Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür  & Sanat ve Mizah  Forumu Ana Sayfa İletişim Site Haritası

Geri git   Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür & Sanat ve Mizah Forumu > Ciddi Mevzular > Anarşizm

Anarşizm Biz ki caniyiz! Herkes için ekmek, iş ve her türlü bağımsızlık ve adaleti istiyoruz.


Bilimsel Anarşizm ya da Anarşizmde Bilim Diktatörlüğü Yaklaşımı

Anarşizm içerisinde Bilimsel Anarşizm ya da Anarşizmde Bilim Diktatörlüğü Yaklaşımı konusu: Bu yaklaşım tamamen kendi bireysel yaklaşımımdır ve kimseyi bağlamaz. Ancak bireysel bakış açım dahilinde bunun ne olduğu aşağıda açıklanmıştır. Diktatörlükten kasıt aşağıda açıklanacaktır, bilinen diktatörlüklerin tümü belli bir toplumsal ereğe ...

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1 (permalink)  
Alt 24-06-2010, 23:55
Orgon - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
CoSmiC VoiCe
 
Üyelik Tarihi: 16-12-2009
Mesajlar: 1,402
Standart Bilimsel Anarşizm ya da Anarşizmde Bilim Diktatörlüğü Yaklaşımı

Bu yaklaşım tamamen kendi bireysel yaklaşımımdır ve kimseyi bağlamaz. Ancak bireysel bakış açım dahilinde bunun ne olduğu aşağıda açıklanmıştır. Diktatörlükten kasıt aşağıda açıklanacaktır, bilinen diktatörlüklerin tümü belli bir toplumsal ereğe yönelik zorlamadır, ancak bilimin ereği yine bilim olduğundan herhangi ideolojik veya felsefi zorlama imkansızlaşacak, tepeden inme hiyerarşi son bulacaktır.

Anarşizmin özel mülkiyetin varlığından ve özellikle de kapitalizmin bir olgu olarak kabulünden beridir bunlara karşı en sert muhalefeti dillendirme çabasında olduğunu biliyoruz. Kimi fraksiyonlar tarafından toplumculuk adı altında yan çizme ile karşı devrimcilik ile eleştirilmesinden tutun, mevcut ekonomik ve sosyal modeli benimsemiş olanların terörizme kadar benzeşim kurmasına kadar.

Öncelikle genel bakış açısı olarak yöntem ve anlayışlar bazı noktalarda ayrışsa da anarşist düşüncenin merkezinde kurallarla dayatılma zorunluluğu bulunmayan bir komünizm ideali bulunur. Yani anarşist söylemler dahilinde düşünürsek, mutlak otoritenin, devlet ve kurumları adı verilen insan üstü organizasyonların, çeşitli hiyerarşilerin reddi bu düşünce sisteminin kabaca ana fikrini oluşturmaktadır.

Anarşist düşüncenin bilim ile bir ilgisi ne derece vardır, anarşist düşünceyi bilimsel düşünceye endekslemek mümkün müdür?

Bu soruyu cevaplamadan öncce kurumsal bir devlet tarafından örgütlenmiş olsa da bilimsel yöntemin ne olduğunu kısaca anlatarak konuya açıklık getirmemiz gerekir.

Aslen bilimsel yöntemin felsefede dile gelişi kendisi her ne kadar ahlak üzerinde daha çok durmuş olsa da yunan filozofu Sokrates e kadar uzanır. Sokratesin çağdaşı veya öncesinde veya başkaları yokmuş demek değil bu elbette, Archimedes, pythagoras, Thales vs veya doğuda ve mısır,mezopotamya uygarlığında bulunan bunların öncülleri ve devamları vardır ve etkileri hindistan ve çinden türlü çağlarda aşamalı olarak amerika kıtasına kadar yayılmıştır.

Sokrates i bu konuda öncü kabul etmemizin nedeni ise örneğin pisagor büyük bir matematikçi olsa da evrenin asıl gizeminin sayılarda olduğu hükmüne benzer görüşlerin, veya eski mısırdaki matematikçi rahiplerin, cizvit papazlarının, islam astronom, matematikçi ve filozoflarının, Newton un vs bu bulgularını daha büyük bir varoluşun işareti olduğu yönündeki akılcılık tanımlarıdır. Nitekim şahsi görüşüme göre antik yunan felsefesini ters çevirerek dünün ve bugünün bütün hiyerarşikk felsefi yöntemlerini sistemleştiren Platon ise inssanlığın başına gelen en büyük felaketlerden birinin baş mimarıdır. Hıristiyanlık ve onun aksine sadece batıda yaygın olmayıp tüm dünyayı kapsayan tümdengelimci idealist anlayış.

Sokrates ise her şey onu tanımladığımız karşıtıyla anlam bulur diyerek diyalşektiğe ilk adımı aytmış, bildiğim tek şey birşey bilmediğimdir diyerek aslında rasyonalist anlayışı reddetmiştir.

Bilimsel yöntem pozitivizmi yani deney ve gözlemi merkezine aldığından beri doğadaki olguları sokrates kadar anlamlandırma çabasındadır. Deney kısmında başarısının Aristotelesten esinlendiğini kabul etsek de, bilimsel yöntemde son söz hiç bir zaman söylenmemektedir.

Bilimsel yöntem merak ettiğimiz olguların nedenini sorgulamakla başlar. Bu sorular ve olgular bazı kaba tahminlerle hipotez aşamasına götürülür. Hipotez kısmında bazıları bu hipotezden emin olabilir veya fazlasıyla heyecanlanabilir veya tersine hoşuna da gitmeyebilir. Ancak hipoteze konu olan durumu test etmek her zaman mümkündür. Bu testler sonucunda hipotezin ana fikri ile selde edilen sonuçlar birbirine uygun ise ve aksi duruma dair istisnalar bulunmuyor ise o hipotez teori adını alır. Teori yeni bulgularla, keşfedilen doğa kanunlarıyla kapsamı geliştirilebilen bir durumdur, aradan geçen zamanda içeriği değişebilse de gerçek olup olmadığı sorusunun cevabı hipotezin test aşamasında belirlenmiştir. Eğer gerçek değilşse elenir ve hipotez olmaktan da çıkar lakin işe yarar ve açıklanabilir bir başka hipotez oluşturulması gerekir bu aşamadan sonra.

Örneğin, uzayda başka gezegenlerde hayat olabilir mi sorusuna karşılık, hayatı meydana getiren ana unsurun su olması üzerinden şu ve şu koşullarda, bunlar bunlar bir araya gelirse mümkündür denildiğinde bu bir hipotezdir. Salt yoktur veya vardır demek ise mesnetsiz bir kuru varsayım konusu olarak kalmaktadır. Bu hipotezin teori olabilmesi için ise en azından bir gezegende yaşamın izlerine rastlamak, kabul görür bir teori aşamasına gelmesi için ise bir gezegende bildiğimiz canlılara benzer yapılara rastlamamız gerekmektedir.

Pekala bir de anarşizmin sosyal ideallerine bakalım. Yöneticiler veya yönetici sınıf iyi niyet ahlakı ile huzurlu ve adil topluma neden oluşturamaz der anarşist anlayış ve sosyalistlerle ayrıldığı ana nokta da budur. Örneğin emekçinin hakkını emekçiye adil dağıtması gereken herhangi organizasyon artı değeri kendi zimmetine geçirecek, güvenliği bahane edecek vs derken mülkiyeti kendinde toplamış başka bir canavar yaratacaktır der.

Bunun ötesinde anarşizme göre insanlar yönetilmesi gerekenn, bir yönetim olmaz ise birbirini yemeye güdülenmiş aç hayvan sürüsü değildir der. Aç hayvan sürüsüne dönüştükleri doğrudur, bu yüzden pek uyumlu ve hoşgörülü olamadıkları da ancak bunu engelleyen yönetim değil, sebep olan zaten insanları yöbnettiği zannedilen devlet ve hiyerarşidir der.

Öyleyse toplumsal yaşamda ve örgütlenmede sınıflar ve sınırlar olmaksızın adil bir organizasyon kurulacaksa ve çeşitli üst kurumlar vasıtasıyla bir hiyerarşi de olmayacak herkes kendi organizasyonu ile organik bir örgütlenme oluşturabilecek ise bunu uygulamadaki yöntem nasıl olmalıdır?

Bilimsel yöntemm de burada devreye girmektedir. Varolduğu günden beri kişilerce yürütülse de bilim hiç kimsenin veya sınıfın kendi çıkarına göre değiştirebildiği bir uygulama yöntemi değildir. Bilimsel yöntemde önceden tasarlanan bir sonuca ulaşmak amacıyla bazı ayrıntılar uzun süre gözardı edilemez. Ancak gerek din, gerek hukuk, gerek siyaset ve yönetim erkleri tam zıttı olarak bunu alışkanlık edinmiş kurumsallaşmalardır.

Örneğin demokrasiyi ele alalım. Bir çok insan açısından krallıktan, sosyalizmden daha özgürdür çünkü doğrudan doğruya insanlara nasıl yaşayacağını veya ne yapacağını söyleyen üst otoriteler sürekli gözetim altında tutmuyor gibi görünmektedir. Ayrıca oy hakkı vardır ve halk memnun olmazsa yürütme organını 5 yılda bir değiştirebilmektedir.
Ancak halk oyllaması ile değiştirilen nedir? Ne için değiştirilir, Kendilerinden beklenenler nelerdir?

