akıl


Kaos olarak sürekli dillerde sakız olan kavram, kavranamaz çözülemez çatışkıdır. Anarşizm sanıldığı gibi belirsiz yıkıcı bir kaos değildir, çünkü anarşizm mantıkla düşünüp; azınlığın çoğunluğu sürü mantığıyla kafasına göre oraya buraya yönlendirmesini insanlığın zekasına hakaret olarak adlandırır. Ne sosyalistlerin Halk ı mevcut yöneticileri gibi aşağı görüp bilinç enjekte etme saçmalığına inanır; ne de radikal sağ düşüncelerdeki kayıtsız değişmez hiyerarşiyi tanır. Anarşizm sadece gerçeği söylemeye çalıştığı için ve politikayı da bu nedenle reddedip çoğunlukla apolitik olduğu ve aynı zamanda da gene de değişim ve sınırsız özgürlükten yana olduğu için ütopik olmakla etiketlenir.

Yangının, sosyalist mantıkla karşı yangın yaratılması yoluyla söndürülmesi rüzgarın hep aynı şekilde esmesi mümkün olursa mümkündür. Tüm savaşları sona erdirecek son savaş insanlığın da sonu olabilir çünkü, sadece savaşların olamaz. Anarşizm, yangına neden olan tüm gaz sızıntılarını ve kontrolsüz kıvılcımları tespit etmiştir; fakat etkin olabilmesi Halkın anlayış gücüne kalmıştır. Mevcut sistemde gaz sızıntısından da kıvılcımdan da bahsedilmez, hatta varolduğuna inanılmaz. O yüzden de sürekli taşıma suyla durmadan çıkan yangınlar sözde en az hasarla söndürülmeye çalışılır, fakat gözden kaçan şey ise söndürmeye gelenlerin de bu umursamazlıkla yeni yangınlar çıkardığı gerçeğidir. (Örneğin militer propaganda, cinsel, dinsel ve ırksal ayrımcılık. Bunalım dönemlerinde şu an ülkemizde de yükselen bir durum. Buna farz edelim iyi niyetle de olsa Devlet kurumlarının ve tepkisiz halk ın tutumu sebep olmaktadır çünkü herkes birbirine borçlu ve büyük stres altındadır. Yeter diye de bağıramamaktadır bağırırsa düşman ilk önce en yakınındaki olacak korkusu hakimdir.)

ABD silah gücü önderliğindeki emperyalizmin hedefi ne Müslümanlar, ne petrol, ne de terörizmdir. Daha doğrusu hedefinin ne olduğu değildir önemli olan sonucu önemlidir. Çünkü her devlet veya benzer güç sistemleri ideal hedefler ortaya atar ve bu hedeflerin ortak özelliği hiç birinin tarih de gerçekleşmemiş olmasıdır. Sonucu ise; tüm halk ların etnik gruplara ayrılıp seçtikleri yöneticiler vasıtasıyla birbirine düşman olmasıdır. Birleşik Devletlerin kuruluşundan beri ekonomisi silah endüstrisine dayalıdır ve 2. dünya savaşı onu güce kavuşturmuştur diğerleri yok olurken. Oysa ne kültürü, ne bilimsel metotları, ne de sanayisi Avrupa ve Asya ile baş edebilecek düzeyde değildir. Rus kültürünün doğal kaynaklara ve coğrafyasına dayalı başlangıcında köylü sınıfa dayalı gelişmiş ekonomik yapısının antitezi olduğundan (yağmacı ve yurtsuzdu dışlanmış ilk Amerikalılar) ikisi de kıyıda durup onlardan kaçırabildikleriyle ve kıyımdan kaçanların sayesinde büyük ateş gücüne kavuşmuştur.

Yozlaşmış yıkılan imparatorlukların bilgisi kendinden sonraki en rahat ve savaşlardan en az etkilenen devletlerde toplanarak yeni güce dönüşür. Ör: Romanın yıkılması ile Latin ve yunan biliminin,felsefesinin İslam ülkelerine girerek onu güçlendirmesi, İstanbul’un fethi (Haçlı seferlerinin, Kilisenin sözde iki kiliseyi birleştirmeye dayalı kazanç kaynağının kesilmesi) ve avrupada Rönesans’ın hızlanması. Demek oluyor ki savaş sadece geçici kazançlar sağlamaktadır. Yine demek oluyor ki aslında insanlar yönetilmiyor,tersine başıboş bırakılıp fırsat kollanıyor ve belli azınlık grupların çıkarlarına kullanılıyor araç olarak sadece. Bunun engellenebilmesinde de Halk a dayanmayan sınıfsal (sosyalist parti üyesi işçi temsilcisi de sınıftır çünkü yetkisi sıradan insanın kaderinde direkt etkilidir.) ayrımlara ve sınırlara dayalı sistemlerle hiç bir şey daha iyiye gitmeyecektir. Çünkü teknoloji ve bilim de bu sınırlar içinde varlıklarını sürdüremediklerinden sorunların çözümü eğitimsiz politikacıların saçma sapan düzenlediği uluslararası geziler ve yemeklerle 2 satte alınmış kısıtlı karalarla çözülecek sanılmaktadır. Oysa pekala afrikadaki çölleşmenin ve dolayısıyla açlığın bile bilimde çözümü vardır fakat bunu çözecek bilim adamları Amerika’dan bu niyetle çıkamamaktadır bunun yerine onlara sorulmadan ya da çalışmalarına destek bulabilmeleri amacıyla uluslararası gösteriş yapmak için nükleer denemeye gönderilmektedirler.

Sonuç olarak eğer Halk ın yani insanlığın geri zekalı kendini yok etmeye çalışan hastalıklı garip bir tür olduğu iddia ediliyorsa tabii ki Anarşizm ütopyadır çünkü insanlar konuşarak dayanışmayla anlaşıp engelleri aşamayan beyinsiz hatalı üretilmiş yaratıklardır, güdülmeleri gerekir, koyundurlar öyleyse. Ölen ölmeli kalan sağlarla yetinilmeli üretmek yerine savaşılmalıdır savaş sebebi önemli değil bulmak kolaydır,gerekirse de yaratılır. İnsan denen memeli hayvanlar en salaklar tarafından yönetilmezlerse kesin kaosa düşerler demek ki şu an her şey olması gerektiği gibidir. Salaklar diyorum çünkü politikacılar genellikle hem eğitimleri yetersiz yani aslında anlayışsızdır; sadece koltuğunu ve onun verdiği imkanları düşünür. İkinci olarak ise günümüzde en az ortalama 150/200 000 kişi başına 1 temsilci kişi onları da yöneten ortalama 20-25 yönetici, yani demokratik ülkeler bazında 4 milyon kişi için 1 kişi aralarında karar vermektedir. Herhangi yöneticinin 4 milyon kişi yerine karar verecek kadar zeki olması mümkün değildir dolayısıyla da bu uygulama son derece akıl dışıdır. Hele ki artık global karışıklığın zirvede olduğu bu zamanda. Öyleyse bu kişiler çok zeki olsalarda ihtiyaçları karşılayabilme noktasında kesinlikle salak kalacaklardır. Yani politikacının salak olması kendi özelliği değil, en akıllı kişi bile olsa zorunlu bir sonuçtur. Yöneticinin çok çok akıllı olduğuunu farz edersek aynı nedenden ötürü bu seferde bu zamanda bu nedenle sevilmez, çünkü onu anlayanlar çoğunluğu oluşturamazlar veya daha doğrusu kendi doğruluğunu onca kişiye kanıtlaması, doğruluğu oranında reformlerı da alışılmadık olması gerekeceği için siyasette tutunabilmesi imkansız hale gelecektir. iktisadi çıkarlara ters olabileceği için kararları. ( Atatürk şimdi devlet başkanı olmuş olsaydı dine saygısı yok diye çürük yumurtalarla saldırıp,hapse atmaya öldürmeye kalkarlardı. Belki de. Belki de denildiği kadarının 10 da biri deha barındırıyor,aynı zamanda liderlik saplantısı da mevcut ise muhtemelen o da gidip Arapları onlara uyacak stratejik biçimde örgütleyip ABD çomağı İsrail’den ve emperyalist mandalardan görece bağımsızlıklar ile onları kurtarmak (!) zorunda kalır, sonra da Türkiye’ye savaş açabilirdi. Atatürkçü olduğumdan değil yönteminden hareketle söylüyorum ve bundan eminim. Yine duramazdı boş boş konuşup izleyerek, bir yerde birilerini örgütleyip birilerine lider olur, heykellerini diktirir, yeni baştan tarih ve dil uydururdu. )

