"Görünmez hükümet" nedir?
D.09.02. "GÖRÜNMEZ HÜKÜMET" NEDİR?
Yönetimin, resmi olarak izin verilmeyen politikaları uygulamak amacıyla resmi hükümet birimlerini veya kurumlarını bypas edebildiği veya zayıflatabildiği zaman ortaya çıkan "görünmez hükümet" veya "gölge hükümet" fenomeninden zaten kısaca bahsettik (bakınız Kısım D.9). ABD'de, Reagan Yönetimi'nin İran-Kontra ilişkisi bunun bir örneğidir. Bu olayda, icranın bir kolu olan Ulusal Güvenlik Konseyi [National Security Council], Kongre'nin kabul ettiği Boland Değişikliği'ni doğrudan ihlal ederek, Orta Amerika'daki paralı karşı-ayaklanma kuvveti olan Kontraları gizlice finanse etmişti. Müfettişlerin Başkan'ın yetkilendirmesi ve hatta operasyon hakkında bilgisi olduğunu ispatlayamamaları olgusu, planlayıcılarının oluşturmak için özen gösterdikleri başkanlığın "inkar etmesi"ne [yönelik olarak] takdir edilecek [bir unsurdur].
Birleşik Devletler'deki görünmez hükümetin diğer daha yeni vakaları, hükümet birimlerinin artık görevlerini etkin bir şekilde yerine getiremeyecek şekilde zayıflatılmasını içerir. Reagan'ın Beyaz Saray'daki görev süresi bunun birkaç örneğini verir. Örneğin, Çevresel Koruma Birimi [Environmental Protection Agency] gerçek bir çevresel korumaya inanan çalışanların uzaklaştırılması ve yerlerine şirket kirleticilerine sadık olan insanların getirilmesiyle pratik anlamda etkisizleştirilmişti. Kanıtlar, Reagan'ın atadığı James Watt'ın İçişleri Bakanlığını da benzer şekilde [co-opt] kümeslediğine işaret ediyor. Bu gibi yasanın etrafından dolaşan yollar [detour], başkanların kağıt üzerinde sahip olduklarından çok daha fazla fiili güç uygulayabilmesine imkan tanıyan bariz politika araçlarıdırlar.
ABD'deki görünmez hükümetin en güçlü yöntemlerinden birisi de, Kongre ve Amerikan halkından gizli tutulan, Başkan'ın Ulusal Güvenlik Yönergesi [National Security Directives, UGY] aracılığıyla iç ve dış politikayı belirleme otoritesidir. Bu gibi UGY'ler, Beyaz Saray'dan resmen ilan edilenden oldukça farklı olabilecek politikaları biçimlendirerek, Birincil Düzenleme haklarına müdehale kabilinden konuları kapsayarak, savaşa, askeri çatışmaların artmasına ve hatta milyarlarca dolarlık kredi güvencelerine yol açabilecek faaliyet girişimlerini kapsayarak, neredeyse sınırsız bir eylem alanını kapsar --bunların tümü de kongrenin onayı ve hatta bilgisi dahi olmaksızın [gerçekleşir].
Kongre araştırmalarına göre, geçmiş yönetimler Vietnam'daki savaşı şiddetlendirmek, Afrika'ya ABD komandolarını göndermek, ve yabancı hükümetlere rüşvet vermek için ulusal güvenlik yönergelerini kullanmışlardır. Reagan Yönetimi, Mikronezya'nın geleceğinden tutun da bir nükleer soykırımın ardından hükümetin nasıl faal tutulacağına kadar çeşitli konularda 320'den fazla gizli yönerge hazırlamıştır. ABD istihrabatı hakkındaki önde gelen yazarlardan birisi olan Jeffrey Richelson'a göre, Bush Yönetimi, 1992 gibi erken bir tarihte, uyuşturucu savaşlarından nükleer silahlanmaya, Afganistan'daki gerilların desteklenmesinden Panama'daki siyasetçilere kadar çeşitli konularda 100'den fazla UGY hazırlamıştır. Bu gibi yönergelerin konuları azimli araştırmacılar tarafından ortaya çıkarılmış olsa da, bu metinlerin hiçbirisi ne açıklanmış [declassify] ne de kongreye sunulmuştur. Aslında, Bush Yönetimi gizli olmayan UGY'lerinin bile açıklanmasını mütemadiyen engellemektedir.
