Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür  & Sanat ve Mizah  Forumu Ana Sayfa İletişim Site Haritası

Geri git   Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür & Sanat ve Mizah Forumu > Ciddi Mevzular > Anarşizm

Anarşizm Biz ki caniyiz! Herkes için ekmek, iş ve her türlü bağımsızlık ve adaleti istiyoruz.


Irkçılık, Cinsiyetçilik ve Homofobi Neden Vardır?

Anarşizm içerisinde Irkçılık, Cinsiyetçilik ve Homofobi Neden Vardır? konusu: B.1.4 Irkçılık, Cinsiyetçilik ve Homofobi Neden Vardır? Irkçılık, cinsiyetçilik ve homofobi (homoseksüellerden nefret etme veya korkma) tüm toplumda kurumsallaştırılmış olduğu için, cinsel, ırkçı ve eşcinsellere yönelik baskılar yaygındır. Bu üç ...

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1 (permalink)  
Alt 19-09-2009, 16:50
kaos - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Anarşi!
 
Üyelik Tarihi: 23-10-2007
Yaş: 36
Mesajlar: 957
Standart Irkçılık, Cinsiyetçilik ve Homofobi Neden Vardır?

B.1.4 Irkçılık, Cinsiyetçilik ve Homofobi Neden Vardır?

Irkçılık, cinsiyetçilik ve homofobi (homoseksüellerden nefret etme veya korkma) tüm toplumda kurumsallaştırılmış olduğu için, cinsel, ırkçı ve eşcinsellere yönelik baskılar yaygındır. Bu üç şeytani davranışın temel nedeni, ideolojilerin, hiyerarşide içkin olarak bulunan tahakküm ve sömürüyü haklı çıkarmaya --diğer bir deyişle, baskı ve adaletsizliği "haklı çıkaran" ve "açıklayan" "kuramlara"-- duydukları gereksinimdir. Tacitus'un dediği gibi, "Bizler yaraladıklarımızdan nefret ederiz." Diğerlerini ezen kimseler, daima kurbanlarını "aşağılık" olarak nitelendirecek, ve bu nedenle kaderlerini hak ettiklerini gösterecek nedenler bulurlar. Seçkinlerin kendi üstün toplumsal ve ekonomik konumlarını haklı çıkaracak yollara gereksinimleri vardır. Toplumsal sistem bariz bir şekilde eşitsiz ve seçkinci olduğu için, dikkatin diğer, daha az zorlu olan "gerçeklere", örneğin varsayılan biyolojiye veya "tabiata" bağlı üstünlüklere çekilmesi gerekir. Bu nedenle hiyerarşik, sınıf-katmanlı toplumlarda cinsel, ırkçı ve etnik üstünlük doktrinlerinin var olması kaçınılmazdır.
Sırasıyla her ırkçı tahammülsüzlük biçimini ele alacağız.
Ekonomik bakımdan ırkçılık, dışarda emperyalizm ve içerde ucuz emeğin sömürülmesiyle ilgilidir. Aslında hem Amerika'daki hem de Avrupa'daki ilk kapitalist gelişim, insanların özellikle de Afrika kökenli olanlarının köleliğiyle kuvvetlendirilmiştir. Amerika, Avusturalya ve dünyanın diğer kesimlerinde, esas sahiplerinin boğazlanması ve topraklarına el konulması da keza kapitalizmin gelişiminde anahtar bir unsurdu. Yabancı uluslara boyun eğdirilmesi zor kullanımı ile olduğu için, bu, hakim olan ulusa kendi özel doğal niteliklerindeki uzmanlığı, diğer bir deyişle "ırksal" nitelikleri yüzündenmiş gibi gözükür. Bu nedenle emperyalistler, ırkçılıklarını "doğa"da temellendirmek için sıklıkla Darwinci "En İyinin Yaşaması" doktrinine başvururlar.
