|
|
| Anarşizm Biz ki caniyiz! Herkes için ekmek, iş ve her türlü bağımsızlık ve adaleti istiyoruz. |
Kendinden YönetimAnarşizm içerisinde Kendinden Yönetim konusu: 1848'de, Şubat Devrimi'nin arifesinde, Marks ile Engels Komünist Manifesto taslağını hazırladıklarında, her halükarda uzunca bir geçiş dönemi boyunca tüm üretim araçlarının herşeyi kapsayan bir Devlet'in ellerinde merkezileştireceğini tahmin etmişlerdi. Onlar, ...

20-09-2009, 08:01
|
 |
Anarşi!
|
|
Üyelik Tarihi: 23-10-2007
Yaş: 37
Mesajlar: 957
|
|
Kendinden Yönetim
1848'de, Şubat Devrimi'nin arifesinde, Marks ile Engels Komünist Manifesto taslağını hazırladıklarında, her halükarda uzunca bir geçiş dönemi boyunca tüm üretim araçlarının herşeyi kapsayan bir Devlet'in ellerinde merkezileştireceğini tahmin etmişlerdi. Onlar, Louis Blanc'ın hem tarımsal hem de endüstriyel işçileri "emek orduları"na katma şeklindeki otoriter düşüncesini devralmışlardı. Devletçi karşıtı ekonomik bir yönetim biçimini ilk ortaya atan ise Proudhon olmuştu.
Şubat Devrimi sırasında üretime yönelik işçi birlikleri Paris ve Lyon'da kendiliklerinden ortaya çıktılar. 1848'de başlayan bu kendinden yönetim Proudhon'a göre siyasi devrimden çok daha devrimci bir olaydı. Bu, bir kuramcı tarafından icat edilmemişti veya doktrinciler tarafından telkin edilmemişti; asli itkiyi sağlayan Devlet değil halktı. Proudhon işçileri, küçük mülkiyeti, ticareti ve endüstriyi; ardından büyük mülkiyeti ve tesisleri; ve en nihayetinde de en büyük işletmeleri (madenler, kanallar, demiryolları vb.) çepeçevre kuşatmak, ve böylece de "herşeyin efendileri haline gelmek" için bu şekilde Cumhuriyet'in her kesiminde acilen örgütlenmeye çağırır.
Bugünkü eğilim, yalnızca Proudhon'un küçük ölçekli ticareti ve zanaatkar atölyelerini korumak şeklindeki naif ve geçici fikrini hatırlamaktır. Bu tabii ki naiftir ve hiç şüphesiz ki ekonomik değildir, ancak onun bu noktaya ilişkin düşüncesi karmaşıktır. Proudhon bir çelişki yaşamaktadır: mülkiyeti adaletsizlik ve sömürü kaynağı olarak kınamaktadır, --bunu bireyin bağımsızlığının güvencesi olarak görecek ölçüde sınırlı olmasına rağmen-- ancak ona karşı zayıflığı da vardı . Dahası, Proudhon, son yıllarında etrafında toplanan, Bakunin'in "küçük, sözde Proudhoncu zümre" dediği [grupla] karıştırılır. Bu aslında ölü doğmuş, gerici bir gruptu. Birinci Enternasyonal'de kolektivizmin karşısına üretim araçlarında özel mülkiyeti koymak için boşuna uğraşmışlardı. Bu grubun kısa ömürlü olmasının başlıca sebebi taraftarlarının çoğunun çok kolay bir şekilde Bakunin'in argümanlarını kabullenmesi ve kolektivizmi desteklemek üzere sözde Proudhoncu fikirlerini terk etmeleri olmuştu.
Son tahlilde, kendilerini mutiellistes olarak adlandıran bu grup kolektivizme yalnızca kısmen karşıydı: bunu Fransız köylüsünün bireyciliğinden ötürü tarımda reddediyor, ancak ulaşım için destekliyorlardı; endüstriyel kendinden yönetim konusunda ismen reddetmekle beraber fiilen talep ediyorlardı. Onların bu kelime karşısındaki korkuları büyük ölçüde Bakunin'in kolektivistleri ile ekonominin devlet denetiminde olmasının neredeyse açık destekçileri olan Marksistler arasında kendilerine karşı oluşturulan geçici çepheden kaynaklanmaktaydı.