Örneğin herkes bir şekilde hasta olmakta ve sağlık hizmetlerinden faydalanma ihtiyaçları bulunmaktadır. Sağlık çalışanları türlü hastalıkların nasıl iyi edileceği üzerinde örgütlüdürler, doktorlar, hasta bakıcılar, hemşireler vs. Bu konuda hangi hastalığın iyileşip iyileşemeyeceğini belirleyen şey tıp bilimidir. Ancak sorun şudur. Halk oylaması sonucunda ileriki sağlık kurumları ve işleyiş biçimini düzenleyecek olan organ bir partidir ve bu partide bulunan bir adam sağlık bakanıdır. Ülkemizde genelde göstermelik olarak bu bakanlığa doktor lisansı olanlar geçirilmektedir fakat bu kişiler siyaset adamlarıdır ve en iyi ihtimalle yıllardır sağlık kurumlarındaki asıl sorunlardan habersizdirler. Ayrıca halk bu iş için kim sağlık bakanı olsun diye de oy vermez, partiye oy verir, hangi parti kazanırsa veya aralarındaki koalisyon antlaşmasına göre siyasetlerine uygun gördükleri siyasi birini sağlık bakanı yaparlar.
Bu organizasyon tüm mesleklerde ve yaşamımızı oluşturan tüm işlerde böyledir, seçilmiş bir sınıf tepeden gelip sorun çözmesi beklenmektedir. Ayrıca onları seçöen kitle salt ekonomik durumu gözetmekte veya ideolojik bakmaktadır.

Sağlık organizasyonlarından devam edersek, bu organizenin sorunlarını çözme, geçici temsilci atama konularında bir başkasının karar verme hakkı bulunmalı mıdır? Bazıları evet hizmetten yararlananlarında söz hakkı olmalıdır diyecektir. Oysa hayır, hizmetten yararlananlar bu hizmetin işleyiş biçiminden habersizdirler ve bu konuda fikir belirtebilecek olsalar da karar mekanizmasında rol alamazlar. Çünkü sağlık kuruluşlarının nasıl işletilerek nasıl en geniş kitleye ulaştırılabileceğini o meslekte çalışan veya uzmanlaşmış kişilerden başkaları değildir. Bu noktada tamamının düşünsel sembolü de tıp bilimidir, tıp bilimine aykırı düşünemezler. Düşünmek isteseler de hayal olur pratikte anlamsızdır.

Başka bir şey düşünelim şimdi de. Ulaşım sorunları ve hiyerarşisi. Örneğin ülkemizdeki trafik kazalarının kamuoyundan saklanan asıl nedeni bir doğa kanunundan ötürüdür,kişilerin kurallara uymaması ile çok az ilintilidir, hatta bunlar önemsizdir. Nasıl yani diyeceksiniz, adam kırmızıda geçmiş vurmuş, hatalı sollama yapmış, hakimiyeti yitirmiş uçmuş, alkollüymüş vs. Bu tür vakalar aslında tüm dünyada mevcuttur. Ancak bu kadar çok kaza ve ölüme neden olmaz. Çünmkü bizim tek şeritli yollarımızda hatalı sollama yapma ihtimali bulunmaktadır. Eğer tüm yollar batıdaki gibi en az iki şeritli olsa ve yerleşimlerin içi için ayrı dışı için ayrı olsa bu kadar çok araba dar yollarda sıkışmaz ve çarpışmaz. Bu şekilde kurulmuş karayollarında ise yapay zeka robotlar yani droid şoförlerle yola çıkılsa bile elbet kaza olacaktır. Bunun planını kim yapmaktadır? Ulaştırma bakanlığı. Yapabilir mi? Hayır. Ancak bu konunun yol mühendisliği, trafik akışı, vs gibi konularda uzmanları olduğu gibi, mesleği şoförlük olan ve ömrü yollarda geçen adamlar mevcuttur ve onların bu konudaki tecrübeleri ise dikkate alınmamaktadır. Oyssa bunun kararını da bu gibi insanların alması gerekmekte, kendi içlerinden seçtikleri temsilcilerle örneğin bir inşaat gerektiğinde inşaatçılarla işbirliğine girmelidir.

Bunu daha da genelleyebilirsiniz her konudda durum budur, çiftçinin ve üreticinin sorununu doktıor onun kadar bilmez dolayısıyla tarım organizasyonu için oy veya karar hakkı yoktur, tarım üreticisi de sağlık sektörünün işlerine karışamaz onu bilmemektedir. Üreticinin en iyi verim alabileceği biçimi planlayacak olan da ziraatçilerdir.

Bütün bu organizasyonlarda hiç bir üst organa ihtiyaç yoktur. İnsanlığın bugüne kadarki tüm tekniği de bilimsel yöntemlerle doğrudan pratiğe yönelik uygulamalarla ilerleyebilmiştir, yöneticinin, kralımn, siyasetçinin aslında bunda herhangi doğrudan etkisi bulunmamış, iyi liderler ise sadece onları sıkan ipleri gevşettikleri için reformistler olarak anılmışlardır.

Bu durumda başlıkta bhsedilen bilimsel diktatörlük ne anlama gelmektedir? Bilimin tüm uygulamalarda yöntem olarak kullanılabilecek tek alternatif olduğunu ve bunun dışındaki başka misyonlara taviz verilemeyeceğini belirtir. Örneğin iyi niyet sözleri ile veya önceden tasarlanmış ideal bir ahlak anlayışı dahilinde hiç bir telkinb veya dayatma hiç bir organizasyondan beklenemez. Kanser tedavi edilemiyor diye sağlık çalışanlarını veya doktorları işlerini yeterince iyi icra etmiyorlar diye eleştirmek söz konusu değildir,kanserin tedavisi tıp biliminin gelişim miktarına bağlıdır insanların arzusuna değil. Eğer bir yerde su soryunu vardsa oraya suyu götürecek olan fotoğraflara poz veren siyaset adamı değildir en ince ayrıntılarına kadar hatasız şekilde o işi yapan insanlar bunu sağlayabildiğine göre su sorunu olanlar siyasete değil, onu onlara sağlayacak olanlara gideceklerdir. Onların da işi bu olduğuna göre gereksiz bürokrasi ortadan kalkacaktır. Kimse de bize daha çok su, daha çok buğday, daha çok hizmet lazım diyemeyecektir nitekim bunlar objektif olarak hesaplandığında arada siyasi avantaj ve dezavantaj, ajitasyon olmayacağı için kendiliğinden daha kısa sürede birçok sorunun halledilebildiği görülecektir.

Asıl düşünsekl yöntem deneye, gözleme, uygulama şansına ve pratikteki başarıya bağlı olacağı için, insanların beklentileri, inanmak istedikleri, kendilerini adlandırmak istedikleri erdemler daima bunun arkasında kalacaktır çünkü iyi niyet duası ile kuyu açılamamakta, yağmur yağdırılamamaktadır.

Bu noktada ana belirleyici bilim olduğu, bilim ise insanların teknik açıdan pratiğe uygulayabilecekleri uygulamalar ve bunları mümkün gösterecek olan geniş kapsamlı teoriler olacağı için bireylerin kişisel inançları bu noktada sadece kendi tesellileri için veya hayal dünyaları açısından varlığını bir süre daha koruyabilir ancak mutlak ve değişmez hiç bir değer yargısı toplum üstü bir yönetim erki ve ytepeden inme işlevsiz organizasyonlara dönüşmeyecektir.

Bu bakış açısı benimm gözlemlerime göre doğada sadece insanın sahip olamadığı bir uyumun yeniden varolmasına yol açabilir. Örneğin karınca hayvanı aptal olmasına rağmen, 10 bin karınca birlikte hatasız işleyen bir koloni oluşturabilmektedir.

Bunun nedeni nedir?

Çünkü karıncalar içinde diğer karıncalar adına karar veren bir sınıf yoktur, her karınca doğrudan doğruya diğeri ile türlü bölümlerde işbirliğine girmekte, zamanla koloninin işleyiş biçimini de bu ilişkiler belirlediği için ortaya kendiliğinden işleyen bir toplu düzen çıkmaktadır.

İnsan neden düşünür? Miyelinli gelişmiş nöron sayısı belli bir miktarın üzerine çıktığında, hafıza işlemleri bir bilgisayarın hard disk kapasitesindeki büyüme gibi bir hal almaktadır. Yeryüzünde en çok nörona sahip beyin taşıyan canlı da insan denen memeli hayvandır.

Bu teoriye emergence property de denilmektedir. Bütün, parçalarının tek toplamından fazlasıdır. Düşünmemizi sağlayan nöronların biri veya birkaçı karıncadan çok daha aptaldır. Milyarlarcası sayesinde bir şeryler bildiğimizi hatırladığımızı söyleyebilmekteyiz. Tıpkı evlerimizde kullandığımız bilgisayarların sayısız silisytyum parçadan, elektronik devrelerden o0luşması sayesinde neredeyse biziimle konuşacak duruma gelmesinde olduğu gibi. Ancak bilgisayar cansızdır çünkü oluşumu bizden, aşamalarının toplamı ise hesap makinesi, televizyon, daktilo, mord alfabesi vs düşünülürse çok daha kısadır ve tamamen tasarlanmış parçalardan oluşur doğadaki özgün birimlerin bir araya gelmesinden değil.

Bunu tüm evrene genelleyebilirsiniz. Suyu oluşturan hidrojen ve oksijeni düşünün. Su molekülü 2 hidrojen özelliğix 1 oksijen özelliği toplamı olmayıp bambaşka özellikler edinir. Su molekülünün tek tek davranışlarına bakarak okyanustaki dalgaları öngörmek mümkün değildir. Yıldızlardan hareketle galaksinin hareketi hesaplanmaz, bir bütün halinde onlardan ayrı bir davranış sergilemektedir.
Ancak;
Karınca kolonisi ve sistemi karıncalar tarafından, beyin nöronlar tarafından, galaksiler yıldız ve yıldızlar arası tozlar gezegenler tarafından oluşmaktadır onların haricinde varolan ayrı bir şey de değildir. Hangisinin hangisine neden olduğu sorusunun tek bir cevabı yoktur, her iki cevap da doğrudur.

