|
İspanyol Devrimi'nden Öğrenmek
Çok dramatik biçimde kanla boğulan İspanyol Devrimi, 20. yüzyılda işçi sınıfının iktidara en çok yaklaştığı deneyimlerden biri olmasının yanı sıra bir dizi ideolojik çizgi için de bir sınanma alanı olmuştur. Bu yüzden, İspanyol Devrimi'nde etkili olan siyasi grupları tanımak yararlı olacaktır.
PCE: İspanyol Komünist Partisi. Stalin'in güdümündeki Komintern'in İspanyol kolu. PCE, İspanyol Devrimi'nin başlangıcında 800 üyesiyle zayıf bir gruptu. İspanyol Sosyalist Partisi'nin gençlik kollarıyla birleşmesinden sonra ilk defa kitlesel bir boyut kazandı. PCE, İspanyol Devrimi'nde Komintern'in bir aracı işlevi gördü. Stalin'in "anti-faşist Halk Cephesi" sloganı altında "demokratik" kapitalist hükümetleri destekleme politikasının bir sonucu olarak İspanya'da "demokratik" kapitalistlerle birlikte Halk Cephesi hükümetini oluşturdu. PCE, hem hükümet ortağı kapitalistleri hem de Stalin'in müttefiki İngiltere ve Fransa'yı radikal sınıf mücadeleleriyle ürkütmemek adına, işçi sınıfı mücadelelerini sürekli baltalayarak karşı-devrimci bir rol oynamıştır. PCE, daha sol politika izleyen POUM ve CNT üyelerine saldırmış, liderlerini kaçırıp öldürmüştür.
Anarşistler: İspanyol solu içerisindeki en büyük politik hareket anarko-sendikalizmdir. Bu çizginin en büyük temsilcisi CNT(Ulusal Emek Konfederasyonu) idi. 1911 yılında kurulan CNT, 1931 yılında 1,5 milyon üyeye sahipti. CNT ideolojisi gereği her türlü iktidara karşı olmasına rağmen 4 bakanla karşı-devrimci Halk Cephesi hükümetine katıldı. Devrimci durumun gelişmesiyle birlikte anarşistler kriz içinde kendi ideolojileriyle sürekli ters düştüler.
POUM: Troçki'nin önderliğinde, Stalin'in denetimindeki Komintern'e muhalif olarak kurulan Uluslararası Sol Muhalefetin (daha sonra 4.Enternasyonal'i meydana getiren yapı) İspanyol seksiyonunun, PCE'den atılan Maurin'in grubuyla birleşerek oluşturduğu parti. Bu birleşmenin öncesinde İspanyol Sol Muhalefeti'nin lideri olan Andres Nin ile Troçki arasında politik konularda ilkesel anlaşmazlıklar ve kopmalar yaşanmıştır. Birleşme sonrasında Maurin'in grubunun etkisiyle parti daha sağ politikaları benimsedi. POUM, kendini hiçbir zaman Troçkist olarak nitelendirmedi. Troçki ve 4. Enternasyonal de POUM'u Troçkist bir oluşum olarak görmediler. Troçki, oluşturulan bu partiyi, devrimci politikalarla Halk Cephesi arasında yalpalayan merkezci bir parti olarak değerlendirmiştir. POUM, Halk Cephesi hükümetine katılmadı, ancak programına imzasını attı. Troçki açısından bu, İspanyol Devrimi'ne ihanet anlamı taşımaktaydı. POUM olayların gidişatını etkileyecek güce ve kitleselliğe sahip olmasına rağmen PCE ve CNT'nin ihanetlerini işçi sınıfına teşhir etmeyip onların kuyruğuna takılarak devrimci önderlik rolünü oynamaktan uzak durdu. 4.Enternasyonal'e bağlı kalan devrimci Marksistler ise Maurin ile birleşmeden sonra Nin'in ekibinden ayrıldılar. Ne var ki, küçüklükleri nedeniyle olaylar üzerinde bir etki yaratamadılar.
PSOE: İspanyol Sosyalist Partisi. Sosyal demokrat bir parti olan PSOE, PCE ile birlikte Halk Cephesi hükümetinde yer aldı. CNT'den daha küçük bir sendika olan UGT(Genel İşçi Sendikası)'yi kontrol ediyordu. Bu partinin hızla devrimci Marksizm'e kayan güçlü bir gençlik kanadı vardı. Troçki'nin İspanyol Sol Muhalefeti'ne bu gençlik kanadıyla birleşme yönünde yaptığı ısrarlar boşuna gitti. PSOE'nin gençlik kanadı PCE'ye katılarak Halk Cephesi ile birlikte karşı-devrimci politikalarda eridi.
