Alıntı:
asi´isimli arızadan alıntı
Millet / Ulus:
Masum bir millet (ve eğer topraktan kastedilen vatan denilen ideolojik kavram ise o da dahil) sevgisi düşünemiyorum. Çünkü millet ve vatan (yurt) denilen kavramların kendileri daha başından tahakkümle ilişkili ideolojik kavramlaştırmalardır. Milliyetçilik apriori olarak millet denen bir ideolojik kümeye ihtiyaç duyar. Tıpkı yurtseverliğin yurt/vatan denen ideolojik olarak tanımlanmış bir coğrafyaya ihtiyaç duyması gibi. Millet kavramı kavimler üstü/arası bir bağı ifade ederek bu tanıma dahil olmayan kavimleri/ulusları ötekileştirir. Bu ötekileştirmenin örtük anlamı ulusa dahil olmayanların potansiyel düşman olmaları söylemidir. Aslında faşizm bir bakıma milliyetçiğin kendi mantık sınırları içinde varması gereken yere vardırılmasıdır. Milliyetçiliğin panzehiri evrensel kardeşlik, mülksüzlerin dünyasında doğayla, hayvanlarla ve bitkilerle dünyalılık bilinci içinde eşit olma duygusudur.
Vatanseverlik/yurtseverlik:
Vatan bir egemen gücün egemenlik alanına göre sınırları belirlenmiş kral, imparator, yada devlet adına mülk kabul edilen coğrafya parçasına verilen addır. Bu mülkün dokunulmazlığını sağlamak için önce onun kutsallığını tesis etmek gerekir. Hükmettiğiniz insanların zihninde "vatan" denilen kutsal bir toprak parçası tahayyülü oluşturursanız toprak mülkiyetinizi savunacak, dahası onu genişletebilecek yada onun üzerinde egemenliğinizi sürdürebilmek için gerekli olan asgari insan kaynağını temin edebilirsiniz. Gücün neden olduğu zor ile iyi propogandası yapılmış hayallerin neden olduğu inanç birleşince "hükümdarın mülkü" olan "vatan" uğruna ölecek askerler de bulmak zor olmaz.
Aslında herkes doğduğu, yaşadığı toprakları sever bu sevginin sorgulanması bile saçmadır, ancak bu sevgi politik-ideolojik düzlemde söylemleştirilirse bu toprakları açık yada potansiyel bir düşmana karşı savunma halini ifade eder. Söylem buna göre kurulur bütün yurttaşlar yurdunu savunmaya hazırlanır...savaş makinesinin insan kaynakları için olmazsa olmaz bir adımdır bu. İnsanlık tarihinin yaşadığı tüm savaşlar özellikle de iki dünya savaşı gönüllü yada gönülsüz kulluk eden insan kütlelerinin mülkiyet adına nasıl birer savaş aracı olduğunu göstermektedir. (bkz. islamiyetin yayılışı, bkz. haçlı seferleri, bkz. sömürgecilik, bkz. iki dünya savaşı, günümüzdeki savaşlar.)
Millet/Ulus kavramı kapitalizmin gelişimi ile onun ihtiyaçlarına karşılık olarak doğmuş milli birlik ve beraberlik ruhuna (ulusal bilince) gerek duyan ve kendini bu şekilde ortaya koyduktan sonra da bunu kendi kendine oluşturup yaratan bir kavramdır. Kavramlaştırma bu şekilde başlayınca ulusal sınırlar, ulusal egemenlik (parlamento), ulusal güvenlik (ordu), ulusal ekonomi (kapitalist işletmeler), ulusal pazar (gümrük duvarları), yurttaşlık bilinci (anayasal insan) vb. her konuda alt ideolojiler devreye girer. Tekerlekler böylece döner ve ideolojiler kendilerini yeniden üretirler...
Bu bakımdan etik olarak masum bir milliyetçilik ve yurtseverlik tutumu tasarlıyamıyorum. Buna ezilen ulusun milliyetçiği/yurtseverliği dahil.
İngiliz işgaline karşı savaşan amerikan yurtseverliğinin itici gücünün yeni amerikan burjuvazisi olduğunu hepimiz biliyoruz. Marks bu durumu burjuvazinin ilerici yönü olarak olumlarsa da ilerleme gibi aydınlanmacı/modernist bir takıntıya sahip değilseniz bunun kapitalizmin kendisini tahkim etmekten başka bir anlamı olmadığını bilirsiniz.
Son söz olarak milliyetçilerin, faşistlerin yada islamcıların bilinçsizce neyi savundukalarını bilmedikleri biçimindeki yaygın görüşe hiç katılmıyorum. Bence onlar neyi savunduklarını çok iyi biliyorlar. O da güçtür (iktidardır). Eğer olaya böyle bakarsak kendimize onları bilinçlendirmek yada yanlış bilinçlerini düzeltmek gibi bir misyon yüklemiş oluruz ki bu da bir çeşit iktidar talebidir. Faşizmin güç gösterisi (toplu linç psikolojisi) birilerine cazip gelebiliyorsa bu o insanların ruhunda bunu istedikleri anlamına gelir...tıpkı anarşist ruh gibi...anarşist ruhlu biri faşist hareket içinde hasbel kader yeralabilir mi? Belki çok kısa bir süre... ama bu sadece yol arkadaşlığıdır...tıpkı bazı iktidar severlerin ulusalcı, kemalist, devrimci, marksist vs. etkilerle geçici yol arkadaşı olarak anarşist saflara bir prestij, bir kimlik edinebilmek için katılabilmesi gibi.
Şunun altını çizmek isterim, faşizme ve diğer tahakküm ideolojilerine karşı ideolojik-teorik bir mücadele verilmesin demiyorum. Tam tersine bu olmazsa olmaz bir şeydir. Sadece bu mücadele o saflarda yeralan insanları birer birer "ikna etmekten", "bilinçlendirmekten" geçmiyor. Gücü (iktidarı) istemeyenler zaten kendi yollarını bulacaklardır...amaç kısıtlı enerjinizi doğru olarak harcamanız gerektiği yere harcayabilmektir. Anarşi bir iç yolculuktur onu gerçekten isteyenler bu işe kalkışabilirler mülkiyet, güç ve kibirle işi olanlar başka yolculuğa çıkmıştır bile.
sağlıcakla,
|
İspanya iç savaşında gerilla savaşı veren anarşistler de ''mülkiyet iktidarları''na hizmet ediyor muydu? Yazınıza genel olarak katılıyorum; hatta Marks konusundaki değerlendirmenizde de haklılık payı buluyorum, zira birçok düşünür Onun erken dönem yazılarında Modernist Yabancılaşma olgsunu yaşadığını dile getirmiştir. Savaş olgusu konusundaki düşüncelerinizi netleştirme adına İspanya iç savaşındaki anarşist gerillalara bakışınızı merak ettim?
Anarşist ''ruhlu'' biri faşizmle nasıl yol arkadaşlığı yapabilir? ''Ruh'' olayına hiç girmiyorum, meseleyi tümden zora sokacak

Bu dediğiniz ''ateist ruhlu bir dindar'' gibi olmadı mı?

Şayet böyle bir şeyin mümkün olduğunu düşünüyorsanız bunun adı Latince bir deyim olan ''oximoron''; yani yanyana gelmesi imkansız iki kavramın bir arada kullanılması olmaz mı?

Mey kasemi kırdın yere vurdun Tanrım
Zevkimden edip sanki ne buldun Tanrım
Gül renkli şarabım yere döktün tekmil
Zannım budur ki sen de sarhoş oldun Tanrım...
Hayyam...