Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür  & Sanat ve Mizah  Forumu Ana Sayfa İletişim Site Haritası

Geri git   Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür & Sanat ve Mizah Forumu > Ciddi Mevzular > Anarşizm

Anarşizm Biz ki caniyiz! Herkes için ekmek, iş ve her türlü bağımsızlık ve adaleti istiyoruz.

İşsizlik gönüllü müdür?

Anarşizm içerisinde İşsizlik gönüllü müdür? konusu: C.9.4 İŞSİZLİK GÖNÜLLÜ MÜDÜR? Burada, sendikalar ve işçi haklarına karşı [yapılan] yukarıdaki şiddetli tenkitlerin ancak bir kısmını aydınlattığı neo-klasik "işçileri suçla" argümanının başka bir yönüne işaret edeceğiz. Bu, işsizliğin gönülsüz ...

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1 (permalink)  
Alt 19-09-2009, 17:14
kaos - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Anarşi!
 
Üyelik Tarihi: 23-10-2007
Yaş: 37
Mesajlar: 957
Standart İşsizlik gönüllü müdür?

C.9.4 İŞSİZLİK GÖNÜLLÜ MÜDÜR?

Burada, sendikalar ve işçi haklarına karşı [yapılan] yukarıdaki şiddetli tenkitlerin ancak bir kısmını aydınlattığı neo-klasik "işçileri suçla" argümanının başka bir yönüne işaret edeceğiz. Bu, işsizliğin gönülsüz olmadığı, işçiler tarafından özgürce seçildiği argümanıdır. Sol-kanat ekonomist Nicholas Kaldor'un belirttiği üzere, "serbest piyasa" ekonomistlerine göre gönülsüz işsizlik "olamaz, çünkü varsayımlarla bu dışlanmıştır." (Further Essays on Applied Economics, s. x) Neo-klasik ekonomistler, işsiz işçilerin daha yüksek ücretli bir iş arayarak (veya çalışmaktansa refah ödentileriyle yaşayarak) zamanlarını daha iyi harcadıklarını düşündüklerini ve bu nedenle de işsiz kalmayı arzuladıklarını iddia etmektedirler. Bu argüman ciddiye alınıyor olması bize modern kapitalist ekonomi kuramının durumu hakkında pek çok şey söyler, ancak birçok sağ-kanat çevrelerde popüler olmasından ötürü bunu da tartışmalıyız.
Birincisi, işsizlik arttığında, bu gönüllü işten ayrılmalarla değil, işten çıkarmalar nedeniyle artmaktadır. Bir şirket işçilerinden bir kısmını işten attığında, işten atılan işçilerin zamanlarını yeni bir iş aramak için harcamayı düşündüklerini söylemek oldukça güçtür. Seçenekleri yoktur. İkincisi, işsiz işçiler normalde ilk teklif edilen işi kabul ederler. Bu olgulardan hiçbirisi çoğu işsizliğin "gönüllü" olduğu hipotezine uygun düşmemektedir.
Tabii ki, medyada çok sayıda iş ilanı vardır. Bu, kapitalizmin iş arayanlara her zaman iş sunduğu anlamına gelmez mi? Hiç de değil, çünkü ilan edilen iş sayısının işsiz sayısıyla uyuşması gerekir. 1.000 işsiz olduğu bildirilen bir bölgede 100 iş ilanı veriliyorsa, burada kapitalizmin tam istihdama yöneldiğini söylemek güç olacaktır.
Ayrıca, yüksek işsizlik ödeneklerinin ve sağlıklı bir refah devletinin işsizliği teşvik ettiği şeklindeki sağ-kanat varsayımın kanıtlarca desteklenmediği bahsedilmeye değerdir. Britanya Muhafazakar Partisi'nin ılımlı bir üyesinin belirttiği üzere, "OECD, onyedi sanayi ülkesini inceledi, ve ülkenin işsizlik oranı ile sosyal-güvenlik ödentileri arasında hiçbir bağlantı bulamadı." (Dancing with Dogma, s. 118) Üstelik, ekonomistler David Blanchflower ve Andrew Oswald'ın birçok ülke için [hazırladıkları] "Ücret Eğrisi", baktıkları her onbeş ülke için hemen hemen aynı gözükmektedir. Bu da keza, "ücret eğrisi", ücret esnekliğinin bir ölçütü olarak düşünülebileceği için, emek piyasası işsizliğinin sosyal-güvenlik koşullarından bağımsız olduğunu akla getirmektedir. Bu olguların her ikisi de işsizliğin doğası itibariyle gönülsüz olduğunu ve sosyal-güvenlik kesintilerinin işsizliği etkilemeyeceğini ifade etmektedir.
