|
|
| Anarşizm Biz ki caniyiz! Herkes için ekmek, iş ve her türlü bağımsızlık ve adaleti istiyoruz. |
Anarşi Mümkündür; Çünkü Ben Bir Anarşistim…Anarşizm içerisinde Anarşi Mümkündür; Çünkü Ben Bir Anarşistim… konusu: Anarşi Mümkündür; Çünkü Ben Bir Anarşistim..
Ahali gazetesi sayı:1
Ütopyalar imkânsız yerler değil. Bizi kuşatan birçok dayatmadan tek sahip olduğumuz gücümüzü, hayallerimizi birleştirerek kurtulabiliriz.
Çeşitli sözlüklere v.s. baktıktan sonra ütopyayı ...

03-10-2009, 16:29
|
 |
Anarşi!
|
|
Üyelik Tarihi: 23-10-2007
Yaş: 37
Mesajlar: 957
|
|
Anarşi Mümkündür; Çünkü Ben Bir Anarşistim…
Anarşi Mümkündür; Çünkü Ben Bir Anarşistim..
Ahali gazetesi sayı:1
Ütopyalar imkânsız yerler değil. Bizi kuşatan birçok dayatmadan tek sahip olduğumuz gücümüzü, hayallerimizi birleştirerek kurtulabiliriz.
Çeşitli sözlüklere v.s. baktıktan sonra ütopyayı hayali bir toplum ve yönetim projesi olarak tanımlayabiliriz. Aslında özünde içinde yaşanılan sisteme bir eleştiri ve başka bir dünya hayali taşır. Ütopyaya gitmek için yapılacak tek şey hayal kurmaktır yani her şey insanın kendi elindedir; bu sistemi istememek ve nasıl bir toplum istediğini bilmek. Hayal gücünün sınırsızlığı sistem için en büyük tehditlerden biridir çünkü kendisi için oluşturulabilecek bütün alternatifler onun içindedir. Peki, içinde yaşadığımız sistemde hayal gücümüz nerde?
Kapitalizmin onunla bütünleşmiş ve onu işleten bu yüzden de tüm güce sahip kişiler dışında kimseye mutluluk getirmediği aşikâr. Sermayedar, burjuva v.s. şeklinde adlandırılan bu kesimin karlarını arttırmak ve mevcut sistemi bunun için büyütmekten başka hayalgücü bulunmamaktadır. Bunların kuracağı ütopyada kapitalizmin işleyişinde insan en gereksiz şeydir. Çünkü bunların rasyonalist bilim adamları yarattıkları akıllı makineler ile bütün üretim sürecini sıfır insan gücü ile halledebilecektir. Tüm kontrol ve karar mekanizması çok iyi organize edilmiş büyük yapay zekâ sistemlerinin ellerinde olacaktır. Sistemler ürettikleri akıllı aletler ile mesela mutfak işlerinde, ulaşımda, alışverişte tüketicilere (isanlara değil çünkü bu ütopyada insanlar sadece sistemin ürettikleri ürünleri tüketebilme güdüsü olan biyolojik sistem olarak tanımlanıyor) yardım edeceklerdir. Kalan boş zamanlarında da insanlar kendilerini yapay etkinliklerle oyalayacaklardır. Burada da devreye eğlence sektörü girecektir. Kullanılan çeşitli araçlarla boş kalan bu insanların sisteme karşı isyan etmemeleri için hem eğlendirecek hem manipüle edecektir.
Bu hayal gücü mü yoksa yaşanılan durum mu? Şirketlerin çalıştıkları TKY, IIT, yalın örgüt, esnek üretim v.s. yönetim ve üretim şekilleri sıfır stok, sıfır insan gücünü amaçlamıyor mu? Üretilen ürünler hakkında hiçbir şey bilmiyorken ve kendi üretme imkânımızda (bilgi yetersizliği, şehirleşme v.s. nedeniyle) olmadığından tüketmekten başka bir şey yapıyor muyuz? Zamanımızın çoğu televizyon ya da internet başında geçmiyor mu?