1936 yılı birçok bakımdan İspanyol Devrimi'nin dönüm noktasıdır. Çünkü devrimin gidişini her bakımdan karara bağlayacak olan iç savaşın başlangıcıdır. İspanya'da burjuva toplumunun bunalımının en üst noktası 1936'ya denk düşer. O yıl, geniş yığınların radikalleşmesinin doruğa çıktığı ve devrimci bir durumun oluştuğu yıldır
1936'ya Giden Yol
İspanyol toplumunun çelişkilerinin ifadesi olarak yaşanan bunalım 30 Ocak 1930'da general Prima de Rivera diktatörlüğünün yıkılmasına neden oldu. 12-14 Nisan 1931'de yapılan belediye seçimleri cumhuriyetçi ve solcu partilerin zaferiyle sonuçlandı. Cumhuriyet ilan edildi ve burjuva partileriyle sosyalistlerden oluşan bir hükümet kuruldu.
Cumhuriyetin ilanı kitlelerin hareketiyle gerçekleşmişti. İşçiler çok güçlü görünen monarşiyi kendi elleriyle parçaladıklarını anlamışlardı ve hareket onların sınıf bilinçlerini daha önce hiç olmadığı kadar geliştirmişti. Cumhuriyetin ilanı işçilerin sorunlarını çözmedi ve çözemezdi, o sadece sorunlarının çözümüne giden yolda işçilerin önünü açtı. Cumhuriyet burjuva devriminde önemli bir aşamaydı; hem burjuvaziyi hem de proletaryayı güçlendirmiş ve emek-sermaye çelişkisinin üzerindeki örtüyü kaldırmıştı. İşte bu nedenle, Cumhuriyetin ilanı bunalımı hafifletmek şöyle dursun çelişkileri derinleştirdi.
1936 Seçimleri ve Halk Cephesi
Ocak 1936'da PSOE ve PCE Halk Cephesi'ni oluşturdular. 16 Şubat seçimlerinde 473 sandalyenin 276'sını Halk Cephesi kazandı. Seçim sonuçları sınıf mücadelesinin keskinleştiğini gösteriyordu. Merkez erimiş, Monarşik ve Katolik sağ güçlenmişti. Mülk sahibi sınıflar burjuva demokrasisine güvenlerini kaybediyorlardı. Dolayısıyla, burjuva demokrasisi de dayandığı sınıfsal temeli giderek kaybediyordu. Burjuvazinin darbeyi seçmemesi için işçilerin kazanımlarından feragat etmeleri gerekiyordu. Bu bir felaket olacağından ve işçi sınıfının demokrasiye ihtiyacı olduğundan tek bir seçeneği kalıyordu: kendi iktidarını kurmak. Demokratik devrimi tamamlamak için bile sosyalist devrimi gerçekleştirmek zorunluydu.
Seçimden sonra hükümeti bir burjuva partisi olan sol cumhuriyetçiler kurdu. PSOE ve PCE ilk birkaç ay hükümeti dışarıdan desteklediler. Halk Cephesi'nin programı onun burjuva karakterini ortaya koyuyordu. Zaten sonuna kadar burjuva olan Cumhuriyetçi parti programından önemli ölçüde etkilenmişti. Toprağın ve bankaların ulusallaştırılmasından bahsedilmiyordu; devletin demokratikleştirilmesi, işçilerin yaşam koşullarının iyileştirilmesi ve çözülmeyi bekleyen tarım sorunu hakkında fazla bir öneri yoktu. Garip bir şekilde sanayinin destekleneceği söyleniyordu. Bu, burjuvalar için sübvansiyonlar anlamına geliyordu. Halk Cephesi'nin icraatları programının da gerisindeydi. Yegane amacı özel mülkiyeti koruyarak mülk sahibi sınıfları ürkütmemekti. Fabrikaları kolektifleştiren işçilere ve toprağa el koyan köylülere sert tepki gösterdi. Halk Cephesi ordu içindeki darbeci hareketlenmeler konusunda tedbirsiz davrandı. Generaller aylardır darbe hazırlıkları yapıyorlardı ve bu beklenen bir şeydi. Hükümet, Franco ve bazı komutanları merkezden uzaklaştırmakla yetindi.
PCE ve Halk Cephesi
İşçi sınıfının öncüsü olduğunu iddia eden PCE, Halk Cephesi programının altına hiç eleştirmeden imzasını koydu. PCE, bu programın yani özel mülkiyetin korunmasının en kararlı savunucusu oldu.
PCE yetkilileri Fransız Komünist Partisi'nin yayın organı olan L'Humanite'ye "sadece iki amacımız var, cumhuriyet düzenini ve mülkiyeti korumak" diyorlardı(1). PCE, bunun ötesine geçen amaçlara müsamaha göstermeyeceğini daha sonraki tutumuyla ortaya koyacaktı.
PCE önceleri hükümete girmedi. Burjuva hükümete katılıp sorumluluk almayı istemedi. Ancak burjuva hükümeti hiç eleştirmedi. Daha sonra kitlelerin baskısıyla ve meşruiyeti ortadan kalkan hükümete meşruiyet kazandırmak için hükümete girmek zorunda kaldı.