Anarşist bakış açısı da bu anlayışı insan yaşamına göre uyarlama çabası olduğuna göre doğada gördüğümüz işlevsel birlik anlayışımnı insan toplumuna göre düşünmemiz gerekmektedir. İnsanlığın şu andaki yaşam biçimi kendi buna dirense bile tasarımlarının dışındadır zaten. Akıllı tasarım varsayımı, herhangi karmaşık sistemdeki bir birimin eksikliğinde bile o yapının varolamayacağı iddiası ile ortaya çıkmış ve bu iddiası kendinin sonu olmuştur. Nitekim Darwin i korkutan da buydu. Ancak emergence olgusu sayesinde biliyoruz ki doğanın işleyişi tasarımsal ve önceden planlanmış biçimde olmaktan çok uzaktır kaotiktir. Bu kaos, belli bir süre devam eden yüksek hareketlilikten ve karmaşadan sonra dengesine ulaştığı anda kendi iç düzenini de beraberinde oluşturmaktadır. Bu durum bir müddet sonraysa yeniden yerini bozunmaya ve düzensizleşmeye bırakmaktadır.

Bizim bilincimiz ise en azından kendimiz için bu eğilimi yönlendirebilme şansı tanımaktadır. Bir canlının tüm organik işleyişi işlevseldir. Her organ ilk oluşumundan bugüne dek hatasız işler bunun nedeni de doğrudan ilişkiler dahilinde bugünkü haline gelmiş olmasıdır. Müdahaleler müdahale edenin seçimine bağlı olarak belli bir yönün baskın olmasına, baskın olan bu yönün diğer gözardı edilmiş birçok yönünün zayıf kalmasına neden olacağından, laboratuvar ortamında verimli bir canlı oluşturulamaz ne kadar gelişirsek gelişelim en çok android benzeri robotlar yapabiliriz. Fakat bazı müdahalelerle istenmeyen özellikleri eleme şanşımız da mevcuttur, ancak belirsizlik ve serbest radikallerin belirsizliği artırması nedeniyle organik canlılara genetik müdahale tavsiye edilmez.

Anarşist toplum ideali de bana göre bunun aynısıdır. Şu anda tasarım fikrinin tersine aramızdan birinin zamansız bir kaza sonucu ölmesi kentlerin yok olmasına, hücrelerimizin darp nedeniyle zarar görmesi ölümümüze neden olmadığı gibi toplu haldeyken belli bir yüksek miktarda ölüm veya göç olmadıktan sonra yaşam aynen sürebilmektedir. Serverlardan biri çöktü dite internet bozulmamakta, iletişim uydularından biri devre dışı kaldı diye iletişim kesilmemektedir. Çünkü elektronik sistemlerimiz beynmimiz gibi en kısa yoldan mümkün olan yoldan yeniden bağ kurabilmektedir. Ancak makinelerimiz baştan sona tasarım olduğu için herhangi parçası eksildiğinde çalışmamaktadır.

İnsanlık, makinacılık aşamasından elektronik aşamaya geçtiği şu yıllarda, doğanın işleyiş bniçimini kendi amaçlarının dışında farkında olmadan yaşam biçimine dönüştürmüş durumdadır. Makinacılık çağı tekilci önceden tasarım anlayışının vardığı son sınırdır ve Newton un hareket kanunları ile sona erer. O ve öncesindeki tüm toplumsal oluşumlar da tekilci ve hiyerarşiktrir işlevsel açıdan kısırdır. Bunun nedeni örneğin en iyisi dediğimiz kapitalist ekonomi ve siyasal biçimi olan demokraside siyasetçiler denilen seçilmiş kişilerin rastgele seçilip herşeyi planlamaya çalışmasıdır. Bu mide hücrelerinden birkaç, kalp den birkaç, bağırssak vs alarak uydurma bir beyin inşa etmeye benzemektedir.

İnsan toplumunun sinir ağları ancak ve ancak aralarındaki doğrudan iletişim ve ulaşım yoluyla sağlanabilir. Beyin kısmını ise ortak bilinci yani doğa ve evren hakkında tecrübeleriyle sabitlemiş olduğu bilimsel birikimi belirler. İnsan vücudunda beyin emretme organı olmadığı gibi insan toplumunda bilimin diktatörlüğü de aslında tüm diktatörlüklerin nihai sonudur çünkü bilimde telkin ve arzulanan durtum önceden tasarlanıp yoktan var kılınamaz. Onun da ötesindeki hayal gücü ve imgelem işi ise sanatçılara, yazarlara, benzeşim kuran oyuncuların işidir ve onlar sayesinde bilim kendi geleceğini yaratabilecek kurguları ve teorileri tasarlamaya çalışır. Örneğin bugün bilimsel açıdan ışık hızı geçilemez, zamanda ileri geri gidilemez bu bir çok paradoksun ve mantıksızlığın ortaya çıkmasına neden olur. Ancak bazı filmlerde bu rutin bir olaydır, gelecekte insanlar yıldızlar arasında kaymaktadırlar. Bilim kurgu bilime ilham vermektedir bugün için, geçmişte ilk orada izlediğimiz otomatik açılan kapılar bugün rutin bir gerçektir ve belki de bu aklımıza kazınmasaydı bunun için uğraşanlar ve bunu mümkün kılanlar da olmayacaktı.

Öncelik sıralaması yoktur. Müzik lüx veya sanatın şu biçimi gereksiz, şu bilim iyi şu bilim değil, şu daha fayddalı bu daha az faydalı, şu insan daha zeki bu daha apptal ayrımları bugün için rutindir ancak yukarıda bahsettiğim anlayış içersinde unutulacaktır.

Bu durumda insanların hayalleri birtakım erkler için güdüleme ve ajite etme aracı haline gelmeyecektir. Hayallerle olası olabilen gerçekler birbirini dışlamayacaktır.

Bütün bu söylenenler bir ideoloji veya ütopya da değildir. Doğa ve evren bu işlevsellik dahilinde kesintisiz sürmektedir. Aklı ve ihtiuyaçları, içgüdüleri ve mantığı arasında bocalayan insanlık ise son 6000 yıldır bu bocalama içinde çırpınmaktadır ve insan varlığının ortaya çıkışından beridir bu aşama aslında epey kısadır. İnsan ruhu ve bedenini ayırdığı gün, kendi sebebi olan doğa ile de tanrılarını da ayırmış aslında kendini baş köşeye yerleştirip doğa ile çatıştığını da, huzurunun kaçtığını ve yalnızlaştığını da farketmiş, bu nedenle durmadan hepsi cennetten kovulma masalları yazmaya başlamıştır. Bir çeşit, insanlığın bilinçaltı ağlatısıdır bu. Oysa bunu yaptığı anda cennetten kovulmuş değil, kendisi cenneti reddetmiş ve kaçmış, böylece çıkardığı yangından da kaçamayarak kendi neden olduğu cehennem ve ölüm korkusuna esir olmuş, kendi nihai sonu olarak hayal ettiği kıyamet senaryosunu harekete geçirmiştir.
Ruhum dediği algısı ile bedenim dediği varlığı birbiriyle bütündür biri olmadan öbürü de anlamsızdır. Tanrım yaratıcım,sebebim dediği şey doğanın kendisidir ve ataları bunu bildiği için kelime haznelerinde doğa ve yaratıcı diye iki farklı kavram bulunmamaktadır. Bilgileri eksik olsa da yaratıcı dedikleri ile doğa dedikleri şey aynıdır, tek kelimedir; insanlığın saf, hayalperest fakat neşeli ve uyumlu çocukluk çağını yaşayanlarda. Ancak ergenlik bunalımı uygarlığa geçiş anında kaçınılmazdır o yüzden 6000 yıldır dediğim dedik, inandığım birdir diyerek yitirdikleri şeylerin yerine koymaya çalıştıkları sahte erdemlerle saçmalamaktadırlar.

Dolayısıyla da bu inatlarını sürdürdükleri takdirde kıyamet senaryoları doğanın istisna kabul etmeyen seleksiyon baskısı ile kendilerine dönecek ve uyumu yeniden yaratamadıkları takdirde yok olan türler arasına katılacaklardır. Zeka avantaj olsa da doğaya baskın bir nitelik değildir, örneğin diğer zeki tür olan neandertaller elenmiş aynı anda sapiens de yok olma tehdidiyle yüzleşmiştir. Bir dönem avantaj kazandıkları akılsızlara yani diğer primatlara ise bir şey olmamıştır bu esnada. Çünkü, son buzul çağı sona ererken değişen ekolojik koşullar, aklın neden olduğu toplumsallık ve akla göre yaşama alışkanlığının etkisiyle zekayı bir anda dezavantaja çevirmiştir. Tıpkı nükleer tehdidin olduğu, ekolojinin değiştiği ve tamamen insan etkisi ile bozulduğu günümüzde de başımıza gelmekte olduğu gibi.

Her türlü tanrı koruyucu ve kollayıcıdır. Vahşi doğa ise ne korur ne de kollar acımasızdır. Acımasızlığı da yine bizim tanımımızdır lakin biz diğerine acıdığımız için böyle söyleriz. Ancak ne ekersen onu biçersin sözü doğrudur, fani dünya dediğin şey aslında dünyadan ziyade4 tüm türünle birlikte senin yani insanlığın faniliğidir. Bunu düzeltmek de insanlığa düşer çünkü bozuk olan her ne varsa onun neden olduklarıdır. Aklı olduğu anda aynı zamanda bir laneti de olmuştur bu lanet kurgusu ile doğa arasında seçimn yapma anına geldiğinde kendi kurgusunu doğaya giydirme sırasında ortaya çıkar. Onu anlayıp onun kadar işlevsel olmayı yani uyum sağlamayı, doğasını ve çevresini korumayı başaramazsa yok olması kaçınılmazdır. Akıl dış yokedicileri bertaraf edebilir ancak kendi yokediciliğine karşı doğaya karşı merak ilgi ve sevgi beslemek dışında üretebileceği bir çaresi yoktur. Tanrılar ve hayali kurtarıcılar onu kurtaramaz bu aşamada onlardan görüp göreceği, aslında kendisinin neden olduğunu bilmediği kendi yarattığı kıyameti olacaktır.