Avrupa'da, ilk ırksal üstünlük kuramlarından birisi aristokrasiye Fransa'yı yönetmek için doğal haklar kazandıracak olan Gobineau tarafından 1850'lerde öne sürülmüştür. [Gobineau], "kitleler" Gal ya da Kelt kökenine sahipken, Fransız aristokrasinin ise esasen Alman kökenli olduğunu; ve Alman ırkı "daha üstün" olduğu için de aristokrasinin yönetmek için doğal hakkı olduğunu öne sürmüştü. Her ne kadar Fransız "kitleler" bu kuramı pek ikna edici bulmasalar da, bu sonraları Alman genişlemesinin taraftarları tarafından ele alınmış ve Alman ırk kuramının kaynağını oluşturmuş, Nazilerin Yahudileri ve diğer "Aryan olmayan"ları ezmesinin gerekçelendirilmesinde kullanılmıştı. "Beyaz adamın sorumluluğu" ve "Manifest Destiny" kavramları da aynı zamanda İngiltere'de ve daha az ölçüde de Amerika'da gelişmiş, ve Anglo-Sakson fethi ve "insancıl" temellerde dünyaya hakimiyeti rasyonalize etmek için kullanılmıştı.
Irksal üstünlük fikrinin büyük içsel faydaları olduğu da keşfedilmişti. Paul Sweezy'nin dikkat çektiği üzere, "gelişmiş kapitalist ülkelerdeki toplumsal mücadelelerin yoğunlaşması ... mümkün olduğunca zararsız --yani kapitalist sınıf idaresinin görüş açısından zararsız olan mecralara yönlendirilmeliydi. Irksal çizgilerdeki zıtlıkların kaşınması dikkatleri sınıf çatışmasından uzaklaştırmanın uygun bir yöntemiydi," --doğaldır ki [sınıf çatışması] yönetici-sıınıfın çıkarları için tehlikeliydi (Theory of Capitalist Development, s. 311). Aslında işverenler, "böl ve yönet" stratejilerinin bir parçası olarak, işçiler arasındaki ırksal çizgilerde var olan ayrımları sıkça ve açık bir şekilde beslerler.
Diğer bir deyişle, ırkçılık (diğer ırksal tahammülsüzlük biçimleri gibi) insanların, aynı sınıftaki tüm insanların acısını çektiği koşullar için diğer insanları suçlamalarını sağlayarak, işçi sınıfını içinden parçalamak ve bölmek için kullanılabilir. Böylece, örneğin beyaz işçiler işsizlik yüzünden kapitalizm yerine siyahları, yoksulluk yerine İspanyol kökenlileri suçlamaya kurnazca cesaretlendirilirler. Ek olarak, ırksal azınlıklara ve kadınlara karşı ayrımcılık kapitalist ekonominin tam bir onayına mahzardır, "çünkü bu sayede işler ve yatırım imkanları dezavantajlı olan gruplara verilmez, onların ücret ve karları mevcut düzeylerin altına düşürülebilir, ve nüfusun kayrılan kesimleri önemli maddi ödüller edinebilirler." (a.y.)
Böylece kapitalizm, ırkçı mirasından faydalanmaya devam etmektedir. Irkçılık, kapitalistlerin emebilecekleri ucuz emek havuzları sağlar (siyahlar genellikle aynı iş için beyazlardan daha az ücret almaktalar hala) ve nüfusun belli bir kesiminin daha kötü bir muameleye maruz kalmasına olanak tanır, böylece de çalışma koşullarını ve ücret-dışı maliyetleri düşürerek karları yükseltir.
Tüm bunların anlamı, siyahların "hem ırk hem sınıf temelli bir ikili zeminde baskı ve sömürüye maruz kaldıklarıdır, ve böylece fazladan ırkçılık ve ayrımcılığa karşı savaşımlara girmeleri gerekir." (Lorenzo Kom'boa Ervin, Anarcho-syndicalism of the world unite)
Cinsiyetçilik, ancak kadınlar kendileri için eylemeye ve eşit haklar istemeye başladıkları zaman "bir gerekçelendirme" [haklı çıkarma] gerektirdi. Bunun öncesinde cinsiyetçi baskının "gerekçelendirilmesi" gerekli değildi --çünkü "doğal"dı (bunu söylerken cinsler arasındaki eşitlik, bir devlet dini olarak Hristiyanlığın ve kapitalizmin yükselişinden önce çok daha güçlü olduğu; yani kadınların toplum içindeki "yeri"nin kadın hareketi sayesinde tekrar yükselmesinden önce, son birkaç yüzyıldır devamlı düşmekte olduğu [belirtilmelidir].