PCE'nin İspanyol Devrimi'ndeki rolü sınıfsal olarak Menşeviklerin Rus Devrimi'ndeki konumuna tıpa tıp uyuyordu. Menşeviklerin Geçici Hükümet karşısındaki ve PCE'nin Halk Cephesi hükümetleri karşısındaki tavırları arasında ilginç benzerlikler vardı. Hatta sonraları PCE Halk Cephesi'nin en büyük gücü haline gelecek ve devrime Menşeviklerden çok daha acımasızca saldıracaktı. Devrime karşı tavırlarını haklı çıkarmak için ikisi de aynı şeyi savunuyordu: koşullar sosyalist devrim için olgunlaşmamıştı(2).
Askeri Ayaklanma
16-17 Temmuz 1936 gecesi İspanyol Fas'ındaki birlikler isyanı başlattılar. Hükümet birkaç saat içinde ayaklanmadan haberdar oldu, buna rağmen bir gün boyunca sessiz kaldı. Hükümet 17 Temmuz gecesi Franco'dan ayaklanmanın durdurulmasını istedi, ancak Franco'nun cevabı koşulsuz teslim olmalarını istemek oldu. 18 Temmuz'da birçok merkezin düşmesinden sonra hükümet sessizliğini bozdu: "Hükümet yarımadalarda durumun sakin olduğunu açıklar. Hükümet işçi örgütlerinden aldığı yardım tekliflerine teşekkür eder ve minnetlerini bildirirken, kendisine yardım etmenin en iyi yolunun devletin askeri gücüne güvenmek ve soğukkanlılık örneği vermek için günlük hayatın normal gidişini güvence altına almak olduğunu bildirir (3) ."
PSOE ve PCE de gazetelerinde hükümete güven çağrıları yapıyorlardı. UGT ve CNT, işçilerin silahlandırılmasını talep ederken onlar sessiz kaldılar.
Donanma ayaklanmaya katılmamıştı. Donanma askerleri sağcı komutanları tutuklamışlar ve cumhuriyete bağlı kalacaklarını bildirmişlerdi. Hükümet bu çok önemli güçten de yararlanmadı. Birkaç gemi Cebelitarık'ı kapatarak Fas'taki birliklerin yarımadaya geçmesini engellemeye çalıştı, ancak donanmanın çoğu Cumhuriyet'in elindeki limanlarda demirli kaldı. Hükümet harekete geçmedi çünkü boğaz kapatılırsa İngiliz ve Fransız ticaretine, yani iki müttefike, büyük zarar verilmiş olurdu.
İşçiler hükümeti beklemediler. 19 Temmuz'da Madrid ve Barcelona'daki kışlaları kuşatıp ele geçirdiler. İşçiler askeri ayaklanmaya karşı ayaklanmayla cevap verip birçok merkezde kendi imkanlarıyla silahlandılar. İşçileri silahlandırmak istemeyen hükümet 19 Temmuz'da istifa etmek zorunda kaldı. Yeni hükümet işçileri silahlandırmaya başladı, ancak silahlı işçilerin duruma el koymasından hemen sonra Halk Cephesi'nin önemli isimlerinden Martinez Barrio, 'silaha hiç sarılmamış olması gerekenler silahlarını bırakıp işlerinin başına dönsünler' diyordu.
İşçiler Oviedo'yu kuşattılar. Madrid'in savunulması için binlerce milis gönderdiler ve Aragon eyaletinin yarısını geri aldılar. Güneyde yabalarından başka silahları olmayan tarım işçileri köyleri ele geçirdiler.
Generaller ayaklanmayı ustaca hazırlamışlardı, ancak işçilerin vereceği tepkinin şiddetini doğru hesap edemediler. Zafer kolay olmayacaktı ve İspanya'yı zorlu bir iç savaş bekliyordu.
İç Savaş
Darbeciler kısa sürede güçlü bir askeri desteğe sahip oldular. Portekiz, Almanya ve İtalya'nın yardımları, Halk Cephesi'nin ihanetinden sonra darbecilerin savaşı kazanmasında ikinci büyük etken oldu. SSCB, sadece PCE'nin denetimi altındaki birliklere silah gönderiyordu. İngiltere, Fransa ve ABD iç savaş boyunca tarafsız kaldılar. Almanya ile savaş giderek daha muhtemel hale geliyordu ve İspanya'nın faşist kampa katılması yaklaşan savaşta dengeleri değiştirebilirdi, bu da onların işine gelmezdi. Ancak İspanya'da onları bekleyen daha büyük bir bir tehlike vardı: İşçi devrimi.
Darbeciler savaşın başından itibaren hızla ilerlediler. Cumhuriyet, Madrid savunması dışında çoğunlukla başarısız oldu. İşçiler ve daha birçokları çok kahramanca savaştılar. 1937 baharında işçi sınıfının silahsızlandırılıp devrimin ezilmesiyle Cumhuriyet'in savaş gücü tükendi. İspanyol Devrimi darbeye karşı tek üstünlüğü olan kitle hareketini de kaybedince yenildi. Ağustos 1938'de Cumhuriyet'in birlikleri kesin olarak geri çekilmeye başladılar. 28 Mart 1939'da darbeciler direnişle karşılaşmadan Madrid ve Valencia'ya girdiler.