Kapitalist bir ütopyada yaşıyoruz bu nedenle kapitalistlerin yaratıcılık ya da hayalgücü dediği şey mevcut düzeni değiştirmek değil onun daha çok güçlenmesi için en fazla mevcut eksikliklerini yada insanlık için kötü olabilecek yanlarının (bu yanlarda kapitalistlere göre görecelidir) reforme edilmesidir. Burada bir parantez açıp belirtmek gerekir ki kapitalizmin yaratıcılığı en çok kullandığı alan pazarlamadır. Hiç düşünülmemiş müthiş yaratıcılık ürünleri, çok fonksiyonel ürünlerini yine yaratıcılık dehası reklâmcıları ve pazarlamacıları ile satabilirler ve aslında sistemin kötü yanları rasyonel bir şekilde düzeltilir. Aslında kapitalistlerin başka bir dünya hayali yoktur çünkü onlara göre bu toplum yapısı yaşanabilecek en iyi düzendir. Sistem içindeki ufak (!) hatalarda yapılan yeni düzenlemeler ve yasalarla düzeltilip, kusursuz hale gelecektir. Bu koskoca bir yalan! Düzen insanlarının idealistlere söylediği gibi "Hayal dünyasında yaşıyorsun sen kardeşim!"... Kapitalizmin iki yüzyıllık varoluşu süresince doğaya ve insanlara çektirdiği acı onarılamayacak düzeye geldi. Üstelik post-endüstriyel toplumun endüstri devriminin ilk yıllarında yaşanan vahşi kapitalizmden farkı yok. Topraklarını ve emeklerini küresel sermayeye açmış olan Uzakdoğu ülkelerinde yaşanan sömürü, açlık v.s. modern kapitalizmin batıda gözükmeyen vahşi yüzüdür. Modern dünyada bir statü sembolü olarak giyilen ayakkabıların, kotların, tişörtlerin üreticisi Nike, Dockers, Tommy Hılfıger, Reebok, Adidas, v.s. firmaları ucuz işgücü için kurdukları fason fabrikalarda bundan başka çaresi olmayan Asyalı göçmenleri sağlıksız çalışma koşulları, kötü yurtlar ve çeşitli şiddet yolları ile çalıştırmaktadır. Üstelik bu insanlara hiçbir şekilde örgütlenme hakkı verilmemekte; bırak sendikalaşmayı fabrikada birlikte konuşan iki kişi hemen işten atılmaktadır. Bu bir anlamda modern köleliktir; yaşamak için efendisinin verdiği barınağa (yurt), yiyeceğe (ücret), v.s. muhtaç ve hiçbir şekilde isyan edememektedir. Sanırım bir farkla; eskiden efendi topraklarında çalışan kölesinin çalışmasını sömürdüğünden onun ölmesini ya da rahatsızlanmasını istemez ve bunun dozunu ayarlardı. Oysa modern efendi için bir köle gidiyor, bir başka köle geliyor. (Sorun zaten bunun kölelik olarak algılanmaması ve bunu değiştirme isteğinin oluşmamasıdır.)
Ütopyalar hayata geçirildiği ölçüde anlamlıdırlar. Bu nedenle hayal edilenler sadece yaşanılacak yere dair değil oraya nasıl gidileceğine dair olmalıdır.
Kapitalizmin bırak hayal etmeyi yaşamaya bile imkân vermediği bu insanlardan ütopya umudumuzu keserek yüzümüzü post tarafına çevirdiğimizde de uydurma kâr etme güdüsü ile rekabetin o tatlı sarhoşluğunda kendini kaybetmiş şirketlerin kapitalizmi harika bir şekilde dönüştürdüğünü görüyoruz. Esnek çalışmanın işçi ayağı olan esnek üretimde esneyen kısım sanırım 8 saat olması gereken günlük çalışma süresinin siparişe göre aç susuz bütün gün olması. Bu süreçte mantıken işçinin yanında olması beklenen sendikalar sermayeden pay kapmak için çıkan yasalarda hiçte işçinin yanında bir tavır sergilememektedir.
Sistemin beyaz yakalı kölelerinin de bunlardan pek farkı yok. Her ne kadar bir patron ya da sermayedar kadar olamayacağının bilincinde de olsa mevcut statü merdivenlerinde bir basamağa belki bir üst basamağa yerleşebilmek amacıyla aslında kendi gibi düşünenlerin üstüne yerleşir. Her ne kadar Durkheim gibi bazı düşünürler toplumsal boşluk dönemlerinde bunların dönüştürücü özelliğinin olacağını savunsa da saatlerce bilgisayar başında oturmaktan kemikleri yamulan, parmak ucu sinirleri yıpranıp ellerini kullanamayan, ekrana bakmaktan gözleri bozulan, yaptıkları işten başka bir şey için beyin güçlerini kullanmayan bu insancıklar en fazla boşluk durumunda kapitalizmi dönüştürmeyi ve onu geliştirmeyi becerebilirler. Yinede o çok kötü koşullarda çalışan işçilere göre bunlar şanslı sayılırlar. Her ne kadar sistem tarafından çok fazla manipülasyona maruz kalsalar da sistemin sunduğu özgürlük ve eğlenceden de bunlar yararlanıyorlar. (Burada yanlış anlaşılmasın sistem kendisine hiçbir zarar getirmeyecek ölçüde özgürlük alanları açar; yani mevcut alanların ne kadar özgür olduğu tartışma konusudur.)