Bilim ve anarşizmin ilişkisi ve bakış açısının büyük tasarımcıya göre değil pratiğe ve en iyi olasılığa doğanın gözlemleri ile bağlı olmasının gerekmesi de bu yüzdendir. Bunun dışında başka olasılık da yoktur burada bulunanların ve yazıyı okuyanların düşündükleri, inandıkları, ütopyaları, bardağın dolu tarafını görme çasbaları bu konuda etkisizdir.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #2 (permalink)  
Alt 25-06-2010, 11:25
chAos - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
ruimte
 
Üyelik Tarihi: 17-10-2009
Mesajlar: 431
hımm
ama çok uzun esir ettin onuya sabır iyi fakat konu belli paragraflar hariç bütünlük içinde değildir bence buda benim yaklaşımım.

Alıntı:
Bilimsel Anarşizm ya da Anarşizmde Bilim Diktatörlüğü Yaklaşımı
Yaklaşımın sana ait olduğunu belirtmişsin, ancak başlık geneldir bu çelişkili olmuş sanki.
Bilimsel anarşizm olurmu yada anarşist bilimsellik olurmu bunu söylemek zor. yani anarşizmin önüne arkasına bir takım ekler kekler eklemek sadece tuhaflıktan öteye giden bir ironi. Bilimde iktidarcılık ve diktatörlük gelişebilir bilgi güçtür bu gücü taşıyacak zihniyet bozuksa faşizm... Nitekim bilimle insanların ağzına sıçılıyor bu gerçek dünyada. ideoloji insana özgüdür bilim soyut bir kavramdır ama bilimi yapan insan ise ideoloji-felsefe vs olmadan nasıl bilim yapılabilir nasıl düşünülebilir ?

Anarşizmin bir tanımı olmaz, kaotik durumun tanımı olmadığı gibi ama vardır birşeyler değilmi. Hatta bilimsel deneyler bize bire bir gerçeği vermez hep toleranslar vardır , parçacıkların gözlenmeye gösterdikleri tepkiler labaratuar oratamında anlaşılmıştır. takip ettiysen eğer. kaotik ortamı ifade etmişsin zaten o ifadenle başlığı ve anarşizmi ilişkilendir yeniden değerlendirmende fayda olabilir.


Alıntı:
Örneğin karınca hayvanı aptal olmasına rağmen, 10 bin karınca birlikte hatasız işleyen bir koloni oluşturabilmektedir.
Aptallık 10.000 karıncanın hatasız bir koloni oluşturmasımıdır?

Alıntı:
İnsan ruhu ve bedenini ayırdığı gün, kendi sebebi olan doğa ile de tanrılarını da ayırmış aslında kendini baş köşeye yerleştirip doğa ile çatıştığını da, huzurunun kaçtığını ve yalnızlaştığını da farketmiş, bu nedenle durmadan hepsi cennetten kovulma masalları yazmaya başlamıştır. Bir çeşit, insanlığın bilinçaltı ağlatısıdır bu. Oysa bunu yaptığı anda cennetten kovulmuş değil, kendisi cenneti reddetmiş ve kaçmış, böylece çıkardığı yangından da kaçamayarak kendi neden olduğu cehennem ve ölüm korkusuna esir olmuş, kendi nihai sonu olarak hayal ettiği kıyamet senaryosunu harekete geçirmiştir.
Gözlerim yaşardı güzel bir ifade, bilerek yada bilmeyerek ince bir noktaya vurgu yapmışsın galiba birşey çözebiliyorsun. tebrik

karıncalardan özür dile ama dur ben senin yerine özür dilerim shapiens ler adına
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #3 (permalink)  
Alt 25-06-2010, 12:50
Orgon - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
CoSmiC VoiCe
 
Üyelik Tarihi: 16-12-2009
Mesajlar: 1,402
Alıntı:
hımm
ama çok uzun esir ettin onuya sabır iyi fakat konu belli paragraflar hariç bütünlük içinde değildir bence buda benim yaklaşımım.
Bütünlük olabilmesi için daha uzun yazmam gerekiyordu, sıkıldım yazarken, okuyan da sonucu merak eder diye acele bağladım o yüzden böyle oldu.

Alıntı:
Bilimsel anarşizm olurmu yada anarşist bilimsellik olurmu bunu söylemek zor. yani anarşizmin önüne arkasına bir takım ekler kekler eklemek sadece tuhaflıktan öteye giden bir ironi. Bilimde iktidarcılık ve diktatörlük gelişebilir bilgi güçtür bu gücü taşıyacak zihniyet bozuksa faşizm... Nitekim bilimle insanların ağzına sıçılıyor bu gerçek dünyada. ideoloji insana özgüdür bilim soyut bir kavramdır ama bilimi yapan insan ise ideoloji-felsefe vs olmadan nasıl bilim yapılabilir nasıl düşünülebilir ?
Buradaki ana fikir diktatörlük dediğimiz kavramın aslında neye dayandığıdır. Anarşizm kavramını her şeye aşkın olarak tanımlayıp kutsallaştırmanın da pek bir manası yok bence. Lakin önüne arkasına erek yüklemek de söz konusu değil kavram olarak anarşizmin kendisi de bir insanlık ereğidir zaten, insandan ayrı bir şey olduğunu düşünmüyorum.

Bu bakımdan bilimsel yöntemin diktatörlükler ve güç istenci nedeniyle kullanıldığını düşünüyorıum şu an için. Bunun dışında hiç bir bilimsel disiplin insana ve erdemlerine dair keskin belirlemelerde bulunmuyor çünkü tecrübe edilmemiş bir şeyi idealize ederek benimseme alışkanlığı yok bilimde. Bilim adamı mevcut yapı içinde diktatör olabilir, faşist de olabilir ancak bu onun ideolojisidir. Bu konuda bilimsel ünvan sahibi ne derece bozuk zihniyette olsa da kişisel ideallerini dayatma noktasında bilimsellik iddiasında yine bile bulunamamaktadır. Bunun tek yolu,yani faşizmin ve doğrudan diktatörlüğün, birtakım köktenci inançlara, değer yargılarına, ahklaki geleneklere sığınıp onları koruma çabası olacaktır ve bu konuda bilim ahlakı önceden kurulu bir yargıya bağlayamaz.

Alıntı:
Anarşizmin bir tanımı olmaz, kaotik durumun tanımı olmadığı gibi ama vardır birşeyler değilmi. Hatta bilimsel deneyler bize bire bir gerçeği vermez hep toleranslar vardır , parçacıkların gözlenmeye gösterdikleri tepkiler labaratuar oratamında anlaşılmıştır. takip ettiysen eğer. kaotik ortamı ifade etmişsin zaten o ifadenle başlığı ve anarşizmi ilişkilendir yeniden değerlendirmende fayda olabilir.
Gerçeğin mutlak ve değişmez bir tanımı olduğu fikri geleneksel bir yanılgıdır. Tüm gerçekler görecelidir. Bilimin gerçek olmadığı toleransları olduğu düşüncesi ile doğanın çerçeveye sıkıştırılamama, kaotik olma nedeni aynıdır. Asıl düşünülmesi gereken gerçek diye dile getirilen düşüncelerin ne derece gerçek olduğu ve bu gerçek denilenin aslında sayısız gerçekten sadece birini ifade edip diğerlerini yok sayma eğilimidir. Bu noktada bilimsel yöntem de o nedenle belirsizlik toleransına sahiptir. Anarşizmin tanımı olmaz söylemi de anarşizmi pasifize bir ideoloji haline getirir, amaçsızlaştırıp eylemi hiçliğe, bırakarak eylemsizliğe dönüşür. Eğer bahsettiğimiz belli bir mutlak-değişmez ereğe yönelik olarak insan yaşamını ve doğayı çarpıtmaktan kaçınmak ise bunu en iyi şekilde sadece deneysel-pratik düşünceyle aşmamız mümkündür. İnsanın istese de istemese de belli tasarımlara göre yaşama alışkanlığı vardır, içgüdüleri ile yaşayan yani geniş kapsamlı tasarımlar yapmayan hayvanlar bile algılayabildiklerine göre kendi yaşam alanlarını oluşturup dış etmenlere karşı korumaya çalışırlar. Kaos kaçınılmazdır veya kaos tanımlamaz sözleri manasızdır ve doğu çilekeşliğine özgü budist inancı gibi birtakım itaatkar anlayışlara zemin oluşturur. Bu noktada "anarşi kaostur, kaos tanımlanamazdır" demek, anarşizmi mistik bir düşünceye itecektir. Kaosu tam olarak tanımlayamasak bile onu kendi algılayışımıza göre biçimlendirmek zorundayız. Lakin matematiksel fraktallar canlının ve doğanın fraktallarından farklı ve tekdüzedir ancak doğaya daha çok benzerler. Doğaya kaotik deme nedenimiz de bu benzerliği biliyor olmamız,daha önceki kapalı sistem geometrilerinin doğanın işleyiş biçimi açısından çok daha hatalı ve eksik olduğunu hissetmemizdir. Dolayısıyla da kendiliğinden bir şeylerin gerçekleşmesini beklemek doğru bir yaklaşım değildir, bugüne dek insan yaşamı tamamen kendi eylemleri tarafından oluşturulmuş olduğu gibi bundan sonrası da aynı şekilde ortaya çıkacaktır. Kriterini seçmek zorundadır, bilimi reddederse birtakım hayallere, ideallere, kişisel arzuların abartılmış biçimlerine göre baskı altında yaşaması kaçınılmazdır. Bilimsel yöntemde ise önceden düşünülmüş bir erek yoktur, umut aşılama maksadı ve birtakım duygusal umutlara yönelik olarak insanlığı biçimlendirme ihtiyacı bulunmaz. Bugün hala varolan dini ve ahlaki anlayışın bilim ile çatışması da bu sebeptendir, her türlü araç ile bilimi belli bir ereğe indirgemek istemektedirler. Bilimsel yöntemde gözlem alanının kapsamı tüm evreni de kaosu da kapsar ve bu kapsam belli bir seçeneğin en ön plana alınmasını, diğerlerinin feda edilebilmesini engeller. Dolayısıyla indirgenmiş doğadan oluşan akıl tasarımlarına olan bağlılık bugünkü toplum yapısının ana temelini oluşturmaktadır. Oysa anarşizm ve kaos ile dillendirdiğimiz durum bunun tam tersidir düşünsel açıdan benzeri sadece bilimsel anlayışta bulunmaktadır.