Devrim ve Karşı-Devrim
Askeri ayaklanmaya işçilerin tepkisi silahlanmak oldu. Birkaç gün içinde ülkenin dört bir yanında silahlı işçi milisleri oluşturuldu.
İspanyol proletaryası öncelikle içinde faşist unsurların da bulunduğu askeri darbeyi durdurmak istiyordu. Ancak burjuva toplumu kurumlarıyla beraber çöküyordu. Hükümetin özel mülkiyetin korunacağına yönelik tüm teminatlarına rağmen burjuvalar fabrikalarını, madenlerini ve tüm mülklerini, büyük toprak sahipleri de topraklarını bırakıp kaçıyordu. Hizmet sektörü çökmüş, halkın ihtiyaçları karşılanamaz duruma gelmişti. İşçi sınıfı iktidarı eline almak zorunda kaldı. İşçiler tam olarak bilincinde olmadan iktidarı ellerine almaya başladılar. En azından Katalonya'da durum buydu. Çünkü Katalonya'da işçi sınıfı hareketi çok gelişmişti ve PCE zayıftı, bu da Halk Cephesi'nin karşı-devrimci etkisinin zayıf olması anlamına geliyordu.
Katalonya'da sağlık, ulaşım, beslenme ve güvenlik gibi görevler işçi komitelerince yerine getiriliyordu. Fabrikalarda, madenlerde, ofislerde işçi kontrolü sağlanmıştı. Katalonya ve Aragon'da toprakların kamusallaştırılmasına başlanmıştı. Katalonya'daki sanayinin %70'i toplumsallaştırıldı. Lokantalar ve bakkallar bile toplumsallaştırmadan payını aldı. PCE'nin toplumsallaştırmalar çok sert bir şekilde karşı çıkmasına rağmen birçok bölgede PCE'li işçiler de toplumsallaştırma hareketlerine katıldılar.
Katalonya'daki işçi komiteleri tam olarak proletarya diktatörlüğünün organları durumuna getirilemediler. Çünkü bunların önemli bir sorunu vardı: merkezileşme eksikliği. Bu, üretimin planlanmasında büyük sorunlar doğuruyordu. Çünkü her işletme bağımsız hareket ediyordu. Hükümetin kolektifleştirilmiş işletmelere hiçbir maddi destek vermemesi işi daha da kötüleştiriyordu ve üretim düşmeye başladı.
Devrim cephede de etkisini göstermişti. Milisler komutanlarını kendileri seçiyor, önemli askeri konularda kararlar oylanarak alınıyordu. Askeri selam ve ayrıcalıklar kaldırılmıştı. Merkezileşme milislerde kısmen başarılmıştı ve çok faydalı oldu.
Kadınlar da devrimden paylarını aldılar. Onlar da milis kuvvetlerinde yer almaya başladılar. Erkeklerin yaptığı her şeyi yapıyorlardı, tüm diğer işçiler gibi hayatın öznesi haline geldiler. Devrim hayatın her alanında iş başındaydı. George Orwell'ın Barcelona'daki gözlemlerinden yola çıkarak söylediği gibi: 'İnsanlar kapitalist bir makinenin bir tekerleği gibi değil, insan gibi davranmaya çalışıyorlardı (4).'
İyice PCE'nin denetimine girmiş olan Halk Cephesi Katalonya'da yaşanan devrimden tedirgindi. Bunlar askeri darbeyi istemiyorlardı, çünkü bir avuç politikacı ve bürokrat için burjuva demokrasisi rahatlıklarının garantisiydi. Kariyerleri ve gelecekleri demokrasinin varlığına bağlıydı. Fakat bir işçi devrimi bunların kesin sonu olacağından ondan daha da çok korkuyorlardı.
Halk Cephesi hükümetleri Katalonya'daki ikili iktidar işçi iktidarına dönüşmeden önce onu boğazlamak istiyorlardı. Bunun için hemen harekete geçtiler.
Ekim ayında hükümet ilk saldırısını başlattı. İşçilerin yerel yönetim organları olan mahalle komitelerinin feshedilmesini emretti. Birkaç hafta sonra milislerin dağıtılması ve silahsızlandırılması için bir kararname daha çıkarıldı. CNT ve POUM işçi iktidarına doğrudan saldırı anlamını taşıyan bu kararnameler hakkında hiç yorum yapmadı. Ancak bu emirler bir süre daha kağıt üzerinde kalacaktı, çünkü hükümetin ne emirlerini uygulatacak silahlı gücü ne de sözünü dinletecek meşruiyeti vardı. İşçiler kendilerini hükümete değil POUM ve CNT'ye bağlı hissediyorlardı ve bu örgütlerde hükümetin emirlerini uygulamıyorlardı. Bunun bilincinde olan hükümet güçlerini pekiştirmeye çalışıyordu. Hükümete bağlı polislerle işçi milisleri çok sık çatışıyordu.