8. Anarşizm ve Materyalizm


Anarşizm diğer sistemlerden mantıklı doğal bir kendiliğinden örgütlenmeyi önerdiği için ütopiktir. En azından şu andaki gibi saçma sapan mantıksızlığın bir kişinin öznel fikrinin milyonlarca kişi adına karar verebildiği durumun normal olduğunu liberaller gibi iddia etmez. Sosyalistlerin geneli gibi Marks ı yanlış yorumlayıp sıradan Halk ı da kendi aynı ezilmişlik duyguları yüzünden adam edilmesi gereken salaklar olarak da görmez. Çünkü en cahil adam bile düşünür ve bir başka fikrin somut/pratik faydasını görmedikçe fikrini değiştirmez. Dayatmayla eğitim ile, ajitasyon ile, politik stratejiler ile inanç ve düşünce değişmez. Anarşizm Tespitte bulunup nedenlerini dolaysızca gösterir. Örneğin Sovyetler birliği bu şekil iki yüzlü bir kayıtsızlık sonucu tutmamıştır. Her zaman solcu olduğunu söyleyenler kapitalistten daha mal mülk yetki arayışı içindedir test edilip kanıtlanmıştır ülkemizde en azından. Kızdığı sistemden ve işleyişinden çok, kendinin zengin olamamış, şöhrete kavuşamamış,saygı görmemiş olmasıdır. Bu tür değerlere saplantılı; kişilik bozukluğu olan kompleks li bireyler solcu ya da sağcı olup ona buna savaş açıp kahraman olmaya çalışırlar maalesef genellikle. Liderleri belki öyle olmasa da çoğunluk aynı çoğunluktur, liderleri izleme nedeni de zaten onlar kadar ayrıntı ile uğraşmak istememeleri bunun yerine hazır sunulmuş olan fikre biat etmeleridir. Aynı tuzak, hiçbirinin diğerinden farkı yoktur, göstermelik maddesel ve ruhsal sömürüye dayalı politik düşünceler güruhudur. Che,Lenin, Marks-Engels, Castro gibileri bunların çok çok dışında olan yürekli ve dolayısıyla da daha akıl sahibi ancak bu aklın kitle bazında etkisi bulunamayacağı, hatta önder vr sembol olmaları yüzünden bireysel olarak varlıkları ile kitleleri sindiren kişiliklerdir. Ancak ironik olarak aynı nedenden ötürü, insanlığı kurtarmaya yönelik mesih çabalarının yoğunluğu ölçüsünde, savundukları kişilerce çarpıtılıp, aldatılıp gözden düşürülmüş ya da doğrudan doğruya ihanete uğrayarak zorbaların süngülerine teslim edilmişlerdir.

Bu durumda anarşizmin ütopya olması da bir şey değiştirmez; demek ki Halk lar henüz akıllıca ve insanca yaşamayı seçememiştir. Geneli hurafe ve yalana inanmayı yeğleyip, kıçının üstüne oturarak ellerini havaya açtığında meleklerin gelmesini bekleyecektir boşuna bir kaç yüz yıl daha. Eğer yüz yılda hala akıllanmazsa da zaten sonrasında akıllanmasına gerek kalmayacaktır. Şimdiden iklimi bozduğu halde parasal nedenlerle dikkate alınmamasını normal karşılamakta, global iklim değişikliğini bile at gözlüğü takarak öküz beyniyle geyik konusuna indirgemektedir halk lar. Bir felaket olunca da Allah ın işi ya da imansızlara cezası diyip korkuyla ölümü beklemeyi akıl sanmaktadır.

Ütopyanın antitezi yıkımdır. Ütopik görünen durum olanaksız ise doğal olan da olanaksızdır bu durumda seleksiyon yani yokoluş kaçınılmazdır. Öyleyse insanlık her şeyi isteyerek hak etmiştir ve dolayısıyla bu olacaktır. Ancak inananlar da 'fani Dünya' diyerek inancına aykırı bir şekilde Tanrının yarattığı güzellikleri bir ot bile yapamaz haldeyken kendinden küçük görerek boşuna kendilerini rahatlatmaktadırlar. Çünkü Tanrının koskoca güzelim gezegeni yok eden zihniyeti yaratanlara ve sessiz kalıp bana bulaşmayan yılan bin yaşasın mantığıyla yardım edenlere ödül vermesi Dinsel inançların da tümüne aykırıdır, iç çelişkidir. (Şeytanın işi olsa da fark etmez gene, çünkü Şeytanın ortağı olmak hiç bir şekilde hoş görülmez ve affedilmez kalıcı büyük zarara yol açtığında. Kimse bilerek yaptığı bir seçimin sorumluluğundan son anda 'tüh bilmiyordum cahillik edip bir hatadır işledim affet nolur' diyerek sıyrılamaz. Bakınız: Firavunla ilgili anlatılan mesel) Yani bir Tanrı olsaymış bile tüm inananlar kendilerine emanet edilmiş yaşamı ve gezegenin yok edilmesine göz yumup ses çıkarmadığı istemeden de olsa onayladığı yapamadık,bilemedik şte napalım gücümüz yetmedi bahanesiyle yaratıcının karşısına çıktığında öyle bir tanrı var ise bunların tamamı da istisnasız cehennemliktir ve bu nedenle berbat bir yaşam sürmektedirler. Tabii bir de bu inançlar yanlışsa ki öyle olma ihtimali çok fazladır, o zaman gidecek başka dünya da yoktur ve boşu boşuna yaşamış olacağız hiç iyi bir şey yapmadığımızdan. Bu daha da korkuncudur maalesef.

Ancak bu korkunç gerçeklikten maddi ve gerçek dünyayı yapay kabul ederek de tanrıya inanmakla da kurtulunamaz. Maddi dünyayı reddetmek sorumluluktan kaçmak için saklanan, suçlarını ve sorumsuzluklarını babasına ve Dünyaya atan şımarık ve açgözlü çocuğun tutumudur. Çünkü maddi ve gerçek dünyayı kabul etmek sorumluluğun bizde olması demektir. Bu saf gerçeklikle yüzleşebilmek herkesin cesaret edebileceği bir şey değildir, büyk acılara ve buhranlara sürükler kişiyi. Tüm acılar ve yıkımların kurbanları bizim yüzümüzden varolamadan yaşayamadan yok edilmiş olacağı için. Bir yerde tacavüz, öbür yerde öldürülen organları alınıp satılan çocuklar, açlıktan ölenler var ise bunun nedeninden herkes sorumludur. Geri dönüşü ve alternatifi de yoktur yaşamın ölenler bir daha geri gelmeyeceğinden. Tesellisi yoktur, mutlu dünyaya göz açmayacak ödüllendirilmeyeceklerdir çünkü onlara yardım etmesi gerekenlerce çukurlara itilip unutulmuşlardır başka kimseleri de yoktur. Bu durumda ilahi inançların bir olumsuz yönü de budur. Çünkü dünya yok olsa bile kimse kılını kıpırdatmaz nasıl olsa fani diyebildiği ve sanki bu durumda kendisinin hiç bir etkisi yokmuş gibi. Ör: Geçmiş yıllarda arabistanda binlerce insan şeytan taşlama sırasında ezilince Arap hükümeti dine sığınıp takdir-i ilahi demiştir. İnanca göre hacda ölen cennete torpilli girmektedir normalde günahkar biri olsa da. (Her şeyi de bilirler ne güzel kurtarıyorlar kendilerini insanlar arınma ve yeniden doğuş adı altında boyundan büyük günah işleyip yaratıcının affına sığınarak ) Anarşizm bu iki yüzlülüğü de asla taviz vermeden eleştirebilir çünkü anarlşli anlayışında şimdilik bunu kabul edelim sonra düzeltiriz mantalitesi bulunmaz, evren durup, insan zekasının onu doğru anlamasını beklemez. Anlamak isteyen ona uyum sağlar onu kontrol etmek, savaş gibi düşünüp doğa ile savaşmaya kalkışmak, anlamamakta ısrar manasını taşır sadece.