İşsizliğin doğasını ele alırken [kullanılabilecek] bir başka etmen de hem ABD'de hem de Birleşik Krallık'ta uygulanmış olan, neredeyse 20 yıllık [geçmişi olan] "reformlar"ın etkisidir. Refah devleti 1960'larda 1990'larda olduğundan çok daha cömertti, ve işsizlik de daha düşüktü. Eğer işsizlik "gönüllü" ise ve sosyal-güvenliğin yüksek olması bunun nedeni ise, refah ödentileri kesildikçe işsizlikte bir azalış olmasını bekleriz (her şeyden önce kesintilerin mantığı ilk aşamada budur). Gerçekte ise tam tersi olmuştur, refah devleti küçültüldükçe işsizlik yükselmiştir. Daha düşük sosyal-güvenlik ödentileri daha düşük işsizliğe sebep olmamıştır, tam tersi gerçekleşmiştir.
Bu gerçeklerle karşı karşıyayken, bazıları işsizlik sosyal güvenlik ödemelerinden bağımsızsa, refah devletinin küçültülebileceği sonucuna varabilir. Ancak, durum böyle değildir, çünkü refah devletinin büyüklüğü yoksulluk oranlarını ve insanların ne kadar süre yoksulluk içinde kalacağını etkiler. ABD'de, yoksulluk oranı 1979'da % 11,7 idi, 1988'de % 13'e yükseldi ve 1993'te yükselmeye devam ederek % 15,1 oldu. Refah devletini küçültmenin net etkisi yoksulluğun artmasına yardım etmek oldu. Benzer şekilde, Birleşik Krallık'ta aynı süre zarfında, eski Thatchercı John Gray'den alıntılarsak, "sınıfsızların [underclass] büyümesi yaşandı. İş sahibi olmayan Britanyalı (emekli aylığı olmayan) --yani [aile] üyelerinden hiçbirisinin üretkken ekonomi içerisinde faal olmadığı-- hanehalklarının yüzdesi 1975'deki yüzde 6,5 [değerinden] 1985'te yüzde 16,4'e ve 1994'te yüzde 19,1'e yükseldi ... 1992 ile 1997 arasında, işsiz, yalnız ebeveynlerde yüzde 15'lik bir artış oldu ... Sınıfsızlardaki bu dramatik büyüme, neo-liberal refah reformlarının --özellikle de bunlar barınmayı etkilediği için-- doğrudan bir sonucudur." (False Down, s. 30) Bu, sağ-kanat kuram ve retoriğin beklentilerinin tam tersidir. John Gray'in doğru bir şekilde belirttiği gibi, "Amerikan {ve diğer} Yeni Sağı'nın mesajı daima yoksulluğun ve sınıfsızlaşmanın serbest piyasanın değil, refah [devletinin] engelleyici etkilerinin ürünleri olduğu olmuştur." Şunu belirterek devam ediyor: bu, "refah [devleti] imkanlarının Birleşik Devletler'den çok daha kapsamlı olduğu anakıta Avrupası ülkelerinin deneyimleri ile asla bağdaşmamaktadır; [bu ülkelerdeki refah devleti imkanları] Amerikan tarzı bir sınıfsızlaşmayı andırmaksızın var olmuştur. Anglo-Sakson ülkelerinin deneyimleri hiçbir yere ulaşmamaktadır." (Op. Cit., s. 42) Şöyle devam eder:
"Yeni Zelanda'da, Amerikan Yeni Sağı'nın kuramları nadir ve acayip bir başarı kazanmıştı --pratik uygulaması ile kendi kendini çürütmmüştür. Yeni Sağ'ın iddialarının aksine, neredeyse tüm evrensel sosyal hizmetlerin lağvedilmesi ve refah yardımlarının seçici bir şekilde hedeflenmesi amacıyla gelir gruplarının katmanlara bölünmesi, neo-liberal yoksulluk tuzağı ortaya çıkarmıştır." (a.y.)
