Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür  & Sanat ve Mizah  Forumu Ana Sayfa İletişim Site Haritası

Geri git   Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür & Sanat ve Mizah Forumu > Ciddi Mevzular > Anarşizm

Anarşizm Biz ki caniyiz! Herkes için ekmek, iş ve her türlü bağımsızlık ve adaleti istiyoruz.

Sağ ne istiyor?

Anarşizm içerisinde Sağ ne istiyor? konusu: D.09.06 SAĞ NE İSTİYOR? Muhafazakar ideologların en bilgili ve ciddilerinden birisi olan Kevin Phillips, Post-Conservative America kitabında, ABD hükümeti açısından arzulanılır olarak gördüğü kökten değişimlerin olasılığını tartışır. Önerileri Sağ'ın nereye ...

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1 (permalink)  
Alt 20-09-2009, 07:39
kaos - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Anarşi!
 
Üyelik Tarihi: 23-10-2007
Yaş: 37
Mesajlar: 957
Standart Sağ ne istiyor?

D.09.06 SAĞ NE İSTİYOR?

Muhafazakar ideologların en bilgili ve ciddilerinden birisi olan Kevin Phillips, Post-Conservative America kitabında, ABD hükümeti açısından arzulanılır olarak gördüğü kökten değişimlerin olasılığını tartışır. Önerileri Sağ'ın nereye yönelmeyi arzu ettiği hakkında şüpheye yer bırakmaz. Phillips, "hükümetsel erk, zorlu ve gerekli ekonomik ve teknik kararları alabilmek için fazlasıyla dağılmıştır [yayılmıştır]" demektedir. "Buna göre, bu iktidarın doğası yeniden düşünülmelidir. Federal düzeydeki iktidar artırılmalı, ve icra branşındaki [iktidarın] çoğu ona tahsis edilmelidir" (s. 218).


Kabine'de hizmet eden kongre liderleri ve iki-parti sisteminin tek parti koalisyonuna indirgenmesiyle betimlenen Phillips'in modelinde, Kongre, halihazırda olduğundan daha fazla "emperyal" olacak şekilde başkanlığın basit bir aracına indirgenecektir. Bu fikri uygulanamaz diye bir kenara atmadan önce, iki büyük parti arasındaki ayrımın --her ne kadar içlerinde farklı gruplar yer alsa da aynı şirket seçkinleri tarafından kontrol edilmeleri sebebiyle-- halihazırda fiilen silinmiş olduğunu hatırlayalım.


Birçok taktiksel anlaşmazlıklara karşın, bu seçkinlerin neredeyse tüm üyeleri temel bir ilkeler, tavırlar, fikirler ve değerler kümesini paylaşırlar. İster Demokrat isterse Cumhuriyetçi olsunlar, çoğu aynı Ivy League okullarından mezun olmuşlardır, aynı özel sosyal klüplere üyedirler, aynı belli başlı şirketlerin birbirine kenetlenmiş yönetim kurullarında hizmet ederler, ve çocuklarını aynı özel okullara gönderirler (Bakınız G. William Domhoff, Who Rules America Now? 1983; C. Wright Mills, The Power Elite, 1956). Belki de en önemlisi, onlar aynı psikolojiyi, yani şirketler Amerikası'nın psikolojisini paylaşırlar; ki bu onların aynı önceliklere ve çıkarlara sahip oldukları anlamına gelir.


Yani, aslında ortada tek bir parti vardır --İşalemi Partisi, gerçek yüzünü kamuoyundan saklamak için iki farklı maske giymektedir. İleri kapitalist ülkelerin geri kalanları için de aynı sözler geçerlidir. Otoriter rejimlerin ana özelliği olan gerçek bir muhalefet partisinin yokluğu bu nedenle zaten tamamlanmış bir olgudur, ve bu yıllardan beridir böyledir.


Belli başlı siyasi partileri birleşiminin yanı sıra, diğer kuvvetler de kaçınılmaz bir şekilde Philips tarafından betimlenen senaryoya doğru ilerlemektedirler. Örneğin, icra kolunun gücü giderek büyümektedir, çünkü Kongre'nin otoritesi, skandallar, partizanca çekişmeler, kitlenmeler, yasamada ortaya çıkan yozlaşmalarla giderek zayıflamaktadır. Aslında, rüşvet alma, lobicilik [influence-peddling], karşılıksız çekler, çıkar çatışmaları, karanlık anlaşmalar, ve genel bir yetersizlik artık Capitol Hill'de rutinleşmiştir. Kongre'nin saygınlığını yeniden sağlamaya yönelik bir şeyler yapılmadıkça, ortam erkin başkanlığın elinde toplanması için uygun olmaya devam edecektir.


Phillips, tasavvur ettiği değişikliklerin Anayasa'yı değiştirmeksizin yapılabileceği konusunda bizleri temin eder. Bu gibi mucizeler aslında mümkündür. İmparator Augustus, Roma Senatosu veya Roma Cumhuriyeti'ni dağıtmaksızın tüm gerçek gücü elinde toplamıştı; Hitler, Weimar anayasasına dokunmaksızın Nazi programlarını gerçekleştirmişti; Stalin, teorik olarak demokratik olan devrimci anayasaya bağlı kalarak yönetimi üstlenmişti.


Birleşik Devletler'in yavaş yavaş otoriterleşmesine yönelik burada bahsedilen olgular, daha önce başkaları tarafından da dile getirilmiştir; bazen de buna gelmekte olan bir diktatörlüğe ilişkin uyarılar eşlik etmiştir. Şu ana kadar böylesi uyarıların prematüre olduğu ispatlandı. Ancak, bugün özellikle endişe verici olan şey, büyüyen otoriterliğin yukarıda incelenen çoğu emaresine bir toplumsal çöküşün belirtilerinin eşlik etmesidir --geçmişte tiranlığın yaklaşmakta olduğunun habercisi olan bir "eşlik etme".