Cinsiyetçi baskının doğası evlilikten gözlemlenebilir. Emma Goldman, [kadının] kocasının "kapris ve emirlerine tam itaatı"yle, evliliğin "erkeğin kadınlar üzerindeki tam egemenliğini sağladığı"na işaret eder. (Red Emma Speaks, s. 139) Carole Pateman'ın belirttiği gibi, "ondokuzuncu yüzyılın sonlarına kadar eşin konumu ve yasal durumu bir köleninkine benzemektedir. ... Efendisinden ayrı hiçbir bağımsız yasal varlığı olmayan bir köle; ve koca ile eş 'bir kişi' haline gelirlerdi, kocanın kişiliği." (The Sexual Contract, s. 119) Aslında yasa "kadının (adeta) bir mülk olduğu varsayımına dayanıyordu" ve evlilik sözleşmesi yanlızca "itaat etmeye yönelik açık taahhütü içmekteydi." (a.y., s. 122, s. 181)
Ancak kadınlar erkelerin hakim olduğu varsayımlarını sorgulamaya başladıklarında, kadınların erkekler tarafından ezilmesi ve hakimiyet altına alınmasının neden "doğal" olduğunu açıklayan sayısız kuram geliştirildi. Erkekler kadınlar üstündeki yönetimlerini zorla dayattıkları için, erkeklerin "üstünlüğü"nün onların toplumsal cinsiyetlerin --daha fazla fiziksel güçle ilişkili olarak ("güçlü olmanın haklı yaptığı" önermesi temelinde)-- "doğal" bir ürünü olduğu öne sürüldü. 17nci yüzyılda, kadınların insanlardan çok hayvanlara benzediği öne sürüldü, böylece kadınların erkekler karşısında ancak bir koyun kadar eşitlik hakları olduğu "ispatlanmış" oluyordu. Daha yenilerde ise, seçkinler büyüyen kadın hareketi karşısında sosyo-biyoloji'yi bağırlarına bastılar. Kadınların ezilmesini biyolojik temellerde açıklayarak, erkekler tarafından ve erkekler için yönetilen toplumsal sistem göz ardı edilebilirdi.
Kadınların hizmetkarlık rollerinin kapitalizm açısından ekonomik bir değeri de vardır (Goldman'ın kapitalizmi evliliğe benzeyen başka bir "ataerkil düzenleme" olarak tanımladığına dikkat etmeliyiz; bunların her ikisi de insanların "doğumdan gelen haklarını" gasp eder, onların gelişimini "engeller", onların bedenlerini "zehirler" ve insanları "ihmalkarlık, yoksulluk ve bağımlılık" durumunda tutar. (a.y., s. 164) Kadınlar sıklıkla erkek işçilerin iyi konumda olmasını sağlayan zorunlu (ve ücretsiz) emeği sağlarlar; ve kapitalist sahiplerin sömürecekleri bir sonraki ücretli köleler kuşağını (yine ücretsiz olarak) yetiştirenler esasen kadınlardır. Dahası, kadınların ikincil konumda olması işçi sınıfından erkeklerin hor görebilecekleri birileri olmasını, ve bazen de asabiyetlerini [hayal kırıklıklarının acısını] (işteki sıkıntılarıyla uğraşacakları yerde) çıkartabilecekleri uygun bir hedef sağlar. Lucy Parsons'un belirttiği üzere, işçi sınıfından bir kadın "bir kölenin kölesidir."