Durum böyle olunca kapitalizm karşıtı olmak bir seçim olmaktan çıkıyor, vicdani ve insanlığı ilgilendiren bir mesele oluyor. Ütopyamızın kapitalizm dışında bir yer olacağı kesindir. Ancak hayallerimizi bile sınırlandırabilen sistem içinde nasıl başka bir dünya istenebilir? Bu dünya üzerinde çok iyi bir şekilde örgütlenmiş olan ve her yere çok rahat sızıp ona göre ideoloji değiştirebilen, kendisini hemen dönüştürebilen kapitalizmin giremediği ve hakikatten başka bir şekilde de var olunabiliyormuş dedirten örnekler bu noktada ilham verici oluyor. Kapitalizmin örgütlediği tüketici, menfaatçi, yoz kültürü hayatlarından çıkarmış, rekabet yerine dayanışmayı, hiyerarşi yerine özyönetimi, kölelik yerine ortaklaşa üretimi yaşatabilen bu insanlar ütopyalarını yaşamışlardır. Kapitalizmden başka ütopyalarını yaşamış bu insanlara verilecek en güzel örnek 1890 ve II. Dünya Savaşı'nın patlaması arasında geçen dönem zarfında çoğu Avrupa ülkesinde özelliklede İspanya, İtalya ve Fransa'da kitlesel devrimci sendikalar kuran anarşistlerdir. Bu sendikalar aşağıdan yukarı bir tarzda konfederal olarak örgütlenmişlerdi. Daha iyi ücretler ve çalışma koşulları meseleleri çevresinde kapitalistlerle günlük bir savaşım yürüttüler ve aynı zamanda da devrimci bir genel grev aracılığı ile kapitalizmin yıkılmasını da hedeflemişlerdi. Bu örgütlenme teknikleri işçilerin katılımını, güçlenmesini ve militanlığını cesaretlendirdi.
Kendinden yönetim, federalizm ve karşılıklı yardımlaşma ilkelerini benimseyen anarko-sendikalistler bireylerin, işyerlerinin, köylerin, şehirlerin ve diğer varlıkların hiçbir etkisi olmadan kendi işlerini yönetmeyi arzulayarak, özerkliği gerektiren ve tüm grupları toplumsal olduğu kadar ekonomik olarak ta özgür birliklerde bir araya getiren bir bağ (federalizm) ile bağlandılar. Kapitalist sistemde var olan rekabete nispetle daha iyi bir şey olan farklı ırklara, dillere ve kültürlere rağmen dünyayı bir bütün olarak değerlendiren karşılıklı yardımlaşmayı benimsediler.
Aracılar olmadan sorunların ilgili taraflarca doğrudan çözümlenmesini gerektiren parlamentoyu, hâkimleri, bürokratik komiteleri, hükümetleri, kamu ile ilgili işlerde faaliyetleri reddederek doğrudan eylemi uyguladılar. Kapitalist sistemi ve devleti ortadan kaldırarak toplumu dönüştürecek Toplumsal Devrimi amaçladılar. hayalgücüne biraz daha ilham vermesi için bundan ayrıntılı olarak bahsetmek istiyorum. 18 Temmuz 1936'da Faşist darbı maruz kalan toplumsal devrim, libeıter sosyalizmin bugüne kadarki en büyük deneyimi idi. Son kitlesel sendikalist birlik olan CNT burada yalnızca faşist yükselişi geciktirmekle kalmadı, aynı zamanda yaygın bir şekilde toprağa ve fabrikalara el konulmasını cesaretlendirdi. İki milyona yakın CNT üyesi dâhil olmak üzere yaklaşık yedi il yon insan, en güç koşullar altında dahi özyönetimi uygulamaya geçirdi ve aslında hem çalışma koşullarının hem üretimin gelişmesini sağladı. 19 Temmuz’un ardından gelen karmaşık günlerde, inisiyatif ve iktidar gerçekte CNT ve FAI'nin üyelerinin elindeydi. Bunlar hiç kuşkusuz ki Faistas (FAI üyelerinin) ve CNT militanlarının etkisi altında olan sıradan insanlardı. Faşist ayaklanmayı yendikten sonra üretimi, dağıtımı ve tüketimi tekrar başlattıkları gibi; İspanya'nın Franco'nun işgali altında bulunan kesimlerini kurtarmak üzere gönderilecek milisleri de örgütlediler ve gönüllü olarak (onbinleri bulan sayılarda) onlara katıldılar. İspanya işçi sınıfı, kendi toplumsal adalet ve özgürlük düşüncelerine dayanacak yeni bir dün yayı mümkün olan her yolla yaratmak için kendi hareketlerini yaratıyordu. George Orwell'ın 1936 Aralık sonundaki devrimci Barselona'ya ilişkin sözleri başlayan toplumsal dönüşümün canlı bir resmini çiziyor: "Her dükkân ya da kafede, kolektifleştirildiğini bildiren yazılar asılmıştı; hatta ayakkabı boyacıları bile