ABD ve diğer Birinci Dünya ülkelerindeki tamamen otoriter olan rejimler, yurttaşların sivil haklarına, onların daha iyi bir toplum umutlarına yönelik basit bir tehditten daha fazlası demektir. Çünkü otoriter rejimler, otokratik devlet başkanlarının başını çektikleri gözü dönmüş bir askeri maceracılıkla ilintili olma eğilimindedir. Bu nedenle, Avrupa ve Japonya'nın otoriter hükümetlere doğru yönelimde ABD'yi takip ettikleri nükleer bir dünyada, sorumsuz siyasetçilerin sebep olacağı nükleer saldırganlık ihtimali artmaya devam edecektir. Böyle bir durumda, bir karşılaştırma yaparsak, Soğuk Savaş'ın eski endişeleri gayet hafif kalacaktır. Bu nedenle anarşist anti-otoriterlik, siyasi merkezsizleşme, ve taban [grassroot, otkökü] demokrasisi programının aciliyeti [de giderek artmaktadır] --yukarıda betimlenen rahatsız edici eğilimlerin tek gerçek panzehiri.


Ayrıca, birçok hayırcının [naysayer] ve yönetici sınıf müdafisinin artmakta olan otoriterliği sıklıkla "paranoya" veya "komplo teorisi" olarak reddettiklerine dikkat etmeliyiz. "Eğer durum sizin dediğiniz kadar kötüyse, nasıl oluyor da hükümet sizin bu kışkırtıcı SSS'ı [Sıkça Sorulan Sorular] yazmanıza izin veriyor?" öne sürülen yaygın bir cevaptır.


Rahatsız edilmeksizin bu eseri yazabilmemizin nedeni, mevcut siyasi kültür içerisinde kamunun [halkın] büyük ölçüdeki güç yoksunluğuna tanıklık etmektedir --yani, karşı-kültürel hareketler, daha geniş tabanlı ve mevcut ekonomik düzeni sarsabilecek bir boyuta ulaşana değin hükümet için endişelendirici olmazlar; ancak aksi bir durumda hareketi zayıflatmak için uğraşılması, baskıcı, otoriter kuvvetler için bir "gereklilik" haline gelir.


Etkin bir örgütlenme ve yönetici seçkinlerin çıkarlarına karşı bir tehdit olmadığı müddetçe, insanların istediklerini söylemelerine müsade edilir. Bu, gerçekte hiç de öyle değilken, toplumun tüm fikirlere açık olduğu yanılsamasını yaratır. Ancak, Birinci Dünya Savaşı'nın ertesinde Wobblies [ABD'deki anarko-sendikalist eğilimli sendika IWW üyesi ve taraftarları] ve anarşist hareketin büyük bir kısmının yok edilmesinin gösterdiği gibi, hükümet ciddi bir tehlike arz eden herhangi bir hareketi tamamen yok etmeyi amaçlayacaktır.


Muhalif bir ideolojiye karşı uydurmacanın [spin] layıkı ile uygulanması, bugünkü sisteme karşı herhangi bir alternatifin "işlemeyeceği" veya "ütopyacı" olarak görülmesini sağlayabilir --böylesi alternatifler büyük ölçüde nüfusuun kendi çıkarına olsa bile. Bu ideolojik budama, insanların zihinlerinde bu radikal teorilerin içsel olarak hatalı olduklarından ötürü başarıyla uygulanamadıkları şeklinde yanlış bir algının oluşmasına neden olur --doğaldır ki, mevcut otoriter ideoloji insanların takip edebilecekleri yegane "mantıklı" yol olarak resmedilir.


Örneğin, çoğu Amerikalı, sosyalizmin gerçekten ne hakkında olduğu bilmeksizin veya anlamaya yönelik herhangi bir çaba göstermeksizin sosyalizmi kesin bir dille reddeder. Bu, (liberter) sosyalizmin yanlış olması nedeniyle değildir; son 70 yıldaki kapitalist propagandanın (ve "sosyalizm" eşittir Stalinizm iddiasının) doğrudan bir sonucudur.


Otoriterler, bu tutumu bizzat insanlara doğru da genişleterek, muhalifleri (şirketler medyasının da cömert yardımıyla) "çatlaklar" ve "aşırılar" [extremist, ifrata kaçan] olarak lekelerken, kendilerini ise --savundukları göreceli konumları ne olursa olsun-- makul "ılımlılar" olarak takdim ederler. Bu yolla, bölgelerinde atık yakma tesisine karşı çıkan bir topluluk, gerçekte olan şey bir yerel topluluğun şirket/hükümet otoriterliğine meydan okumaya cesaret ederek demokrasiyi uygulamasıyken, basında kötü adamlar olarak feci şekilde azarlanabilirler!


Üçüncü Dünya'da, muhalifler tipik olarak katledilirler ve bilinmeyen toplu mezarlara atılırlar; burada, Birinci Dünya'da, daha ince bir çökertme gerçekleştirilmelidir. İleri kapitalist otoriter toplumların "görünmez eli" gayet etkilidir; yöntem değişse bile sonuç aynıdır --bugünkü sosyo-ekonomik düzenin alternatiflerinin ortadan kaldırılması.


Çeviri: Anarşist Bakış
Kaynak: "D.9 What is the relationship between wealth polarisation and authoritarian government?", Anarchist FAQs.



fuck the system!
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler
istiyor?


Konuyu toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Canım darbe istiyor... Mental Köşe Yazıları 2 15-02-2007 00:21


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 19:45 .
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2009, Crawlability, Inc.

Copyright ©2007 - 2008 khAos.info