Proudhon gerçekten de zamanına göre hareket ediyordu ve zamanı geriye çevirmenin mümkün olmadığının farkındaydı. O, "küçük endüstrinin, küçük kültür kadar aptal olduğu"nu anlayacak kadar gerçekçiydi, ve bu görüşünü Carnets [eserinde] kayda da geçirdi. Büyük emek gücü gerektiren büyük ölçekli modern endüstri söz konusu olduğunda kararlı bir şekilde kolektivistti: "Gelecekte, büyük ölçek endüstri ve geniş kültür, birliğin [association] meyvesi olmalıdır." "Bu konuda başka bir seçeneğimiz yoktur," diye sonuçlandırıyordu, ve kendisinin teknik ilerlemeye karşı çıktığını söylemeye cüret edenlere karşı kızgınlığı giderek artmıştı.
Ancak, kollektivizminde, devletçiliğe kati surette karşı idi. Mülkiyet yıkılmalıydı. Topluluk [community, cemaat] (otoriter komünizm tarafından anlaşıldığı şekliyle) baskı ve hizmetkarlıktır. Bu nedenle Proudhon mülkiyet ile topluluğun bir bileşimini amaçladı: bu birlikti. Üretim araçları ve değişim ne kapitalist şirketler tarafından ne de Devlet tarafından kontrol edilmelidir. "Arılar için kovanın anlamı neyse", onlarda çalışan işçiler için bunların anlamı da odur; işçi birlikleri tarafından yönetilmelidirler, ve ancak bu sayede kolektif güçlerin az sayıdaki sömürücünün faydasına "yabancılaşmışlığı" sona erecekti. "Bizlerin, birleşmiş veya birleşmek üzere olan işçilerin," diye yazıyordu Proudhon bir manifesto tarzında,"Devlet'e ihtiyacı yoktur. ... Devlet tarafından yapılan sömürü daima yöneticiler ve ücretli köleler anlamına gelir. Bizler, insanın insana hükümet etmesini insanın insanı sömürmesinden daha fazla arzulamıyoruz. Sosyalizm, hükümetçiliğin karşıtıdır. ... Bizler, bu birliklerin, ... demokratik ve toplumsal cumhuriyetin ortak bağında birleşecek engin bir birlikler ve gruplar federasyonun ilk bileşenleri olmasını arzuluyoruz."
Proudhon ayrıntılara girerek, işçilerin kendinden yönetiminin asli özelliklerini birer birer sıralar:
bizzat birleşmiş bireyin kendisinin şirketin mülkiyetinde bölünmez bir payı olacaktır.
Her işçi, ağır ve pis görevlerden kendine düşeni üstlenmelidir.
Herkes en geniş eğitimi edinmek için her türden çalışma ve öğretimden, kademeler ve faaliyetlerden geçmelidir." Proudhon, "işçi, bağlı olduğu endüstrinin çalışmalarından tecrübe edinmelidir" noktası üzerinde ısrarcıydı.
Konum sahipleri [office-holders] seçilmiş olmalıdır, ve birliğin onayına sunulmak zorundadır.
Ödeme bulunulan pozisyonun doğasıyla, beceri derecesiyle, ve üstlenilen sorumlulukla orantılı olmalıdır. Herkes verdiği hizmetle orantılı olarak karlardan payını almaldır.
Herkes kendi [çalışma] saatlerini belirlemekte, görevlerini yerine getirmekte, ve kendi isteğiyle birlikten ayrılmakta özgür olmalıdır.
Birleşmiş işçiler, liderlerini, mühendislerini, mimarlarını ve muhasebecilerini seçerler. Proudhon proletarların hala teknisyenlerden yoksun olduğunu vurgulamıştı: işçilere çalışma yöntemlerini öğretecek, karşılığında sabit maaşlar alacak olan "saygın endüstriyel ve ticari şahsiyetlerin" işçilerin kendinden yönetim programlarına kazandırılması gereklidir: "devrimin aydınlığında herkes için yer" vardır.