9. Anarşizm ve Devlet

İnsanlar doğuştan günahkar, (o neyse) geri zekalı,sapkın ya da bozuk değildir. Yukarıdaki iki yüzlü mantık içinde bocalayıp yollarını şaşırırlar mutsuz olduklarından ve hepsi buna dayanamadığından. (Gerçekten dayanılmaz olabilir kişinin konumu ve coğrafyasına,çevresine göre yaşadıkları bazen maalesef) Çözüm için Halk ların ortak hareket edebilmesi ve kendi ipini eline alması şarttır temsilciler kendi kapasiteleri kadarını o da işine gelirse bilebilir.

Çalışma hayatına baktığımızda yani örneğin bir fabrika olsun; Kendi içinde işlerin yürümesini zorlaştıran tek etken gene hazırdan fabrikayı sahiplenmiş ücretli işçi çalıştırıp ürettiklerini ona koklatmadan karını katlayan yönetici ve dalkavuklarıdır. Diyelim fabrika otomobil üretiyorsa, onlar olmasa da işçiler bunu yapabilirken işçiler olmadan sahipleri hiç bir çivi bile çakamaz otomobile de sadece gezmek için biner nasıl çalıştığını bile bilmezler. Ama suçlusu işveren ya da yönetici değildir yine de bunun. Onlar da aynı durumun acılarını farklı kaygı ve acılarla yaşamakta bunalmaktadırlar. Hiç bir işçi patronundan uzun süre iş yerinde tutulamaz örneğin. Yine sorumluluk Halk kitlelerindedir. Politikacıların oyunlarından kurtulup birbirleri ve karşı Halk kitlesine karşı bütünleşmek yerine, onları kullanan tüm yönetici sınıflara karşı organik bir alternatif işbirliğini kendileri yaratmak zorundadır. Oysa insanların kaderini çok daha acı bir şekilde belirleyen savaş söz konusu olduğunda, hiç bir siyasi mekanizma Halk oyuna başvurmadan ölüm göreviyle onları birbiri üstüne sürebilmekte; Halk ise alık alık ne denirse onu yapmakta, gerçekler ve bilimin yerine; hurafe,masal ve politikacıların yalanlarına inanmaktadır. Hiç referandum ile savaşa karar verildiğini duydunuz mu? Neden bu diğerlerinden daha önemsiz bir konu mu yoksa halk a bu noktada aptal dersek ayıp söylemiş mi olutuz oy attığı için özgür iradesi var zannettiğinde bunu hiç düşünmeden? Üstelik tüm insanlar tek tek sorulduğunda aynı şeyleri istemektedir. Güzelce yaşamak ve yıpranmadan, kullanılmadan neşeli bir hayat sürmek, savaşmamak. Anarşizmin çıkış noktası da bu özgürlüğe inanıyor olmasıdır, gerisi entrikadır.

Sonuç? Dünya gezegeninde bulunan tüm topluluklar ihtiyaçlarını karşılayacak refah a ve dolayısıyla da ortak bilinç e kavuşmadan yerel bir özgürlük mümkün değildir. Milliyetçilik, din ve dil ayrımı, kültürel farklılıklar insanlığın çocukluktan gençliğe geçtiği içinde bulunduğumuz bu zamanların bir çeşit kitlesel ergenlik bunalımından başka bir şey değildir bana göre. Fakat tek fark vardır o da bunaldığı baskıyı halk kitleleri kendi isteğiyle evrensel korkularını ve güvenliğini bahane ederek uydurmakta ve sürekli yeni nesillere dogmatik bir düşünme biçimiyle aktarmaktadır. Özellikle aile yapısı sürekli olarak bu yapıyı üretmekte,insan toplumu bir hatayı kopyaladığı için binlerce yıl boyunca aynı değer sistemlerine inanabilmektedir. Bundan kurtulmaya çalışanlarsa yalnızlığa gömülmektedir ve halk arasında buna düşünme hastalığı denmektedir. Demek ki halk düşünmemekte sadece komutları uygulamaktadır. Akıl bu durumda otomatik konutlarla sürdürülen sürü, her birey de kültür ve damızlık üretimidir.

İnsanların hepsinin aynı bilgiye ve bilince sahip olup aynı şeyleri arzulaması mümkün değildir bugün o nedenle de. Aynı şeyleri düşünmesi zaten şart değildir ana sorun hiç bir şey düşünmemeleri bunun yerine düşünsel geviş getirmeyi entellektüel veya devrimci düşünce zannetmeleridir. Anarşizm ise zaten bunu da öngörerek Marksistlerin bilinç kazandırma arayışının kendi kitlesel devletini otomatik olarak yarattığını söyleyerek bu tür örgütlenmelere, otoriter oldukları ve bir şekli şartlı biçimde dayattığı için karşı çıkmıştır.

Devletlerin aslında içinde yaşayanların milliyetinin hiç bir önemi yoktur. Bilim ve teknolojiyi güce en iyi dönüştüren kültürler, çağlar geçtikçe sırayla güçlü olmaktadır bir dönem boyunca. Dünyanın sorunu ve bunun yarattığı kirlilik ve acı da bundandır. 'Şimdi kim yönetecek' Bugün ABD birden yok olsa gene birileri çıkar elindeki güçle dünyanın geleceğini kafasına göre belirlemeye kalkışır. Belki doğu paktı, belki Rusya belki Çin. Kimse de bu yeni güç ün öncülünden daha iyi olacağını düşünmemelidir. Tıpkı tamamen psikolojik sağlığına kavuşup bütün kıpırtısızlıklarından,kaygılarından enerji dengesizliğinden kendini kurtaramamış ve kendi kendinin ahlakını yaratamamış doğal olmayan uygar bireylerin gerçek bilimsel niteliği ile orgazm tepkisine mutluluğa ve özgür iradeye sahip olamaması gibi. İnsanlık toplum olarak da sınırları,korku ve kaygıları olduğu müddetçe biri diğerini ötekileştirip yabancılaşarak egonun ve süper egonun toplumdaki hali olan yasa ahlak din ve devlet yapılanmaları içinde sıkıştığı sürece barış ve huzura asla ulaşamayacak hatta giderek uzaklaştığı halde yaklaştığı yanılsamasına düşecektir. Çünkü tıpkı organizmanın normalde komut ile çalışan mekanik bir motor olmaması gibi toplum da hiyerarşi ile yönetilemez. Doğal emek işbölümü ve sevgiye dayalı komünal işbirliğine yatkın olması gereklidir birtakım kurumların otoritesi tarafından bunlar dayatılmadan. Bu hayvanların tamamında olan bir özellik olduğu halde insanın korkusu aklının amacının tam tersine yönelerek hegemonya kurma ve sömürme işlevi kazanmasına yol açmıştır. Her zaman karınca kararınca der fakat asla karınca kadar işlevsel bir birlik oluşturamaz boyun eğip itaati şart gördüğü için.

