Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür  & Sanat ve Mizah  Forumu Ana Sayfa İletişim Site Haritası

Geri git   Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür & Sanat ve Mizah Forumu > Ciddi Mevzular > Anarşizm

Anarşizm Biz ki caniyiz! Herkes için ekmek, iş ve her türlü bağımsızlık ve adaleti istiyoruz.

Merkezileştirmeden kimler faydalanır?

Anarşizm içerisinde Merkezileştirmeden kimler faydalanır? konusu: B.2.5 MERKEZİLEŞMEDEN KİMLER FAYDALANIR? Birisi veyahut bir grup faydalanmadıkça, hiçbir toplumsal sistem var olamaz. İster devlet olsun isterse şirket, merkezileşme için de durum farklı değildir. Merkezileşme her durumda doğrudan en ...

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1 (permalink)  
Alt 19-09-2009, 16:03
kaos - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Anarşi!
 
Üyelik Tarihi: 23-10-2007
Yaş: 37
Mesajlar: 957
Standart Merkezileştirmeden kimler faydalanır?

B.2.5 MERKEZİLEŞMEDEN KİMLER FAYDALANIR?

Birisi veyahut bir grup faydalanmadıkça, hiçbir toplumsal sistem var olamaz. İster devlet olsun isterse şirket, merkezileşme için de durum farklı değildir. Merkezileşme her durumda doğrudan en yukarıdakiler için faydalı olur, çünkü aşağıdakilerin kontrol edilmelerine ve daha etkin bir şekilde yönetilmelerine imkan tanıyarak, onları aşağıdakilerden korur. Bu nedenle merkeziyetçiliği desteklemek, bürokratlar ve siyasetçilerin doğrudan çıkarınadır.
Kapitalizmde, iş alemi sınıfının çeşitli kesitleri de devlet merkezciliğini desteklerler. Bu sermaye ile devlet arasındaki sembiyotik [ing. symbiotic, ortak yaşayan canlılar] bir ilişkidir. Daha sonra tartışılacağı üzere (Kısım F.8'de), devlet piyasanın "ulusallaştırılması"nda --yani "serbest piyasa"nın topluma dayatılmasında-- önemli bir rol oynamıştır. Erki temsilcilerin elinde merkezileştirerek ve böylece bir devlet bürokrasisi yaratarak, sıradan insanlar zayıflatılmış ve böylece zenginlerin çıkarlarına dokunmaları daha düşük olasılıklı olmuştur. "Bir cumhuriyette" yazıyor Bakunin, "sözde Devlet tarafından temsil edilen insanlar, yasa adamları, ... kendi faydaları için olduğu kadar imtiyaz sahibi mülkiyetli sınıfların daha büyük fayda edinmesi"için, "bürokratik dünya" sayesinde "gerçek ve yaşayan insanların boğazını sıkacak ve sıkmaya devam edecektir" (Op. Cit., s. 211)
Zengin iş aleminin çıkarları tarafından ilerletilen artan siyasal merkezileşmenin örnekleri kapitalizmin tarihi boyunca gözlenebilir. "Merril Jensen, devrimci Amerika'da 'şehir hükümetinin tabiatının ateşli tartışmalara yol açtığını' belirtiyor. ... Şehir toplantıları ... 'devrimci faaliyetin odak noktası olmuştu'. Amerikan devriminden sonra başlayan anti-demokratik tepki şehir toplantısı hükümetlerinden kurtulma çabasıyla damgalanmıştı. ... Muhafazakar unsurlarca, 'şehirlerin kentsel bölgelerden seçilen belediye başkanları ve konseyler tarafından yönetileceği anonim [ing. corporate, birleşik] (belediyesel bir hükümet) biçiminin' oluşturulması için girişimler yapıldı. ... (T)üccarlar, 'şehir toplantılarından kurtulmak için devamlı surette anonimleşmeyi desteklediler' ..." (Murray Bookchin, Ekolojik Bir Topluma Doğru, s. 182)