kolektifleştirilmiş ve sandıkları kara-kızıl renge boyanmıştı. Garsonlar ve dükkân çalışanları dosdoğru yüzüne bakıyor ve size eşitiniz olarak davranıyordu. Hizmetkârlar ve hatta şatafatlı hitap şekilleri bile ortadan kalkmıştı. Hiç kimse 'Senor', 'Don' ve hatta 'Usted' (siz) bile demiyor, herkes birbirine 'Comrade' (yoldaş) veya 'Tu' (sen) diye sesleniyor ve 'Buenos Dias' (iyi günler) yerine 'Salud' ( selam) kullanıyordu... Her şey bir yana, devrime ve geleceğe yönelik inanç, birdenbire bir eşitlik ve özgürlük çağı açılmış gibi bir his vardı. İnsanoğulları, kapitalist makinenin dişlileri gibi değil de, insan gibi davranmaya çalışıyorlardı." Katalonya'daki tüm sanayi ya işçilerin özyönetimi ya da işçi denetimi altına girmişti (yani, ya ilk durumda idarenin bütün yönlerini ele geçiriyorlardı; ya da ikinci durumda ise eski idareyi denetliyorlardı.) Bazı durumlarda bütün bir şehir veya bölge ekonomisi bir kolektifler federasyonlarına dönüştürülüyordu. (Katalonya, Aragon, Valencia'daki demiryolu hatlarını idare etmek üzere oluşturulmuş olan) Demiryolları Federasyonu örneği tipik bir örnek olarak verilebilir. Federasyonun temeli yerel meclislerdi: "Her yerellikteki tüm işçiler, yapılması gereken bütün işlerle ilgili olarak, denetlemek amacıyla haftada iki kere toplanıyorlardı... Yerel genel meclis, her istasyon ve bağlantı yerindeki genel işleri yönetmek üzere bir komite belirliyordu. Bu toplantılarda, üyeleri eski işlerinde çalışmaya devam eden bu komitenin aldığı tüm kararların geçerliliği, raporları sunmasının ve soruları cevaplamasının ardından, bu kararların işçilerce onaylanmasına yada onaylanmamasına tabiydi. Komite delegeleri herhangi bir anda meclis tarafından görevden alınabilirdi; ve Demiryolları Federasyonu'nun en yüksek koordinasyon organı ise üyeleri çeşitli branşlardaki birlik meclislerince seçilen 'Devrimci Komite' idi. Demiryolları hatları üstündeki denetim devletçi ve merkezi bir sistemde olduğu gibi yukarıdan aşağıya doğru işlememekteydi. Devrimci Komite'nin böyle bir gücü yoktu. Komite üyelerinin görevi, genel faaliyetleri denetlemek ve demiryolu ağını meydana getiren farklı hatları koordine etmekle sınırlıydı. Toprakta onbinlerce köylü ve günlük kırsal tarım işçisi gönüllü, özyönetime sahip kolektifler meydana getirdi. Bir üyenin ifade ettiği üzere; "Bir kimsenin düşündüğünü söyleyebildiği, eğer köy komitesi yetersiz ise bunu ifade edebileceği özgür bir toplumda, bir kolektifte yaşamak... Harikulade bir şeydi. Komite, bütün köyü genel bir mecliste toplamadan hiçbir önemli kararı almazdı. Tüm bunlar harikaydı." Toplumsal cephede, rasyonel okullar, liberter sağlık hizmetleri, toplumsal merkezler ve benzerlerini oluşturdular. Mujeres Libres (Özgür Kadınlar) kadının İspanyol toplumundaki geleneksel konumuyla mücadele ederek, binlerce kadına güç kazandırdı, ispanya'nın geri kalanını Franco'dan kurtarmaya giden gönüllü milisler anarşist ilkeler temelinde örgütlenmişlerdi ve hem erkekleri hem de kadınları içinde barındırıyordu. Hiçbir rütbe, selamlama ve subay tabakası yoktu. Herkes eşitti. Kapitalist devlet kurulan sendikaları ve politik partileri aracılığı ile devrimin felaketten başka bir şey getirmeyeceği ve gelişmiş batı uygarlığında demokrasinin tek yaşayabilir keşif olduğu fikrini beyinlere işlemiş, on yıllar boyunca sorumluluğu üstüne almışken; CNT devrimin filmlerde ve tarih kitaplarında anlatıldığı gibi bir kan banyosu olmadığını aksine insan soyu için dikkate değer, samimi ve gerçekçi bir gelecek olduğunu kanıtladı. Üretim gibi insan için önemli faaliyetlerde ve benzer birçok şeyde kapitalistlere bağımlı olup isyan ettikten sonra örgütlenme korkusu yaşayan bu enle de her şeyi kabullenen insanların o günlere bakmaları gerekiyor. Ancak kapitalizm için Ütopyayı anlık dahi olsa yok etmek için ölüme karşı savaş kaçınılmazdı.