10. Anarşizm ve Bilim

İnsanlığın, bilim ve teknolojideki tüm ilerlemesine rağmen yukarıda sayılan ve saymakla bitirilemeyecek diğer nedenlerden ötürü mutlakıyet düşüncesi tüm bireylerde bulunur. Hatta bilim bile teorik genellemelerinde bu mutlakıyet tuzağına düşmektedir. Örneğin prizmadan geçen ışığa bakıp beyaz ışığın 7 rengin birleşmesi olduğu önermesinde olduğu gibi. Oysa prizmadan geçen beyaz ışık 7 renge ayrışmaktadır, hatta renkleri oluşturan süreç prizmada başka türlü olduğu için bu durum gözlenir, renklerin birleşmesiyle bir ilgisi yoktur beyaz rengin. Ya da evrenin genişlediğini bulguladığında sınırlarını bilmediği halde sınırlandırıp, geriye doğru işleterek mutlak tekillikten patladığına yorabilmektedir. Oysa tek bilinen kesinlik, evrendeki galaksilerin birbirinden uzaklaşmasıdır. Sonrasında kritik kütle hesabı ile bu görüşü desteklemeye çalışmış ancak veriler düşünülenin tam tersi çıkınca bu görüşten vazgeçmiş ancak yine mutlak tekillik yerine erken evrenin oluşum anı hakkında teorik fanteziler üretmeyi sürdürmüştür. Hesaplamaları teorileriyle uyuşmaz ve her boşluğa bir tanecik yerleştirir. Newton un ve Kepler in sistemlerinde güneş sabittir ve bunu gerçek kabul ederek sapma payı olarak sonradan hesaplamalara katar. Oysa görünüşe göre sabit bir referans noktası yoktur. İnsanın doğayı algılayışı her zaman sınırlandırılmış önkabullere göredir bunu daima esnetse de sonunda yine bir mutlak yetkinlik düşüncesiyle karşılaşırız. Evren neden oluşmuştur, Kim yaratmıştır vs. gibi kendiyle çelişen sorular bir sürü mistisizm e fanteziye hurafeye dayanak sağlar. Güneşin ve diğer 10 gezegenin birbirine göre yörünge periyotları kapalı sistemler oluşturmaz ucu açıktır ve asla hiçbir uzay cismi bir geçtiği yerden ikinci kez geçmez. Fakat dairelerle elipslerle işlem yapan insanoğlu bu geometrinin neden olduğu hataları yok saymak için mutlak ideal yapılar düşler.

Buradaki ana hata hareketsizlik, yetkinlik referansıdır ve bu değişmez dogma, psikolojik kıpırtısızlığın düşünsel yansımasıdır. Bu düşünce geçmiş çağlardan bulaşmış olduğu ve bilimsel verilerle uyuşmadığı halde ısrarla yeni yetkin modeller oluşturulmaya çalışılır. Evrenler yaratılır, paralel evrenlere geçilir vs. Oysa ne big bang anı ne evrenin sınırları varolan elde buna dair bir delili olan olgulardır. Varsayımdır. Bu noktada big bang teorisi sadece evrenin genişlemesine dairdir evrenin nasıl ortaya çıktığı sorusu ise insandaki bu yetkin başlangıçlar, hareketsizlikler arayan mistik bir inançtır. Doğa sürekli hareket ve değişim halindedir. Bir insanın,organizmanın,yaprağın morfolojik olarak merkezi bir yapısı ve mükemmel geometrik biçimi yoktur. Mükemmellik yetkinlik anlayışı, materyalizme dahi Euclid geometrisi vasıtasıyla geçmiştir. Kapalı sistemlerde çalışır. Π sayısını da bu yüzden hesaplayamaz. Π sayısı dairenin yarıçapa oranını veren bir sabit değerdir ancak sabitlenemez. Çünkü daire sonsuzgen dir. Doğru ile eğri eşlenemez. Mutlak yetkinlik anlayışı doğayı kapalı sistemlerden algıladığı için, bitki resminin matematiksel ifadesini yazmak neredeyse imkansızdır. Gezegenler de canlıların oluşumu da sabit şekilde değildir.
E=mc² formülündeki c² ifadesinin kütlesel karşılığı yoktur, hareketin yayıldığı alanı belirtir. Yani madde sonsuz ışık, ışık sonsuz kütledir. Newton un Calculus unda limit kuramı da zaten bunu öngörmektedir. Bir şeyi sonsuza bölerseniz hiçliğini, yani tam tersini elde edersiniz. Bu aksiyomdur. Yani gerçekliğini söyleyemeyiz matematiksel bir soyuttur. Ancak diferansiyel denklemler sonucunda eğri alanlar daha ince ve doğru biçimde kolayca hesaplanabilmiş ve bu sayede uydular ve uzay araçları Newton ilkeleri dahilinde yörüngelere oturtulabilmiştir. Yani limit teoremi ve calculus sayesinde eğri alanlar hesaplanabilir. Bunların temeli de sonsuz tekrarı bölünürse tersine, çarplırsa bambaşka bir şeye eşitleyerek elde edilmiştir gerçekte böyle değildir. Yani bir değeri sonsuza bölünmce hiçlik elde edilmiş varsayılır veya sonsuz tane kenar demek kenarsızlık (çember veya eğrilik) demek, sonsuzda paralel olmayan paralel, paralel olan paralel olmayan hale gelir aksiyomları gibi. Sonsuz yoğun ışık da kütledir. Yani sonsuz tane kütlesiz ancak kütle olabilir veya tersine kütleyi ışık yapmak için sonsuz enerji lazımdır aksiyomları. Bunlar pratikte fayda sağlamış önkabuller yani doğru sayılmış yanlışlardır, değişmez gerçekler değil.

Bu ne demektir? Fraktal geometride tekrarlayan hareketlerin sonsuza kadar sürmesine rağmen gerçek doğada bir tekrarlanma sınırı mevcuttur. Yani bir salyangoz kabuğu sonsuza dek büyümez,yapraklar sonsuza dek dallanmaz. Yani doğadaki özerk birimler kendi içlerinde belli bir sınır çizerler. Yani, Elealı Zenon un düşünce deneyinin tersine yaydan fırlayan ok bulunduğu konumu daima aşma eğilimi gösterir ve sonsuza dek gideceği yolun yarısını aşması gerekmez. Zenon hareketin imkansızlığını kanıtlamak için sürekli yarıya bölerek bir yolun tamamının aşılması için önce o mesafenin yarısının aşılması gerektiğini,ancak onun için de o yarı yolun yarısının aşılması gerektiğini söylemişti. Böylelikle matematiksel olarak bu işlemin sonu olmadığı ve her zaman için kalanın yarısı olduğu,dolayısıyla sonlu bir mesafenin sonsuz barındıramayacağını ya da sonlu zamanda sonsuz hareket olamayacağına göre hareketin imkansız olduğunu hgareket fikrinin bir yanılgı olduğunu öne sürmüştü. Oysa, Newton Calculus una göre en son noktada limit teoremine göre aşması gereken yol “0” dır. Çünkü sonsuz kez bölme 0 lamak ortadan kaldırmak anlamına gelebilir. Matematiksel işlemler de bunu daha yakın doğruladığına yani doğru hesaplarla uzay çağını yaratabildiğine göre Zenon ve statik evren modelleri ile birlikte,mükemmel,yetkin,değişmez, öngörülebilir yani determinist olan her düşünce de yanılgıdır. 4 boyut içinde Planck uzunluğuna yani ölçülebilir minimum uzunluğa kadar sonsuz fraktalın olmaması gibi (4.05095531 × 10^-35 metre) Yani bu kaos boyutunun üzerinde sürekli olarak bir hareket ve atılım mevcuttur Zenon un oku tam tersine daima bulunduğu konumun ötesine geçer. Öyleyse gerçek yaşamda hareketsizlik mümkün olmayan bir şeydir. Zenon yanılmış, Herakleitos yine kazanmıştır. Parmenides okulu tamamen doğa dışı insan aklının ürünü olan stabilize bakış açısından ibaret bir yanılgıdır, evreni durdurmaya, durgunluğu olağanlık olarak düşler.

Evrende ve doğadaki asıl işlev tam tersine harekettir, hareketsizlik mümkün değildir. Ancak İlkçağ dan bugüne kadar insanlık kıpırtısızlığa yani pasifize olduğundan beri hareketsizliğe yönelik düşünceler üretme eğilimine girmiştir. Bu 6000 yıllık ruhsal-bedensel durgunluğunun bir görünümüdür ve aklı ters işleyerek yaratıcılığını kapalı sistemler geometrisi içinde tüketmiş,sanatta ve müzikte,edebiyatta,mitolojide yer yer aşabilme başarısı gösterebilmiştir. Müzikte ve resimde varolan devingen görünüş sürekli kendini aşmasından ötürüdür.