Katalonya dışındaki bölgelerde devrimci işçi hareketi kolayca ezildi. İşçi milisleri kolayca dağıtıldı ve hiç de demokratik olmayan klasik burjuva ordularından farksız düzenli birliklerin içinde eritildi. Zaten hükümet milislere silah vermeyeceğini söylemişti. Hükümet cepheyi zayıflatmak pahasına işçileri silahsızlandırıyordu. İşçiler düzenli orduya katıldıktan sonra onlara yabancı bir güç gibi görünen bu baskıcı aygıtta yer almak istemediklerinden savaşma azimleri azaldı. Bu saldırılar milisleri kötüleyen ve düzenli orduyu öven yalan kampanyalarıyla beraber yürütülüyordu.
Saldırılar cepheyle sınırlı kalmadı. PCE'nin POUM'a karşı yürüttüğü terörist kampanyanın etkisiyle Katalonya dışında tüm POUM gazeteleri kapatıldı. Bask Bölgesi ve Valencia'da da anarşist gazeteler kapatılıyordu. POUM lideri Andres Nin de dahil birçok sosyalist ve anarşist PCE tarafından kaçırılıyor ve öldürülüyordu. PCE'nin tüm yaptığı ise iki yüzlü katillere yaraşır bir şekilde daha iğrenç yalanlar söylemekti. PCE'ye göre POUM ve anarşistler faşizmin ajanlarıydı.
Hükümet işçilerin elinden üretim araçlarını da aldı. İşçi komitelerini etkisizleştirerek işçi kontrolünü sona erdirdi. Hükümet fabrika sahiplerine savaş bittiğinde fabrikalarını geri alabilecekleri vaadinde bulundu.
Anarşist CNT bütün iktidarlara karşı olduğunu savunuyordu. Ancak hükümete 4 bakanla katılırken işçi iktidarının altını oyan girişimlere karşı önlem almıyordu. Oysa Katalonya'da kısmen kendi iktidarı vardı ve buna rağmen burjuva hükümetin lehine kendi iktidarını baltalıyordu. Bu da CNT'li işçilerle CNT yönetiminin arasını açıyordu. Tabanın baskısı o kadar büyüktü ki CNT'li bakanlar bir süre hükümetten ayrıldılar.
1937 baharı boyunca Katalonya dışında işçi sınıfına yönelik saldırılar başarıya ulaşmıştı. Katalonya'da da gerilim tırmanıyordu. Bu durum, hükümetin olağan 1 Mayıs gösterilerini yasaklamasıyla açık bir savaşa dönüştü. 3 Mayıs'ta hükümetin telefonlarının dinlendiği bahanesiyle iç savaşın başından beri CNT'li işçilerin elinde bulunan Barcelona'daki merkezi telefon santrali hükümete bağlı komandolarca işgal edildi. İşçiler CNT'den saldırmak için işaret beklerken, CNT yöneticileri komandoların komutanına binayı terk etmeleri için ricada bulundu ama reddedildiler. İşçilerin tepkisi CNT'ninkine benzemiyordu. Birkaç saat içinde şehrin merkezi dışında tüm Barcelona işçilerin eline geçti ve barikatlar kuruldu. Civardaki kasabalarda hükümet binaları ele geçirildi ve polisler silahsızlandırıldı. İşçiler Katalonya'da iktidarın kimde olduğunu açıkça göstermişlerdi.
Barcelona işçileri savunma durumundalardı, ellerinden kayıp giden iktidarlarından kalanları savunuyorlardı. Ancak sürekli savunmada kalamazlardı, saldırıya geçip tüm İspanya'ya hakim olmak zorundaydılar. Bunun için onların eylemlerini yönlendirebilecek, birleştirecek merkezi ve güçlü bir devrimci partiye ihtiyaçları vardı. Şimdi o sırada böyle bir partinin olup olmadığına bakalım.
Katalonyalı işçiler arasında en güçlü olan örgüt CNT idi. Bu nedenle olayların gidişinde CNT'nin tavrı çok etkili oldu. CNT sınıfların varlığını ve sınıf mücadelesini kabul ediyor, ancak proletarya diktatörlüğü de dahil olmak üzere tüm iktidarlara karşı olduğunu iddia ediyordu. Ancak darbenin doğurduğu iktidar boşluğu Katalonyalı işçileri kendi iktidarlarının kurmaya itince CNT kitlelerin baskısı ile ve onların üzerinde etkisini yitirmemek için işçi iktidarının inşasına katıldı. Barcelona ayaklanması sırasında ise sürekli olarak işçilere barikatların kaldırılması yönünde çağrı yaptı. Tabii ki çağrıları sonuçsuz kaldı, hatta işçiler bunu öfkeyle karşıladılar. İşçiler, CNT gazetelerini barikatlarda yırtıyor, yakıyorlardı.