Yaşadığımız bu dünyada dünyanın sahiplerinin kendileri ve bizim için hayal ettikleri ütopyada ve bunun dışında yaşanılabilir diğer ütopyalara da ne yaptıkları ortadayken sanırım başta sorduğum soruyu tekrarlamalıyım: Hayal gücümüz nerede? Her şekilde bizi kuşatan ve kurguladığımız her şeyin onun açtığı bir alana denk düşme tehlikesi olan sistem özgürlükçü her söylemi alıp içini boşaltıp kendisine uygun bir şekilde tekrar önümüze yaşama alternatifi olarak sunarken hayal etmek çok önemli bir eylem haline geliyor. Ancak ütopyamın bir insanın diğer insanlarla en iyi, mutlu ve özgür bir şekilde yaşayabileceği bir yer olması için onu sadece düşünmem, aklımdan geçirmem çok da bir anlam ifade etmiyor. Ütopyalar hayata geçirildiği ölçüde anlamlıdırlar. Bu nedenle hayal edilenler sadece yaşanılacak yere dair değil oraya nasıl gidileceğine dair olmalıdır. Aksi takdirde yine bir kâr etme alanı olan basımevlerinin elinde ütopik (onlara göre yaşanılması imkansız yer) bir eser olarak kitapçılardaki yerini alabilir!
Bunun için (yine çalışma yaşamından doğru tartışırsak) öncelikle 'çalışma' üzerine düşünülmelidir; ilkel kölelik, modern kölelikteki pürütan çalışmadan hedonist ve narsist çalışmaya evirilen çalışma etiği hiçbir zaman hayatta kalmak için belli bir ücrete razı olmak için çalışmak ve ihtiyacını karşılasa dahi ahlaki olarak azla yetinmeyip daha fazlasını elde etmek için çalışmak alternatiflerinin içinden kurtulamamıştır. Eğer ideolojisinin mantığına (her ne şekil almış ve her ne ad altında olursa olsun ) bakılırsa aslında çalışma kapitalizmin üretim sürecine katkıdır. Peki, çalışmamak hayal edilebilir mi?
Bunun gibi fiziksel ihtiyaçlarımızı karşılamayı en az çaba ile sağlamamıza neden olan sistem neredeyse hayati tüm faaliyetlerimizin ideolojisini kendisine döndürerek bunu beyinlerimize kazımışken "Çalışmamak, Nasıl yani? Nasıl yaşayacağız peki o zaman?" diyen safların sorularını ve "Her şey ne güzel işliyor. Nereden çıkartıyorsun bunları. Bütün bunlar boşluktan. Tabi işiniz gücünüz yok, oturup abuk sabuk meseleler çıkartıyorsunuz. Tembellik sizin içinize işlemiş, hayat size zor geliyor, para kazanmak zor geliyor." diyen hiçbir şeyi sorgulamamış, içine doğduğu toplumsal yapıyı olduğu gibi kabul edip, boş verip yaşayanların iç seslerini duyuyorum. Onlara verilebilecek yanıt ya da söylenecek en uygun söz; eğer gerçekten adil ve özgür bir ütopyada yaşamak isteniyorsa, kapitalizmin bizim için yaptığını söylediği her şeyi reddederek kendi fikir dünyamızı ve bunun hayattaki örgütlenmesi hayal edilmelidir.
Ütopyanın olması imkânsız yerden çıkması için kapitalizmin sunduğu varoluş (aslında var olamayış) alanlarını reddetmek (okulu bırakmak, askere gitmemek, fabrikada üretimin aksamasını sağlamak v.s.) ve aslında en önemli varoluş öğesi olan hayal gücünü eyleme geçirmek yapılması gereken şeydir. Kapitalizm acı ve ölümdür ve başka bir dünya mümkündür. Ütopyalar imkânsız yerler değil. Bizi kuşatan birçok dayatmadan tek sahip olduğumuz gücümüzü; hayallerimizi birleştirerek kurtulabiliriz.
Bizler büyük binaların, tekerlekli makinelerin ve kalabalık insanların içinde yalnızlaştıkça sorduk, sorguladık, Neden, niçin, niye? Biz bu sistem içinde olduğumuz, bunun içine doğduğumuz için anarşist olduk! Oturmuş kendi kendine işleyen ve hala yayılan sistemi sorgulamamız bizi kendimizi, sorgulamamıza götürdü. Bu sistemi içindeki kendimizi gördük ve sisteme uymayan aykırı vicdanımızı... Bir şeylerden rahatsızsak, vicdanımız hala biraz sızlayabiliyorsa ve bunu gerçekten istemiyorsak şunu bilmeliyiz ki kapitalizm hala hayalleri tam olarak yok edemedi. Bugün sadece kaybedecek hayallerimiz kaldı.Tek ve en önemli gücümüzü harekete geçirmeliyiz.

fuck the system!
|

01-02-2011, 20:59
|
 |
ccc KHAOS KAVGADA ccc
|
|
Üyelik Tarihi: 15-12-2010
Nerden: Manhatten
Mesajlar: 270
|
|
|
Tek başınıza yarattığınız müthiş bir eser olduğunu hayal edin veya varsa böyle bir eseriniz, bunun üzerinden düşünün.. Bu eserin yaratmanızda, şüphesiz ilham ve yetenek, hırs ve çaba etkili oldu. İçinizden geldiğini gibi ve en iyisini yaratma arzusu ile çalıştınız üzerinde. Sonuçta mükemmel bir yetenekten mükemmel bir eser ortaya çıktı.