Bu noktada Anarşist bakış açısının bilimde açık biçimleri,devingenliği, kapalı sistemleri,çemberleri,elipsleri reddederek, determinizm ve yetkinliği hor görerek neden kuantum, görelilik ve özellikle de kaos teorisinden güç aldığını anlamak kolaylaşır. Kaos kelebeğin kanadı, fırtınanın ve galaksilerin fraktalıdır. Ortaçağdaki mistik zamanlarda simya da ve matematikte kullanılmış altın oran dır. Altın oranın çıkışı da aslında eğri üzerindeki doğal geometrinin daha önce kare kullanılarak elde edilmiş halidir. Anarşizm kaos ister. Düzen karşıtıdır. Bilimde bile olsa insanın etkisiyle çevresine set yapılmış doğayı reddeder. Sistem ya da düzen tamamıyla insan merkezci anlayışın ürünü olduğundan Anarşizm determinist yetkinlik anlayışlarını yadsır. İnsanın da doğa gibi kendini örgütleyebileceğini öngörür. Doğanın bir şekle,sebebe,amaç a gereksinimi olduğunu düşünen metafizik anlayışlara bel bağlamaz. Bilimsel olarak Sosyalizm daima madde temelli diyalektik materyalizm yardımıyla mekanik bir insana ve eylemine yönelik anlayışlar geliştirirken, Anarşist bakış açısının kuantum kuramına,belirsizliğe ve kaos a öncelik tanığını gözlemleriz. Bu nedenle Marksistler, enerji bilimsel canlı işlev bilimi ve vitalist anlayışlar da dahil,orgonomi,kaos ve kuantum kuramlarının politik yansımalarına öznel idealizm yaftası yapıştırmaktadırlar. Enerjiye anlam vermek,libido dan bahsetmek bile Marksistler arasında idealizm olarak tanınmakta,mekanist bakış açısı aynen korunmaktadır. Tıpkı Mutlak devlet yoluyla devletin sona erdirilebileceğini düşünmeleri gibi. Oysa Sol un devrimci proleter yönü bilimdeki mekanizmini siyasal alandaki devletten yani yetkinlikten almıştır. Bu nedenle de sıradan Marksistler kontrolü ortadan kaldırmayı düşünmedikleri için niyetlerinde ciddi değillerdir. Barajı ele geçirmek nehri serbest bırakmayacaktır o duvarın derhal yıkılması gereklidir yoksa ilk kuraklıkta ki elbet bu olacaktır, yine ona ihtiyaç duyulur.

Evrim teorisine bakış açısında da Anarşizm türlerin hiyerarşik sıralamasını doğaya aykırı bulur. Yani bir piramit oluşturup evrimin en üstüne insanı yerleştirmek doğanın işleyişine aykırıdır. Evrim bir tasarımcı tarafından yaratılmamıştır dolayısıyla kendi kendini örgütleme biçimi her açıdan belirsiz bir çeşitliliğe neden olmaktadır. İnsanın 4 boyutu da kavrayan zekası ise bunlardan sadece biridir. Marksizm toplumsal evrime bakarken de buradan hareketle insanlığın sınıfsal savaşımındaki aşamalardan hareketle günümüzden sonraki evrimin emekçilerin denetimi olacağını öne sürer. Oysa Anarşizm için emeğin doğa üstü değeri abartılmıştır Marksizm’de. Emeğin kutsanmasına gerek yoktur tamamının çıkış sebebi ihtiyaçlara ve onların karşılanmasına yöneliktir.

11. Anarşizm ve Akıl



İnsan aklı evrimsel açıdan ortalama son 200 yıldır gerilemektedir. Mekanik-mistik anlayışı onu giderek daha da kıpırtısızlaştırmakta, bağımlılıkları artmakta ve hastalıklara yatkınlığı giderek kritik boyutlara ulaşmaktadır. Bağışıklığı zayıflamakta, korkusu artmakta, dolayısıyla global bir umursamazlık ve yabancılaşma içinde herşeye karşı kayıtsızlaşmaktadır. Bir noktadan sonra kaçınılmaz olarak tetiklenecek yıkımda ise kendisine yüklenen o güne kadarki enformasyon ne ise bilinçsiz bir tepki içinde korkusu ile davranmakta durmadan yeni yıkımlara yönelmektedir. Kimin kimi hangi düşünceyi neden sevmediğini sorduğunuzda aldığınız cevapların içerikten yoksunluğu ve salt korkuya dayanması bu acı gerçeğin ispatıdır.

Çarklar,dişliler,saatler bütün bunlar aslında bizim inançlarımızın yani dünyanın böyle olması gerektiğinde ısrarla inat etmemizin sonucudurlar. Patron ve işçi, ezen ezilen,işveren emekçi arasındaki çatışma ve gerilim ise aslında efendi köle çatışmasının bugünkü devamından başka bir şey değildir. Ancak doğuştan köle yapılmış insanların efendilerinden öğrendikleriyle özgürlüğe kavuşması gene efendilerin izin verdiği ölçüde aşama aşama olabilmektedir. Bu ise çelişiktir çünkü itaat olduğu müddetçe kırılamaz. İtaatsizlik olmadan da kırılması imkansızdır. Oysa sıradan birey birey olamadığından kendi fikrini değil üstündekinin fikrine ortak olmayı yeğlemekte ben kimim ki fikrim olsun diyerek zincirlerinden kurtulduğunda yolunu şaşıracağından korkmaktadır. İşçiler de özgürlüğe kavuştuğunda hepsinin birer usta sanatçı, bilim adamı,filozof,zanaatkar olması gerekecektir. Çoğunluğun bilmediği bir gerçek der ki: Kendi kaderini hiç çaba göstermediği için eziklikle kabullenenler her zaman olabilecek en kötü ihtimalin başlarına gelmesine neden olurlar.

Yöneticilerin artık gerçekte ne işe yaradıkları bilinmektedir. Onlar faydasız asalak yiyiciler ve baş belalarıdır Halk için sadece. Çünkü 6000 yıldır varoluşlarını halk ın öfkesinden kurtarmak için, sıkışınca yine Halk ları birbirine karşı kışkırtırlar. Bu yüzden de geliştirdiğimiz zekaya rağmen hayvanlardan daha beyinsiz bir pozisyona düştüğümüzü söylemek hiç zor değildir insan olarak binlerce yıldır kendi yaşam alanımızda. Sadece doğa ile değil birbirimizle de savaş içinde olduğumuza göre bu 3 boyutu aşarak 4 boyutu kavrayabilen akıl ne işe yaramaktadır?

Yönetilmek beceriksiz ve aptal adamın çözümüdür. Pekala insanlar yönetilmeden de yaşayabilir bu bir yıkıcı kaos değil, tüm evrende varolan kaos dur. Hatta yıkıcı kaos kıpırtısızlıktan doğmuş bir patlamadır, bombadır, uyarılıp zorla sıkıştırılarak en şiddetli hale büründürülmüş yıkımdır. O big bang dir falan, ne güneşe benzer ne evrensel kaosa çarpıtılmış bir anlayış bu noktada kaos ile ilişkilendirilmektedir sadece. Olumsuz algılanması için. Asıl herkes, kendini seçtirip seçilmiş ilan eden birkaç adamın kafasına, şahsi düşünce ve çıkarına göre öylesine yönetildiğinden kontrolsüz kaos yani kronik patlamalar şu an alasıyla mevcuttur zaten. Doğal kaos ise kendi kendine örgütlenen yıldız kümelerinden canlılara kadar görülen olağan biçimdir sınırlara ihtiyaç duymadan örgütlenirken statik kalarak kendi kendinin yıkımına yönelmez. Bence bu da olacaktır yakında ancak şu an zihinsel ve bedensel hastalıklardan korkulmakta ama çare olarak yardımlaşma yerine fakiri daha da sömürmek için yüz binlerce insanın can verdiği, üretilenlerin yok edildiği savaşlar çıkarılmaktadır geri zekalıca güvenlik sebepleri uydurularak. Barışı garantiye almak gerekçesiyle sürdürülen savaşlar binlerce yıldır hiç bitmemiş,daha da çok can alır hale gelmiştir bu formüle göre en sonunda kayıplar milyonlar ve sonunda milyarlara ulaşacaktır.