Burada yerel politika yapımının çoğunluğun elinden alındığını ve (hep zengin olan) bir azınlığın elinde merkezileştirildiğini görüyoruz. Fransa başka bir örnektir:
"Hükümet ... (tüm hanehalklarından meydana gelen) halk meclislerini [ing. folkmote] 'fazlasıyla gürültülü', fazlasıyla itaatsiz buldu; ve 1787'de, yerine zengin köylüler arasından seçilen bir belediye başkanı ve üçle-altı arası vekilden meydana gelen seçilmiş konseyleri geçirdi" (Peter Kropotkin, Karşılıklı Yardımlaşma, s. 185-186).
Bu, karar alma gücünün bir azınlığın elinde merkezileştirilmesiyle işçi sınıfının zayıflatılması genel hareketinin bir parçasıydı (Amerikan devriminde olduğu gibi). Kropotkin işleyen bu sürece işaret ediyor:
"Anayasal yasaları çıkarmak ve yüksek soyluluğa hakim olmak için halkın desteğini almayı hedefleyen orta sınıflar, --artık halkın kuvvetini görmüş ve hissetmiş olarak-- halka hükmetmek, onları silahsızlandırmak ve onları tekrar boyun eğmeye zorlamak için ellerinden geleni yapıyorlardı. (...)
Mahkemenin elinden kayıp giden politik iktidarın halkın eline geçmemesi için yasal düzenlemeler yapmak amacıyla koşuşturuyorlardı. Böylece ... Fransa'nın, aktif yurttaşların hükümette yer alacağı ve pasif yurttaşlar adı altında halkın büyük kesimini oluşturanların ise politik hakların tamamından yoksun olacağı iki sınıfa bölünmesi (önerildi). ... (Ulusal) Meclis, ... en yoksul kesimleri Hükümet'ten dışlama ilkesini daima koruyacak [şekilde] Fransa'yı bölgelere ayırdı. ... Asli [ing. primary] meclislerde yer alamayacak olan ... halk yığınlarını asli meclislerden dışladılar, ve [yasaya göre] (Ulusal Meclise temsilciler seçen) seçmenleri, belediyeleri ve herhangi bir yerel otoriteyi aday gösterme hakları olmayacaktı ...
Ve son olarak, seçmen meclislerinin sürekliliği yasaklandı. Orta-sınıf yöneticiler bir kere atandıklarında, bu meclisler bir daha toplanmayacaktı artık. Kısa zaman sonra dilekçe verme ve önerge sunma hakları bile alındı --'Oy kullan ve dilini tut!' Köylere gelince, ... komünün işlerinin idaresinden sorumlu olan ... [köy] sakinleri genel meclisi ... yasayla yasaklanıyordu. Bundan böyle yanlızca iyi halli köylüler, [yani] aktif yurttaşlar, belediye başkanını ve köyün orta-sınıfına mensup üç veya dört erkekten oluşan belediyeyi atamak üzere yılda bir kere toplanma hakkına sahip olacaklardı.
Benzer bir belediyesel örgütlenme şehirler için de yapılmıştı ...
(Böylece) orta-sınıflar, belediyesel erkin topluluğun iyi halli üyelerinin elinde kalması için her türlü önlemle kendilerini kuşatmışlardı." (Büyük Fransız Devrimi, Cilt 1, ss. 179-186)
Yani merkezileşme erkin halk kitlelerinden alınarak zenginlere verilmesini amaçlıyordu. Halkın gücü (Kropotkin'in sözleriyle, "anarşizmin ilkelerini" ve "Doğrudan Kendinden Yönetimi ... uygulamayı ifade eden" (Op. Cit., s. 204 ve s. 203))-- --Paris'in "Kesimleri" ve "İlçeleri" gibi popüler meclislere ve köy meclislerine dayanıyordu. Ancak, Ulusal Meclis "yanlızca aktif yurttaşların ... seçimsel ve idari meclislerde yer almasına (izin vererek), ... ilçelerin gücünü azaltmak ... (ve) Devrimin yuvalarını bastırmak için her şeyi denedi." (Op. Cit., s. 211) Böylece devlet "herşeyi kendi ellerinde merkezileştirmeye