Şimdi de bu eseri oluşturutken size bir takım negatif faktörlerin(yasaklar, kurallar, malzeme kısıtlanması vs.) etki ettiğini veya negatif kişilerin bu eserde sizinle birlikte pay sahibi olmaya hatta bu eserde söz sahibi olmanıza engel olmaya çalıştığını varsayın. Hatta bu veya başka kişilerin bu eseri imha etmeye çalıştığını varsayın.
Anahtar= Burada eser diye tanımlanan: ÜTOPYA
1. Varsayım- Sonuç : Başarı..Sonsuz mutluluk.
2. Varsayım- Sonuç : Karmaşa.. Sınıflaşma..Ayrılık..Düşmanlık ve Yokoluş...
© COPYRIGHT BY KHAOS
|

01-02-2011, 21:43
|
 |
-
|
|
Üyelik Tarihi: 16-04-2008
Nerden: Hiçbir Yer
Mesajlar: 1,329
|
|
|
Bu "copyright" çok iyi gitmiş hepsinin üzerine doğrusu.

Tökezlemişliğim 2. basamaktan geliyor
|

02-02-2011, 01:58
|
 |
CoSmiC VoiCe
|
|
Üyelik Tarihi: 16-12-2009
Mesajlar: 1,402
|
|
Alıntı:
|
Tek başınıza yarattığınız müthiş bir eser olduğunu hayal edin veya varsa böyle bir eseriniz, bunun üzerinden düşünün.. Bu eserin yaratmanızda, şüphesiz ilham ve yetenek, hırs ve çaba etkili oldu. İçinizden geldiğini gibi ve en iyisini yaratma arzusu ile çalıştınız üzerinde. Sonuçta mükemmel bir yetenekten mükemmel bir eser ortaya çıktı.
|
Bu kısım hayal değil, dogmadır. Özellikle ilhamın varolabilmesi ve bir eserin olabildiğince güzel olup olmaması bireyselliğin penceresi ile ben olmayan arasında kurulacak ilişkinin karmaşıklığı ve işlevselliği ile doğru orantılı olacaktır. Bir kişi asla çok güzel bir eser yaratamaz, böyle bir şey hiç bir zaman, hiç bir insan evladı tarafından gerçekte yaratılmış da değildir. (şaşırmayın sakın, nasıl oluyor da hem bireysel mutlak özgürlüğü özgürlüğün ve ütopyanın anlamdaşı kabul edip, aynı anda başkalarının benlik merkezli değerlendirmelerini salt kendi adınıza tümden reddedebildiğinizi ve bir yaratım üstünde özel ve değişmez hak/tasarruf iddiasında bulunabildiğinizi düşünün. Hiç bir şey sizin değildir eseriniz soyut yaratı da, icat da olsa. Ne olursa olsun. Çünkü hiç bir şey bir şeye "ait" değildir durmadan yer değiştirir.)
Alıntı:
|
Şimdi de bu eseri oluşturutken size bir takım negatif faktörlerin(yasaklar, kurallar, malzeme kısıtlanması vs.) etki ettiğini veya negatif kişilerin bu eserde sizinle birlikte pay sahibi olmaya hatta bu eserde söz sahibi olmanıza engel olmaya çalıştığını varsayın. Hatta bu veya başka kişilerin bu eseri imha etmeye çalıştığını varsayın.
|
Eserin etkinliği yukarıda bahsedildiği gibi kişiyi aştığı noktada ortaya çıkabileceği için, eseri tek başına sahiplenmek ve özel mülk ilan etmek de söz konusu değildir. Bunun ötesinde varolan negatif etkilerin yoğunluğu, eseri yaratanın sadece kendisine fayda sağlayan bir eser olması oranıyla daha doğrusu kendisi için bir eser olduğu, kendisi tarafından yaratılmış olduğu sanrısının varlığı ile doğru orantılı olacaktır. Eğer yokedilmek isteniyorsa; eser diğerleri için zararlı ve onların ihtiyaçlarını karşılamamaktan öte onların birtakım ihtiyaçları üzerinde özel hak iddia ediyor demektir.
Alıntı:
|
Anahtar= Burada eser diye tanımlanan: ÜTOPYA
|
Yanlış.
anahtar= eser diye tanımlanan burada, özel mülkiyet hakkı.
ÜTOPYA ise özel mülkiyet hakkı ile beraber kişisel katkının bu katkının oranıyla alakasız biçimde tekelci biçimde özel kılındığı, etiketlendiği, tüm sahiplenme ve kişisel otorite kurma fikirlerinin reddidir ve özel şahıslara ve etkinliklerine endekslenebilir bir fikir değildir.