POUM ise Katalonya'da CNT'den sonra en önemli işçi sınıfı örgütüydü. Kendisini Marksist ve Leninist olarak tanımlıyordu. Eski Sol Muhalefet üyeleri olan liderleri özenle partinin Troçkist olmadığını belirtiyorlardı. Parti tüm stratejisini CNT'yi ikna etmek üzerine kurmuştu. CNT'nin yanlışlarının üzerine gitmiyor, onu işçilerin gözünde teşhir etmiyor, ama kapalı kapılar arkasında CNT liderleriyle görüşüyordu. POUM liderleri Barcelona ayaklanmasının bir dönüm noktası olduğunu, yenilmemek için devrimi ilerletmek gerektiğini biliyorlardı. POUM ayaklanmayı yaygınlaştırmak yerine yine CNT liderleriyle pazarlığı seçti. CNT liderleri POUM liderlerinin uyarılarını dinlemediler. Bunun üzerine POUM geri çekildi. POUM, kitlelerden kopmamak için militanlarını barikatlardan çekmedi, ancak ayaklanmaya önderlik etmeye kalkmadı. Sonunda yenilgiden bir gün önce üyelerine barikatları terk etmelerini emretti.
4. Enternasyonal'e bağlı Troçkistler işçi iktidarını ve devrimin ilerletilmesini savunuyorlardı. Ancak bu örgüt çok küçüktü ve kısa zamanda olayların seyrini değiştirebilecek bir güce ulaşması imkansızdı.
POUM'un da barikatları terketmesinin ardından dışarıdan yardım alamayan işçiler yenildiler. 5 gün süren ayaklanmadan sonra 8 Mayıs'ta barikatların çoğu düştü. Hükümete bağlı binlerce komando şehri işgal etti. POUM yasadışı ilan edildi, birçok üyesi tutuklandı veya öldürüldü.
1937 yazına kadar İspanya'da işçi örgütleri büyük oranda ezilmiş, işçi milisleri silahsızlandırılmış, binlerce devrimci tutsak edilmiş ve öldürülmüştü. Kazanımlarının çoğu ellerinden alınan işçiler savaşma azimlerinin çoğunu yitirmişlerdi. Yenilgiyi getiren aslında bu oldu. çünkü Troçki'nin dediği gibi: 'Salt askeri bakış açısından İspanyol Devrimi düşmanına göre çok daha zayıf gözükmektedir. Onun gücü geniş kitleleri harekete geçirme yeteneğinde yatar (5).'
Troçki ve İspanyol Devrimi
İspanya'da Cumhuriyetin ilanından devrimin kesin olarak yenilmesine kadar Troçki İspanya'da yaşananlarla yoğun olarak ilgilendi.
Troçki'nin yazılarının önemli bir kısmı Komintern'in 1935 yılında kabul ettiği Halk Cephesi politikalarının eleştirisine ayrılmıştı. Halk Cephesi, Stalin önderliğindeki Komintern'in Almanya'daki sınıf mücadelesindeki politik iflasından sonra benimsediği taktiktir. Nazilerin yükselişi boyunca, sosyal demokratları faşizmin bir kolu olarak göstererek, komünist işçilerle sosyal demokrat işçilerin Nazilere karşı birleşmesini engelleyen Stalinist rejim; Nazilerin iktidara geldikten sonra en ılımlısından en radikaline kadar tüm işçi örgütlerini yok etmesiyle ani bir "u" dönüşü yaparak faşizme karşı, faşistlerin ipini ellerinde tutan kapitalistlerle bir halk cephesi kurulması gerektiği fikrini ortaya attı. İşçi sınıfı radikalliğini kapitalist ortakların korkmaması adına sürekli frenleyen bu taktik Türkiye dahil bir çok ülkede uygulanmıştır.
Troçki bu politikayı sınıf işbirlikçi olarak görüyor, bu yüzden devrimin mahvına yol açacağını savunuyordu. Halk Cephesi programının Menşevik bir program olduğunu şu satırlarla ortaya koydu: "Gerçekte Halk Cephesi bu dönem için proleter sınıf stratejisinin en önemli sorunudur. Bu aynı zamanda Bolşevizm ve Menşevizm arasındaki fark için en iyi kriteri ortaya koyacaktır. Halk Cephesi için en iyi örneğin 1917 Şubat Devrimi olduğu genelde unutulur. Şubat'tan Ekim'e kadar Menşevikler ve Sosyal Devrimciler burjuva partisi Kadetler ile yakın ittifak içindeydiler ve beraber bir dizi koalisyon hükümeti kurmuşlardı. Bu Halk Cephesi pankartının arkasında işçi, köylü, asker temsilcileri konseylerinin de aralarında yer aldığı bütün bir halk kitlesi duruyordu. Bolşevikler de tabii ki konseylerde temsil ediliyorlardı. Ancak Halk Cephesi'ne en küçük bir taviz bile vermediler. Onların amacı Halk Cephesi'ni parçalamak, Kadetlerle ittifakı bozmak ve yeni bir işçi köylü hükümeti oluşturmaktı (6)."