Alıntı:
Aptallık 10.000 karıncanın hatasız bir koloni oluşturmasımıdır?
Aptallık o değildir zaten orada anlatılmaya çalışılan da neyin olmadığıdır. Karıncalar feromonları takip ederek yaşarlar. Bir karıncayı ömrü boyu izlerseniz tek eğilimi bu yöndedir ihtiyaçlarını karşılamak için kokuları takip eder. 3-5 karınca bir arada yine aynı şeyi yapar. 100 tanesi yine böyledir. 10 bin civarını bir yere koyup bir süre sonra takip ettiğinizde kısa sürede çok karmaşık organizasyonlar oluşturabildiklerini görebilirsiniz. Sayıları dengeye ulaşmış, sayılarının miktarının da etkisiyle oluşturdukları dolaysız iletişimm dışardan bakıldığında hatasız işleyen çok akıllıca tasarlanmış bir sistematiğe benzemektedir. Bu sistematiği tasarlayan akıl karıncanın neresindedir? Bir karıncadan kaynaklanmaz, herhangi birinin ya da belli birilerinin tasarımı da değildir. Karıncaları öldürmeye başlarsanız (denemeyin) belli bir sayının altına düştüklerinde organizasyonun sürdürülemediğini ve koloninin dağıldığını gözlemlersiniz. Zorla 100 bin karıncayıo bir araya getirseniz yine olmaz ortalama 10 bin civarında gruplara ayrılacaklardır. (türüne özgü olarak) Kısacası akıl dediğimiz şey aslında çoğul bir karmaşanın dıştan görünümünden başka bir şey değildir. Bu beynimizin varlığından tutunn ,organizmamızın geneldeki hatasızlığına ve karınca veya arı kolonilerine kadar gerçektir. Aynı şeyi insanlar da kentler,yaşam alanları, yiyecek stoklama alanları, tarım, ulaşım ve ulaşım araçları vs şekilde yapmaktadır. Ancak tasarımcı insan karıncadan daha aptalca yapmaktadır bunu ve hata payı daima çok yüksektir. Bunun nedeni nedir? Bir karınca bir insandan daha mı akıllıdır? Hayır. Ancak bir karınca yiyen veya doğal felaket olmadıkça koloni içinde karıncalar durup dururken birbirleriyle veya başka bir koloni ile çatışmamakta, kitlesel ölümler ve açlıktan ölmekte olan, kimiyse tıka basa doymuş ve yiyecek biriktirmiş karıncalara rastlanmamaktadır. Bunun nedeni bir insanın bir karıncadan daha aptal olması mıdır? Hayır. Hataya neden olan şey insan toplumunun hiyerarşik örgütlenmesi ve bu nedenle herkesin işini bir takım temsilci sınıflara devretmesinden doğar. Temsilcilerin sayısı daima kısıtlıdır ve eyleme yönelik olmaktan ziyade niyete bağlı işlemektedirler. Bunun nedeni de temsil ettikleri kitlenin sayısının planlayıcı olarak atananların hesaplamasının mümkün olmayacağı seviyede olmasıdır. Bu durum temsilcilik sisteminin modelinden bağımsızdır, kapitalist veya sosyalist olması durumu değiştirmez. Karınca boyundan büyük bir yemi taşımaya çalıştığında bir diğeri birinden emir alarak veya onun yardıma çağırması nedeniyle yardıma koşmaz koloni bireyleri daima ortak işleyiş ilkesine göre yaşamaktadırlar ve herhangi aracı görev üstlenen planlayıcıları yoktur. Pklanlayıcıları olmadığı içinde bize mükemmel görünürler çünkü doğal şekilde kendiliğinden örgütlenmişlerdir. İnsanın imgelem gücü ise bu durumu sayıları arttığında bozmuş, belli birtakım aracıları ve kendini lider-yönetici atayan gereksiz sınıfları doğurmuştur. Ancak insanın aklı aslında, diğer canlılardan farklı olarak milyarlarca insanı çeşitli alt birimlerin ilişkisi dahilinde kolonileştirme kapasitesine sahiptir. Buna engel olansa sadece yönetici ve planlayıcı atanan sınıftır,onlar ortadan kalktığında büyük hatalar ve kitlesel yıkımlar da ortadan kalkacaktır.

Alıntı:
Gözlerim yaşardı güzel bir ifade, bilerek yada bilmeyerek ince bir noktaya vurgu yapmışsın galiba birşey çözebiliyorsun. tebrik

karıncalardan özür dile ama dur ben senin yerine özür dilerim shapiens ler adına
Bunu yeni çözmüş değilim, üzerinde durulması gereken ayrı bir konu bu da.,istersen ağlayabilirsin. Sapiensler olarak yaptığımız ölümcül hatalar, içine düştüğümüz çatışkılar sonucunda bizi doğanın yegane hasta varlıkları etmiş durumdadır. Akıl avantaj sayılabilir ancak yanlış akıl en ilkel beyinden daha kötüsüdür, Çünkü ilkel beyin ve sinir sistemi sadece daha basittir hata yapamaz. Zekanın ters ve çarpıtılmış hali ise negatif dehaya neden olmaktadır ki bu geri zekalıdan kötüdür ve negatif zeka felaketlere neden olur. O yüzden sadece karıncalar değildir özür borçlu olduğumuz.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #4 (permalink)  
Alt 26-06-2010, 15:48
Taze Arıza
 
Üyelik Tarihi: 08-05-2009
Yaş: 19
Mesajlar: 36
Peki anarşizme ulaşmak için bir teoriniz var mı?Açıkcası şuana kadar hiç mantığıma yatmayan anarşizmi anladım.Toplumda yönetici kavramı bukadar baskınken yani ailede bile bir aile yöneticisi varken yöneticileri nasıl tasviye etmeyi düşünüyor anarşistler.Bir teorileri var mıdır?
Bence insanın tek farkı (diğer canlılardan) fiziksel ihtiyaçların dışında anlamak istemesi.Fiziksel ihtiyaçlardan sonra bu ihtiyacı en iyi şekilde karşılayabilecek olan sizce anarşizm dediğiniz yöneticisiz bir toplum mudur?
Karıncalar sistematik ama içinde az değişken var öyle değil mi?Yani bir bilgisayar modellemeyle koloninin geleceğini tahmin edebiliriz.Bence bilim de bize toplumun hareketlerini tahmin etmemize imkan verir. Hatta çok çabaya bile okadar gerek yok insanın düşünceleri karmaşık fakat toplumsal hareketler belli sadece insan mantığı bile yeterince bilgiyle tahmin edebilir.Siz bilgilerinize dayanarak böyle bir geleceği tahmin ediyorsunuz.Peki ya ara geçişler onlardan bahsedebilir
misiniz?
Ben hala sosyalizmden yanayım.Çoğunluk bir işci sınıfı olduğu için sosyalizmin hatta komüzimn gelecekteki düzen olduğuna inanıyorum ve tabi daha iyi bir düzen olduğuna.Siz anarşizslerce anarşizm komüzimnin bir üst seviyesi midir yoksa komüzimin emperyalizmden farkı yokta en iyisi anarşizm midir ?
Yönetici bir organ olmadan sorunların çıkmayacağı bunu birazdaha açıklayabilir misiniz? Hiç anarşik olarak yaşayabilmiş topluluk var mı?
Ve son olarak sizce düzensizlik mi anarşizm yoksa bilene bildiğini yaptırdığımız bir düzen mi?
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #5 (permalink)  
Alt 26-06-2010, 17:47
Orgon - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
CoSmiC VoiCe
 