çalışırken, merkezi hükümet durmaksızın bölgeleri otoritesine tabi kılmaya çalışıyordu. ... Halk örgütlenmelerinin ... tüm ... idari işlevlerini elinden alıyor, ... bölgelerin ölümü anlamına gelecek [şekilde] onları polis meselelerinde bürokrasisine tabi kılıyordu." (Op. Cit., cilt 2, s. 549 ve s. 552) Görülebileceği üzere, zenginlerin erki kendi ellerinde merkezileştirmeleriyle Fransız ve Amerikan devrimlerinin her ikisinde de benzeri bir süreç gözlenir. Bu, işçi sınıfından insanların (yani çoğunluğun) karar alma süreçlerinden dışlanmasını ve başkalarının yasa ve erkine tabi kılınmasını sağladı. Bu ise, tabii ki temsilcileri erke sahip olan azınlık sınıfının işine geliyordu. (Murray Bookchin'in Üçüncü Devrim eserinin birinci cildi Fransız ve Amerikan devrimlerini ayrıntılarıyla tartışmaktadır).
Devrimin ardından ABD'de eyalet ve devlet seviyesinde erkin merkezileşmesi cesaretlendirildi, çünkü "Anayasa yapıcıların çoğunun güçlü bir federal hükümet kurulmasından doğrudan çıkarları vardı ... büyük ekonomik çıkarların korunması için güçlü bir merkezi hükümete gereksinim vardı." (Howard Zinn, Birleşik Devletler Halkının Tarihi, s. 90) Özellikle devlet merkeziyetçiliği, ABD toplumunun kapitalizmin hakimiyeti altındaki bir kalıba dökülmesi için hayati nitelikteydi:
"İç Savaşı takip eden otuz yıl içinde, mahkemelerde yasalar giderek kapitalist gelişmeye uygun şekilde yorumlandı. Bunu inceleyerek, Morton Horwitz (Amerikan Hukukunun Dönüşümü) iş aleminin büyümesinin önünde durduğunda, İngiliz genel yasasının [ing. common-law, örf ve adete dayanan hukuk] artık kutsal sayılmadığna işaret ediyor. ... İş adamlarının zararları hakkındaki kararlar, tahmin edilemez olan jürilerin elinden alınarak yargıçlara verildi ... Mallar için adil fiyat düşüncesi mahkemelerde yerini sorumluluk alıcıya ait (alıcılar dikkatli olsun) fikrine bıraktı ... çalışan insanların aleyhine ayrımcı olan sözleşme kanunu tasarlandı ... Kanunun iddiası işçi ile demiryolu [şirketinin] eşit pazarlık gücüne sahip olduğu idi ... 'Halka tamamlandı; piyasa sisteminin ürettiği eşitsizlik biçimlerini basitçe onaylayan bir yasaya ulaşıldı.' " (Op. Cit., s. 234)
ABD devleti, seçkinci liberal doktrin üstüne kuruldu ve etkin bir şekilde ("bireysel hürriyet" adına) demokratik eğilimleri azaltmayı amaçladı. Pratikte olan şey ise (hiç de şaşırtıcı olmamak üzere), zengin seçkinlerin kendi çıkarlarını ve güçlerini korumak ve genişletmek için devleti halk kültürünü ve genel hakları zayıflatmak için kullanması oldu. ABD toplumu, süreç içinde kendi zihinlerinde reforme edildi:
"Ondokuzuncu yüzyılın ortasına gelindiğinde, hukuk sistemi çiftçilerin, işçilerin, tüketicilerin ve toplumdaki diğer daha az güçlü grupların zararına, ticaret ve sanayi insanlarının avantajına yeniden şekillendirilmişti. ... [Hukuk sistemi] refahın toplumdaki en zayıf gruplar aleyhine hukuki olarak bölüşülmesine etkin bir şekilde yardım etti." (Horwitz, Zinn'in alıntısı, Op. Cit., s. 235)