31 Ekim 1989'da, Irak'ın Kuveyt'i işgal etmesinden dokuz ay önce, Bush, ABD birimlerinin Irak ile siyasi ve ekonomik ilişkilerini genişletmesini, Irak'ın milyarlarca dolar kredi güvencesi yanı sıra daha sonra nakit para karşılığı satılacak olan askeri teknoloji ve besin maddelerini de kapsayan ABD mali yardımına erişebilmesini emreden UGY-26'yı imzaladı. Milyar dolarlık fonların tahsis edilmesini içeren kararların yasamayla birlikte alınması gerektiğini düşünen Kongre üyeleri gizli yönergelerin bir listesini elde etmek amacıyla 1991'de müfettişler görevlendirdiler. Beyaz Saray, yönergelerin "ulusal güvenlikle ilgili oldukları için" gizli tutulması gerektiğini bildirerek işbirliği yapmayı reddetti. Irak'ın NSD-26 ile elde ettiği kredileri ödeyememesi, Amerikan vergi yükümlülülerin milyarlarca dolarlık faturayı ödeyecekleri [footing] anlamına gelmektedir.
Siyasetçilerin altta yatan otoriterliği genellikle sözleriyle ortaya dökülür. Örneğin, Reagan merkezileşmenin azalması taraftarı olduğunu söylerken bile bütçe üzerindeki kontrolünü fazlasıyla artırmak ve ülke içindeki CİA faaliyetlerini --daha az Kongre denetimiyle birlikte-- genişletmek istiyordu; ki bunların her ikisi de erkin merkezileşmesini artırmaya hizmet etmiştir (Tom Farrer, "The Making of Reaganism". New York Review of Books, 21 Ocak 1982, Marily French'in Beyond Power içindeki alıntısı, s. 346). Kongre'nin onaylamamasının ardından Clinton'un Meksika'yı borç krizinden kurtarmak için Yürütme Emri'ni [Executive Order] kullanması, ülkeyi emirle yönetme geleneğine tamamen uygun düşer.
İran-Kontra ilişkilerinden ortaya çıkan en rahatsız edici şey belki de Reagan yönetiminin sıkıyönetim ilan etmeye yönelik olası planıdır. Miami Herald'ın muhabiri Alfonso Chardy, Temmuz 1987'de, Kıdemli Albay Oliver North'un Ulusal Güvenlik Konseyi görevlisi olarak çalışırken, "ABD'nin yurtdışı askeri işgaline ulusal bir muhalefet olması" durumunda sıkıyönetim ilan ederek Anayasal Haklar'ın askıya alınmasını sağlayacak bir Federal Acil Durum Yönetim Birimi [Federal Emergency Management Agency] üzerinde çalıştığını ortaya çıkarmıştır. Bu sıkıyönetim yönergesi 1988'de hala yürürlükteydi (Richard O. Curry (ed.), Freedom at Risk: Secrecy, Censorship, and Repression in the 1980s, Temple University Press, 1988).
Eski ABD Başsavcısı General Edwin Meese, sıkıyönetim uygulanmasındaki yegane en önemli etmenin "sivil rahatsızlıkların enterne edilmesini sağlamak amacıyla istihbarat toplanmasını ilerletmek" olduğunu ifade etmiştir (a.y., s. 28). Kısım B.16.5'de tartışıldığı üzere, 1980'ler boyunca FBİ, potansiyel olarak "yıkıcı" [subversive] gördüğü birey ve gruplar hakkındaki gizli istihbaratını önemli ölçüde artırmış, böylece sivil rahatsızlıklarda derhal enterne edilecek insanların bir listesini Yönetim için hazırlamıştır. Halen Kongre'de tartışılmakta olan Omnibus Anti-Terör Yasası [Omnibus Anti-terror Bill], Başkan'ın [üye oldukları] örgütleri "terörist" ilan ederek muhaliflerini tutuklamasına ve mallarına el koymasına izin vererek, Başkan'a fiilen diktatörsel güçler vermektedir.
Çeviri: Anarşist Bakış
Kaynak: "D.9 What is the relationship between wealth polarisation and authoritarian government?", Anarchist FAQs.

fuck the system!
|