Kapitalizm Ne Çeşit Bir Değerler Hiyerarşisi Yaratır?
B.1.3 Kapitalizm Ne Çeşit Bir Değerler Hiyerarşisi Yaratır?
Kapitalizm sapkın --insanlığı mülkiyetin aşağısına yerleştiren-- bir değerler hiyerarşisi üretir. Erich Fromm'un belirttiği üzere, "insanın insan tarafından kullanılması (yani sömürülmesi), kapitalist sistemin temelini oluşturan bir değerler sisteminin ifadesidir. Ölü geçmiş [biriktirilmiş emek demek olan] sermaye, --bugünün yaşayan canlılığı ve gücü [olan]-- emeği istihdam eder. Kapitalist değerler hiyerarşi içinde, sermaye emeğin üstünde yer alır, biriktirilmiş şeyler yaşamın ifade edilmesinden [ing. manifestation] daha yüksektedir. Sermaye emeği istihdam eder, emek sermayeyi [istihdam] etmez. Sermayeye sahip olan insan yanlızca 'kendi'' yaşamına, insani yeteneklere, canlılığa ve yaratıcı üretkenliğe sahip olan kişiyi komuta eder. 'Nesneler' insanlardan önce gelirler. Sermaye ve emek arasındaki çatışma, iki sınıf arasındaki çatışmadan, onların toplumsal üründen daha fazla bir parça almak için yaptıkları kavgadan daha fazlasıdır. Bu, değerin iki ilkesi arasında: yani nesnelerin dünyası ile onların yığınlaşması, ve yaşamın dünyası ile onun üretkenliği arasında olan [bir çatışmadır]." (The Sane Society, s. 94-95)
Kapitalizm, bir kimseyi yanlızca "emek gücü" olarak, belli bir meta miktarını temsil ettiği ölçüde, diğer bir deyişle bir nesne olarak değerlendirir. Bir birey --kişisel ahlaki ve ruhani değeriyle biricik [ing. unique] olan bir insanoğlu-- olarak değerlendirilmek yerine, yanlızca fiyat etiketiyle değerlendirilir.
Çok fazla zamanın harcandığı işyerinde bireyin aşağılanması ister istemez kişinin kendisini algılamasını etkiler, bu da onun yaşamın diğer alanlarında eyleme tarzını etkileyecektir. Eğer bir kimse işte bir meta olarak sayılıyorsa, o zaman bir kimse kendini ve diğerlerini de bu şekilde görmeye başlar. Yani tüm toplumsal ilişkiler --ve böylece de en nihayetinde tüm bbireyler-- metalaştırılır. Kapitalizmde hiçbir şey kutsal değildir ("her şeyin bir fiyatı vardır") --bu ister şeref, isterse kişisel değerlendirme veya onur olsun, tümü kapışılacak metalar haline gelir.
Bu gibi aşağılanmalar bir takım toplumsal patolojiler [hastalıklar] üretir. "Tüketicilik", kapitalizmde bireyin metalaşmasına ilişkin doğrudan bir örnektir. Yine Fromm'dan alıntılarsak, "Nesnelerin şahsiyeti [kişiliği] yoktur, ve nesneler haline gelen insanların (yani emek piyasasındaki metaların) şahsiyeti yoktur." (The Sane Society, s. 143)
Ancak insanların yine de kişiliğe gereksinimi vardır, ve bu nedenle de bu boşluğu tüketerek doldurmayı denerler. Mutluluk aldanması, yani yeni bir meta edinince bir kimsenin yaşamının tamam olacağı şeklindeki aldanma, insanları tüketime yönlendirir. Ne yazık ki, metalar da yanlızca daha fazla nesne demek olduğu için kişiliğin yerine geçecek bir şey sunmazlar, ve böylece tüketim yeniden başlamalıdır. Bu süreç ihtiyacımız olmayan ama bizi daha fazla popüler/seksi/mutlu/özgür/vb. (uygun olduğu şekilde siliniz!) yapacağı için onları almaya ikna etmeye uğraşan reklam sanayisi tarafından tabii ki cesaretlendirilir. Ancak tüketmek, metaların tatmin etmek üzere satın alındığı ihtiyaçları aslında tatmin edemez. Bu ihtiyaçlar ancak gerçekten de insani değerlere dayanan toplumsal etkileşimle, yaratıcı, kendinin yönettiği çalışmayla tatmin edilebilir.
Bu tabii ki anarşistlerin yüksek yaşam standartlarına veya maddi mallara karşı olduğu anlamına gelmez. Aksine onlar özgürlük ve iyi bir yaşam ancak bir kimse yeterince gıda, iyi bir barınım vesaire hakkında endişelenmek zorunda olmadığında mümkün olacağının farkındadırlar. Ne özgürlükle günde 16 saat çalışmak, ne de eşitlikle yoksulluk veya dayanışmayla açlık birarada gider. Ancak anarşistler tüketimciliği, kapitalizmin bireyi ve onun kişilik duygusunu, şeref ve kişiliğini ezen, yabancılaştırıcı ve insani olmayan "muhasebe defteri" etiğinin sebep olduğu bir tüketim çarpıtması olarak değerlendirirler.
Çeviri: Anarşist Bakış
Kaynak: "B.1 Why are Anarchists Against Authority and Hierarchy"

fuck the system!
|