|
Alıntı:
Devlet gerçekten istese şiddet üzerine tampon politikalar üretebilecek en önemli kurumdur. Bu konuda egemen devlet ideolojisi ve politik örgütlenmesi en belirleyici öğedir. 12 eylül öncesinde anadolunun ücra köşelerine bile giden sinemalar, tiyatrolar varken 12 eylülden sonra sanat ve toplumsal hayat üzerindeki baskıları hepimiz yaşadık. Sürekli darbeler, parlamenter rejime yapılan müdahaleler, cunta yasaları, kontr-gerilla örgütleri, provokasyonlar, devletçe desteklenen aşiretçilik ve populer şiddet kültürü vs uygulamaların hepsi devletin sorumluluğunda olup toplumun şekillenmesinde önemli kaynaklardır.
Benim asıl anlamadığımsa anarşist teorilerden beslenen birinin devlet olgusunun kökeninde yatan militer şiddet kavramını dışlaması ve onun belirleyiciliğini ikinci, üçüncü plana itmesidir...
Yahu kaç defa daha yazmam gerekiyor devleti haklı çıkarmaya çalışan yok!!! Devlet doğası gereği militerdir zaten, bunu reddeden de yok. Karşılıklı silahlanıp kronikleşmiş kısır bir çatışmanın desteklenmesini anlayamıyorum yalnızca, bu şekilde nereye varılabileceğini öngörüyorsun onu anlat bana. Ben kendi önermemi şu şekilde açıkladım:
Alıntı:
Soruna sadece örgütlü şiddet gözüyle bakarak nereye varabiliriz peki, Van da yaşanan son olaylara bak, bir kadının suratının töre gerekçesiyle diri diri doğranmasındaki örgütlülüğü açıklayabilir misin bana? Devlet kötü, devlet kötü eyvallah buna itirazı olan yok, yapılanlar ortada peki ama 80 öncesi devrimci gençliğin yaptığı bilinçlendirme çalışmalarıyla nerelere varıldığı, halkın hangi noktalara taşındığı da ortada. Töreye, çok eşliliğe karşı mücadeleyi bunları yaratan devlete bırakıp silah kuşanıp dağlara mı çıkmak zorundayız, savaşmayı bilmeyen çiftçilerden oluşan köylülerin coğrafyasında değiliz bunu bir kabul edelim önce, mücadele yöntemlerimiz de buna göre oluşturulmalı. Oturduğumuz yerden çatışmayı körüklemek kolay, alternatif çözümler üretemeyen insan devrimci falan değil olsa olsa birilerinin askeridir.
Alıntı:
Ondan mı barzani Tc ile onlarca operasyona katıldı? Rızgari ve Barzani çizgisiyle dtp çizgisi farklıdır, politik olarak da birbirinden hazetmezler pek, istersen kaynaklara bakabilirsin...
Barzani amca demeçlerini verenler?
Alıntı:
Tarikat sarmalı DTP'nin fonladığı bir olgu değil; güneydoğuda dtp ve marksist çizgiye alternatif olarak paydahlanan bir sarmaldır. Geçmişte refah'ın oynağı rolü daha liberal çizgisiyle akp üstlenmektedir. Ancak, bölgenin tarihsel bağları açısından ciddi bir NAKŞİ geleneği olduğu da dikkate alınmalıdır...
Fonluyor demiyorum ama etkin bir karşı mücadele de göremiyorum.
Alıntı:
Bugüne kadar savaşla bitti mi ki? Bir kere de affı deneyelim, bir kere de diyaloğu deneyelim. Mesela kürtler olunca maşallah sizin de resmi ideologlardan farkınız kalmıyor, önce şu dilinizi değiştirmenizi öneriyorum; zira bu dille güneydoğudaki muhalif kürtlerle anlaşamıyacağınız kesindir.
Affa hayır, diyaloga hayır dediğimi nereden çıkarttın? Alternatif çözümden kastım ne sanıyorsun, halkı bu halde törenin, cemaatlerin, devletin eline bırakarak sadece af ve kimlik adına teslim olun dediğimi nerede gördün? Ben şovenizme ve oportünizme hayır diyorum, bizi emperyalizmin kucağına atan kısır çatışma ve herkes kendini kurtarsın tavrına hayır diyorum, metropollerde bombalar patlatarak düşmanlığı körüklemekten nemalanma çabalarına hayır diyorum.
Alıntı:
Benim örgütle bir bağım yok, siyasal çizgim de onlardan farklıdır; ancak ben de sizin egemen ideolojinin hakim dilinizi anlamıyorum. Benim Kürt halkı ve onların haklı talepleriyle empati kurmamın örgütle ilişiği nedir ki? Benim derdim, resmi ideolojinin ve medyanın bu konudaki ''buyurucu ve manipülatif'' dili ve söylemidir ki size karşı çıkarken değindiğim noktalarda da hep bu dil yatıyor. Önce kullandığınız hiyerarşik, buyurucu ve hakim dili değiştirin sayın yorumcu; PKK talepleri beni ilgilendirmiyor, ben soruna eşit ve demokratik bir açıdan bakıyorum sadece...