Üyelik Tarihi: 16-12-2009
Mesajlar: 1,402
Alıntı:
Peki anarşizme ulaşmak için bir teoriniz var mı?Açıkcası şuana kadar hiç mantığıma yatmayan anarşizmi anladım.Toplumda yönetici kavramı bukadar baskınken yani ailede bile bir aile yöneticisi varken yöneticileri nasıl tasviye etmeyi düşünüyor anarşistler.
Anarşist anlayışın merkezinde insanlığı kurtaracak önceden belirlenmiş, stratejik yöntemler bulunmaz ve zaten anarşistlerin karşı çıktığı da bu tür müdahalelerin yönetim biçimindeki kabuğu değiştirse de yaşam biçiminde daha özgür bir dünya yaratamayacağı düşüncesidir. Anarşistler olarak belli bir grup oluşturup diğerleri adına karar almak anarşist anlayışa aykırıdır. Teoriden kasıt nihai hedef için yeni bir savaş tetikleyerek bu savaşın bir tarafında yer alıp devleti ele geçirmek ise pratiğine baktığımızda buna benzer idealler varsayımdan öteye gidememektedir. Sosyalist teori ne derece teori olarak adlandırabilir diye sormamız da gerekmektedir. Lakinn ekonomik açıdan emekçiler, işçiler, kapitalistler olarak kapitalist ekonomiyi oluşturan çeşitli işbölümlerini sınıflandırsak da Marks ın ayrımına göre, bu demek değildir ki bu sınıfları oluşturan bireyler Marks ın öngördüğü biçimde kendilerini sınıflandırıp buna karşı veya bunun lehinde bir mücadele açısından dünyayı yorumlayacaklardır. Aslına bakılırsa sınıfsal açıdan ne işçi, işçi sınıfıyım artı değerim çalınıp ücret karşılığı başkalarını zengin ediyorum diye düşünür, ne de zengin fabrikatörler çalışanlarını kendilerinden aşağı varlık olarak görüp aldıkları ücretten azını hakettiklerini düşünürler. İşçi ücretini yetersiz bulur, fabrika sahibi de aynı ekonomik nedenlere bağlı olarak ücreti düşükk tutmaya sosyal ödenekleri kısmaya çalışır. Marks da buna sınıf savaşımı der ancak bu doğru olsa da sınıflar yine onun dediği gibi binlerce yıllık egemen düşüncelerle oluştuğu için bundan farklı düşünmemekte, ajitasyon yolu ile savaştıklarında bile durumu kavrayamamaktadırlar. Tamamı sistemin çarklarını oluşturur ve isteselerde bunun dışında bir plan veya program uygulayamazlar. Devletler, yönetim sistemleri, yönetici sınıf içinde aynı durum söz konusudur. Bu rastgele kurulmuş hiyerarşik yöntemin kendi varlığı, üretim organizasyonu için asıl sorunu oluşturduğu için reformize edilmesi veya bir üst kurum olarak varlığını resmiyette ırk a ,milliyete ya da emekçi kitleye dayandırması pratikte herhangi fark yaratmayacaktır. Eski sovyet de ve diğer eski doğu bloku ülkelerde bu durumun kanıtları kendini sergilemiştir. Dolayısıyla sosyalist bakış açısının teori olarak adlandırdığı bu durum aslında aksi kanıtlanmış yanlış veya eksik bir hipoteze dönüşmüş durumdadır ve yeniden ele alınması gerekmektedir. Lakin Marksist-leninist veya benzeri siyasi fraksiyonlar açısından ezilenlerin neden toptan isyan etmediği de bir başka sorundur. Yani aç insanlar çıngar çıkarıp yağma yapmıyor, işçiler toptan greve gitmiyorsa Marks ın söylediklerine ek olarak bunun neden böyle olduğunu da tartışmak gerekmektedir ve sebepleri egemenlere bağlamak durumu pratikte değiştirmeyeceği gibi, kriz anında ortaya çıkacak bir devrim, çoğunluk tam olarak etkin olmadığından ötürü kendi temsilcilerini ve liderlerini seçecek,onlar adına savaşa girecek ve böylece yeni Napolyonların doğmasına sebep olacaklardır. Salt iktisadi analiz ile analizin içeriğindeki matematik doğru olsa bile toplumlara ne yapması gerektiği söylenemez, işin sosyolojik ve psikolojik yönleri de bireylerin türlü inançlar, değerler vasıtasıyla kabullendiği ve hatta savunduğğu, dolayısıyla da devrim yerine karşı devrime yani faşizme neden olmaktadır. Ortalama bir işçi ile Das Capital hakkında konuşulamaz, vaad verirsin ajite edersin ama sonunda devrim devrimcilerin felaketine neden olur bu nedenle bu sefer. İranda olduğu gibi. İran kötü örnek değil normal örnek aslında. Sovyette Lenin ölene dek lider kalmak zorunda kaldı, Çinde Mao, Lenin öldü Stalin geldi, savaş çıktı vs. Küba da Castro hanedanı oluştu babadan oğula geçiyor devlet başkanlığı. Bu gibi nedenlere de bağlı olarak, anarşizmin bu noktadaki yaklaşımı tepeden kestirip tüm insanlığa özgürlüğün yolunu ajite etmek değildir çünkü binlerce yıllık özgürlük ajitasyonu halkların yerine yeni seçilmiş yöneticilerin vaadlerle baş köşeye oturmasının nedenidir. Bu noktada bizim teorimiz özgürlüğü birilerine hediye etmek değil, onların bunu elde edebilecek yegane kişiler olduğunu aralarında ayrım yapmadan kendilerine anımsatmaktır. Anarşistler iktidar düşlemez, birilerini de anarşizm adına tasviye etmezler. İktidarlara karşıdırlar ve iktidarların kurmaca ve işlevsiz olduğunu ona bağlı olanlara gösterirler.

Alıntı:
Bence insanın tek farkı (diğer canlılardan) fiziksel ihtiyaçların dışında anlamak istemesi.Fiziksel ihtiyaçlardan sonra bu ihtiyacı en iyi şekilde karşılayabilecek olan sizce anarşizm dediğiniz yöneticisiz bir toplum mudur?
Evet. Yönetici kişi veya sınıf hiç bir doğa yasasına ve doğanın işlevsel yapısına uymaz. Lakin bir kişi veya sınıf temsil ettiği vbe onlardan aldığı sorumluluğa rağmen onların ihtiyaçlarını karşılayabilmekten daima aciz olacaktır. Yukarıda açıklamıştım, dünyanın en zeki ve profesyonel insanlarını toplasanız, hepsini çok iyi eğitip asla kişisel karar almamak konusunda ikna etseniz ve bu kişiler gerçekten hiç böyle bir karar vermese bile üst kurumsal kararlar vasıtasıyla temeldeki çalışma hayatını düzenlemekten ziyade yavaşlatır ve her türlü adaletsizliğe neden olursunuz. Kapasiteleri yetmeyecektir buna doğayı sadece yönlendirebilirsiniz yeni baştan inşa etmek söz konusu değildir veya alternatif bir suni doğadan, kendi kendini düzenleyebilen bir işlevsellik beklemek. Erk sistemi yozlaşmaya neden olur her ne şekilde olursa olsun.

İnsan aklı ayrı konudur ve insan aklı son 100 bin yıldır daha zeki hale gelmemiştir, büyüyen şey nesilden nesile aktarılan birikimidir. Son 6000 yıldır, ilk başta kuraklık ve kıtlık gibi çeşitli nedenlerle belli bölgelere sıkıştıktan sonra yönetim erkeleri ve fazladan yetkilendirilmiş silahlıveya gökten gelme yetki kuşanmış kişiler hem toplumun üretimini elinden almış, hemde dengenin bozulmasına neden olmuştur. Bu noktada aslında insanı bu düzene zorlayan sanıldığı gibi akıllı olması değil, nüfus artışı ile birlikte ortaya çıkan aklının doğaya karşı yetersizliğidir. Bu aşamadan sonrasında da merkezi asya da orta asya civarı, nil deltası ve mezopotamyadan yayılan bir panikk ve göç dalgası bir daha durdurulamamış, zincirleme bir tepkime gibi hegemonyacı ataerkil oluşumlar tüm toplumlarda yayılmıştır. Ani kuraklığın başlama zamanı ile büyük göçlerin ve merkezi devletlerin, bunları gerekçelendiren animist doğa tanrılarını deviren cezalandırıcı savaş tanrılarının ve merkezi imparatorlukların tek tanrıcılığına doğru olan yönelimin ve yine buna bağlı hiyararşik örgütlenme ve mülkiyet hukukunun ortaya çıkışı aynı zamana denk gelir. Hayvanlardan daha fazla olguyu değerlendiriyor oluşumuz ise onlardan daha uyumlu veya sistemli olduğumuzu kanıtlamaz. Yaşamsal ihtiyaçlar ölümcül çatışkılarda daima belirleyicidir insan içinde. Hem de daha şiddetli biçimde.