Lezbiyenlerin, eşcinsellerin ve biseksüellerin ezilmesi de ayrılmaz bir şekilde cinsiyetçilikle ilgilidir. Ataerkil, kapitalist bir toplum homoseksüel pratikleri normal insani çeşitlilikler olarak göremez, çünkü bunlar toplumdaki katı toplumsal cinsiyet [ing. gender] rolleri ve cinsiyetçi kalıpları bulanıklaştırır. Genç eşcinsellerin çoğu cinselliklerini evden kovulma korkusuyla kendilerine saklarlar ve tüm eşcinseller eğer cinselliklerini özgürce ifade ederlerse, birtakım "harbiler"in cinselliklerini onlardan koparmaktan zevk almayı deneyeceği korkusuna sahiptirler.
Eşcinseller bir kapris [saçma arzu] yüzünden değil, kapitalizmin çekirdek aileye olan belirgin gereksinimi yüzünden ezilirler. İtaatkar insanların asli --ve ucuz-- yaratıcısı (otoriter aileler içinde büyümek, çocukların hiyerarşi ve itaat etmeye karşı "saygı"lı olmasına ve alışmalarına yol açar --bakınız Kısım B.1.5) ve keza işgücünün sağlayıcısı ve bakıcısı olarak çekirdek aile, kapitalizmin önemli bir gereksinimini karşılarlar. Alternatif cinsellik aile modeline karşı bir tehditi temsil eder, çünkü bunlar insanlara farklı bir rol modeli sunarlar. Bunun anlamı ise kapitalizmin "aile değerleri"ni (örn. otoriteye itaat, "gelenek", "ahlak" vs.) kuvvetlendirmek istediği zaman ilk saldırılacağının eşcinseller olacağıdır. Britanya'da (kanundaki) Bent 38'in yürürlüğe girmesi bunun iyi bir örneğidir; [bu bentle] hükümet eşcinsel cinselliği savunan (yani onu cinsel sapıklıktan başka bir şekilde sunan her şeyi) kamusal organları yasadışı ilan etmektedir. Bu nedenle cinsellikleri nedeniyle insanların ezilmesi cinsiyetçilik ortadan kalkana değin sona ermeyecektir.
Anarşistlerin bu baskı biçimlerinden nasıl kurtulunabileceğini düşündüklerini tartışmadan önce, bunların ezilenler için olduğu kadar onları uygulayanlar için de neden zararlı olduğunu (ve bir şekilde onlardan faydalandığını) aydınlatmak yararlı olacaktır.
Cinsiyetçilik, ırkçılık ve homofobi işçi sınıfını böler; bunun anlamı ise düşük-ücretli rekabet eden bir emek havuzu oluşturarak, beyazlar, erkekler ve heteroseksüeller kendi eşlerinin, kızlarının, annelerinin, akrabalarının ve arkadaşlarının düşük ücret almasını sağlamış olurlar. Böylesi bölünmeler tümümüz için daha kötü [çalışma] koşulları ve ücretler ortaya çıkarır, çünkü kapitalistler bu ucuz emek havuzunu kullanmanın rekabetçi avantajından yararlanırlar, piyasada var olabilmek için tüm kapitalistleri koşullar ve ücretleri kırpmaya zorlarlar (bunun yanısıra devlete ve işte işverene karşı dayanışmayı zayıflatarak, bu gibi toplumsal hiyerarşiler grevler sırasında grev kırıcı olabilecek dışlanmış bir işçiler grubu ortaya çıkarırlar). Keza işçi sınıfının "ayrıcalıklı" kesimleri kaybetmektedirler, çünkü ücret ve [çalışma] koşulları birlik halinde kazanabileceklerinden daha düşük olur. Gerçekte yanlızca patronlar kazanır.