Alıntı:
1. Varsayım- Sonuç : Başarı..Sonsuz mutluluk.
2. Varsayım- Sonuç : Karmaşa.. Sınıflaşma..Ayrılık..Düşmanlık ve Yokoluş...
|
1. varsayım: Bir şey üzerinde hak sahibi olmanın başarı olarak ezberletilmiş olduğu klasik perspektif. Sonuç: zaten şu an yaşanmakta olan durum.
varsayım+sonuç= 0+0=0
2.varsayım: kişisel bir arzunun kişisel alan dışındaki unsurelarca engellenmesinin kişiselliğe engel olduğu iddiası ve kişisel bencilliğin herkes adına kutsanması.
sonuç: Bahsedilen yine mevcut klişe anlayış.
varsayım+sonuç= 0+0=0
sözkonusu değerlendirmedeki tek nesnel önerme ve etkinlik alanı sadece özel isimden (nick) ibaret.
Not: Söz konusu yazı, başlığa konu olan yazının içeriğinde bahsi geçen ütopya kavramını kişisel eser ve kişisel mülk ile anlamdaş kılmış, bu kişisel mülk anlamında bir eser olarak değerlendirmenin mümkün olmadığı ütopya kavramını çarpıtmak vasıtasıyla yazıda bahsi geçen ütopya kavramını betimlemiş olma iddiasına yönelik olarak karşı tez olarak yazılmış olup, bu değerlendirmeyi yapanın genel bir konuda kendi eseri üzerinde kişisel tasarrufda bulunma hakkı buraya yazıldıktan sonra bulunmamaktadır ve vardığı sonuçlarla beraber yok edilebilir, yani yok sayılabilir.
Konu Orgon tarafından (02-02-2011 Saat 02:26 ) değiştirilmiştir..
|

04-02-2011, 18:03
|
 |
ccc KHAOS KAVGADA ccc
|
|
Üyelik Tarihi: 15-12-2010
Nerden: Manhatten
Mesajlar: 270
|
|
|
Yazdiklariniza saygi gostermekle birlikte sayin Argon, yapmis oldugunuz elestirinin uslubu-bakis acisi da yanlis olmakla birlikte, elestirdiginizden farksiz olmus.
Bunun bir varsayim oldugunu biliyorsunuz. Oznenin yerine "toplum", "grup", "halk" vs konulabileginide bilmeniz gerekirdi-ki bu kadar uzun ve cafcafli paragraflaar yazabilen biri olarak.
Ayrica: Utopyanin ne oldugunu, ne anlamlara geldigini, cesitli anlayislardaki karsiliklarina bilmeniz gerekirdi. Gordugum kadari ile "beyninde utopya uretme" deyimini yaratmis liseli genclerle cok sohbet etmissiniz.
Simdi sizi, izninizle zati-ali`nizi varsayiyorum..
Sizin yerinizi degistirmeden-´ki ne haddimize , karsiniza bir ayna koyuyorum. Kendi kendinize tarsiyarak egonuzu sisiriyorsunuz.
Konu KHAOS tarafından (04-02-2011 Saat 18:15 ) değiştirilmiştir..
|

04-02-2011, 18:10
|
 |
ccc KHAOS KAVGADA ccc
|
|
Üyelik Tarihi: 15-12-2010
Nerden: Manhatten
Mesajlar: 270
|
|
Alıntı:
alchemy´isimli arızadan alıntı
Bu "copyright" çok iyi gitmiş hepsinin üzerine doğrusu.
|
Tesekkurler, cok naziksin yoldas.
|

04-02-2011, 18:20
|
 |
ccc KHAOS KAVGADA ccc
|
|
Üyelik Tarihi: 15-12-2010
Nerden: Manhatten
Mesajlar: 270
|
|
Alıntı:
Orgon´isimli arızadan alıntı
Not: Söz konusu yazı, başlığa konu olan yazının içeriğinde bahsi geçen ütopya kavramını kişisel eser ve kişisel mülk ile anlamdaş kılmış, bu kişisel mülk anlamında bir eser olarak değerlendirmenin mümkün olmadığı ütopya kavramını çarpıtmak vasıtasıyla yazıda bahsi geçen ütopya kavramını betimlemiş olma iddiasına yönelik olarak karşı tez olarak yazılmış olup, bu değerlendirmeyi yapanın genel bir konuda kendi eseri üzerinde kişisel tasarrufda bulunma hakkı buraya yazıldıktan sonra bulunmamaktadır ve vardığı sonuçlarla beraber yok edilebilir, yani yok sayılabilir.
|
Anlatim bozukluklari, imla hatalari ve yanlis tanim-tasvirler duzeltigi takdirde dahi birsey ifade etmiyor.
|

04-02-2011, 18:45
|
 |
ccc KHAOS KAVGADA ccc
|
|
Üyelik Tarihi: 15-12-2010
Nerden: Manhatten
Mesajlar: 270
|
|
|
Forum dahilindeki yorumlari degerlendirdim ve bazi uyelerin profilini soyle maddeleyebilirim:
- Her basligin altina fikri oldugunu beyan eden
- Birseyler bildigini ispat etmek amaciyla, ozellikle uzun (dikkat cektiginden olmali) yorumlarin altina, gunluk hayatta pek kullanulmayan kelimelerin bulundugu cumlelerden olusan, yorumlar yazan.