Bu nedenle işsizlik yardımları ve refah devleti düzeyinin işsizlik üzerinde çok az bir etkisi olurken (ki işsizliğin tabiatı gönülsüzse böyle olması beklenir), bunun yoksulluğun mizacı, süresi ve kalıcılığı üzerinde etkisi vardır. Refah devletinin küçültülmesi, yoksulluğu ve yoksulluk içerisinde geçirilen süreyi arttırmaktadır (ve yeniden dağıtımı azaltarak, eşitsizliği de arttıracaktır). Eğer Gayri Safi Yurtiçi Hasılanın yüzdesi olarak ulusal sosyal güvenlik transferlerine ve göreli yoksulluk oranına bakacak olursak, burada bir bağıntının [korelasyonun] olduğunu görürüz. Daha yüksek harcama düzeyine sahip ülkeler, daha düşük yoksulluk oranlarına sahiptir. Ayrıca, harcama düzeyi ile kalıcı yoksulların sayısı arasında da bir bağıntı vardır. Yüksek harcama düzeyine sahip ülkelerin yoksulluktan kurtulan daha fazla yurttaşı bulunur. Örneğin, İsveç tek rakamlık, % 3'lük bir yoksulluk oranına ve % 45'lik bir yoksulluktan kurtulma oranına sahiptir; Almanya'nın rakamları % 8 ve % 24'tür (ve kalıcı yoksulluk oranı % 2'dir). Bunun aksine, ABD % 20'lik ve % 15'lik rakamlara sahiptir (kalıcı yoksulluk oranı % 42'dir) (Michigan Üniversitesi Sosyal Araştırma Enstitüsü'nden Greg J. Duncan, 1994).
Güçlü bir refah devletinin ücretler ve emeğin çalışma koşulları için bir çeşit zemin oluşturduğu veriliyken, kapitalistlerin ve "serbest piyasa" kapitalizmi destekçilerinin bunun altını oymayı amaçlamalarının nedenini görmek kolaydır. Refah devletinin altını kazarak, emeği "esnek" yaparak, karlar ve güç hakları ve çıkarları için ayaklanan çalışan insanlar karşısında korunabilecektir. Eşitsizlik patlarken, "esnekliğin" iddia edilen faydalarının büyük bir çoğunluk için görülmesi güç bir şey olmasına şaşmamalıdır. Refah devleti, diğer bir deyişle, kapitalist sistemin emeği metalaştırma girişimlerini azaltır ve işçi sınıfından insanların önündeki seçenekleri çoğaltır. Refah devleti, iş bulma gerekliliğini azaltmazken, herhangi belirli bir işverene bağımlı olmanın altını oyabilir ve böylece de işçilerin bağımsızlığını ve gücünü arttırır. Sendikalar ve refah devletine yönelik saldırıların "yönetimin yönetme hakkı"nı koruma retoriği çerçevesinde sunulmuş olması ve hala da sunuluyor olması; insanların yeniden ücretli köleliğe mahkum edilmesi bir rastlantı değildir. Başka bir ifadeyle, işçilerin hakları için ayağa kalkmaması için işleri güvensiz hale getirerek emeğin metalaşmasını arttırma girişimi.
İşsizliğin insani maliyeti oldukça iyi belgelenmiştir. İşsizlik oranları ile akıl hastanesine yatırılmalar arasında istikrarlı bir bağıntı vardır. İşsizlik ile çocuk ve genç-yetişkin suçları arasında bağlantı vardır. Bireyin kendine saygısı üzerindeki, onların topluluk ve toplumları üzerindeki daha geniş etkileri çok fazladır. David Schweickart şu sonuca varıyor:
"İşsizliğin, kaybedilen üretimin veya kaybedilen vergilerin parasal [cold cash] olarak maliyeti; veya yabancılaşma, şiddet ve çaresizliğin ateşli birleşiminde[ki maliyet], Bırakınız Yapsınlar [sisteminde] daha büyüktür." (Against Capitalism, s. 109)