Bu, bu konuda yapılan araştırmalarda görülebilir. Araştırmacı Al Szymanski'nin beyaz işçilerin ırkçılıktan kazançlı çıktığı önermesini sistematik ve bilimsel bir şekilde sınamayı amaçlamıştı ("Racial Discrimination and White Gain", American Sociological Review'de, cilt 41, sayı 3, Haziran 1976, s. 403-414). Amerika Birleşik Devletleri'ndeki "beyaz" ve "beyaz olmayan" (örn. siyah, Yerli Amerikalılar, Asyalılar ve İspanyol kökenliler) işçilerin durumlarını karşılaştırmış ve pekçok önemli şey bulmuştu:
(1) Bir Amerikan eyaletinde beyazlarla siyahlar arasındaki açık daraldıkça, oradaki beyazların kazançları diğer yerlerdekilere nispetle daha yüksek oluyor. Bunun anlamı, "beyazlar ekonomik ayrımcılıktan ekonomik olarak faydalanmaktadırlar. Beyaz işçiler özellikle de ekonomik ayrımcılığın yokluğundan faydalanıyor gözükmekteler, ... hem kazançlarının mutlak düzeyi anlamında hem de beyazlar arasındaki göreceli eşitlik anlamında." (s. 413) Diğer bir deyişle, siyah işçilere karşı daha az bir ücret eşitsizliği olduğunda, beyaz işçilerin aldığı ücretler daha iyi olmaktadır.(2) Belirli bir Amerikan eyaletinde nüfusta daha fazla "beyaz-olmayan" kişi olduğunda, orada beyazlar arasında daha fazla eşitsizlik olmaktadır. Diğer bir deyişle, yoksul, baskı altında olan işçiler grubunun varlığı, her ne kadar beyaz-olmayan işçilerin ücretlerini pek fazla etkilemese de, beyaz işçilerin de ücretlerini düşürmektedir --"(beyaz-olmayan) işçilere karşı daha fazla ayrımcılık olduğunda, beyazlar arasında da daha fazla eşitsizlik olmaktadır" (s. 410). Yani beyaz işçiler bu ayrımcılıktan ekonomik olarak açık bir şekilde zarar görmektedirler.
(3) Yine, "ırksal ayrımcılık yoğunlaştıkça, (bunun) işçi-sınıfı birliğine olan etkisi ... yüzünden beyazların kazançları da düşmektedir." (s. 412) Diğer bir deyişle, ırkçılık ekonomik olarak beyaz işçilerin dezavantajınadır, çünkü siyah ve beyaz işçiler arasındaki dayanışmayı yıpratmakta ve sendika örgütünü zayıflatmaktadır.
Yani bütünsel olarak, bu beyaz işçiler ırkçılıktan bazı belirgin imtiyazlar edinmekte, ancak aslında ezilmektedirler. Irkçılık ve diğer hiyerarşi biçimleri aslında onu uygulayan işçi sınıfı kesiminin çıkarlarına karşı işlemektedir --işyeri ve toplumsal birliği zayıflatarak, yönetici sınıfa fayda sağlar.Bunun yanısıra, alternatif görüşlerin, anlayışların, deneyimlerin, kültürlerin, düşüncelerin vb. zenginliği, ırkçı, cinsiyetçi ve homofobistler tarafından reddedilmektedir. Onların zihinleri bir kafesin içine hapsedilmiştir, mono-kültürün içinde durağanlaşmıştır --ve durağanlaşma kişisellik için ölüm demeektir. Bu gibi tahakküm biçimleri onları uygulayanları, bir kişi olarak değil de bir rol olarak yaşayan tahakkümcüyü insansızlaşmaktadır; onun tarafından kısıtlanmıştır ve kendi bireyselliklerini özgürce ifade (yaparlarsa da oldukça sınırlı bir şekilde) edemezler. Bu tahakkümcünün kişiliğini yamultur, kendi yaşamlarını ve kişiliklerini yoksullaştırır. Homofobi ve cinsiyetçilik aynı zamanda tüm insanların, gay ya da düz [heteroseksüel] olsun, kendileri için doğru olan cinsel ifade ve ilişkileri seçmekteki esnekliğini kısıtlar. Cinsiyetçi ve homofobist cinsel baskının, onların zihinsel sağlığı, ilişkileri ve genel gelişmesi için iyi olması imkansızdır.