Kendinden yönetimin bu liberter anlayışı, Louis Blanc'ın 15 Eylül 1849'daki yasa taslağında belirttiği ataerkil, devletçi kendinden yönetimin tam zıt kutbudur. The Organization of Labor'ın [Emeğin Örgütlenmesi] yazarı Devlet tarafından korunan ve finanse edilen işçi birlikleri yaratmak istiyordu. Şöyle bir rastgele kar bölüşümü öneriyordu: yüzde 25'i sermaye amortisman fonuna; yüzde 25'i sosyal güvenlik fonuna; yüzde 25'i rezerv fonuna; yüzde 25'i ise işçiler arasında paylaştırılmaya. [13]
Proudhon bu tür bir kendinden yönetimin taraftarı değildi. Ona göre birleşmiş işçiler "Devlet'e tabi olmamalı", "Devlet'in kendisi olmalıdır." "Birlik, ... otoritenin müdehalesi olmaksızın herşeyi yapabilir ve herşeyi reforme edebilir, otoriteye el uzatabilir ve ona boyun eğdirebilir." Proudhon, "hükümet aracılığıyla birliğe değil, birlik aracılığıyla hükümete doğru gitmek" istiyordu. Otoriter sosyalistlerin rüyalarında yaşayan Devlet'in özgür bir kendinden yönetimi hoş göreceği yanılsamasına karşı uyarıda bulunuyordu. Bu, "merkezileşmiş bir otoritenin yanıbaşında düşmana ait bir iç bölgenin oluşmasına" nasıl katlanabilirdi? Proudhon isabetli bir şekilde şu uyarıyı yapıyordu: "Merkezileşme, Devlet'i muazzam bir kuvvetle donatırken, grupların ve bireylerin kendiliğinden inisiyatiflerinden veya bağımsız hareketlerinden hiçbir şey elde edilemez."
Birinci Enternasyonal'in kongrelerinde, liberter kendinden yönetim fikrinin devletçi anlayışa hakim olduğu vurgulanmalıdır. 1867 Lozan Kongresi'nde, Cesar de Paepe adlı Belçikalı komite raportörü Devlet'in millileştirilecek olan işletmelerin sahibi olması gerektiği önerisini getirdi. O zamanlar Charles Longuet bir liberterdi, ve bunu şöyle yanıtladı: "Devlet'in 'yurttaşlar kolektifi' olarak tanımlanması; ve ... keza bu hizmetlerin devlet görevlileri tarafından değil de ... işçi gruplaşmaları tarafından yerine getirilmesi koşuluyla, peki." Tartışma ertesi yıl (1868) Brüksel Kongresi'nde de sürdü, ve bu sefer aynı komite raportörü bu noktada daha kesin olmaya özen gösterdi: "Kolektif mülkiyet tamamen topluma ait olacaktır, ancak işçilerin birliklerine bırakılacaktır. Devlet, çeşitli işçi gruplarının bir federayonundan ibaret olacaktır." Böylece, açıklığa kavuşmuş olarak, önerge kabul edildi.
Ancak, Proudhon'un kendinden yönetime ilişkin 1848'de ifade ettiği iyimserliğin yersiz olduğu kanıtlanacaktı. Çok geçmeden, 1857'de, mevcut işçi birliklerini ağır bir şekilde eleştirdi; naif, ütopyacı hayallerle esinlenerek, deneyim eksikliklerinin faturasını ödemişlerdi. Dar ve dışlayıcı bir hale gelmiş, kolektif işverenler olarak çalışmış, hiyerarşik ve yönetsel kavramlara kapılıp gitmişlerdi. Kapitalist şirketlerin tüm suistimalleri, "bu sözde kardeşliklerde daha da ağırlaşmıştı." Uyumsuzluk, rekabet, kusurlar ve ihanetlerle hırpalanmışlardı. Yöneticileri söz konusu işi öğrenir öğrenmez, "burjuva işverenler olarak kendi hesaplarına çalışmak üzere" emekliye ayrılmışlardı. Diğer durumlarda, üyeler kaynakların bölüşülmesi konusunda ısrarcı olmuşlardı. 1848'de, yüzlerce işçi birliği kurulmuştu; dokuz yıl sonra ise geriye sadece yirmi tane kalmıştı.