Tabii ki, işsizlerin iş aramaları gerektiği, ve iş bulmak için ailelerini, kentlerini ve topluluklarını terk etmeleri gerekeceği söylenebilir. Ancak, bu, insanların bütün bir yaşamlarını "piyasa güçleri"nin gereksinimlerine (ve sermayeye sahip olanların arzularına --Keynes'in tabirini kullanırsak "hayvanii güdüleri"ne--) göre değiştirmeleri gerektiği anlamına gelir. Diğer bir deyişle, bu kapitalizmin insanların önlerini planlama ve kendi yaşamlarını örgütleme yetilerini kaybetmelerine neden olduğunu (ve ayrıca, onları kimlik, onur ve kendine saygı duygularından da yoksun bırakabilir), bunu yaşamın (ve bazı durumlarda soyluluğun) bir gereği olarak resmetmeyi kabul etmek demektir. Öyle gözükmektedir ki, kapitalizm üzerine kurulduğunu iddia ettiği değerleri kısır bir şekilde ihlal etmeye mantıksal olarak kendisini adamıştır --yani bireylerin doğuştan gelen değerlerine ve ayrılıklarına karşı saygı. Bu hiç de şaşırtıcı değildir, çünkü kapitalizm, bireylerin ("emek" olarak adlandırılan) bir metaya indirgenmesine dayanır. Yine Karl Polanyi'den alıntılayacak olursak:
"İnsani terimlerle {emek piyasasının} bu şekilde benimsenmesi [postulate, önerme], işçiler açısından kazançlarda aşırı istikrarsızlık, mesleki standartların bütün bütün yok olması, ayrım gösterilmeksizin itilip kakılmaya aşağılıkça hazır olma, piyasanın kaprislerine tam bağımlılık demektir. {Ludwig Von} Mises haklı olarak, eğer işçiler 'sendikacılar olarak hareket etmezler, emek piyasasına göre taleplerini azaltır, yerleri ile mesleklerini değiştirilerse, en nihayetinde iş bulurlar' demektedir. Bu, emeğin meta karakterine sahip olduğu önermesine dayanan bir sistemin konumunu özetlemektedir. Nerede satışa sunulması gerektiğine, ne amaçla kullanılması gerektiğine, hangi fiyattan el değiştirmesi gerektiğine, ve hangi şekilde tüketilmesi veya yok edilmesi gerektiğine karar vermek metanın işi değildir." (The Great Transformation, s. 176)
Ancak, insanlar metalar değildir, yaşayan, düşünen, hisseden bireylerdir. "Emek piyasası" ekonomik olmaktan ziyade sosyal bir kurumdur; ve insanlar ve işler de sadece birer meta değildir. Anlamsızlıkları yüzünden neo-liberallerin varsayımlarını reddedersek, davaları başarısız olur. Kapitalizm, en nihayetinde tam istihdamı sağlayamaz, çünkü emek bir meta değildir (ve Kısım C.7'de tartıştığımız üzere, metalaştırmaya karşı bu ayaklanma, iş çevrimini ve bu nedenle de işsizliği anlamanın anahtar niteliğindeki bir unsurudur).

Çeviri: Anarşist Bakış
Kaynak: "C.9 Would Laissez-faire Capitalism Reduce Unemployment, as Supporters of 'Free Market' Capitalism Claim?", Anarşist Sıkça Sorulan Sorular.


fuck the system!
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler
gönüllü, mıdır?, İşsizlik


Konuyu toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
AKP kapatılmalı mıdır? High Hopes Anketler 36 02-05-2010 19:35
İşsizlik nedeni yüksek ücretler midir? kaos Anarşizm 0 19-09-2009 17:11
Kapitalizm ve İşsizlik kaos Anarşizm 0 19-09-2009 17:08
Aşk var mıdır? maria Edebi Mevzular 15 05-05-2008 07:38
gönüllü hizmet... asmara Duyurular 2 04-02-2008 18:04


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 19:45 .
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2009, Crawlability, Inc.

Copyright ©2007 - 2008 khAos.info