Anarşist görüşe göre ırka, cinsiyete veya cinsiyetçiliğe bağlı tahakküm kapitalizmde, veya gerçekte tahakküm ve sömürüye dayanan her türlü ekonomik sistemde, başa çıkılamaz bir şey olarak kalmaya devam edecektir. "Azınlıkların" bireysel üyeleri başarılı olabilirken, eşitsizliğin haklı çıkarılması için [kullanılan] ırkçılık, seçkinler için ıskartaya çıkarılamayacak kadar kullanışlı bir araçtır. Irkçılığın sonuçlarını (örn. yoksulluk) ırkçı ideolojinin gerekçelendirilmesi için kullanarak, statükonun eleştirisinin yerini bu sefer de "doğa" ve "biyoloji" gibi saçmalıklar alır. Aynı şey cinsiyetçilik veya gaylere karşı ayrımcılık için de doğrudur.
Uzun vadeli çözüm açıktır: kapitalizmi, bağlı olduğu hiyerarşik ve ekonomik olarak sınıf-bölünmeli toplumu dağıtın. Kapitalist tahakküm ile sömürüden, ve onun sonucu emperyalizm ve yoksulluktan kurtularak, aynı zamanda işçi sınıfını bölmek ve zayıflatmak veya bir grubun bir diğerine uyguladığı baskıyı haklı çıkarmak için kullanılan, ırkçı ve cinsiyetçi üstünlük ideolojilerin gerekliliğini de ortadan kaldırmış olacağız.
Bu sürecin bir parçası olarak anarşistler, ırkçı, cinsiyetçi ve gay-karşıtı aktivitelere direnerek ve bu gibi görüşlere günlük hayatlarında, her yerde meydan okuyarak, nüfusun tüm kesimlerinin kendi insanlıkları ve bireysellikleri adına ayağa kalkmasını cesaretlendirirler (Carole Pateman'ın ifade ettiği üzere, "cinsel tahakküm işyerini olduğu kadar evlilikle ilgili evi de şekillendirebilir" (Op.Cit., s. 142). Bunun anlamı karşılaştığımız içsel ve dışsal tiranlıklara karşı işçi sınıfından olan insanların mücadelesidir --ortak düşmanlarımıza karşı olan mücadeleleri desteklerken, kendi önyargılarımıza, ister cinsiyet isterse deri rengi veya cinsellik olsun hiç fark etmez, karşı da savaşmalıyız. Lorenzo Kom'boa Ervin'in ırkçılıkla savaşım için söyledikleri tüm baskı biçimlerine uygulanabilir:
"Irkçılıkla her karşılaşıldığı yerde, kendi saflarımız içinde ve hatta bir kimsenin kendi içinde olsa bile, yoğun bir şekilde savaşılmalıdır. Bu nedenle, bizler patronların sınıfı bölmek için kullandıkları ve ırksal olarak baskı altında kalan işçileri süper-sömürüye maruz bırakan beyaz derililerin imtiyazlılığı sistemini sona erdirmeliyiz. Beyaz işçiler, özellikle de Batı dünyasındakiler, ırka veya ulusallığa dayalı olarak [işçi sınıfının] başka bir kesiminin kazanımlarını zapt ederken, kendilerinin ilerlemesine yardım etmek için işçi sınıfının bir kesiminin kullanılması girişimine karşı çıkmalıdırlar. Beyaz emekçiler tarafındaki bu tip bir sınıf oportünizmi ve teslimiyetçiliğine doğrudan meydan okunmalı ve bozguna uğratılmalıdır. Süper-sömürü ve dünya Beyaz Üstünlüğü sistemi sona erdilene kadar, işçilerin birliği sağlanamaz." [Op.Cit.].