Troçki Halk Cephesi'nin karşı devrimci pozisyonunun göstermekle kalmadı, devrimci Marksistlerin ona karşı tavrının ne olması gerektiğini de açıkladı: "Ancak her zaman şunu da ekledik: 'Burjuva demokrasisini burjuva demokratik yöntemlerle değil burjuva demokrasisinin proletarya diktatörlüğü ile yer değiştirmesine yol açacak olan sınıf mücadelesinin yöntemleriyle savunabiliriz.' Bu burjuva demokrasisini savunurken (gerekirse silahla) proletarya partisinin burjuva demokrasisi için sorumluluk almayacağını, onun hükümetine girmeyeceği ancak Halk Cephesi'nin diğer partileriyle olan ilişkilerinde tam bir eleştiri ve eylem bağımsızlığına sahip olacağı, böylelikle de burjuva demokrasisini devireceği bir sonraki adım için hazırlık yapmış olacağı anlamına gelir (7)!"
Troçki, İspanyol Devrimi'nde en çok vurguladığı konulardan birisi de devrimci önderliğin önemiydi: "Bilgelerimiz Lenin 1917'nin başında ölmüş olsaydı bile Ekim Devrimi'nin 'aynı şekilde' gerçekleşeceğini söyleyeceklerdir. Ancak bu doğru değil. Lenin tarihsel sürecin yaşayan unsurlarını temsil ediyordu. O proletaryanın en aktif unsurlarının kavrayışını ve tecrübesini kişiselleştirmişti. Onun devrim arenasında tam zamanında boy göstermesi öncüyü harekete geçirmek ve işçi ve köylü kitlelerini birleştirmek için gerekliydi. Tarihsel dönemeçlerin kritik anlarında siyasi liderlik bir savaşın kritik anlarında başkomutanlığın oynadığı rol gibi belirleyici bir faktör haline gelebilir. Tarih otomatik bir süreç değildir. Öyle olsaydı partilere, liderlere, programlara ve teorik mücadelelere gerek kalmazdı (8)."
Troçki'nin tüm uyarılarına, çabalarına ve yürüttüğü uzlaşmaz mücadeleye rağmen İspanya'da kitlesel bir devrimci parti yaratılamadı. Uluslararası burjuvazinin ve gericiliğin ideolojik ve fiziksel saldırıları buna engel oldu.
Ancak Troçki'nin yazıları proleter devrimcilerin yeni devrimlere hazırlanabilmeleri için tekrar tekrar incelenmelidir. Bu yazılar her komünist için bir taktik ve strateji rehberidir.
İspanyol Devrimi'nde Anarşistlerin Rolü
Marks döneminde kurulan I. Enternasyonal zamanından beri anarşistler, daha doğrusu anarko-sendikalistler, İspanya'da hep solun daha büyük unsuru oldular. Bu nedenle İspanya İç Savaşı Stalinizm için olduğu kadar anarşizm için de bir test alanıydı. Bu deneyimden çıkan sonuç İspanya'da I. Cumhuriyet ilan ettiğinde ortaya çıkan devrimci durumdan pek farklı olmadı. Engels 1873 Temmuz'unda İspanya'daki ayaklanmada anarşistlerin içine düştüğü durumu şöyle tarif ediyordu: "Bakuninciler, gerçekten devrimci bir durumla karşı karşıya kalınca daha önceki tüm programlarını kaldırıp atmak zorunda kaldılar (9)."
Benzer şekilde anarşistler II. Cumhuriyet'in ilanından sonra yaşanan devrimci durumda programlarını kaldırıp çöpe atmaktan başka bir şey yapamadılar. İspanya her iki devrimci durumda da anarşizmin ihanetiyle karşılaştı. Her türlü iktidara karşı olduklarını söylemelerine rağmen, Troçki'nin dediği gibi, "Dünyanın en önemli anarşist örgütü; CNT'nin liderleri en kritik anda burjuva bakanları oldular. Anarşizm teorisine ihanetlerini 'olağanüstü koşulların baskısı' laflarıyla açıkladılar... Tabii ki iç savaş, olağan ve barışçı değil, olağanüstü koşulların egemen olduğu bir durumdur. Ve de olan her devrimci örgüt kendini tam da bu olağanüstü koşullar için hazırlar." Sözlerinin devamında Troçki, bazı generallerin, savaşı bir ordunun başına gelebilecek en kötü şey olarak gördüklerini söyler. Anarşistler için de durum benzerdir, anarşistler için yaşanabilecek en kötü şey devrimdir (10).