Modern zamanlarda, devletin merkezileşmesi ve genişlemesi, hızlı bir sanayileşme ve iş aleminin büyümesiyle yakın bir ilişki içinde devam etti. Edward Herman'ın işaret ettiği üzere, "dengeleyici bir şekilde sendikaların ortaya çıkışını ve hükümetin büyümesinin bastırılmasını, büyük ölçüde temin eden iş aleminin hacminin ve gücünün büyümesiydi. İş aleminin ötesinde büyüklük, büyük ölçüde iş alemindeki büyüklüğe karşı bir yanıttı." (Şirket Denetimi, Şirket İktidarı, s. 188 --keza bakınız Stephan Skowronek, Yenni Amerikan Devletinin İnşası: Ulusal İdari Kapasitelerin Genişlemesi, 1887-1920) Devlet merkeziyetçiliği daha büyük ve iyice tanımlanmış piyasaların yaratılması için gerekliydi; ve çıkarlarına uygun davrandığı sürece iş alemi tarafından desteklendi (pazarlar genişlediğinde, devletin mülkiyet yasalarını standartlaştırması ve dayatması vb. için). Öte yandan, bu "daha büyük hükümet" yönündeki gelişme, devletin gücünü kitlelerin etkisinden daha fazla yalıtıp daha sağlam bir şekilde zenginlerin eline verirken, (--devlet zenginler tarafından idare edildiğinde bekleneceği üzere-- devlet tarafından sıklıkla sübvansiyonlar ve korumacılıkla desteklenen) büyük iş aleminin büyüyebileceği ortamı da hazırladı. "(Y)önetim yapıları, yurtiçindeki güçler etrafında, son birkaç yüzyılda ekonomik güçler [etrafında] birleşme eğiliminde" (Noam Chomsky, Dünya Düzenleri, Eskisi ve Yenisi, s. 178) olduğu için bu gibi gelişmeleri görmekten şaşırmamalıyız. Devlet merkeziyetçiliği, [hükümetin] kendi kuklaları olmasını sağlayarak iş aleminin hükümeti kontrol etmesini ve politik süreci etkilemesini kolaylaştırır. Örneğin, AB'den en çok yararlananlar "esasen AB'nde merkezi olan çokuluslu şirketlerin (toplam satışları (1991'de) --AB endüstriyel üretiminin yaklaşık olarak % 60'ını-- 500 milyar $'ı aşan en büyük 20 Avrupa şirketinden 11'inin) başkan veya üst yöneticilerden oluşan bir seçkinler lobi grubu" [olan] Avrupa Yuvarlak Masasıdır [ing. European Round Table] (ERT). Bu organ üstüne çalışan iki araştırmacının not ettiği üzere, ERT "kulis yapmakta o kadar ustadır ki ... pekçok ERT önerisi ve 'vizyonu' Komisyonun zirve toplantılarında gizemli bir şekilde geviş getirilmektedir." ERT "daha esnek [çalışma] saatlerini, mevsimlik sözleşmeleri, iş paylaşımını ve part-time çalışmayı desteklemekte, emek piyasasının daha esnek olması gerektiğini iddia etmektedir. 1993'de, ERT'nin önerilerini yapmasından yedi yıl sonra (ve pekçok ülke Maastricht Sözlemesini ve onun "sosyal başlığı"nı kabul ettikten sonra), Avrupa Komisyonu ... Avrupa'daki emek piyasalarının daha esnek olmasını (öneren) ... resmi bir broşür [ing. white paper] yayınladı." (Doherty ve Hoedeman, "Yol Çapulcuları", Yeni Devlet Adamı, 11.04.1994, s. 27)
Bugünkü küreselleşme, NAFTA ve Tek Avrupa Pazarı lafları, devletin büyümesinin ekonomik büyümenin belirlediği yolu takip ettiği, alttan alta işleyen bir dönüşüme işaret etmektedir. Basitçe koymak gerekirse, ulusötesi şirketlerin ve küresel finans piyasalarının büyümesiyle, ulus-devletin bağları ekonomik olarak gerekenden fazla bir hale gelmiştir. Şirketler çokuluslu hale geldikçe, devletlerin diğerlerini takip etmesi, devletler arası anlaşmalar ve birlikler yaratarak "uluslar" ötesindeki piyasaları rasyonalize etmesi yönündeki baskılar arttı.