12, Anarşizm ve İnsan

İnsan denen memeli hayvan, işine gelince zeka sahibi insan, işine gelmeyince de birden bire hayvana dönüşerek; savaşın doğal olduğunu öne sürmek gibi bir saçmalık yumurtlayabilmektedir. Oysa bugünlere bizi getiren ne savaşlar ne savaş kahramanları ne de önderlerdir. Bilgi sayesinde gelindi bu çağa, bilen devlet adamları da oldu ama çok azdır onlar. Çünkü Halk ı ikna etmek için bir Peygamber kadar yürekli ve inatçı olmak gereklidir. Çünkü Halk hiç bir Dünya sorununun sorumluluğunu üzerinde taşımaktan hoşlanmaz.
Zora gelince huysuz çocuk gibi mızıkçılık yapıp "nasılsa yerime karar veren var ben kimim ki benim bir fikrim olabilsin başkaları için de olsa çalışıp işime bakmalıyım, yoksa günaha girerim, suçlanırım, cezalandırılırım sorgularsam" diyen çoğunluğa Halk denilmektedir. Halk denen bu pasif kitleye gösterilen sahtekarca saygı ise demokrasi adını almaktadır. Ardından düşünce özgürlüğü ile saçma sapan konuşma özgürlüğü aynı manaya getirilip yalancıya da hak sağlanmakta, yalancının hakkı vasıtasıyla sömürülmesi muhtemel olan kolluk gücü ve sözde mahkemelerle güya korunmaktadır.

İnsan denen memeli hayvan 4 değişik çeşitten oluşur tıpkı temel elementler gibi diyebiliriz. Halk lar dan (Toprak), onları ulaşılmaz ideallerle kandırarak ya da peygamberlerin sözlerini çarpıtarak kullanan yöneticilerden, rahiplerden yani Kara ve Beyaz İde lerden(Hava), Halk ın içindeki, hastalanmış ve saldırgan ruh hastalarından oluşan ve bu nedenle Halk ın adaleti yazılı yasalar, seçimler ve silahlardan beklemesine neden olan ' sinir hastası yıkıcılar' dan ki onlara ne isim verilir bilinmez (Ateş) ve tüm insanlık tarihini belirleyen, yaratan yol gösteren peygamberlere, deha lara, diğerleri yanında ulaşılmaz bir değere yükselebilen icatlar yapıp mucize yaratabilen ve yaşatan eski değer yargılarını ve inançları,düşünceleri,felsefeleri,doğa algısını yıkarak daha genel ve kapsayıcı yenilerinin oluşmasına neden olan 'Gerçekten yaşayan insanlar' dan (Su) oluşur. Buradan hareketle, insanlığın patron ve işçi, ezen ezilen gibi birbirine karşıt basit kavramlar haline indirgenemeyeceğini görürüz. Hepside Halk tır onların. (ezen ezilen gibi) Hepsini birleştirip Ateşi kontrollü hale getirmek ise eski ya da modern peygamberlerin bile bugüne dek başaramadığı bir şeydir. Çünkü insan henüz ne olduğuna, ne olacağına karar verememiştir. Hayvansal güveninden ve kararlılığından da, insansı zekasından da bugün eser yoktur. Garip bir mutant olmuştur uygar insan. Her şeyi yöneticilerden o olmazsa mucizelerden beklemekten de utanmamaktadır hala üstelik bütün yaptıklarının bedelini sürekli yaşadığı halde.

Eğer bir Şeytan olsaydı buna tek aday insan kolaycılığı, umursamazlığı ve yaşayan doğaya karşı edindiği körlüğü kayıtsızlığı ve korkusu denecekti. Eğer geleceğin daha iyi olması bekleniyorsa ki ben de dahil tüm insanlar binlerce yıldır gençliğinde ve çocukluğunda böyle kandırılıp tersine tarih ilerledikçe her şeyin daha berbat olduğunu görmüştür; şimdiye kadar sürdürülen sistem bir işe yaramayacaktır bundan sonra. Bundan önce de yaramadığı her şeyi yavaşlatıp yok ettiği gibi.

İnsanlar madem o kadar zekidir o zaman hasta hayvanlığa lüzum yoktur düzgün yaşamak için. Boynumuzda bir tasmaya ihtiyacımız yoktur. O tasmaya sadece ucundan tutup "kontrol bizim" demeye muhtaç olan faydasızların ihtiyacı vardır Halk ın değil. O yüzden Anarşizm asla topluca örgütlenip devlete savaş açan 'iyi niyetli devlet' olmaya kalkışmaz. Madem enerji ve zaman kaybı gereksiz bir şey ise yok sayılmalıdır yok edilmelidir bir an önce bu yük. İyi niyetli devlet olmaz. Eskiden icat edilmiş olan kendini diğerinden korumaya yönelik ilkel bir girişimdir çünkü devletin her biçimi. Devlet düşman yaratarak varlığını koruyan huysuz bir asalak stabil organizasyondur. Savaşla da asla yıkılamayacaktır çünkü savaş sayesinde kurulmuştur ilk otoriter devlet. Fakat tüm savaşlar sona erdiğinde engellendiğinde, bir anlamı kalmayacak kendiliğinden o an yok olacaktır. Sürdürülen savaşlar yarı yarıya sistemin,kapitalizmin,emperyalizmin olduğu kadar onları koruyan gözeten yararlanan devletin de sürebilmesi içindir. Yani sadece kapitalizm emperyalizm değil, salt devlet iç çelişkiye düştüğü an yeni düşmanlar da aramaktadır. Örneğin ülkemizdeki devletin militerliği sadece burjuva çıkarından ötürü değil,devletin kendi varoluş yapısından kaynaklı bir savunma tepkisidir de.

İşte Anarşizmin sosyalist anlayışla en bariz farkı bu tespiti ortaya koyarak devletin sınıfsal olmasının ötesinde tek başına da otoriteyi kutsal ve dogmatik inançları koruması hatta oluşturması ve kendi varlığında toplaması özelliği ile ortaya koymuş olmasıdır. Emperyalizm ne kadar güçlenirse güçlensin, kendi içinde anlaşırsa anlaşsın, daima yeni devletlere ve oluşumlara doğru varolduğu sürece evrilecektir. Bugünden sonra bir ABD nin yıkılması hiç bir anlam ifade etmez. Sadece emperyalist mekanizmanın ana santral merkezinin yeri değişmiş olur. Teknoloji çağının bilinçli direniş grupları ve sefalet içindeki halk savunucularının bilmesi gereken bu noktadır. ABD ye ve halkına hükümetine değil, tüm tasarımsal/modelsel/politik sistemlere karşı global direniş, en azından olabildiğince itaatsizlik. Bunun dışındaki her politik muhalefet militer veya güvenlik provokasyonları ile halk a yabancılaştırılacaktır. Sistem yaklaşık 17 yıldır kendi yapısının otomasyonu nedeniyle çözülmeye başlamış,yaklaşık 8 yıldır da artık tamamen pasifize olmuş halk ları aralarında fark gözetmeden feda etmeye başlamıştır. Halk lar kendi yönetimleri yerine ötekine düşman olmaya programlandığı içinde bunu fark edememektedir. Bunu fark edebilen insan sayısı gerçekten çok azdır.


13. Ütopya ve Anarşizm

Bu nedenlerle anarşist bakış açısı sürekli bireysel özgürlüğü körükler. Sürekli onu uyandırmaya çalışır. Çünkü insanlığın kendiliğinden toplumsal olduğu, doğal yaşadığı komünal ve özel mülkiyetin olmadığı üretim aşamasından; tüketim aşamasına geçilmiştir. İhtiyaçlar için değil tüketilmesi için üretim yapılmaktadır artık. Buna insan gücü ve nüfusunun üretimi de dahildir. Meta üretimi insanların makinelerinin de yardımıyla doğal kapasitesini çok aşmıştır. Eğer bireysel özgürlükler yeniden doğal işbirliğine dayalı yapıcı üretime dönüşmez ise insan nesli yakın zamanda büyük bir ani yıkıma sürüklenecektir. Kritik sınır aşılmıştır bugün ve her yerde işaretlerini vermektedir artık. Artık çocuklarımıza atalarımızın izinden gitmemeleri gerektiği öğretilmeli, ata kültürü istisnasız biçimde lanetlenmelidir. Tüm değerler çelişik olup olmamak gözetilmeden şiddetle eleştirilmelidir. Yeni sayfa açmak için sosyolojik açıdan peygamberlere değeri belli durumlar için teslim edilse de bugünün değerleri ile birlikte temsil ettikleri herşey en acımasız şekilde eleştirilmelidir. Ancak bu yapılırken halk gibi birbiriyle savaşarak değil, halkın yanında olunarak temsilcilere karşı bu yapılmalıdır. Yoksa gelecek nesiller, bizden nefret ederek, daralmış nefesleri ve yıpranmış bedenleri ile kabuslar ve acılar içinde kendilerine yol çizmek zorunda kalacaklar kaçınılmaz olarak. Herşey yıkılmalı ancak bu yıkım ağrısız ve acısız olabilmesi için kökten olmalıdır en kaynağa inilerek.