Benimde devletle bir alakam yok, savunduğum da yok, eleştirdiğim karşılıklı şiddet politikalarıdır, şiddeti taraf gözetmeden yargılayamama aczidir.
Alıntı:
Resmi ideoloji tarihini okumanızı tavsiye ediyorum. ABD ve Rusya etkisi tartışılmaz, olacaktır da; ancak gerek Kürt sorununda gerekse Ergenekon olgusunda tarihsel bir gelenekten, bir istisnadan ziyade bir kuraldan bahsediyoruz ki bunların kaynakları da fazlasıyla kendi içimizdedir. Türk Tarih Tezini ve Güneş Dil Teorisini yazdıran ve hakim ulus-devlet olgusunun sınırlarını çizen ne ABD ne de Rusya'dır değil mi? Sonraki süreçlerde mutlaka bir etkilenme olacaktır; ancak kaynak içimizdedir, kaynak/sır resmi ideoloji tarihine içrektir...
Emperyalist devletlerin bölge halkına müdahale çabaları Cumhuriyetin ilanından önce de vardı, halen de devam etmekte, yani emperyalizmin parmağı Osmanlı zamanından beri bu bölgede etkin. Yapılan hatalar diz boyu, inkâr eden de yok, Kemalizm’in yahut devletin savunucusu değilim tekrar ediyorum…
Alıntı:
Kürt sorunu demokrat olmanın turnasol kağıdı haline geldi, tasfiyelerin kökeninde de bu var. Sen bir örgütle devleti bir mi tutuyorsun? Bu nasıl dil? Hem diyeceksin ki PKK şiddet örgütüdür, terördür, şöyle-böyle; hem de İHD'nin sanki PKK egemen bir devletmiş gibi, raporlarını yapmasını isteyeceksin. Adamların muhatabı herhangi bir örgüt değildir; zaten kuruluş misyonlarında da devlet-birey ilişkisinden doğan sıkıntılar yer alır. İnsan Hakları kavramı devlet olgusu ve onunla ilişkiler çerçevesinde kurulan bir kavramdır. Yok, ben PKK^'yı da bu bağlamda devlet olarak görüyorum diyorsan o ayrı
Kürt sorununa karşı bizden farklı bir bakış açısına sahip olan demokrat değildir demek, bunu Turnusol kâğıdı örneğindeki gibi bilimsel bir mantık önermesi gibi öne sürmek ve buradan yola çıkarak tasfiyelerde bulunmak şovenizm değilse nedir?
Örgütü bölge halkı üzerindeki etkinliği açısından güçlü bir otorite olarak görüyorum devlet değilse bile, ezilen halkların haklı bir temsilcisi olan gerilla hareketinden oldukça uzaklaştığını, güç peşinde koştuğunu ve devletten çok da farklı bir tavır sergilemediğini düşünüyorum. Yani örgütle devletin arasında tahakkümcü militer yapıları ve şoven tavırları açısından pek de fark göremiyorum. Anlatmaya çalıştığım da bu zaten.
Alıntı:
Bu istisnai durum özelinde yaşanan somut bir olayın arkasındaki gerçekleri tartışmıyor muyuz? Sen diyebilirsin ki, bu coğrafyada silahlar yaygın; peki, bU olayda kullanılan silahlar kimin? Korucuların... Koruculara o silahları veren kim? Devlet yahut operasyonda öldürülen militanlardan çalınanlar... Peki korucuların sicilleri nasıl? %20 si suça batmış...
Bu korucuların ilk vakası mı? Değil... Koruculuk sistemi sosyal bir tahribata yol açmış mı? Sen eli kanlı katillerin eline senin yanında savaşıyor diye silah ve yetki verirsen görüldüğü gbi açıyor...
Tartıştığımız şey koruculuk sisteminin iyi mi kötü mü olduğu yahut devletin bölgedeki şiddet politikalarının haklılığı değil, bunlara karşı tavrımı bir daha açıklamaya gerek yok, tartıştığımız şey bu yaşananların üzerine örgütün de şapkasını önüne alıp kendini eleştirmesi ve yöntemlerini, tavırlarını sorgulaması gerekliliği. Her zaman devlet haksız, o zaman örgüt de haklı, neden çünkü onun düşmanı. Bu tavırla vardığımız nokta ortada.
Alıntı:
Emperyalizm olmayan bir sorunu kaşıyamaz. Bunun kökleri yerli kaynaklarda vardır yada bu sistemde yaratılmıştır. Hatta bu kapitalizmin tarihidir de...
Sorun yok dediğimi nereden çıkardın?
Alıntı:
Öyleyse egemen ve dışlayıcı dilini kurmaktan vazgeç...
Militarizmi ve şovenizmi kimin hangi tarafta olduğuna bakmaksızın dışlarım. Egemen yahut değil, taraflar değil tavırları eleştiriyorum.
Alıntı:
AKP ve ABD yakınlaşması olmadığını söylemedim zaten; ama aynı CHP de sence ABD^'den bu derece azade midir? CHP NATO'ya karşı mı mesela? Bu eski bir gelenektir, siyasal tarhimizde bu iki cephe yerine gre dost yerine göre de düşman olmaktadır.