Alıntı:
Karıncalar sistematik ama içinde az değişken var öyle değil mi?Yani bir bilgisayar modellemeyle koloninin geleceğini tahmin edebiliriz.Bence bilim de bize toplumun hareketlerini tahmin etmemize imkan verir. Hatta çok çabaya bile okadar gerek yok insanın düşünceleri karmaşık fakat toplumsal hareketler belli sadece insan mantığı bile yeterince bilgiyle tahmin edebilir.Siz bilgilerinize dayanarak böyle bir geleceği tahmin ediyorsunuz.Peki ya ara geçişler onlardan bahsedebilir
misiniz?
Aslında az değişken yoktur hiçde. Hatta bir karınca kolonisinin olası süreçlerini bilgisayar modelleme yöntemi ile öngöremezsiniz. Bunu öngörmeye çalışmak daima hata payınızın daha da artmasına neden olacaktır. Bilimin amacı toplumun kahinliğine soyunmak değildir bu tür yaklaşımlar bilimi mistik hale getirecektir ve zaten yakındığımız yönetim sistemi de sürekli bunu yapmakta, o nedenle ilahi kader olgularını kendine refere ederek halkın somut pratikten ziyade belli çıkarlara dayanan nihai ereklere göre düşünmesini sağlayarak bilim her şeyi bilemez dedirtmek suretiyle şartlandırmaktadır. Bilim bilmez de kim bilir daha iyisini mesela? Marks da siyaset adamından önce bilim insanıdır Engels de yıllar süren araştırma ve incelemeleri vardır bu kişilerin? Siyasetçiler mi, parti başkanları mı, kafasına tuhaf şapka takmış ilahi temsilciler mi bilir daha iyisini? Hayır onlar hiç bir şey bilmez, bilim de yöntem belirler emir vermez bu nedenle. Bilim bilir fakat yönetmez, siyaset hiç bir şey bilmez ama emreder. Bilimsel açıdan en ufak bir yaprağı bile önceden modelleyemezsiniz yaklaşımda bulunabilirsiniz. Belirsizlik devreye girer, kelebek etkisi devreye girer yaprağın oluşumunu doğrudan etkileyen değişkenlerin bir çoğunu ihmal etmek zorundasınızdır. Bu da tasarım, düzen, otorite, ayar çekme, yönetme denilen, aslında çalışmayan ve dışardan sağlanmış yapay kontrol mekanizmalarından ibaret hantal örgütlenmelere neden olur. Tek tek bütün eksikleri yerine koyalım derken doğal süreç o anda da işlediği için değişkenler nedeniyle durum daha da saçma bir hale dönüşür. İnsan toplumunun geleceğini bir makinada veya pğrogramda modelleyemezsiniz baştan aşağı doğru. Ancak insan toplumunu oluşturan bireyleri kendi özdüzenlemelerine göre bağımsızlaştırabilirseniz her türlü değişime karşın yerel değişiklikler anında harekete geçecek ve işleyiş aksamayacaktır. Bunu kanal açmak ile nehir oluşumu farkı olarak düşünün. Kanal düz bir yolda, matematiksel eğim hesapları ile bir nehir yolu olarak dağlardan denize bir su yolu olarak çok iyi planlanabilir. Fakat daima bakım gerektirir hem de baştan sona. Varlığını sadece onu kazanlar sürdürebilir,onlar başıboş bıraktığı an kanal tıkanacak ve su akmayacaktır. Bilgisayarların düzenli olarak bakımı baştan programlamasında, uçakların araçların bakımında hep bu neden vardır tasarımsal olan her şey ölüdür. Ancak nehir kendi yolunu oluşturduktan sonra depremlerden bile fazla etkilenmeyecek bir şekilşde küçük değişikliklerle yolunu bulacaktır. İnsan planı daima seçim yapar bu ise doğanın kaotik yapısına baraj çekmeye çalışmaktır sadece.

Ara geçiş konusunda yeterince derinlikli düşünülmüyor. Ara geçişlerin toplamı gelecekteki özgübn sistemin nedenidir. Bunların herbirini bilmek söz konusu olamaz. Örneğin bugün her yeni doğan bebeğin anne babasından farklı olması bile 1 milyon yıl sonrasında insan fizyolojisindeki değişikliklerin ana sebebini oluşturacaktır. Bu süreçleri tek tek hesaplayamayız dönemsel açıdan şu zamanda ekolojide şu olmuş, bu besin azalmış, şu artmış, şu felaket olmuş, bunlar kurtulmuş şeklinde değerlendirmeler yapar ve değişimmibn ana çerçevesini çizebiliriz. Ancak suni olarak bunu oluşturmak doğada mümkündür laboratuvar ortamında ise sadece mutantlar oluşturulabilir. Dolayısıyla da toplumu laboratuvarda analiz edip, geleceğini baştan aşağı planlamaya çalışmak eninde sonunda o kültürün sonunu getirecektir. Yönetici sınıfı devreden çıkarırsak, toplum açısından bu etkiyi ortadan kaldırabiliriz. ve her şey çok hızlı yürümeye başlar. Bunun ara geçişi olmaz, ya kendi organik işbirliğinni kendi birimlerin vasıtasıyla oluşturup, tek hücreden kompleks organizmaya gelişimde olduğu gibi işlevsel bir birlik oluşturursun sürekli, ya da bir makina inşa edip en sonunda çalışamaz hale gelmesini, kendini yenileyemeden, alternatif benzerini oluşturamadan tamamen yok olmasını kabul edersin. Uygar toplum makinacı mistiktir. Bugünkü hali halen mekaniktir. İletişim, bilgi ağı ve teknolojinin artık tüm bireylere ulaşabildiğini de gözlemlediğimize göre organik yapılanmaya daha geniş ölçekte ulaşmak haricinde büyük bir yıkım yaşamadan ayakta kalması söz konussu değildir. İnsan zekası bunu yapabilir ve zaten bunun dışında herşeyi de yapmıştır.

Alıntı:
Ben hala sosyalizmden yanayım.Çoğunluk bir işci sınıfı olduğu için sosyalizmin hatta komüzimn gelecekteki düzen olduğuna inanıyorum ve tabi daha iyi bir düzen olduğuna.Siz anarşizslerce anarşizm komüzimnin bir üst seviyesi midir yoksa komüzimin emperyalizmden farkı yokta en iyisi anarşizm midir ?

Marks sınıf savaşımlarının sınıflar ortadan kalkana kadar süreceğini söyler ve o noktadan sonra sosyalizmden veya komünizmden bahsetmek Marks açısından da hatalıdır. Aynı şeyi anarşizm içinde söyleyebiliriz üst yetkili yönetim erkleri ortadan kalktıktan ve kendi özdüzenleme kabiliyetine sahip organik işlevsellik oluştuktan sonra herhangi bir üst yetkiye veya otoriteye karşı anarşizmin de manası kalmayacaktır. Buna nasıl ulaşılabileceği ayrı bir tartışma konusudur ve marksistlerle anarşistler bu konuda farklı düşünürler. Şiddetli tartışma konularını da, marksist in anarşisti yoldaşı olmamakla suçlayarak bilince sahip fakat eylemden kaçan devrimi köstekleyen karşı devrimci düşman ilan etmesi; anarşist in ise marksizmin öngörüde bulunduktan sonra asıl sorunu oluşturan öğeyi yeterince analiz edemediği ve aynı otoritelerden birine dönüşerek hükmü ele geçiren siyasi bir yapı ile hükümlerin varlığını ortadan kaldırabileceği hayalleri görmesi nedeniyle otoriterlikle adlandırması üzerine ortaya çıkar. Daha iyisi veya kötüsü şeklinde bir belirlemede bulunmak da manasızdır her iki düşüncenin nihai ideali özünde tüm zincirlerden kurtulmak, mülkiyetin boyunduruğundan,devletten sınıflardan ve sınırlardan bağımsız olmaktır. Bana sorarsan en iyisinin cevabını tarihde veya siyasette değil doğada, insanın gerçek canlılık niteliklerinde bulabiliriz, neyin iyi olduğu kararını da verecek olan insanlıktır, bu noktada sosyalistin pratikteki uygulamasının aksine nesnel pratiklere dayanan bilimsel bilinçlendirmenin ve tartışmanın siyasi ajitasyondan daha önemli olduğunu düşünürüm. Bu nedenle kişisel açıdan ben, sosyalist ideali gerçekçi bulmuyor anarşist düşünceyi doğal gerçeklere daha yakın buluyorum.

Alıntı:
Yönetici bir organ olmadan sorunların çıkmayacağı bunu birazdaha açıklayabilir misiniz? Hiç anarşik olarak yaşayabilmiş topluluk var mı?
Ve son olarak sizce düzensizlik mi anarşizm yoksa bilene bildiğini yaptırdığımız bir düzen mi?
İnsanın bugünkü zeka yeteneğinin en minimum değerlendirmeyle 100 bin yıl öncesine dayandırabiliriz. Yönetici sınıflar uygarlık ile bereber ortaya çıkar bunu engels de söylemiştir. Bu durumda 94 bin yıl boyunca insanlar yöneticisiz yaşamış demektir. Yabanıl dönemdeki bir kabile yaşlısını veya yaşlıları emir veren yetkili otoriteler olarak değerlendirmek hatalıdır kararlar beraber tartışılarak alınır ve yaşlıların lider zannedilme nedeni daha çok tecrübeye sahip olmalarından ötürü itaat e değil, tecrübeleri ve olayları kolayca çözmekteki başarıları nedeniyle saygıya dayanan bir özellikleri olmasından ötürüdür. Bugün benzer nitelikteki insanlar halen mevcuttur ancak hiç biri yönetici değildir onlar yönetmez tavsiye verirler çünkü.

Kaos düzensizlik olarak bilinir. Ancak düzensizlik doğadır ve kaos kendi iç dinamiklerinin bütünlüğünde doğanın işlevsel birimlerini oluşturur. Bozulmaz, teklemez, aniden parçalanmaz daima değişime açıktır. Düzen belli bir ereğe yönelik olarak kapalı sistemler dahilinde ortaya çıkan ve işlevsel açıdan son derece kusurlu dar perspektifli çerçevelerdir. Bildiğini yaptırdığın kişi senin eksik bilgin nedeniyle yanlış bir şeyi mecburenn yapabilir. Bu durumda aynı yanlışı o da başlkasına yaptıracaktır ve bu bir noktadan sonra geri dönüşü olmayan bir kırılmaya ve zincirleme bozulmaya neden olacaktır. Yaptırımlar zararlıdır, ancak bildiğini paylaşıp öğrenmesini sağlar,seninle tartışmasına izin verirsen iki kişinin bir kişiden daha kapsamlı ve daha işlevsel bir şey oluşturabileceği açıktır. Bunu topluma ve çalışma hayatına yaydığımızda insanın yapabilecekleri yanında bugün izlediğimiz bilim kurgu filmlerinin hiç bir imkansızlık barındırmadığı gibi tüm dünyanın yaşayan dev bir beyin gibi kolaylıkla sorunların üstesinden gelebileceği görülebilir.