Bu dar ve grupçu [particularist] davranışa karşı, Proudhon "evrensel" ve "sentetik" bir kendinden yönetim kavramını savunuyordu. Gelecekteki [yapılması gereken] iş, sadece "birkaç yüz işçiyi birliklerde toplamak"tan daha fazlasıydı, "otuzaltı milyon ruhtan oluşan bir ulusun ekonomik dönüştürülmesi" idi. Geleceğin işçi birlikleri herkes için çalışmalı, "bir azınlığın faydası için işlememeli"dir. Bu nedenle, kendinden yönetim, bir miktar eğitim almış üyelere gereksinim duyar: "İnsan bir birliğin üyesi olarak dünyaya gelmez, sonradan olur." Birliğin önündeki en güç iş, "üyelerini eğitmek"tir. Bir "insan stoğu" yaratmak, "sermaye kümesi" yaratmaktan çok daha önemlidir.
Yasal yöne gelince, Proudhon'un ilk düşüncesi işletmelerinin sahipliğini işçi birliklerine vermekti, ancak şimdi bu dar çözümü reddediyordu. Bunu amaçla zilyetlik [possession] ile sahiplik [ownership] arasında ayrım yaptı. Sahiplik mutlak, aristokratik, feodaldir; zilyetlik demokratik, cumhuriyetçi, eşitlikçidir: Bu, ne yabancılaştırılabilecek, ne vazgeçilebilecek ne de satılabilecek bir yararlanma hakkından [usufruct] edinilen hazdan oluşur. İşçiler, eski Germenler gibi [14] üretim araçlarının tümünü ellerinde tutmalı, ancak tamamen sahibi olmamalıdırlar. Mülkiyetin yerini, Devlet'e değil bir bütün olarak devasa tarımsal ve endüstriyel bir federasyon içerisinde birleşmiş üreticilere dayanan federal, kooperatif bir sahiplik alacaktır. Proudhon, böylesi bir gözden geçirilmiş ve düzeltilmiş kendinden yönetim biçiminin geleceği hakkında heveslidir. "Bunun ekonomik ve toplumsal bir gereklilik ifade etttiğini söylemek bir retorik değildir: bu yeni koşullardan daha başka bir şekilde ilerlemeyi gerçekleştiremez olduğumuzda, zamanı gelmiştir ... Toplumsal sınıflar ... tek bir üreticiler birliği içinde bütünleşmelidirler." Kendinden yönetim başarılı olacak mıydı? "Bunun cevabında ... işçilerin bütün bir geleceği yatmaktadır. Eğer olumluysa, insanlık için tamamen yeni bir dünya açılacaktır; eğer olumsuzsa proletarya bunu bitmiş olarak kabul edebilir. ... Onun için bu günahkar dünyada umut kalmamıştır."
Dipnotlar:
[13] Bkz. Cezayir Cumhuriyeti'nin 1963 tarihli yasası; köylüler tarafından kendiliğinden yaratılmış olan kendinden yönetim kurumsallaştırıldı. Bölüşüm --gerçek yüzdeler olmasa bile-- oldukça benzerdi; ve "kiremit işçileri [tile worker] arasında bölüştürülecek olan" son çeyrek, Cezayir'de "denge"ye ilişkin tartışmayla aynı olmuştur.
[14] Alleu, miras yolu ile intikali mümkün, elinden alınamaz mülk için kullanılan feodal bir terimdi. Germenler, bireysel özgürlüğün oldukça gelişmiş olduğu bir Alman kabilesiydi. (Çevirenin notu.)
Daniel Guerin
Kaynak: "2. In Search of a New Society"

fuck the system!
|
|
Konuyu toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
|
|
|
| Seçenekler |
|
|
| Stil |
Normal
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 19:46 .
Powered by vBulletin® Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2009, Crawlability, Inc.
Copyright ©2007 - 2008 khAos.info
|
|
|
|