Bende aynı şeyi söylüyorum zaten, sömürü geleneğinde eski dostlar çıkar için her zaman düşman haline gelebilir… CHP siyasi bir tavır olarak değil, güç mücadelesi açısından şu anki konumundadır.
Alıntı:
Anadolu AKP öncesinde Paristi de bizim mi haberimiz yok? Elbette muhafazakarlaşma ciddi bir eğilimdir; ancak bunu yaratan da CHP kışkırtması ve egemen ideolojidir. Lailkliği dandik bir türban karşıtlığına indirgeyip diyaneti açan da resmi ideolojidir. Dahası resmi ideoloji her zaman kendi kontrolünde uysal bir muhafazakarlığı yeğlemiştir ki tarikatların 12 eylülden sonra Kenan Evren'le görüştükleri de biliniyor mesela.
Anadolu AKP ile değil 12 Eylülle bu hale geldi, AKP bu planın son halkası, kurulduktan sonra bu kadar kısa süre içinde seçime girip genel başkanı hapiste olmasına rağmen tek başına iktidar olan başka bir parti hatırlıyormusun? Bu olaylardaki suniliği görmek bu kadar mı zor? Kaldı ki ordunun düşmanı benim dostumdur diyerek AKP ye sarılan, kendini sol/sosyalist çizgide addeden dangalakları da gördük. 80 öncesinde Anadolu “Paris” değildi belki ama en azından Paristeki kızlar gibi giyinen öğretmenler Anadolu’da rahatlıkla görev yapabilmekteydi (kaynak aile fotoları)
Alıntı:
Kimse kusura bakmasın ama; ben ne ''din elden gidiyor'' palavralarına ne de '' amanin İslam geliyor, kaçın'' masallarına kanarım. O zaten hep oradaydı; sorun şu ki sen resmi ideoloji paradigmasının karşısına demokratik ve özgür-bilimsel kendi paradigmanı koyabiliyor musun? Ne yani, AKP ucubeliği için gidip CUMHURİYET MİTİNGLERİNE mi katılacağım?
Ne yapılmalı peki? Kendi hakim paradigmanı yani resmi ideolojinin dayattığı suni ve göstermelik çatışmaların dışındaki bir paradigmayı yaratabilirsin yahut bu paradigmaya katılabilirsin. Yahut kuzu kuzu gider, cumhuriyet mitinglerine katılırsın. Eee, anarşist paradigma, diyeceksin belki? Anarşistler senin kurduğun dili kullanmaz zaten, onları boşver.
Ah o din elden bir gidebilse keşke...
Benim paradigmam bilinçlendirme üzerine, tezler ezberletip beyin yıkama değil, halkın gözlerini açma üzerine kan bürüme değil, birey olarak bir safta bulunabilme üzerine sürünün bir hayvanı ya da ordunun bir silahı değil. Alternatif, canlı yöntemler üzerine birilerinin bilmem ne zaman yazdıkları köhnemiş, başarısızlıkları kanıtlanmış planlar üzerine değil. Dağda elde silah çatışırken ölmeyi göze alabilenler nedense şehirde veya köylerde bilinçlendirme kampanyalarında elini taşın altına sokmaya yanaşmıyor. Çünkü vur emri vermek hem daha kolay hem de bir tahakküm kaynağı.
Cumhuriyet mitinginden bahseden kim? Ama ordunun 28 şubat sonrası aldığı tavır nedeniyle yine bir düşmanımın düşmanı mantığıyla İslamlaşmayı, tarikatlaşmayı küçümsemeye devam ededurun, bunu önlemek için hiç bir şey yapmayın, halkı bilinçlendirmeye değil savaştırmaya uğraşın, cemaatlerin eline düşmüş insanların yiten kişiliklerine sırt çevirin, sürüleşmiş halk yığınlarından oluşan, ümmetleşmiş bir topluma doğru ilerlerken devrim hayalleriyle orayı burayı patlatın, daha sonra o ümmet kendi efendisi adına kellenizi alırken de sakın ağlamayın!!!!!!!!!!
Alıntı:
Kardeşlik mi istiyorsun? Eşitliğin ve demokrasinin dilini kullan ve resmi ideoloji martavallarını bir kenara bırak. Şiddetten arınalım mı diyorsun? O halde devlet olgusunu sorgulayalım, onun hastalıklı doğasından başlayalım. Demokrasi mi diyorsun? Hanii sınıflaR?
Sorun orada, devlet olgusunun içinde ve onun yorumlanışında...
Sadece yorumlanışında değil, varoluşunda.
Basmakalıba döndük yine, senin gibi düşünmeyeni resmi ideoloji martavalı okumakla suçlayıp bana ezbere antitezler okuyorsun. Senin söylediklerin hangi gayri resmi ideolojinin köhnemiş martavalları peki? Yazdıklarımı doğru düzgün yorumla önce; devlet, ordu, Kemalizm, militarizmin hangi yönüne nerede hak vermişim. Bul çıkar da ben de göreyim…
|