Konu Orgon tarafından (26-06-2010 Saat 18:55 ) değiştirilmiştir..
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #6 (permalink)  
Alt 26-06-2010, 20:41
Taze Arıza
 
Üyelik Tarihi: 08-05-2009
Yaş: 19
Mesajlar: 36
İlk cevaptan:Yani düşündüğün , bir yönetici olması birkişinin birden çok kişiyi yönetmesi her zaman adaletsizliklere yol açar.Çünkü bir süre sonra mutlaka sorunları göremeyecektir yönetici.Anladığım kadarıyla demokrasiyle yönetici değiştirmekte işe yaramaz.Buna bir çözüm bulmak sanırım imkansız.
Üçüncü cevaptan:Biraz yanlış anladın beni benim demek istediğim daha yalıtılmış ve küçük ölçekli bir koloniyi güçlü gelişmiş bir bilgisayarla kısa vadeli öngörebiliriz.Ama bunla anlatmaya çalıştığım kahinlik değil kadercilik hiç değil. insanın tahmin gücü anlatmaya çalıştığım.Şudur yani eğer bişeyi elinden bırakırsan düşer bunu tahmin edebilir insan bunun gibi daha karmaşık olaylarda tahmin edilebilir ama tam olarak öngörülemez tabiki ve tahmin yapıyorsakta bilimsel temellere dayandırmalıyız o bakımdan söyledim.Geleceği görmek pratikte mümkün olamaz haklısın.
Senin dediğin hücrelerin organizmeya dönüşmesi sencede yöneticisiz bir köy komününü tarif etmiyor mu? aklıma şirinler geliyor.
Bu arada benimle uğraştığın için çok teşekkürler.Tüm bunları düşüneceğim şüpheyle yaklaşmak zorundayım aklıma birşey takıldıkçada sorarım.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #7 (permalink)  
Alt 28-06-2010, 17:59
Orgon - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
CoSmiC VoiCe
 
Üyelik Tarihi: 16-12-2009
Mesajlar: 1,402
Alıntı:
Yani düşündüğün , bir yönetici olması birkişinin birden çok kişiyi yönetmesi her zaman adaletsizliklere yol açar.Çünkü bir süre sonra mutlaka sorunları göremeyecektir yönetici.Anladığım kadarıyla demokrasiyle yönetici değiştirmekte işe yaramaz.Buna bir çözüm bulmak sanırım imkansız.
İmkansız olsaydı canlılar da imkansız olurdu. Yanlış biliyorsunuz, size hep aksi öğretildi çünkü. Evrende ve doğada, canlı oluşumunun temelinde varolan süreklilik, türlü birimlerin birbiriyle doğrudan ilişkiye girip işbirliği oluşturmasıdır, birileri onları bir araya getirmez, pasif değildirler, dayatmayla emir alıp zoraki görevler üstlenmezler veya otomatik de değildirler. Bunları yeni öğreniyoruz o yüzden yeni sayılır bu kadar çok anti otoriter fikrin ortaya çıkması da. Buna çözüm bulamayan da zaten yöneticiliğin gerekliliğine olan inançtır. Beyin ve sinir sistemi vücuda emir mi verir sanıyorsun? Hayır ana iletişim birimidsir bu sayede koca bir kompleks yapı, her birimiyle birbiri arasında eşgüdüm oluşturabilir. Ya da şöyle soralım, bugün yeryüzünde ve insan yaşamında olan onca araç, iletişim, işbirliği ve çalışma hayatını hangi siyasi lider, kral, yönetici kurmuştur? Hiçbirisi. Bunu zaten insanlar yaptı hep beraber sorun olan bunların üstüne konan ve bozan aslaklardır ve onlardan kurtulunmalıdır. Bu şuna benzer Zaten yaşayan bir insanı bir yere bağlayıp türlü sinirlerine de elektrotlar bağlayıp belli birkaç komuta göre ellerini ayaklarını oynatıyorsunuz ve bu sistemi kontrol edenler, yani bu birkaç kişinin dillendirip yürüttüğü komutlar olmasa o insan varlığını sürdüremez diyorsunuz. Oysa tersine, düzgün hareket edemiyor bile robot gibi ve o elektrotlar sökülmeli ki insan gibi kolayca yaşayabilirsin.

Alıntı:
Üçüncü cevaptan:Biraz yanlış anladın beni benim demek istediğim daha yalıtılmış ve küçük ölçekli bir koloniyi güçlü gelişmiş bir bilgisayarla kısa vadeli öngörebiliriz.Ama bunla anlatmaya çalıştığım kahinlik değil kadercilik hiç değil. insanın tahmin gücü anlatmaya çalıştığım.Şudur yani eğer bişeyi elinden bırakırsan düşer bunu tahmin edebilir insan bunun gibi daha karmaşık olaylarda tahmin edilebilir ama tam olarak öngörülemez tabiki ve tahmin yapıyorsakta bilimsel temellere dayandırmalıyız o bakımdan söyledim.Geleceği görmek pratikte mümkün olamaz haklısın.
Bir fabrikada motor üretiliyorsa o fabrikada nasıl motor üretileceğine karar vermekten daha önemlisi orada bulunanların oluşturduğu işbirliğidir. Çalışma hayatında salt laf iş görmez doğrudan ilişki vardır ve durmadan sorun çıkar. Bir kişiye motoru tamir et dediğinde bunu nasıl yapacağı bellidir ve bir saat bile gecikme şansı yoktur zaten süre önceden bellidir uzatma şansı belli birtakım istisnai durumlara bağlıdır. Yöneticiler ise tam tersine fabrikada kürsüye çıkıp bağıran çığırtkanlara benzerler ve kafa ütülemekten başka bir faydaları yoktur. Normalde fabrikada bunlardan yoktur,çalışma hayatında da. Ama toplumu genelinde vardır neden? Ne işe yarar bunlar? Hiç. Üstelikl hiç bir dedikleri tutmaz da daha komiği de dediklerini yapamayınca işten atılmazlar. Yöneticilik ve siyasetde dediğini yapma kuralı yoktur bahane oluşturma taktiklerinde uzmandırlar. Fabrikama girip bana nasıl iş yapacağımı anlatan bir salak görsem kulağından tutar tekme tokat dışarı atarım, "git başımdan geri zekalı şey işimiz var burada kes traşı" diye. Oysa demokraside bu adamlardan daha fazlası işbaşına getiriliyor durmadan ve kimse demiyor ki bilmediği konularda durmadan ahkam kesen bu gerzekler de kim? Buna alıştırılmışlar normali bu sanıyorlar oysa tam tersine normalliği bozanlar bunlar.

Alıntı:
Senin dediğin hücrelerin organizmeya dönüşmesi sencede yöneticisiz bir köy komününü tarif etmiyor mu? aklıma şirinler geliyor
Hücreler ve dev bir organizmayı köy olarak niteleyebilir misin? Hayır. Sence bugün varolan kentlerimiz, iletişim şebekelerimiz,elektrik şebekelerimiz, ulaşım yollarımız vs yani tüm iş güç yaşam olanaklarımız bu yöneticiler sayesinde mi oldu yoksa tam tersine zaten varolan bir şeyin üstüne bunlar konarak olanı yüzlerine gözlerine mi bulaştırdılar? Elbette ikincisi dünyada varolan acının da yıkımın da nedeni bu yoksa Yunanllı bir çiftçi ile, türk çiftçinin ne sorunu vardı ki mesela? Hiç. Bütün savaşları, yıkımları bu salaklar çıkardı,arkalarına takılan geleceğini kaybetmiş öfkeli kalabalıkları da toplayarak, dini,inancı her şeyi kullanarak, kışkırtarak, zorbalık yaparak, zorla dayatmalar ezberletip, korku salarak bunlar başka bir şey yapamazlar. İnsanlık tarihinin en gereksiz sınıfıdırlar ve geçmişin batıl dinlerindeki en kötü şeytanlar, canavarlar bunların yanında kendi karnını doyurmaya çalışan zararsız hayvanlar kadar masum kalır. Onlardan kurtulmanın tek yolu da onlara inanmamaktan ve halkların bu gerçeği farkedip bunasalakları üzerinden temizlemesine bağlı. Yoksa teknolojide bunlarda değil, bilimde, silah gücü de hepsi onlara bahşedilmese bir kaşık suda boğulur bunlar, yaygaralarla demogoji ile işi götürüyorlar sadece.

Şirinler çizgi film bir ideolojisi yoktu. Ama orda da ormanda ne lazımsa herkesin bir işkevi vardı yöneticiye lüzum yoktu ki zaten bilge birine danışıyorlardı en yaşlılarına başları sıkışınca o kadar. Bormal hayatta da yaşlılarımıza, bizden tecrübeli olanlara, örneğin bir yerde çalışıyorsak yıllardır o işi yapanlara veya bilmediğimiz konularda da uzmanlara danışmıyor muyuz zaten bazı durumlarda aynı şey. Bunun yöneticilikle alakası yok, dünya bu şekilde yürümüyor zaten yani varlığımızı onlara borçlu da değiliz hiç ihtiyacımız da yok.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #8 (permalink)  
Alt 29-06-2010, 23:15
Taze Arıza
 
Üyelik Tarihi: 29-06-2010
Yaş: 25
Mesajlar: 3
zeitgeist ya da venüs projesi hakkında ne diyorsun?
Zeitgeist - The Movie
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler
anarşizm, anarşizmde, bilim, bilimsel, diktatörlüğü, yaklaşımı


Konuyu toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Anarşizm ve Sovyetizm: Sovyet Sistemi mi veya Proletarya Diktatörlüğü mü? kaos Anarşizm 0 20-09-2009 09:52
Devlete Karşı Savaş: Stirner ve Deleuze'ün Yaklaşımı kaos Anarşizm 0 20-09-2009 09:34
Yaradılışçı İddialarına Bilimsel Cevaplar kaos Bilimsel Mevzular 0 23-08-2009 14:41
Anarşizmde toplum yapısı... ÖZGÜRLÜK Serbest Kürsü 0 15-11-2007 21:05
Bilimsel Etik LYNX Lorem Ipsum 0 13-10-2007 22:38


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 12:30 .
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2009, Crawlability, Inc.

Copyright ©2007 - 2008 khAos.info