Noam Chomsky'nin belirttiği üzere, G7, IMF, Dünya Bankası ve benzerleri, "de facto dünya hükümeti"ni [oluştururlar]; ve "devlet gücünün tipik bir şekilde yaptığı üzere, ulusötesi devletin kurumları (halktan ziyade) diğer efendilere --bu olayda, finans ve diğer hizmetler, imalat, medya ve iletişim alanlarında yükselmekte olan ulusötesi şirketlere-- hizmet eder." (Op. Cit., s. 179)
Bu, kapitalistlerin herşey için devlet merkeziyetçiliğini arzuladıkları anlamına gelmez. Sıklıkla, özellikle de toplumsal meselelerde, iş aleminin onlar üstündeki denetimini artırmak için görece bir merkezsizleşmeyi (yani erkin yerel bürokratlara verilmesini) sıkça tercih ederler. Denetimin yerel alanlara devredilmesiyle, büyük şirketlerin, yatırım şirketlerinin ve benzerlerinin yerel hükümet üzerindeki gücü orantısal olarak büyümektedir. Ek olarak, orta-ölçekli bir işletme bile yerel politikalara dahil olabilmekte ve etkileyebilmekte, sınırlayabilmekte veya doğrudan kontrol edebilmekte; işgücünü birbirine düşürebilmektedir. Özel [sermayenin] gücü "özgürlük"ün güvende olmasını sağlayabilir --kendi özgürlüklerinin.
Hangi bürokratlar kümesi seçilirse seçilsin, toplumsal gücü merkezileştirme gereksinimi, böylece de nüfusu marjinalleştirme iş alemi sınıfı için birincil önemdedir. Kapitalistlerin "büyük hükümet"e karşı çıkmasının genellikle finansal açıdan olduğunu hatırlamak önemlidir --devlet mevcut toplumsal artığı tükettiiği, böylece de rekabet halindeki çeşitli sermayelere dağıtmak üzere piyasalara kalan miktarı azalttığı için.
Kapitalistlerin "büyük hükümet" hakkında karşı çıktığı şey gerçekte, [hükümetin] yoksulların ve işçi sınıfının faydasına tasarlanmış sosyal programlara [yönelik] harcamalarıdır --sermayeye gidecek olan artığın bir kısmını "ziyan eden" (ve keza insanları daha az çaresiz ve dolayısıyla da ucuza çalışmaya daha az istekli yapan) "gayri meşru" bir işlev. Devleti özel mülkiyetin ve sistemin koruyucusu şeklindeki "klasik" --ve bunun dışında çok az şeyin [sorumluusu olma]-- rolüne indirgeme yönündeki sürekli baskı bu nedenledir. Refah devleti hakkındaki sahte tartışmaları dışında, (siyasetçiler burslar, ulusal sağlık ve yoksullar için refah [hizmetleri] için hazinede "hiç para" olmadığını haykırırken) daha çok hapishane inşa etmek ve yönetici-sınıfın çıkarlarını ilerletmek üzere dışarıya askeri birlikler göndermek üzere daima fonlar bulabilmesi gerçeğiyle kanıtlanabileceği gibi, kapitalistler hükümetin (ve savunma harcamaları gibi "doğru" devlet müdehalesi biçimlerinin) en sadık destekçileridir.

Çeviri: Anarşist Bakış

Kaynak: "B.2 Why are anarchists against the state?", Anarşist Sıkça Sorulan Sorular.


fuck the system!
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler
faydalanır?, kimler, merkezileştirmeden


Konuyu toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Kimler Forumda Ne Haltlar Karıştırıyor Bölümü. :D cimcime Geyik Mevzular 18 04-03-2011 02:41
Gazımızı Kimler Alıyor..... ucuzfilm Lorem Ipsum 2 21-02-2008 14:36
saat sabah 04:40 ... kimler var forumda? LYNX Lorem Ipsum 65 20-10-2007 05:13
kimler Ankara'da sea4ever Geyik Mevzular 47 18-10-2007 22:32


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 19:43 .
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2009, Crawlability, Inc.

Copyright ©2007 - 2008 khAos.info