Eşitliğe doğru ilerleme sağlanabilir ve sağlanmıştır. (Emma Goldman'ın sözleriyle), "her yerde kadınlara işlerindeki hünerlerine göre değil, aksine bir cins olarak davranılmakta" [Op.Cit., s. 145] olduğu ve eğitimin hala ataerkil --genç kadınların hala geleneksel olarak "eril" (toplumda kadınlarla erkeklere farklı roller biçildiğinin çocuklara öğretildiği) öğrenim ve çalışma yöntemleriyle yönlendirildiği-- olduğu doğru olmakla beraber, kadınların konumunun, aynen siyahlar ve gayler gibi geliştiği de doğrudur. Bu, tarih boyunca sürekli bir şekilde gelişen çeşitli kendinden örgütlü, kendini özgürleştirici hareketler sayesinde olmuştur, ve bunlar kısa vadede baskıya karşı savaşmakta (ve kapitalizm ile devletin dağıtılmasına uzun vadeli bir çözüm potansiyeli yaratmakta) anahtardırlar.Emma Goldman, kurtuluşun "kadının ruhunda" başladığını söylemişti. Ancak ezilenlerin kendi değerlerinin farkına varmalarını, kendilerine ve kendi kültürlerine saygı duymalarını sağlayan içsel kurtuluş süreciyle, ezilenlerin dışsal zulüm ve davranışlara karşı etkin bir şekilde savaşacak (ve üstesinden gelecek) konumda olabilecektir. Ancak kendinize saygınız olursa başkalarının da size saygı göstermesini sağlayacak bir konumda olabilirsiniz. Irksal tahammülsüzlüğe [ing. bigotry], eşitsizliğe ve adaletsizliğe karşı çıkan insanlar, beyazlar ve heteroseksüeller, ezilen grupları desteklemeli, ve başkaları veya bizzat kendimiz tarafından yapılan ırkçı, cinsiyetçi veya homofobist davranış ve eylemleri göz ardı etmeyi reddetmeliyiz. Anarşistler için, "Emek hareketinin tek bir üyesi dahi ayrımcılıktan, baskı altına alınmaktan veya ihmal edilmekten muaf tutulamaz. ... Emek (ve diğer) örgütlenmeler tüm üyelerinin eşit özgürlüğü ilkesi üzerinde kurulmalıdır. Bu eşitlik, eğer her bir işçi özgür ve bağımsız bir birimse, kendisinin karşılıklı çıkarları doğrultusunda diğerleriyle işbirliği içindeyse ancak, bütün bir emek örgütlenmesi de başarılı bir şekilde çalışabilir ve güçlü olabilir." [Lorenzo Kom'boa Ervin, Op. Cit.].
Bizler tüm insanlara eşit davranmalıyız, aynı zamanda da onların farklılıklarına saygı göstermeliyiz. Çeşitlilik kuvvettir ve bir neşe kaynağıdır, ve anarşistler eşitliğin benzeyiş anlamına geldiği fikrini kabul etmezler. Bu yöntemlerle, dışsal tahakküme karşı içsel kendinden özgürleşme ve dayanışmayla ırksal tahammülsüzlüğe karşı savaşabiliriz. Irkçılık, cinsiyetçilik ve homofobi toplumsal bir devrim gerçekleşmeden böylece azaltılabilir, belki de tamamen ortadan kaldırılabilir --kendi kendilerini örgütlemeleri, özerkk bir şekilde çarpışarak ve ırkçı, cinsiyetçi ve gay karşıtı kötü davranışların bir parçası olmanın veya diğerlerinin bunları yapmasına öz yummanın reddedilmesi koşullarıyla (ki bu diğerlerini kendi tavır ve eylemlerinin, hatta görmezden bile gelemeyecekleri tavırlarının farkında olmalarını sağlamakta) önemli rol oynar. Bu sürecin önemli bir parçası özerk grupların, mücadele eden (hakim ırk/cinsiyet/cinsellik üyeleri de dahil olmak üzere) diğer grupları aktif bir şekilde desteklemesidir. Böylesi bir pratik dayanışma ve iletişim, mücadelenin ona müdahil olanları radikalleştirmesi etkisiyle de birleşince, hepimizi baskı altında tutan toplumsal hiyerarşileri zayıflatarak önyargıları ve ırksal tahammülsüzlüğü yıkmaya yardımcı olacaktır. Örneğin, 1984/5 İngiltere madenciler grevine gay ve lezbiyen grupların destek vermesi, pekçok madenci gösterisinde bu gibi gruplara saygın bir yer verilmesiyle sonuçlanmıştı.