Belki de artık büyük kentlerin de terk edilme vaktidir. Küçük gruplar oluşturup sorumluluk ve dayanışma ile pekala tüm insanlar birlikte yaşayabilirler. Seçilmiş temsilcilerin tahakkümüne dayalı yetki ve dokunulmazlıkları olmamalıdır bunun nedeni bellidir. Sahtekarlığa ve Halk ı sindirmeye dayalı egemenliğe dayalı yönetim biçiminin sonucudur bu. Parti kurmakla ve demokrasi adı verilmiş göstermelik legal sahtekarlıklar ile egemenlik asla kayıtsız şartsız Halk ın eline geçmez. Anarşist düşünce buna anlam verememektedir yüz yıldır. Halk ın hiç bir şeyde karar sahibi olduğu falan yoktur oy atmaktadır sadece uzun yıllar arayla. Seçilenlere soru soramamaktadır. Fakat eğer bir fabrikada işinizi yapmazsanız işten atıldığınız halde politikacı saçma ihtimallerden bahsedip binbir yalan atsa da politikacılıktan atılmaz. Çünkü politika bir şey üretmez düzgün çalışması şart değildir. Zaten çalışan bir şey de değildir gereksiz bir zaman kaybı ve israftır. Hatta politika hemen yasaklanmalıdır çünkü ondan başka söylediğinin tersini yapan başka hiç bir organizasyon daha yoktur. Olsa hemen sona erer, ancak politika pratiğe dayalı olmadığından binlerce yıl gereksiz yere varlığını koruyabilmiştir.

Politika bir fabrika ya da üretim çiftliği olsaydı asla üretim yapamaz daha bina yapılırken bile yıllarca nereye yapılacağı tartışılıyor sürekli karar değiştiriliyor olurdu. Asla da üretime geçemez ihtiyaca yönelik bir şey ortaya çıkaramazdı. Oysa fabrikadaki işçi ya da herhangi görevli boş konuştuğu an işini aksattığı an işinden olmaktadır çünkü amaç üretmektir. Demek ki tüm politikacılar işsiz asalaklardan başka bir şey olmadığı gibi en fazla paraya sahip olup bilmedikleri çalışma hayatına dair kararlar verebilme yetkisi ile donatılmışlardır. Bu durum ise akıl yoksunluğu olarak adlandırılabilir.

Anarşizm kaos dur, Anarşizm apolitik politikadır, Anarşizm doğadır,Anarşizm kendi kendini örgütlemektir. Anarşizm evrimdir, Anarşizm doğanın diyalektiğidir, denetimsiz akıştır. Anarşizm sınırsız özgürlüktür.
Anarşizm akıl ve aydınlanma yoluyla gerçekleşebilecek en son ütopyadır.

Uzun ve biraz ütopik görünen bir yazı oldu. Ama öyle değil. Aslında özet bu orijinalinin. Cümle hataları için şimdiden özür, ani geçişlerle anlatırken bazı konular karışmış iç içe girmiş olabilir. İdare etsin okumaya tenezzül eden. Kimsenin tamamını okuma sabrı gösterebileceğini sanmasam da yazmakta ısrarcıyım. Hatta inadına destan yazacağım. Alıntı da değildir.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #2 (permalink)  
Alt 02-02-2011, 11:53
eco - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
eco eco isimli Üye şimdilik offline konumundadır
daima arıza
 
Üyelik Tarihi: 02-05-2009
Mesajlar: 1,531
inadı bırakıp destan yazmaya devam etmelisin bence... forumun eksiklerinden biri bu... internet kafede olduğum için okuyamıyorum ama usbye kaydedip eve götürüyorum... okumadan eline zihnine sağlık...
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #3 (permalink)  
Alt 04-02-2011, 14:23
eco - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
eco eco isimli Üye şimdilik offline konumundadır
daima arıza
 
Üyelik Tarihi: 02-05-2009
Mesajlar: 1,531
anarşizm-adalet ve anarşizm-spor konularına dair görüşlerini bekliyorum... ayrıca neden özet...? orjinalini de yayınlamalısın... ve su ürünleri araştırmanı da... bir de bir yerde utanca düşmekten bahsetmişsin... buda anarşizm ve ahlak -utancın ahlakla ilgili bir kavram olduğun da hemfikirsek- maddesini de eklememe neden oluyor...

Not: iki sefer anarşizm ve akıl maddesi görünmesinde bir gariplik olabilir mi...?
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #4 (permalink)  
Alt 12-02-2011, 02:06
Orgon - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
CoSmiC VoiCe
 
Üyelik Tarihi: 16-12-2009
Mesajlar: 1,402
7. ve 11. maddenin aynı olması bir dalgınlık, sonradan da düzeltilemez bütün yazıyı değiştirmem lazım çünkü,üşenirim.

Özeti yeterli orijinalini kimse okumaz.
Araştırmanın ne üzerine olduğu doğrudan konuyla ilgili olmadığından ayrıntılarına değinmedim çünkü biyoloji ve kültür üretimi üzerineydi.
Alıntı:
. bir de bir yerde utanca düşmekten bahsetmişsin... buda anarşizm ve ahlak -utancın ahlakla ilgili bir kavram olduğun da hemfikirsek- maddesini de eklememe neden oluyor...
bu kısımda neyi kast ettiğini anlayamadım,açman gerek biraz.

anarşizm ve spor orijinal yazı da var, anarşizm ve eco konusu bile var orada
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #5 (permalink)  
Alt 12-02-2011, 03:10
Kali - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Bu gece birileri ölecek!
 
Üyelik Tarihi: 16-03-2010
Nerden: Kali_fornia
Mesajlar: 1,401
Blog Başlıkları: 1
Alıntı:
eco´isimli arızadan alıntı Mesajı göster
inadı bırakıp destan yazmaya devam etmelisin bence...
Ben öyle bir inat görmedim, destan yazmıyor mu artık?
Farkına varmak zor!
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #6 (permalink)  
Alt 12-02-2011, 03:16
Orgon - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
CoSmiC VoiCe
 
Üyelik Tarihi: 16-12-2009
Mesajlar: 1,402
Parazit yapma len çık aradan eco ile bir şey konuşuyoruz şurda araya girme iki dakka, her konuyu çamura bulama.
eco sende sakın konuyu çatallatma, soru sordun cevap verdim hakkımdaki gereksiz yorumlara girmeyelim olur mu,çocuk işte napsın o da öyle.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #7 (permalink)  
Alt 12-02-2011, 03:36
Kali - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Bu gece birileri ölecek!
 
Üyelik Tarihi: 16-03-2010
Nerden: Kali_fornia
Mesajlar: 1,401
Blog Başlıkları: 1
sen onu yapma, sen onu yap
sakın bunu yapma, ama bana tap
ben saldırgan değilim, istemiyorum almak hap
uslüp amiyane, ama celâliyet ziyade...fırılfırıl dönen sert bir matkap.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #8 (permalink)  
Alt 12-02-2011, 03:44
Orgon - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
CoSmiC VoiCe
 
Üyelik Tarihi: 16-12-2009
Mesajlar: 1,402
Ha ha ha ha salak : )) Olm senle konuşmuyoruz neden sen ordan hakkımda karakter analizi yapıp kıçından birşeyler uyduruyorsun lan? Econun bana söylediklerinin benim karakterimle ilgisi yok adam soru sormuş yanıtlıyoruz senden başka da yandan yandan kişisel tespit sıçan yok. Deli misin? Yoo o kadar akıllı olsan böyle nevrotik saçmalamazsın. Anlamadım nedir illa ilgi mi istiyor ne. Yazık yazık.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #9 (permalink)  
Alt 12-02-2011, 04:09
Kali - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Bu gece birileri ölecek!
 
