Tekil Mesaj gösterimi
  #28 (permalink)  
Alt 22-05-2009, 23:55
AlbatrosS - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
AlbatrosS AlbatrosS şuanda  aktiftir.
Raporlu Arıza
 
Üyelik Tarihi: 19-01-2009
Nerden: İzmir
Yaş: 30
Mesajlar: 1,759
Alıntı:
zienog´isimli arızadan alıntı Mesajı göster
konu ile ilgili düşüncelerinizi yazarsanız daha faydalı olur diye düşünüyorum.
Gelelim ''devlet'' olgusuna...

Bu konuda oldukça farklı değerlendirmeler olsa da; devlet olgusu tarihsel süreç içerisinde ''üretim ilişkileri''nin getirdiği birtakım nesnel koşullardan/ihtiyaçlardan doğmuştur. Devlet, bir yanıyla üretim ilişkileri, bilim ve teknolojinin doğurduğu ''işbölümü-koordinasyon'' ihtiyacının doğal bir sonucuyken bir yanıyla da ''mülkiyet'' ilişkilerinin tarihsel bir sürekliliğinden ileri gelen ''sahip olma, egemen olma ve iktidar'' güdülerinin bir sonucudur. Devlet konusuna getirdiğiniz yaklaşımlar konuya nereden bakacağınızla alakalıdır. Bu bir yanıyla bardağın yarısını dolu yarısını da boş görmekle alakalıdır. Tavuk-yumurta münasebetine de benzeyen bu değerlendirme, yeni doğan bir civcivin ''tavuk'' olmadığı gerçeğini de ıskalıyor sanırım Bu durumda ''yumyurta elbette tavuktan çıkar'' demek daha manalıdır

Zannımca asıl üzerinde durulması gereken mesele ise ''demokratik mekanizmalarının'' ve ''iktidar-otorire-hiyerarşi'' gibi olguların nasıl düzenleneceği sorunudur. 7 milyara yaklaşan nüfusuyla dünyadaki ''hizmet ve ihtiyaç''ların mümkün olan en eadil ve doğaya en faydalı bir biçimde düzenlemesi zorunludur. Unutulmasın ki, insanlık devletsiz toplumlardan devletli toplumlara geçerken ortaya çıkan en önemli nesnel olgu '' üretim ilişkileri'' olgusudur. Ayrıca, devletsiz toplumlarda da, toğplumsal hayatı düzenleyen ''katı öğretiler'' bulunmaktadır. Bugünkü devletin karşıladığı ''hukuk, kişiler arası ilişkileri düzenleyen yasalar'' gibi gereksinimleri devletsiz toplumlardaki ''totemist ahlak kuralları'' karşılamaktaydı. Dolayısıyla ''devletin de ahlakın da'' olmadığı anarşist bir toplum düzeni nerdeyse hiç olmamıştır. Olduğunu düşündüğümüz zamanlarda da gerek dünya nüfusu ne bu kadar fazla gerekse de doğal kaynaklar ne bu kadar tahrip edilmişti.

Kapitalist üretim ilişkilerinin altüst ettiği bir insanlık kültüründen ahlakı da devleti de çıkarırsanız şimdki düzeni bile mumla arayacak hale geleceğimiz inancındayım. Bu arada, insan yaşamını ve kültürünü maffeden ahlak tanımını olumladığım/onayladığım kesinlikle düşünülmesin.

Yapılması gereken şey, nesnel koşullar ve ihtiyaçların elverdiği ölçülerde aşama aşama mücadeleyi derinleştirmektir. Bunun yolu da iki şeyi kökten değiştirmekten geçer: 1. mülkiyetli toplum yapısı 2. demokrasi kültürü(burada kastedilen burjuva demokrasisi değildir).

Anarşist bir idealin/modelin üstünde durması gereken şey ''ihtiyaçlar'' ın nasıl karşılanacağı sorunudur. 7 milyar nüfusun temel ihtiyaçlarını nasıl karşılayacağız, bunu yaparken de toplumsal adaleti nasıl sağlayıp birey yaşamının üzerindeki ''iktidar- otorite'' gibi kurumları nasıl tasfiye edeceğiz?


düşüncelerimi yazmış üstüne de ''sıfır''la uğraşmıştım zaten Sanırım sizden de konuyla ilgili değerlendirmelerinizi almamız gerekiyordu; yok ben de SIFIR'la uğraşacağım diyorsan sen de gel

Alıntı:
Haklısın....Albatros tahrik ediyor bende uzatıyorum........
Aşkolsun SIFIR'ım, ben seviyordum seni, sen anlamıyon


Mey kasemi kırdın yere vurdun Tanrım
Zevkimden edip sanki ne buldun Tanrım
Gül renkli şarabım yere döktün tekmil
Zannım budur ki sen de sarhoş oldun Tanrım...

Hayyam...
Alıntı ile Cevapla