Ve her baslikta, gorusunu belirten herkese bir cevap yazmaya calisarak, hazircevap biri oldugunu ispatlamaya- ki bunun bir nedenide mesaj sayisini cok gosterme cabasidir- calisan
|

05-02-2011, 01:44
|
|
Raporlu Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 16-02-2010
Mesajlar: 648
|
|
Alıntı:
|
KHAOS´isimli arızadan alıntı
Alıntı:
|
orgon´isimli arızadan alıntı
Not: Söz konusu yazı, başlığa konu olan yazının içeriğinde bahsi geçen ütopya kavramını kişisel eser ve kişisel mülk ile anlamdaş kılmış, bu kişisel mülk anlamında bir eser olarak değerlendirmenin mümkün olmadığı ütopya kavramını çarpıtmak vasıtasıyla yazıda bahsi geçen ütopya kavramını betimlemiş olma iddiasına yönelik olarak karşı tez olarak yazılmış olup, bu değerlendirmeyi yapanın genel bir konuda kendi eseri üzerinde kişisel tasarrufda bulunma hakkı buraya yazıldıktan sonra bulunmamaktadır ve vardığı sonuçlarla beraber yok edilebilir, yani yok sayılabilir.
|
Anlatim bozukluklari, imla hatalari ve yanlis tanim-tasvirler duzeltigi takdirde dahi birsey ifade etmiyor.
|
(şimdi bi şeyler söylicem de orgon alınma lütfen. tamamen dostça bir yaklaşım olacak. şu sıralar iyimser moddayım  )
hacı harbiden yaw. şu alıntı tek bir cümle. bu kadar uzun cümleler kurmadan anlatabilmesin anlatmak istediklerini. said nursi'yi geçecen neredeyse karmaşıklıkta.
bak şimdi mesela şöyle yazsan:
"İyi de kardeşim, ütopyayı bir eserle ilişkilendirip, onu kişisel mülkün sayamazsın. Ütopyayı kişisel bir mülk sayıp örnekleme kuramazsın. Baştan kaybediyorsun. Çünkü, bir eserin yazılmış olması, onu senin kişisel mülkün yapmaz. Eseri yazdıktan sonra, isteyen istediğini yapar o eser üzerinde. Sonuç: Örneklemen geçersiz".
Söylemek istediklerini daha rahat anlatabilirsin.
Örneklemenin her adımını ayrı ayrı incelemek de gereksiz kaçmış ve KHAOS'ın kasdettiği şeyleri doğrudan eleştirmemişsin. KHAOS arkadaşın söylemek istediği aslında çok basit bir şey. O da biraz uzatmış ve gereksiz bir örnekleme yapmış. Kısaca şunu demek istiyor:
"Bir ütopya kurgularsın, eğer her türlü dış koşul bu ütopyanın gerçekleşmesini engelleyebilirse ütopyan başarısız olur".
Her neyse ya.. işte böyle. Alın size benden bi soru:
Pragmatist bir manifestonun edimsel imgelenmelerine öykünen yaptırımları karakterize eden kuramların tümünü gerçekleyebilme yetisine haiz bir öngörümsel önerme varyantı olarak kabul edilse de, içsel çatışıklıkları pasivize etmenin bilişsel algılanması söz konusu olduğunda pitoresk bir tümevarım sağlayabilecek bir betimlemeyi, en marjinal kulvarlarda, ayrımlanabilir ve determinist bir tarzda angaje edebilme kapasitesine sahip olan nedir?
|

05-02-2011, 04:14
|
 |
Bu gece birileri ölecek!
|
|
Üyelik Tarihi: 16-03-2010
Nerden: Kali_fornia
Mesajlar: 1,401
|
|
Alıntı:
KHAOS´isimli arızadan alıntı
Anlatim bozukluklari, imla hatalari ve yanlis tanim-tasvirler duzeltigi takdirde dahi birsey ifade etmiyor.
|
Yaa, ama bak ne kadar uzun!
Bilip duymadığım ama bu kadar kasıldığına göre mutlak biryerde vukû bulan Uzatma Olimpiyatları'nda gümüş madalyayı kapması kesin. Bu kadar gaz üretmek de bir ergen...ayyy...erdemdir.
Bronz ise bu romantik bir manifestonun marjinal kulvarlarında yaptırımsal imgelenmelerle pasivize olan Dyavol alır, bu uzun ve sükseli sorusuyla.
Altın ise herzamanki gibi sükûnetin.
|
|
Konuyu toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
|
|
|
| Seçenekler |
|
|
| Stil |
Normal
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 20:41 .
Powered by vBulletin® Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2009, Crawlability, Inc.
Copyright ©2007 - 2008 khAos.info
|
|
|
|