İspanya İç Savaşı deneyimi anarşist ideolojinin çözümsüzlüğünü tekrar gözler önüne serdi. Kapitalizmi yıktıktan sonra yerine bir işçi devleti koyma fikrine tamamen karşı olan anarşizm burjuvazinin kendini tekrar iktidarı almak için hazırlamasına fırsat vermekten başka hiçbir şey yapmamaktadır. Oysa, yıkılan kapitalist rejimin yerine konulan işçi iktidarı düşmanlarını (burjuvazi ve diğer ayrıcalıklı kesimler) baskı altında tutacak ve iktidarın tekrar burjuvazinin eline geçmesine engel olacaktır.
Engels'in şu satırları da devrimci durumlarda anarşizmin neden çökmeye mahkum olduğuna ışık tutmaktadır: "Devrim, kuşkusuz, dünyanın en otoriter şeyidir; devrim, halkın bir bölümünün kendi iradesini, halkın öteki bölümlerine, top, tüfek, süngüyle, otoriter araç olarak ne varsa hepsiyle zorla kabul ettirdiği bir eylemdir; ve zafer kazanan yan, boş yere savaşmış olmak istemiyorsa, iktidarını, silahlarının gericilere saldığı korku ile elde tutmalıdır. Paris Komünü, burjuvalar karşısında, silahlı halkın bu otoritesinden yaralanmasaydı bir tek gün dayanabilir miydi? Tam tersine, Komün, bu otoriteyi yeterince kullanmadığı için kınanamaz mı (11)?�
Anarşizmi kağıttan bir şemsiyeye banzetmek mümkün. Hava güneşli olduğunda, aşırı sloganlarla çevresine dinleyici kitleler bulmakta zorlanmayan, ama hava yağmurlu olunca insanın başında paralanan bir şemsiye. Bu kağıttan şemsiye 1936 İspanya İç Savaşı'nda yine programını rafa kaldırıp, kurulan burjuva hükümete, bir ihanetten başka bir anlam taşımayan bir şekilde, dört bakanla katıldı, İç Savaş sırasında hükümet işçileri iktidarı almasını ve darbeyi kendi çabalarıyla durdurmasını engellemeye çalışırken bu mücadelenin liderliğini almaktan ve hareketin kazanması için mücadele etmekten uzak durdu. I. Cumhuriyet sonrasında yaşananlara benzer şekilde anarşistler "İspanya'da bize, devrimin nasıl yapılmaması gerektiğinin eşsiz bir örneğini verdiler (12)."
Mustafa Yalınalp
(1) Sosyalizm ve Toplumsal Mücadeleler Ansiklopedisi, Cilt 3, s.864
(2) Kautsky'nin Rusya'daki işçi iktidarına saldırısına yanıt vermek için yazdığı "Proleter Devrimi ve Dönek Kautsky" kitabında, Lenin, bütün işçi devrimlerine karşı olan unsurların ortak dayanağını, Kautsky'i aşağılayan şu sözlerle anlatıyordu: "Martov (ve Kautsky sonra yineliyor), Rusya'nın sosyalizm için henüz olgunlaşmadığını ve mantıksal olarak da, Sovyetleri savaşım organlarından, devlet örgütlerine dönüştürmenin çok erken olduğunu söylüyor. (Şunu okuyun: Sovyetleri, Menşevik önderlerin yardımıyla, işçilerin emperyalist burjuvazinin buyruğuna girmesi için araç haline getirmenin tam zamanıdır)." İsimleri Stalin ve PCE olarak değiştirin, İspanya'da yaşananları özetlediğini göreceksiniz. (Lenin, Proleter Devrimi ve Dönek Kautsky, s. 44, Başak Yayınları, Ankara, 1989)
(3) Sosyalizm ve Toplumsal Mücadeleler Ansiklopedisi, Cilt 3, s. 201 (ekler)
(4) Orwell, George, Homage to Catalonia, s.10
(5) Troçki, Lev, İspanyol Devrimi (1931-1939), s. 245, Yazın Yayıncılık, İstanbul: 2000
(6) Troçki, Lev, a.g.e., s. 234
(7) Troçki, Lev, a.g.e., s. 268 (vurgu Troçki'ye ait değil)
(8) Troçki, Lev , a.g.e., s. 370-371
(9) Engels, F., Bakuninciler İş Başında, Anarşizm Üzerine (Marx, K., Engels, F.), s. 149, Sol Yayınları, Ankara:1999
(10) Troçki, Lev, Stalinizm mi? Bolşevizm mi?
(11) Engels, F., Otorite Üzerine, Anarşizm Üzerine (Marx, K., Engels, F.), s. 103, Sol Yayınları, Ankara: 1999
(12) Engels, F., Bakuninciler İş Başında, Anarşizm Üzerine (Marx, K., Engels, F.), s. 150, Sol Yayınları, Ankara:1999
bolsevik.org
Konu kizilirmak tarafından (07-02-2011 Saat 01:33 ) değiştirilmiştir..
|