Üyelik Tarihi: 16-03-2010
Nerden: Kali_fornia
Mesajlar: 1,401
Blog Başlıkları: 1
"Ben herşeyi okudum, deney de yaptım" buyurdu orgon:
"Küçük hesapların adamısın. FGaşizm sırasında kodese faşizan nedenllerden girmiş birine tavuk benzetmesi yapıp orda burda anarşizm, özgürlük naralarıyla ona buna etiketler takmaya uğraşan, gerek felsefi gerek dşünsel açıdan çelişkilerle iç içe bir tip"e....
Kendisi mükemmel:
"istediğim konuda malum bilgileri de yazar kendi yorumumu katarım. Sanane?"
Ya, ikisi de değişik!
Birisi HZ. ORGON tarafından yapılan yorumlar, harika!
Aman ben bir şey söylemiyeyim, hemen etiketler takılıyor, olmasa "gaşist" diyecek birtek o kaldı.
Tabii ki bu "fikirlerimin alt yapısındaki amerikan idealizmini, manifest destiny anlayışını, toplumdan dışlanmış hor görülmüş olana karşı gütmeye çalıştığı psikolojik etiketlemeyi" görünce paranoyak, kıskanç, hırçın ve doyumsuz olduğuna delil diye görmüyorsun.
Beni "suçladığın" çelişkileri içimde barındırabilmemi "kötü" zannettiğine göre 'çelişkiler' ile bir sorunun var. Hayatın kaos'undan bahsetme o zaman, kendi çelişkisizlik idealine tutkundan bahset.
Bu arada ben Kalifornia'da götü kalkmış bir züppe, sen paranoyak, içine kapanık, saldırgan, otoriter ve fanatik bir göt isen, kimin profesyonel yardıma ihtiyacı var?
Hadi buna da gül, psycho-psycho...... nı ho ha ha ha ha ha ha....brrr!
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #10 (permalink)  
Alt 12-02-2011, 04:41
Orgon - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
CoSmiC VoiCe
 
Üyelik Tarihi: 16-12-2009
Mesajlar: 1,402
Alıntı:
Bu arada ben Kalifornia'da götü kalkmış bir züppe, sen paranoyak, içine kapanık, saldırgan, otoriter ve fanatik bir göt isen, kimin profesyonel yardıma ihtiyacı var?
Hadi buna da gül, psycho-psycho...... nı ho ha ha ha ha ha ha....brrr!
Birilerinin kendince profesyonel yardıma ihtiyacı olduğunu düşünengötü kalkık züppe kişinin elbette diyebiliriz sükunetle. İlla bir kesin ya ben ya sen seçimi dayatılıyorsa değil mi? Güldüm işte ha ha

Alıntı:
"Küçük hesapların adamısın. FGaşizm sırasında kodese faşizan nedenllerden girmiş birine tavuk benzetmesi yapıp orda burda anarşizm, özgürlük naralarıyla ona buna etiketler takmaya uğraşan, gerek felsefi gerek dşünsel açıdan çelişkilerle iç içe bir tip"e....
Kendisi mükemmel:
"istediğim konuda malum bilgileri de yazar kendi yorumumu katarım. Sanane?"
Ya, ikisi de değişik!
Ne güzel kıvırıyorsun devam et böyle komik ama bu. İyice kafayı yedin ben bu konuda yazmadım ki onları zamanında ordan cevap verseydin ya Ne o yoksa unutamadın mı kafana mı takıldı? Vah vah.: ))

Alıntı:
Birisi HZ. ORGON tarafından yapılan yorumlar, harika!
Aman ben bir şey söylemiyeyim, hemen etiketler takılıyor, olmasa "gaşist" diyecek birtek o kaldı.
Tabii ki bu "fikirlerimin alt yapısındaki amerikan idealizmini, manifest destiny anlayışını, toplumdan dışlanmış hor görülmüş olana karşı gütmeye çalıştığı psikolojik etiketlemeyi" görünce paranoyak, kıskanç, hırçın ve doyumsuz olduğuna delil diye görmüyorsun.
Beni "suçladığın" çelişkileri içimde barındırabilmemi "kötü" zannettiğine göre 'çelişkiler' ile bir sorunun var. Hayatın kaos'undan bahsetme o zaman, kendi çelişkisizlik idealine tutkundan bahset.
Bak bak üçkağıtçıya. Tamam sen dönekliğini de işine gelince istediğin tarafa kıvrıldığını da kabul ederek bunu kaos çelişkisine dayandırdığını sanıyorsan benim için makbul bir yanıt bu. Lakin çelişkiden kastımım düzen olmadığı aşikar kaos ile çelişkinin bir ilgisi yok çarpıtma, tırmalama boşuna. Benim çelişkiden kastım nasmus bekçisinin tecavüzü haklı çıkarması gibi bir şey hangisi uyarsa yani,seninki de buymuş ve sen adını kaos koymuşsun böylece kendi ağzınla öğrenmiş olduk nasıl biri olduğunu. Sormamıştık gerçi. : ))

Alıntı:
"Ben herşeyi okudum, deney de yaptım" buyurdu orgon:
"Küçük hesapların adamısın. FGaşizm sırasında kodese faşizan nedenllerden girmiş birine tavuk benzetmesi yapıp orda burda anarşizm, özgürlük naralarıyla ona buna etiketler takmaya uğraşan, gerek felsefi gerek dşünsel açıdan çelişkilerle iç içe bir tip"e....
Kendisi mükemmel:
"istediğim konuda malum bilgileri de yazar kendi yorumumu katarım. Sanane?"
Sen çok iyi biliyormuşsun ya ona karşı söyledik,azarladın bir de ne haddineyse üstelik yoruma başlarken yok efendim birileri beni bişiye inandırmış da bilmem ne diye zırvalayarak başladın. Olm rezil bir herifsin işte her halukarda ve övünç duyuyorsun bununla. Neden hala karıştırıyorsun ki sana yazık? Böyle poşiitik taktiklerle gelme karşıma neyi ne zaman niçin dediğimi hatırlıyorum ben. Magazinci zihniyetin entellektüel maskesi takınmış züppelik abidesi içi bomboş bir devamısın, bu aptalca harun yahya taktiği de anca senin benzerlerinde tutar. Ha ha ha . Ve evet gülerim psychoı psycho sanane ciddi mi olcaz karşında bir de yok ha ha. Hayır yani ciddiliği alaya alan tip bu bir de avatarının altına bile yazmış. : )) Ne salaksın olm sen git yat lan, filmi izletmedin 1 saattir. )

Tamam lan ben zavallı bir insanım sen çok derinsin, göt ettin beni,ağlıyorum bak şu an, mahvolmuş bir insanım, psikoloğa başvurmaya karar verdim senin engin tecrübelerinle vermiş olduğun nasihatleri ciddiye alarak, işimden gücümden de istifa ettim hatta, diplomamı yırttım ,belki intihar bile ederim o derece bedbaht bir insanım ne pis bir insanmışım ben kali gibi bir nur yüzlü ile tartışıp reddediyorum otoriter kişilik analizlerini diye. : )) Kaliforniyadan bildiren büyük düşünür kali sebebiyle tabi duysun herkes. Ha ha ha. sanal psikolog sanaldaki s yi atarsak daha mı doğru olur ne?

Konu Orgon tarafından (12-02-2011 Saat 04:51 ) değiştirilmiştir..
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler
anarşi, anarşi ve ütopya, anarşizm, Ütopya


Konuyu toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Ütopya, İncelenirken; .... 'ya/ye dikkat etmeli. ceyd Felsefe 0 19-11-2010 01:42
Ütopya, Anarşizm ve Bir Vicdan Muhasebesi akeboshi Anarşizm 0 19-05-2009 13:50
Anarşi-izm? veled Anarşizm 1 23-01-2009 13:42
Anarşi kaos Medresetul Lugat 0 22-04-2008 11:41
Ütopya Bir Hayali Anlatmaz fenasi Serbest Kürsü 0 29-01-2008 10:41


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 20:44 .
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2009, Crawlability, Inc.

Copyright ©2007 - 2008 khAos.info