Beyazlar, erkekler ve heteroseksüeller açısından, tek anarşist yaklaşım (kendinden kurtuluş mücadelelerine karşı eleştirel olmamayı reddederken --dayanışma beyninizi kullanım dışı bırakmanız demek değildir!) mücadele eden diğerlerini desteklemek, diğerlerinin ırksal tahammülsüzlüğüne müsamaha göstermeyi reddetmek ve kendi korku ve önyargılarını kökünden kazımaktır. Bu, açıktır ki toplumsal tahakküm meselesinin tüm işçi sınıfı örgütlenmelerine --ezilen hiçbir grubun [işçi sınıfı örgütlenmeleri] içinde marjinalleşmemesini sağlayarak-- ve eylemliliğine taşınmasını içerir.
Ancak bu şekilde toplumsal hastalıkların dayanak noktalarını zayıflatılabilir; daha iyi ve hiyerarşik olmayan bir sistem yaratılabilir. Birimize verilen zarar hepimize zarar vermektedir.
1930'ların İspanyol Devrimi sırasında yaşanan Mujeres Libres [Özgür Kadınlar] örneği nelerin mümkün olduğunu göstermektedir. CNT ve FAI içindeki anarşist kadınlar, daha geniş olan liberter hareket içindeki cinsiyetçilik sorununu öne çıkarmak, kadınların liberter örgütlere katılımını artırmak ve kadınların erkek tahakkümünden kendilerini kurtarmaları sürecine yardım etmek amaçlarıyla bağımsız bir şekilde kendilerini örgütlediler. Bu sayede, (oldukça yaygın olan) "devrimci" erkek yoldaş anarşistlerin cinsiyetçi tutumlarıyla da mücadele edilmekteydi. Martha A. Ackelsberg'in Free Women of Spain [İspanya'nın Özgür Kadınları] adlı kitabı bu hareketin ve özgürlük hakkında duyarlı olan tüm insanlar açısından öne çıkardığı meselelerin mükemmel bir muhasebesini yapıyor.
Söylemek gereksiz olsa da, anarşistler diğer hiyerarşi biçimlerini kabul eden, kapitalizm ve devletin hakim önceliklerini kabul eden, iktidar ve refah adına ilişkilerin ve bireyselliğin değerinin düşürülmesine razı gelen "eşitlik" biçimlerini tamamıyle reddederler. "Eşit fırsatlar"ı, siyah, gay veya kadın patron ve politikacıları barındıran, ancak ana fikri gözden kaçıran bir "eşitlik" biçimi de vardır. "Amma karmaşık!" demek yerine "Bana da!" demek gerçek bir kurtuluşu öne çıkarmamaktadır, sadece farklı patronlar ve yeni tahakküm biçimlerini çağrıştırmaktadır. Bizler emirleri verenlerin cinsiyetine, deri rengine, milliyetine veya cinselliğine değil, toplumun örgütlenme biçimine bakmalıyız.
Çeviri: Anarşist Bakış

Kaynak: "B.1 Why are Anarchists Against Authority and Hierarchy"


fuck the system!
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler
cinsiyetçilik, homofobi, irkçılık, neden, vardır?


Konuyu toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
İyi giden bir ilişkide, neden hep "büyünün bozulması" ihtimali de vardır? High Hopes Tartışmak İstiyorum 47 26-08-2009 16:10
Bazı insanlar VARdır sevginin yolu Şiirler 0 23-05-2009 13:50
Kafatasçılık ya da Irkçılık Nedir ? kurtulush Serbest Kürsü 4 19-06-2008 18:00
Absürdün Bir Felsefesi Vardır maria Lorem Ipsum 30 25-02-2008 23:37
Irkçılık nedir? fenasi Serbest Kürsü 1 24-10-2007 17:02


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 11:27 .
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2009, Crawlability, Inc.

Copyright ©2007 - 2008 khAos.info