Alıntı:
|
Marks’ın kastettiği mülkiyet, üretim araçlarını elinde bulunduranların başkalarının emeği ile meydana getirilen ürünü sahiplenmesidir. Yani üretim sürecindeki emek de bir nevi mülkiyettir ve tek bir anlamla sınırlı değildir. Üretim araç ve gereçleri üzerindeki mülkiyeti iktisadi eşitsizliği iktisadi eşitsizliğin kaynağı olarak görür. Fakat mülkiyet şahsi ya da ferdi olabilir. Ve kişiye özel bir bir nesne –gözlük, diş fırçası, jilet, elbise vs.- kolektifleştirilemez. Tabi ki Marks ve Anarşist kuramcıların özgürlük anlayışı farklıdır. Marks, sınıfsız ve sınırsız bir dünyaya geçiş için insanların hazır olmadığını, bir aşamaya ihtiyaç olduğunu savunur. Bu aşamada da devlete ihtiyaç olduğunu savunur. Proletarya diktatörlüğü gereklidir.
|
Gençlere kötü örnek oluyorsun Non, o neydi öyle?

(italik yer)
Marks'ın mülkiyet kavramıyla hem ''üretim araçları''nı gördüğünü söylemişsin, ardından mülkiyet ''ferdi'' de olabilir diye eklemişsin. İyi de, bunlar zaten çelişmez ki

Diş fırçası bir üretim aracı mıdır söz gelimi,tamam farklı amaçlar için kullananlar, hatta cam bile silenler olabilir
Klasik liberallerin Marks'a en önemli eleştiri noktası dahi mülkiyet konusundan ziyade ekonomi politik eleştirisinin temelini oluşturan ''artı değer'' teorisidir. Malum, onlar bunun yerine ''marjinal fayda'' teorisini koyarak ''ekonominin sabit bir pasta'' olmadığını ifade ediyorlar sıklıkla.
Anarşistlerinse henüz elle tutulur cddi bir ekonomi-politik öğretisi olmamakla(vallahi ben bu forumda daha görmedim mesela

). birlikte, Marksist teoriyi daha çok ''devlet/otorite/iktidar'' bağlamlarından eleştiriyorlar. Beri yandan, birçok anarşist de sıklıkla ''liberalizm''in çelişik kuytularına düşmekten kurtulamamıştır. Yaşam tarzcı anarşistlerden/toplumsal-kollektif anarşistlere kadar pekçok başkalaşma/ayrışma görülmektedir bu teorik açılımlarda...

Mey kasemi kırdın yere vurdun Tanrım
Zevkimden edip sanki ne buldun Tanrım
Gül renkli şarabım yere döktün tekmil
Zannım budur ki sen de sarhoş oldun Tanrım...
Hayyam...